canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

VERA NEDİR? - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

VERA NEDİR?

 

Vera’  şudur; helalden bile sakınır daima havfı ilahi kalbinde olduğundan.

İki cihanın serveri rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz Hadisi şeriflerinde:

لَوْ صَلَّيْتُمْ حَتّٰى تَكُونُوا كَالْحَنَايَا وَصُمْتُمْ حَتّٰى تَكُونُوا كَالْاَوْتَارَ  فَمَا يَنْفَعَكُمْ اِلَّا الْوَرَعَ الشَّاف۪ى

Şöyle buyruluyor ki; “eğer siz beliniz yay gibi bükülünceye kadar namaz kılsanız. Oruç tutmaktan zayıflayıp ip gibi incelip dudaklarınız kurusa vera’ olmayınca fayda etmez”[1] buyuruyor.

Hazreti piri tarikat Abdulkadir Geylâni kaddesallahu sırrahul aziz efendimiz, “bir kimse on şeyi nefsi üzerine farz görmeyince vera tamam olmaz” buyuruyor.

Birincisi lisanını gıybetten muhafaza etmektir. Gıybet; bir mü’min kardeşinin sevmediği bir söz ile arkasından konuşulan kelamlardır. Eğer o konuştuğun şey, onda varsa gıybet etmiş olursun. Eğer o şey onda yok ise bühtan-iftira etmiş olursun. Buna dair ebu Hureyre radıyallahu anhudan yapılan rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hazretleri:

‏‏أَتَدْرُونَ مَا ‏‏الْغِيبَةُ؟ ‏‏

“gıybet nedir biliyor musunuz?” diye sordu. Sahabe-i kiram:

قَالُوا: اَللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ

“Allah ve rasulü daha iyi bilir” diye cevap verdiler. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

قَالَ ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ

“kardeşiniz hakkında onun hoşlanmayacağı şekilde konuşmanızdır” buyurdu. 

فَقَالَ رَجُلٌ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ؟

“orada bulunanlardan birisi “ya benim konuştuğum onda varsa oda gıybet midir?” diye sorunca Rasulullah sallallahu aleyh vesellem efendimiz:

قَالَ إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ‏ ‏اغْتَبْتَهُ ‏ ‏وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ ‏ ‏بَهَتَّهُ ‏

“eğer söylediğin o kimsede varsa gıybet etmiş olursun. Eğer söylediğin o kimsede yoksa bühtan-iftira atmış olursun”[2] deyi buyurmuştur.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri diğer bir hadisi şeriflerinde:

إِيَّاكُمْ وَالْغِيْبَةَ فَإِنَّ الْغِيْبَةَ أَشَدُّ مِنَ الزِّناَ

“Gıybetten sakınınız; zira gıybet, zinadan daha şiddetlidir”[3] buyuruyor.

İkincisi su-i zandan ictinab edip sakınmaktır. Su-i zan; her bir şeyi gözü ile görmeden, kulağı ile işitmeden, tahmin üzere, benim zannım üzere şöyledir deyip de kötü zanda olmaktır. Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri hadisi şerifte:

إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَد۪يثِ   

“zandan sakının. Muhakkak ki zan, sözlerin en yalanıdır”[4] buyuruyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri gıybet ve su-i zan hakkında ayeti kerimede:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ

“ey iman edenler! Çok zandan ictinab edin-sakının çünkü zannın bazısı yanlış ve günahtır. Birbirinizin ayıplarından bahsetmeyin ve birbirinizin ayıplarınızı araştırmayın birbirinizi kişiflemeyin ve birbirlerinizi gıybet etmeyin”[5] buyuruyor.

Üçüncüsü maskaradan, halkı istihza alay etmekten sakınmaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimesinde:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ

“ey iman edenler! Sizden bazılarınız bazılarınızı maskaraya alıp istihza alay etmesin. Alay edilen kimseler alay edenlerden daha hayırlı olabilirler.”[6] Çünkü hayırlı olmak zahirde insanların gördüğü suret ve şekillerle değildir. Allah indinde insanların hayırlı olmasına sebep olan kalblerde gizli olan takva iledir.

Dördüncüsü mahremden göz yumup haram olan nesnelere bakmamaktır. Buna dair Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:

 قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ

ya Habibim! Bizim namı hesabımıza mü’minlere söyle gözlerini harama kapasınlar”[7] deyi buyuruyor.

Beşincisi sözünde sadık olmaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا

“söz konuştuğunuzda adaletli sadık (doğru) olunuz”[8] buyuruyor. Tenbihü’l-Müfterinde Üveysel Karani hazretlerinin kelamından nakleder ki şöyle demiştir:

“Hak sözde kadem sabit olan kimse dost komaz ve her kim nasa takvayı emredip münkerden nehy ettiyse anı azim zem ile hakaret yapalar.”

Peygamberimizin sallallahu aleyhi vesellem ve sahabelerinin etmediklerini söyler ve emrolunmadıkları işleri yapan kimseler ile eliyle ve lisanıyla ve kalbiyle mücahede eden kimse kâmil mü’mindir.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz ebu Sadi’l-Hudri radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şeriflerinde:

اَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانِ جٰٓائِرٌ اَوْ اَم۪يرٌ جٰٓائِرٌ

Manası: “cihadın afdalı zalim padişah veya bey katında hak sözü söylemektir”[9] deyi buyuruyor.

Altıncısı ucubdan sakınmaktır, yani servetine, ilmine dayanıp da mağrurlanıp, gurura ve eminliğe düşmemektir. Allahu Teâlâ hazretlerinin kendi üzerinde ki nimetlerini bilip Allah korkusunu her an içinden çıkarmamaktır. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ هَدٰيكُمْ لِلْا۪يمَانِ

“Allahu Teâlâ’nın size imanın yollarını göstermesi sizin hakkınızda büyük bir nimet bir lütuftur”[10] buyuruyor.

Yedincisi maddi malını, servetini bir de kendine verilen ömür hayatını Allah yoluna riyasız, rızalı yerlere harç edip günah, gayri meşru yerlere sarf etmemektir.

Sekizincisi kibirden, gururdan, büyüklenmekten çok sakınmaktır. Ayeti kerimeda Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri:

 تِلْكَ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذ۪ينَ لَا يُر۪يدُونَ عُلُوًّا فِي الْاَرْضِ وَلَا فَسَادًاۜ

vasıflarını haber verdiğimiz darı ahret cenneti alayı yeryüzünde Allah’ın kulları üzerine ulviyet ve kibirle fesat murad et­meyen kimseler için halk ettik”[11] buyuruyor.

Dokuzuncusu beş vakit namazı vaktinde, erkânına riayetle huzur-ı kalb ile huşu ve edeb ile kılmaya devam etmektir.

Onuncusu ehl-i sünnet ve cemaat itikadı üzere olup, doğru istikamette olmaktır. İbni Mesud radıyallahu anhu buyuruyor ki:

خَطَّ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَطًّا بِيَدِه۪ فَقَالَ هَذَا سَب۪يلُ اللّٰهِ مُسْتَق۪يمًا

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün eliyle bir çizgi çekip “bu Allahu Teâlâ’nın doğru yoludur deyip” 

ثُمَّ خَطَّ خُطُوطًا عَنْ يَم۪ينِه۪ وَعَنْ شِمَالِه۪ وَهٰذَا سُبُلٌ عَنْ كُلِّ سَب۪يلٍ مِنْهَا شَيْطَانٌ يَدْعُوا اِلَيْهِ

sonra, o çizginin sağına ve soluna birçok çizgiler daha çektiler ve “bunlar da her birinin başında şeytanın oturdu­ğu ve kendine çağırdığı yollardır deyip”[12] şu ayeti kerimeyi okuduğunu rivayet etmiştir ki Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri o ayeti kerimesinde:

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ

“işte benim sıratı mustakıym-doğru yolum ona tabi olun. Başka gayri yollara tabi olarak tefrika tefrika olup da hak yoldan sapanlardan olmayın”[13] buyuruyor.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri diğer bir hadisi şeriflerinde:

سَتَفْـتَرِقُ اُمَّت۪ى ثَلٰثَ وَسَبْع۪ينَ فِرْقَةً كُـلُّهُمْ فِى النَّارِ اِلَّا وَاحِدَةً

“ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır, hepsi de cehenneme gider, yalnız biri kurtulur.” Sahabeler sordular:

مَنْ وَاحِدَةً يٰا رَسُولَ اللّٰهِ

“O kurtulan fırka kimlerdir ya Rasulallah?” Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

مٰا اَنَا عَلَيْهِ وَاَصْحَاب۪ى

“Ben ve Benim ashabım ne itikatta ise ondan ayrılmayanlardır”[14] deyi buyurmuştur. Rabbim cümlemizi razı olduğu istikamet üzere aşk, şevk, muhabbet ve sıdk ile daim, kaim eylesin.

 


[1] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.198 (Osmanlıca baskı) c.1.s.176 (Beyrut)

[2] Sahihi Müslim c.4.s.2001/2589 (Beyrut). Sahihi ibni Hıbban c.13.s.72/5759 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.4.s.329/1934 (Beyrut). Darimi, Sünen c.2.s.387/2714 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.2.s.230/7146 (Mısır).  

[3] Tabarani, Mu’cemü’l-Evsat c.6.s.348/6590 (Kahire). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.5.s.306/6741 (Beyrut). Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.116/4320 (Beyrut). Münavi Feyzü’l-Kadir c.3.s. 129 (Mısır)

[4] Tirmizi, Sünen c.4.s.356/1988 (Beyrut). Gunyetü’t-Talibin c.1.s.204 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.181 (Beyrut). Sahihi Buhari c.5.s.1976/4849 (Beyrut). Sahihi Müslim c.4.s.1985/2563 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.5.s.296/6703 (Beyrut).

[5] Hucurat suresi 49/12

[6] Hucurat suresi 49/11

[7] Nur suresi 24/30

[8] En’am suresi 6/152

[9] Hâkim, el-Müstedrek c.4.s.551/8543 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.4.s.471/2175 (Beyrut). Ebu Davud, Sünen c.4.s.124/4344. ibni Mace, Sünen c.2.s.1329/4011 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.3.s.19/11159 (Mısır). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.6.s.93/7581 (Beyrut). Deylemi, el-firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.358/1448 (Beyrut).

[10] Hucurat suresi 49/17

[11] Kasas suresi 28/83

[12] Sahihi ibni Hıbban c.1.s.180/6 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.1.s.435/4142 (Mısır). Darimi, Sünen c.1.s.78/202 (Beyrut). Said ibni Mansur, Sünen c.5.s.112/935 (Riyad). Nesai, Sünenü’l-Kübra c.6.s.343/11174 (Beyrut). Müsnedi Bezzar, c.5.s.131/1718 (Medine-i Münevvere, Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.s.263 (Beyrut).

[13] En’am suresi 6/153

[14] Tabarani, el-Mu’cemu’l-Evsat c.5.s.137/4886 (Kahire). Hâkim, El Müstedrek c.1.s.218/443 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.9.s.242 (Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>