canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Zikrin mahalleri - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Zikrin mahalleri

Üçüncü sıra dörtlerZikrin mahalleri; birinci lisan yani dilde, ikinci kalpte, üçüncü sanevberide dördüncü lübte.

Birinci dilde olan şudur; insan zikre devam edip çalışmaya başladığında zikir dilde olur. O zaman dil güzel güzel nazımlar ile beyitler söyler. Dil durmak istemez daim Allah’ı zikretmek ve onunla daim çalışmak ister gönlünde bir sevinç uyanır. Zikrde titrer coşar.

İkinci kalpte olan zikir şudur; dilden zikir kalbe geçer. Kalb çalışa çalışa öyle bir hale gelir ki saat gibi çalışır olur. Zikir kalpte zuhur eder. Onu ehli olanlar bilir. Kalpte o kadar devam gelir ki asla kararı kalmaz. Ateş düşer yanar, tutuşur kalpte çok alametler olur.

Üçüncü sanevberi şudur ki; göbekten iki üç parmak yukarıdır. Zikir kalpte kemal bulup nakledeceğinde kalp, çocuk gibi oynar. Sonra sanevberiye nakleder. Sanevberide zikir o kadar ilerler ki insan, vücudunda her damar, her kıl dibinde zikri işitir. Tepeden tırnağa kadar cümle vücudu zikreder. Taşın ve dağların cümlenin zikrini işitir.

Dördüncü lüb şudur; sağ eğe kemiklerinin tükendiği bittiği yerdedir. Zikir sanevberiden nakledeceği zaman cümle mevcudatın sırrı açılır. O zaman lübbe geçer. Zikir sedası hareketi lübden zuhur eder. Orada kemal buncaya kadar devam eder. Kemal bulunca ilmi ledün kapıları açılır. Nitekim hadisi şerifte buyuruyor:

مَنْ أَخْلَصَ لِلّٰهِ أَرْبَع۪ينَ صَبَاحًا ظَهَرَتْ يَنَاب۪يعُ الْحِكْمَةِ مِنْ قَلْبِه۪ عَلٰى لِسَانِه۪

“Her kim, abdesti namazı yerinde halisen lillah kırk sabaha zikrullah ile erişirse kalbinden diline ilm-i hikmet pınarları açılır”[1] akmaya başlar buyuruyor.

 

Dördüncü sıra dörtler: Kur’an-ı Kerim’de, tuba gibidir; bir, aslı kökü Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemdir. İki, eshabı kiram dallarıdır. Üç, tabiinler budaklarıdır. Dört, ümmetleri yaprakları gibidir.

Kur’an’ın Rasulullahtan olması şudur; Muhammed sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizin mübarek ağzından tohum ekilir gibi eshabına gelmiştir. Sadırdan sadıra, gönülden gönüle ekilerek gelmiştir. Kuvveti, risalet penah efendimizdendir. Böyle olunca taaccüb olunur. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin ümmetinden zuhur eden keramete dil söyleyip ölüler dirilmesine inanmayanlara yazıklar olsun. Ümmetinden evliyaullahtan zuhur eden kerametler ve ne kadar peygamber geldi ise onlardan zuhur eden mucizeler hepsi O’nun şanındandır.

Eshabı kiramın dalları olması şudur; hazreti peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem sahabelere, sahabeler tabiinlere talimi Kur’an eylemişlerdir. Bunların cümlesinin kökü-aslı Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemden gelir. Onun için ümmetinden büyük kerametler zuhur etmiştir. Ölüler diriltmek gibi çok kerametler zuhur eylemiştir. Mucizatı Peygamberi ölmemiştir. Kur’an büyük mucizattır. Kur’an’ı Allah rızası için, huzur, huşu, edeb ve erkânıyla okuyanlardan da onun gibileri zuhur eder.

 Tabiin şudur; eshabı Rasule yetişip Kur’an, ilim, hadisi şerifler öğrenip kalplerini nuru Muhammediye ile ziynetlendirenlerdir. Eshabı Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin kalplerinden onların kalplerine budak budak ayrılarak gelmiştir. Kur’an-ı Kerim mucizatı Nebi aleyhisselamdır. Ümmetinin Kur’an okuyup amel eden zatlardan peygamberin sallallahu aleyhi vesellem mucizatından kuvvet alarak çok büyük kerametler zuhur eder.

Ümmetler yapraklarıdır dediği şudur; bir ağacın başında ki yaprakları ve çiçekleri en sonra gelir. Meyvesi tadı sonunda çıkar. Ağacın kökü, bedeni Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemdir. Dalları eshabı kiram, budakları tabiin, yaprakları çiçekleri meyvesi ümmetidir. Kuvvet kökten gelir. Bir ağacın kökü sağlam olursa meyvesi malumdur. Onun gibi peygamberin sallallahu aleyhi vesellem büyük sağlam bir ümmetinden ne zuhur etmez. Ümmetten zuhur eden peygamberin şanıdır. Kur’an’ın manasında Allah ve peygamber beraberdir. Kur’an mahlûk değildir. Bizzat Cenâb-ı Hakk’ın kelamıdır.

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>