canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Cenâb-ı Hakk’ın Sınaması-Denemesi Beş Şeyledir - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Cenâb-ı Hakk’ın Sınaması-Denemesi Beş Şeyledir

 

Dördüncü sıra beşler: Aklımızın erişmediği yönler var. Yüce Rabb’ımın onun bize tafsilatını çok güzel anlatması var. Tarikat yolunda dervişlerin imtihana çekilmesi var ve mahvu fenaya geçmesi var. Süluke girip sülukunu bitirmesi var.

Bir derviş Allah’a, Allah’ın cemaline âşık olup maşukuna kavuşmak istiyor. Maşukuna kavuşmak için malından fani, dünyasından fani, maddiyatından fani, nefsinden fani, evladından fani ve hanımından fani olmalar var.

Bizim ileriyi görüp anlamadığımız için bizlere evladın, hanımın tehditleri, tenkitleri, töhmetleri var. Daha ikraha gelecek hallerde olma zamanları da fazlasıyla var.

Zahiren fenaya geçmek için tenkitler, huzurunu bozucu kelamlar bu konuda sıdk ile mürşidin izahatı ile Cenâb-ı Hakk’ın kendini sevip dostluğuna kavuşmak isteyenleri imtihan ile denemeleri var. Cenâb-ı Hak ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

 وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ

Yani, “Biz o sevdiğimiz kulları bir şeylerle denemeler yaparız.” Tevvekülünü, teslimiyetini, itikadının ne derecede olduğuna denemeler yaparız.”

Birinci مِنَ الْخَوْفِ minel havfi, yani korku ile. Yani “Allah kulunu imtihan eder bir korkuya düşürür”[1] kula haddini kararını bildirmek için. Kulun derecesi yükseldiğinde kul Hakk’tan büyük şeyler umar. Cenâb-ı Hak, o kulu sınar, bulunduğu makama göre yapar. Kulun ne olduğunu zaten bilir lakin kula haddini bildirir.

İkinci وَالْجُوعِ ve'l-cûi yani “birde açlıkla sınar” imtihan eder. Tevekkülü tam olup olmadığını kula bildirir. Kullar, ezelde vaad eylediler ki Hakk’ın muhabbetinden ayrılmayalar. Dünyaya gelince yüzde doksanı vaadı bozdular, dünyaya aldandılar. O yüzde ona keşif, keramet, cennet verince yüzde doksanı aldandılar. O yüzde ona belalar, korkular verdi. Cümle belalarla yüzde doksanı beladan korktu kaldı kalan ona didarını verdi.  

Üçüncü وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ ve naksım minel emvali yani “mal noksanlığı ile sınar”[2] imtihan eder. Allahu Teâlâ malını sarf edecek yerler gösterir, Allah için malından geçer mi? Allah için malından geçmek büyük meseledir. Allah tarafına kalbi açılanın eli cömertliğe açılır verir.

Dördüncü  وَالْاَنْفُسِ ve’l-enfüsi yani “can korkusu ile kulu sınar”[3] imtihan eder. Kendi nefsinden korkar ki yani Hak yolunda bulunduğu halde kendi nefsinin helak olma korkularını zuhur ettirir amma ötesi yoktur hiç korkmayınız.

Beşinci وَالثَّمَرَاتِۜ  ve’s-semarât yani “ekin, meyveler, bağ, bahçelerle imtihan eder”[4] ekinleri noksan eder, hâsılatına ziyan verir lakin gayri yerden nice mislini verecektir. Cümlesi zahirde bir korkudur amma hiç arkası yoktur. Kulun korktuğu gibi olmaz bilmeyen mahrum kalır.

Bu denemelerde sabır sebat eder itikadında sağlam durursa müjde et ya Habibim وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ artık bu sıkıntılar zamanında sabır, sebatından, doğru istikametinden ayrılmayıp azminde zerre kadar gevşemeyip istikametinden ayrılmayanlara müjde-beşaret haberini ver ya Habibim. Onların imtihan zamanı bitip mükâfat zamanı geldi “onları müjdele”[5]  buyuruyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bu yazdıklarımızla sevdiği mü’min kullarını bu belalar ve sıkıntılar ile bela, musibet, sıkıntı hamurları ile iyice yoğurur pişirir, ham kalmasın diye bunlarınla pişirir.

Cenâb-ı Hakk’ın görmediği, bilmediği yoktur. Kendine yakın olmasını istediği kulu, derece yükseltmek için denemeleri var. Bağlı olduğu evlat, ailesi ve arkadaşları, bunlarda ki olan sevgisini almak için onlardan huzuru bozucu, kalbi yıkıcı kelamlar, acı çehreler onlardan zuhur ettikçe onlarda ki sevgiler tamamen sıyrılıp gitmeye başlar.

Manevi pazardan biraz bir şeyler alanlar, sair dertlere, sıkıntılara katlanırlar. Hanım derdi, çoluk çocuk derdi ve dünya derdi, sair insanların derdi, bunların üzerinde durmaz, atarlar, katlanırlar.

Manevi pazarlar; her insana lazım olan ihtiyaçların temin olduğu pazar ancak o pazardır. O pazara alışverişe gelenler, gidenler, o pazarın zahmetine katlanmayanlar, alışveriş ihtiyaçlarını temin etmeyenler manevi pazar âleminden mahrum kalırlar.

Çünkü manevi pazar âlemi, gözle görülmez. Maneviyat âlemine dalmayınca o Pazar âlemi bilinmez.

Dalgıçlar toplanır, maneviyat denizinin dabanının boş olmadığını anladıklarından hangisi cesaretli olup ne olursa olsun diye denize dalar, bulduklarını ehline satarlar.

Bir kısımda maneviyat denizinin dibinde inci mercanlardan anlayamadığından dalıp bir şeyler alamaz, öylece ölümle mahrum olur giderler.

Maneviyat denizinin dibine gelenler, maneviyat denizinin dibinden aldığı inci, cevher, mercanları çıkarıp ehline göre onun kıymet değerini bilenlere alışveriş maneviyat pazarına dökerler, ehline göre satış yapılır.

Özü, sözü dünya olanlar bu maneviyat pazarından bilemezler, ciddi olarakta bir şeyler alamazlar, mahrum olaraktan mezara dolarlar.

Ebu Hureyre Radıyallahu anhu hazretlerinden rivayet olunan bir hadisi şerifte sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

لٰا يَزَالُ الْبَلٰٓاءُ بِالْمُؤْمِنِ وَ الْمُؤْمِنَةِ ف۪ي جَسَدِه۪ و مٰالِه۪ وَ وَلَدِه۪ حَتّٰى يَلْقَى اللّٰهَ وَ مٰا عَلَيْهِ خَط۪يئَةٌ

“Bela, erkek ve kadın mü’min kimsenin bedeninde, malında, evladında eksik olmaz, devam eder. Ta ki hatalardan temizlenip Allahu Teâlâ’ya kavuşuncaya kadar”[6] buyruluyor. 

Bu yola düşen, Rabb’ı sına kavuşmak isteyen erkek kardeş, hanım bacılar bu hallere uğrarlar. Hakk’tan gayrilere olan sevgileri sıyrılıp gitmeye başlar.

Şeyhımız Bilal baba hazretlerinin bu konuda misali:

Oturduğun yerde arka taraftan bir değnek ucu kuluncuna ve iki yanına dürtüp seni incitiyor, acıtıyor. Dönüp baktın ki değneğin arka ucu en sevgili dostunun elinde. Kızıp bir cevap söyleyebilir misin? Bu konular inşaallah daha da açılacak.

Cenâb-ı Hakk’ın kendisine, sevgisine yönelmek, yakın olmak için o kullarını böyle değnek ucu gibi gözükmeden incitici, üzücü deneyim imtihanları var.

 

Meşakkat çekmeyen terakki bulmaz

Belasız vuslatı cenan olmaz

 

Hadisi şerif:

اَشَدُّ النّٰاسُ بَلٰٓاءً اَلْاَنْبِيٰٓاءُ ثُمَّ الْاَوْلِيٰٓاءُ ثُمَّ الْاَمْثَالِ

Yani, “belanın en şiddetlisi peygamberleredir. Sonra Allah’ın veli kullarına, sonra derecesine göre emsallerinedir.”[7]

Enes Radıyallahu anhu hazretlerinden rivayet olunan diğer bir hadisi şerifte sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri şöyle buyurur:

يَقُولُ الْبَلٰٓاءُ كُلَّ يَوْمٍ إِلٰى أَيْنَ أَتَوَجَّهُ 

“Her sabah bela, (üzüntüler, sıkıntılar, meşakkatler, musibetler, elem ve kederler ve sair üzüntü vericilerin cümlesi hal diliyle Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerine müracaat ederler.) “Ya Rabbi, senin izninle bu gün nereye gideyim.”

فَيَقُولُ اللّٰهُ عَزَّ وَ جَلَّ إِلٰى أَحِبّٰٓائ۪ي وأُول۪ي طٰاعَت۪ي

Cenâb-ı Hak Teâlâ buyurur ki “sevdiğim dostlarımın ve ibadet-taat ehli kullarımın üzerlerine git.”

“Ya Rabbi onlar seni sevmek gayretindedirler. Sende o dostlarını sevmektesin. Bizim onların üzerine gitmemizde ki hikmet nedir? Ya Rabbi

أَبْلُو بِكَ أَخْيٰارَهُمْ وَاَخْتَبِرُ صَبْرَهُمْ وَأُمَحِّصُ بِكَ ذُنُوبَهُمْ وَأَرْفَعُ بِكَ دَرَجٰاتَهُمْ

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri onlara şöyle buyurur ki “seninle hayırlı-iyilerini imtihan ederim. Sabırlarını dener, günahlarını siler, derecelerini yükseltirim.”

Yani, “sizler o sevdiğim dostlarımın üzerinde bulunduğunuz müddetçe onların sizlere sabır, tahammül ettikleri, şikâyetçi olmadıkları müddetçe bütün günahlarını yıkayıp af ederim. Ve sizlerinle indi ilahiyemde ki onların derecelerini de yükselteceğim. Dostluklarımızı, sevgimizi daha artıracağım”  buyuruyorlar.

وَ يَقُولُ الرَّخٰٓاءُ كُلَّ يَوْمٍ إِلٰى أَيْنَ أَتَوَجَّهُ

Bununla beraber “rahatlık-bolluk (keyifler, nefsin hoşlandığı zevkler, yemekler, içmekler, uyumaklar ve ne kadar nefsin hoşlandığı işler var ise bunlarda) hal dili ile Cenâb-ı Hakk’a her gün sabahleyin müracaatta bulunurlar. “Ya Rabbi, senin izninle bizler nereye gidelim?”

فَيَقُولُ اللّٰهُ عَزَّ وَ جَلَّ إِلٰى أَعْدٰٓائ۪ي وَ أَهْلِ مَعْصِيَّت۪ي

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri şöyle emirde bulunur ki “sevmediğim hoşlanmadığım düşmanlarımın ve ehli ma’siyet olanların üzerine gidiniz.”

 أَز۪يدُ بِكَ طُغْيٰانَهُمْ وَ أُضٰاعِفُ بِكَ ذُنُوبَهُمْ وَ أُعَجِّلُ بِكَ لَهُمْ وَ أُكْثِرُ بِكَ عَلٰى غَفْلَتَهُمْ

“onların tuğyanlarını, günahlarını artırırım. Sizler sevmediklerimin üzerinde bulunduğunuz gibi sizlerin içinde yaşadıkları müddetçe onlara beni unutturacağım. Benden uzaklaştıracağım. Azabımı, gazabımı onların üzerine artıracağım.”[8]

Burada derviş; evlat, mal, hanımdan nasıl fani olur? Kendi nefsinden nasıl fani olur? Her tenkitler, tehditler, töhmetler oldukça onların kalbinde zerre kadar sevgi muhabbetleri tamamen gitmesi lazım ki evlatlarından, hanımdan fani olmuş olasın.

Nefsinin de öyle. Nefis ki, buluğ çağından beri bu ana kadar Allah yolunda, Rabb’ına yakınlığa varmaya en fazla mani olan, Rabb’ına karşı daimi surette seni mahcup eden rezalet, felaket yollarına teşvik eden böyle bir düşmandan tamamen ikrah edip Rabb’ına sığınmak lazım gelir. Onunda bu hallere karşı yaptığı edep harici, hayâ harici ve senin Rabb’ın ile aranı açıp bozmaya çalışan nefsinden de tamamen ikrah edip fani olmak lazım gelir.

 

Fena sahrasına ermeyen bir salik

Eremez devleti irfana malik

Ehli sülük, ehli hal olan kardeşlerimize de Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiğini anlatıp bildirmek istiyorum. Rüyada; eğer fazla taşkın olunca hanımın, evlatların sana saygı, hürmetleri, tazimleri, ülfet muhabbetleri aşırı derecede çok olursa zahiren bedenin, iskeletin çok sağlam-kavi olsa kılık kıyafet düzgünlüğüne ve sıhhatin dinç kuvvetli olsa acaba bunlardan sevgin kısalır kalpten bunların sevgisini tamamen atabilir misin? Yoksa bu dinçliğe, bu kuvvete ve aile evladın hürmet hizmetlerine, taltiflerine aldanıp, seni yaratanı unutup, bütün sevgi düşüncelerini Allah’tan gayriye bağlanmana bunların sevgileri, hürmetleri, hizmetlerinde aldanıp kalbini bunlarınla mı meşgul edeceksin? Yoksa bunların hepsinin hürmetini gerekse tenkitlerini, tehditlerini atıp seni yaratanın zikri, sevgisi ile mi meşgul edeceksin? Bakalım. Bir imtihan sahasında denemeler yapılmaktadır.

Allah’ın nazargâhı olan kalp kumbarasını maddiyet, dünya ve dünyanın içindekileri ile ve evlat, aile hürmetleri, taltifleri ile fazla hizmetleriyle bu nazargâhı ilâhi olan kalp kumbarasını bunlara karşı olan sevgilerini, taltif hürmet hizmetlerini, çok itaatleri ile kalp kumbarasını bunlar ile doldurmanı düşün. Bunların hepsi Rabb’ından seni uzaklaştırmıyorlar mı? İyice düşün. Bu halde senin Rabb’ına yakın olmana mani değiller mi?

İşte aklımızın ermediği yönler; dünya, evlat, aile bu halde seni halk eden yüce Rabb’ına, Rabb’ıyın dostluğuna, Rabb’ıyın rızasına kavuşturmaya mı sebep oluyorlar? Yoksa yüce Rabb’ından ve rızasından uzaklaştırmaya mı sebep oluyorlar?

İşte dünyadan fani olmak; dünya ve içindekilerin hepsi, aile, evlat, halkın hürmeti, hizmeti, saygı, sevgileri senin Hakk’tan uzaklaşmana sebep değiller mi? Sakın, çok sakın.

Aziz kardeşlerim, bu saydıklarımızın hiçbirisi sizleri aldatıp yüce Rabb’ınızdan ayırıp uzaklaştırmasın. Bunların cümlesinin hürmetine, hizmetine, saygısına katiyen bağlanıp aldanmayın. Hangisine muhabbet edilirse yolumuz Cenâb-ı Hakk’ın cemal kâbesinin yolcusuyuz bunlar bu yoldan bizleri engelleyip geri koymazlar mı?

Bizler de dünya ve dünyalık olan mala, mülke, evlat ve servete, nam ve şöhrete, hürmet ve hizmetlere aldanmayalım. Sevgi ve muhabbetlerini kalbimizde taşımayalım. Bu dünyalıklar bizleri Allah sevgisinden ve Allah zikrinden alıkoymasın.

Ehlullâhın sözleri; dünya bir deniz, bizler de bir gemi misaliyiz. Vücut gemisini dünya denizinin üzerinde gezerken çok dikkatli olalım. Vücut gemisini delip, suyunu içimize alıp, dünya denizine vücut gemisini batırıp, helak olmayalım. Dünyaya çalışıp, meşgul olduklarımızda, dünyayı bir tuvalet haneye benzetmişler.

Tuvalet hane, sevilecek, istirahat edilecek bir yer midir? Onunla uğraşıp muhabbet ediyorsun. Allah dostları zaruri sıkıntı olduğu hallerde dünya tuvalet hanesine ihtiyaç için girmişler. Girerken dikkatli olup, sıkıntıyı def için girmişler. Sıkıntıyı def eyleyip, temiz çıkmışlar.

Rasulullah Sallallahu Teala aleyhi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde:

يَا اَبُو ذَرْ جَدِّدِ السَّفِينَةَ وَخُذِ الزَّادَ كَامِلًا سَفَرٌ بَعِيدٌ بَحْرٌ عَمِيقٌ

Her ne kadar bu hitap o sahabeye söyleniyor ise de bütün ehli imana bir büyük ikazdır. Mealinde: "Ya Ebu Zer vücut iskeleti bir gemiye benzeyen vücut gemini tamir et yenile her tarafını ceditle tamir et. Bol miktarda sana gıda verici kumanya gıdalı azıkları çok eyleyip hazırla çünkü çok uzun ve derin bir deniz yolculuğumuz vardır.”[9]

 

Neylerim dağ ile bağları

İstemez seni seven şirinle yağları Allah’ım

Atarmış hürmetle hizmeti

İstemezmiş şanla şöhreti

 

Sana kavuşmak olurmuş gayreti

Dostluğun nişanı, istemezmiş ün ile şanı Allah’ım

 

Kendini methi senadan kaçar imiş

Kalbi gayriye kapar sana açar imiş

Ruhu kafeste pervaz vurup uçarmış Allah’ım

 

Olmazmış kıyafet kisvet düzmekte

Seninle olurmuş Allah’ım seni seninle bulurmuş Allah’ım

 

Dünyadan alakayı kesermiş

Nefretle dünyaya küsermiş

 

Olmazsa sözünde Hak kelamı susarmış Allah’ım

Seni sevenlerin nişanı istemezmiş ün ile şanı

Hacı Mustafa GÜNEŞ

 

Maksadımız dünya muhabbetinden çok sakıncalı olmaktır. Çünkü kalp, Allah sevgisi için yaratılmıştır. O kalp, Allah’ın nazargahıdır. Allah korkusu ile yıkayıp, Allah’tan başkalarını o kalpten gayretle atmaya çalışacağız.

Güveneceğin, dayanacağın, seveceğin, güvencin kimdir acaba? Dayanacağın kimdir acaba? İnanıp seveceğin kimdir acaba? Bunlar Hay mı? Kayyum mu acaba?

Cenâb-ı Hak Ayet-i Kerime’de buyuruyor ki:

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿﴾ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

Yani, “yevmî mahşer günü geldiğinde, size dünyadaki malınızdan, evladınızdan hiç birinden bir fayda yoktur. İlla bir temiz kalp ile geldiniz ise, size o kalpten fayda vardır.”[10]

Nankör, zalim nefsin buluğ çağından beri seni şerre sevk ediyor. Soralım; ey nefis, buluğ çağından beri senin havana uyduk. Mundar olan havana uyduğumuz zamanlarda ne gibi kazanç elde ettin? Menfaatin ne oldu? Dünya ve ahret ne menfaatin oldu? Ne kazandın? Ne elde ettin?

Dünya bazı kere dünyalık serveti, rahatlığı, üzerine yönelip gelir. Bazen halkın saygısı, sevgisi üzerine yönelip gelirler. Halkın hürmeti, taltif hizmetleri, meth ve senaları onlara aldanıp zevk duyman senin maneviyatta Rabb’ından uzaklaşmana sebep olurlar.

Burada şeyhımız Bilal baba hazretlerinin ağzından aldığım kelamlardan bir tanesi: “mecbur olmadıkça bu halk ile meşgul olman kendi nefsini tanımaya halk perde olur. ‘Fakat bu konuda seni Allah’ına yakın edici mü’mini kâmiller müstesnadır. Onların dışındakilerden sakınmak lazımdır.’  Vücutta ki olan azalar, bedenin-nefsinde Hakk’ı tanımana perde olur.”

Burada Veysel Karâni hazretlerinin söylediği mübarek kelamları da yazmamız icap etti.

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem hayatında iken giydiği mübarek hırka-i şerifini vefatından sonra Veysel Karâni hazretlerine verilmesini vasiyet yapmış idi. Vefatından sonra mübarek vasiyetini yerine getirmek için hazreti Ömer radıyallahu anh efendimiz ile hazreti imamı Ali kerremallâhu vechehu efendilerimiz hırka-i şerifi alıp Yemen’e Veysel Karâni hazretlerine götürdüler.

Veysel Karâni hazretlerini dağda deve güder buldular. Emaneti, Rasulullahın hırka-i şerifini teslim ettilerse de alıp yüzüne gözüne sürüp edeple, hayâ ile bir yüksek yere koydu.

Kendisi namaza durdu. Bir rekât kılıp ikinci rekâtta secdeye varınca kalkmayıp Cenâb-ı Hakk’a münacat etmekle uzun müddet başı secdeden kalkmadı. Hazreti Ömer radıyallahu anhu efendimiz:

Ya Üveys, biz çok uzaktan geldik geri gitmemiz lazım. Başını secdeden kaldır. Bize biraz vasiyetler yapıp konuş. Biz geri gidelim. Deyince başını secdeden kaldırıp:

Ah! Ne olaydı biraz daha sabır edeydiniz. Başım secdede münacat etmekteydim. Bize getirdiğiniz emaneti, Rasulullahın hırka-i şerifini Cenâb-ı Hakk’a münacattaydım. Ya Rabbi bu hırka-i şerifi vasiyet edip gönderen en sevdiğin dostun olan ve Habib’in olan Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi vesellem hürmetine O’nun ümmetinin günahlarını affetmeni isterim. O’nun hürmetine ricamı kabul buyurmazsan bu mübarek hırkayı nasıl giyeyim. Affedersen üzüntülerimi giderirsin.

Ya Rabbi, bu ricam kabul olunmazsa bu hırka-i şerifi giyemem ve hem de giymem münacatında ümmeti Muhammed’in üçte birini sana bağışlayıp affettim ya Üveys denildi.

Geride kalan ümmetin yekün hepsinin Habib’inin hürmetine affolunmasının münacatındaydım. Acele yaptınız. Biraz daha sabır etseydiniz ne olurdu?

Dediler ki; ya Üveys, çok uzak yoldan geldik. Gitmemiz gerekir. Bize birkaç kelam vasiyet edip konuşur musunuz?

Buyurdular ki; sizin yaşadığınız yerlerde insanlardan ölenler oluyor mu? Ölenler var mı?

Dediler ki; ya Üveys, dünya yüzünde hiç ölmeyen, ölü olmayan yer var mı? Diye cevap verilince Üveys hazretleri:

Ahbaplarınızdan, en yakınınızdan ölenleri elinizle mezara gömüyorsunuz.

Evet, gömüyoruz ya Üveys.

Öyleyse bu vasiyet aklı, zekâsı olana bu ölüm vasiyeti yetmez mi? Diyerek konuşmayı kesti.

Hazreti Ömer radıyallahu anhu, ya Üveys, vasiyet konuşmalarınızı biraz artırır mısın? Deyince Üveys, yine buyurdu ki;

Bu halkın içinde sizleri tanıyan var mı?

Evet var. Deyince:

Siz kendinizi halka unutturun. Hakk’ın sizi tanıması size yeter.

Biraz daha artırır mısın? Deyince Üveys hazretleri buyurdu ki;

Bu halkın içinden tanıdıklarınızı unutun. Hakk’ı tanımanız size yeter deyip başkada konuşmadı.

Şeyhımız Bilal baba hazretlerinin lisanından aldıklarım. Bir sohbetinde buyurdular ki; mecbur olmazsan bu halk ile çok meşgul olmak nefsini tanımaya halk perde olur. Bu nefsinde Hakk’ı tanımaya perde olur.

Yalınız halkın içinde zararları yok olanlar ve madden manen faydası, menfaati çok olan mürşidi kâmiller ve mü’mini kâmiller ve sadık kullar müstesnadır. Çünkü bunlar hakkında ayetler                 

            اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ

“Muhakkak ki mü’minler kardeştir.”[11]

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

 “Ey Allah’a iman edenler! Allah’tan çok korkunuz. Takva ile şüphelilerden sakıncalı olarak amel yapınız. Sadık kullarımı arayınız. Bulunuz. Sadıklarla beraber olunuz.”[12] Buyruluyor.

Sadıkların maiyetinden ayrılmayınız. Onların zahirde sohbetlerinden faydalanınız, onlara, gıyaben de Allah için sevip rabıta edin ki ruhaniyetlerinden de fayda görürsünüz.

Çünkü bunlar yani, mürşidi kâmil, mü’mini kâmil ve sadık kullar Allah rızası için halkı uyarmaya çalışırlar. Karşılık beklemeden gece gündüz halkın iyiliğini düşünürler.

Yine Bilal babamın ağzından dinlediklerimden; “kırk elli seneden beri bu halkın bir tarafı gece gündüz beni meth ederler. Halkın bir tarafı da gece ve gündüz aleyhimde beni zem ederler. Ben bu halkın methinden de usanmışım zemminden de usanmışım. Bütün arzu maksadım sizlerin içindir.”

Çünkü bir mürşid, peşine takılan, teslim olan bütün müridini aynen kendi gibi onların da kemale ulaşmasını ister. Onların hepsini Allah’ın kendine teslim ettiği emaneti bilir. Kendi gibi yetiştirmek ister.

Çünkü yarın huzuru Allah’ta onları yarım, noksan yetiştirdiyse onların sorumluluğu var.

Teslim olanlar böyledir. Mürşide hakkıyla teslim olmayanlar kendi nefsinin havasına mürid olmuşlardır.

Şimdi geriye tekrar dönelim.

Ehli süluk olanlar, ehli hal olup fani olanlar.

Fani olmak; anlaşılması için insanlar arasında çok hürmete layık olan padişah huzuruna, makamına gitmesi icap etti. Bu kimse vücudunu banyo yaparak temizler. Pis koku eserini koymaz. Vücuttaki kirli çamaşırların hepsini soyar atar. Hiç kullanılmamış temiz elbiseleri giyer.

Padişahın makamına, huzuruna öyle temiz olarak ve çok korkarak varması lazım geldiği gibi bütün mevcudatı yoktan var edip halk eden yüce Allah’ımızın ruhen huzuruna varmak, yakîn olmak, O’nunla dost olmak isteyen kardeş bacılarımızın, nefsin ne kadar ahlakı zemime-kötü huy ahlakları var ise kirli, paslı elbiselerin atılıp çıkarıldığı gibi bunlarda Allah’ın nazargahı olan kalpten çıkarılması, atılması lazım gelmez mi?

Padişahın huzuruna varmak için onun dostlarını bulmak lazım. Allah’a yakîn olmak için de O’nun dostlarına varmak teslim olmak lazım. Çünkü padişahın yanına padişahın sevdiği dostunu bulup onunla varabiliyorsun.

Hakiki tasavvuf âlimlerinin sözleri:

Kenz açılmaz her gönülde ta ki cümle arzulardan dur olmayınca

Yani, kalbin Hakk’tan gayri arzulara gidiş yolları tamamen kapanmayınca kenz açılmaz dediği kalpte gizli gözle gözükmeyen esrar, sır hazinesi, hikmet hazineleri açılmaz. Yani, nazargâhı ilahi olan kalp, çevre yönlere gitmeyip huzurda tutulması lazım gelir.

Hak tecelli etmez sana kalb silinip, süpürülüp pür nur olmayınca

Gayret et, sür çıkar şu kalpten Hakk’tan gayrileri.

Çünkü padişah konmaz saraya ta ki o hane süpürülüp temiz ve mamur olmayınca.

 


[1] Bakara suresi 2/155

[2] Bakara suresi 2/155

[3] Bakara suresi 2/155

[4] Bakara suresi 2/155

[5] Bakara suresi 2/155

[6] Kenzü’l-Ummal c.3.s.341/6846 Ramuze’l-Ehadis c.2.s.487/4

[7] Sahihi ibini Hıbban c.7.s.184/2921 (Beyrut). Nesai, Sünenü’l-Kübra c.4.s.352/7482 (Beyrut). 

[8] Kenzü’l-Ummal c.3.s.341–342/6850, Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.5.s.475/8807, Ramuze’l-Ehadis c.2.s.517/5

[9]Ruhu’l-Beyan tefsiri c.1.s.428 (Beyrut). Deylemi, Müsnedü’l-Firdevs c.5.s.339/8368 (Beyrut).

[10] Şuara suresi 89. ayet

[11] Hucurat 49/10.

[12] Tevbe 9/119.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>