canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Kötü Huy Ahlaklar - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

 

Kötü Huy Ahlaklar

 

1-kibir 2-ucub 3-riya-süm’a 4-haset 5-buhul (pintilik-cimrilik) 6-gazap 7-hubbu dünya (hırs tamahla dünya sevgisi)

İşte Allah’ın hoşlanmadığı bu kötü huy ahlaklar sa’yı gayretle nazargâhı ilahi olan kalp evinden süpürülüp temizlenmesi lazım gelir.

Sahabeler sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme sordular.

يَا رَسُولَ اللّٰهِ مَا الدّ۪ينُ

 

“Din nedir ya Rasulallah”

قَالَ حُسْنُ الْخُلْق

 

Hüsnü’l-hulk diye cevap verdi. Hüsnü’l-hulk nedir? “Güzel ahlaktır.”[1] Demek ki kimin ahlakı güzel ise dini kemale ermiştir.

İşte burada ne anlaşıldı? Kötü huy, kötü ahlakların giderilmesine çalışılırsa Allah’ın hidayeti, kulun sayı gayretiyle bu kötü huylar gidip yerine güzel huy ve ahlaklar gelmeye başlar.

Sahabe-i kiram tarafından sevgili Peygamberimiz hazreti Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimize güzel ahlakın başı nedir? Diye sorulması üzerine sevgili Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz:

صِلْ مَنْ قَطَعَكَ وَاعْفُ عَمَّنْ ظَلَمَكَ وَاعْطٰى مَنْ حَرَمَكَ

“senden kesilip gelmeyen kimseye gitmen, sana zulmedeni affetmen, bir ihtiyacın düştüğünde sana vermeyen kimseye senin vermendir”[2] deyi buyurdu.

Ya Rabbi sevgili Habibiyin hakkı için bizleri cümleten senin razı olduğun güzel ahlaka sahib eyle. Senden senin rızandan bizleri uzağa çekici olan her türlü ahlak, fiil ve hallardan muhafaza eyle, âmin, âmin, ya Muin.

Allâhu Teâlâ’ya dost eden güzel ahlaklar da yedidir, güzel ahlakların Birincisi: Kibrin karşılığı tevazudur. Kibirden, büyüklenmekten korkup, gönül alçaklığıdır. Güler yüzlü, tatlı dilli, düşünceli, ağır başlı, Hakk’tan korkar, ağır, kâmil bir insan olmaktır.

Daima, ben gönül enginliği yapıyorum deyip; horluk, adilik, maskaralık yapmak değildir. Kendi şerefini, vakarını muhafaza etmektir. Zenginler kapısında yüzsuyu döküp, boyun büküp, yaltaklanmak değildir.

Belki de, Allâhu Teâlâ’ya güvenip, kendini muhafaza etmektir. Bunlar Allâhu Teâlâ’nın en sevdikleridir. Bize de nasip eyleye Allah’ım (Âmin)!

İkincisi: Ucube karşı emniyete kapılmamaktır. Niyazdır, ilmine, ameline güvenmeyip, daima Allâhu Teâlâ’ya niyaz ile yalvarıp korkmaktır. Allâhu Teâlâ’nın korkusunu daima kalbinde tutmaktır.

Bir kimse her ne kadar büyük olsa bu korku olmalıdır. Serbest, kaygısız, ferah olanları Allâhu Teâlâ sevmez.

Ayeti kerime:

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِح۪ينَ

“Muhakkak ki Allâhu Teâlâ kaygısız serbest ferah olanları sevmez.”[3]

Daima kendinden korkanları sever. Büyük, küçük demez, korkanları sever. Bizleri de sevsin Allah’ım (Âmin)!

Üçüncüsü: Riyaya karşı ibadetini, amelini, keşfini, kerametini gizlemek, kendini övmekten sakınmak, halka karşı sözünü ve her halini iftiharsız, hasbeten lillah Allah için yapmaktır.

Asla nefsine inanmamak ve güvenmemektir. Daima Allâhu Teâlâ’ya kendini suçlu bilmektir. Şeytandan ve şerrinden korkusuz olmamaktır.

İşte Allâhu Teâlâ’nın dostu bunlardır. Cenâb-ı Hak, bizleri de dostu olanlardan eylesin (Âmin)!

Dördüncüsü: Bahilliğe karşı cömertlik ve sahavettir. Eli, gözü, gönlü bol, açık, hasbeten lillah yedirir, içirir ve sever.

Cömert o kimsedir ki, Allah yolunda sarf eder ve sevinir. Allâhu Teâlâ’nın kuvvetli dostu bunlardır.

Bir kimseyi ki methetseler, âlimdir, büyük zattır, deseler sen onun cömertliğine bak. Bu yok ise o büyük adam değildir. Allah tarafına kalbi açılmamıştır. Allah tarafına kalbi açılanın eli de cömertliğe açılır.

Büyük adamı nesinden bilelim, Ya Rasulullah? Demişler, buyurmuş ki;

بِالسَّخٰٓاءِ وَالنَّص۪يحَةِ لِلْمُسْلِم۪ينَ

“Cömertliğinden, Müslümanlara nasihatinden”[4] buyurmuştur.

Beşincisi: Hasede karşı, kendi mesleğinden olan Müslüman’a karşı kendi nefsini nasıl seviyor ise onu da öyle sevmektir.

Hoca hocayı, derviş dervişi hasedlememektir. Bir Müslüman diğer bir Müslüman’ı hasetlerse, ona su-i zanda bulunursa, Cenâb-ı Hakk’ın düşmanıdır. Sever ise, o kimse Cenâb-ı Hakk’ın dostudur.

 İşte hocaların, şeyhlerin, dervişlerin helaki buradadır. Allah muhafaza etsin. İhvanlar bundan helak oluyor, dikkat etmelidir.

اَللّٰـهُمَّ احْفَظْـنَا اَللّٰـهُمَّ يَسِّرْ عَلَيْنَا آم۪ينْ يٰامُع۪ينْ

Allah’ım bizleri muhafaza eyle. Allah’ım bizlere kolaylaştır. Âmin. Ya Muin.

Altıncısı: Gazaptır, öfkelenmek, darılmak, azarlamaktır. İstiane, buna karşı Allâhu Teâlâ’ya sığınmaktır. Eûzu besmele okuyup, medet istemektir. La havle velâ kuvvete illa billahi deyip, Allâhu Teâlâ’nın da kendine gazap edeceğini düşünmektir ve korkmaktır. Kendinin acizliğini Allâhu Teâlâ’ya boynunu bükmektir.

İşte bunları sever, dostudur. Bunlar böylece gazabı yutarlar. Allâhu Teâlâ’dan af diler. Kime gazaplandı ise, onun gönlünü alır, bir daha ya da tevbe ederler. Allâhu Teâlâ’da bunları affeder.

اَللّٰـهُمَّ اغْفِرْ لَنَا يٰا اَللّٰهُ

Allah’ım bizleri affeyle ya Allah.

Yedincisi: hırs tamahla Dünya sevgisi, hubbü dünyadır. Buna karşı sabırdır, kanaattir, tevekküldür, rızadır. Allâhu Teâlâ’dan korkmaktır ve inanmaktır.

Sabır odur ki, elindekine tamamen kanaat edip halini kimseye şikâyet etmemektir. Haline razı olmaktır.

Tevekkül odur ki Allâhu Teâlâ’ya kendisi ibadetle meşgul iken her umurunu Hakk’a tevekkül, vekil eyledikten sonra, her işini O’nun yapacağına inanmaktır. Allâhu Teâlâ’nın kapısında çalışan her şeyini Allah’tan beklemektir.

Beklemeyen şuna benzer; mesela çok zengin, çok merhametli, çok cömert bir zatın kapısında, gece gündüz çalışan bir kimse, o efendinin vereceğini beklemeyip, başkalarının kapısına varıp, halinden şikâyet edip, ondan bir şeyler istese, o kapısında çalıştığı zatın ne kadar güceneceğini, ne kadar gazaplanacağını düşünürseniz bilirsiniz. Bir kimse âlim olup da veya derviş olup da zenginlerin kapısına varıp halini arz ederse dininin üçte biri gider, dediği hadis-i şerif budur.

Allâhu Teâlâ, Benim kapımda çalışıp neden başkasının kapısına gidiyorsun? Bana inanmıyorsun? Ben âlimim der, dervişim, kemal buldum dersin. Hakk’ın kapısını bırakıp kulların kapısına gidersin der, gazaplanır.

Her kim Allâhu Teâlâ’nın kapısını sebatla, sabırla bekler, kanaat ederse, Allâhu Teâlâ onu sever, büyük adam olur. Vesselamu ala menitte bea’l-Huda.

Şu hadis-i şerif’i de ilave edelim:

عَزَّ مَنْ قَنَعَ ذَلَّ مَنْ طَمَعَ

“Kanaatli olan aziz olur, tamahkâr olan zillete düşer.”

اَللّٰـهُمَّ اجْعَلْنَا مِمَّنْ قَنَعَ بِيَدِه۪

Allah’ım bizleri elindekine kanaat edenlerden eyle. Âmin. Ya Muin.

Bir kimse sa’yı gayretle kötü huy, kötü ahlakların giderilmesine çalışılırsa Allah’ın hidayeti, kulun sayı gayretiyle bu kötü huylar gidip yerine güzel huy ve ahlaklar gelmeye başlar.

Kötü huy-ahlakların giderilmesini erbabından yani, hem zahir hem batın ilmine hamil olan, ilminde kâmil olan zatlardan bu kötü huyların giderilmesini sorar zıttı ile amel yaparsa Allah’ın inayetiyle kendinin sa’yı gayretiyle kötü huyları giderilmeye başlarsa yerine güzel huylar gelmeye başlar ise kâmillerin aşısına aşılanmış olur İnşaallâhuteâlâ.

Yani, içi çekirdeği acı zerdaliler şekerpare aşısı aşılanıp zerdaliler şekerpare oluyor. Yani, kendi başına olmuyor. Aşıcılık yapan adamını, ehlini bulur teslim olursa şekerpare kalemini zerdalinin bedeni kabuğu yarılır, şekerpare kalemini oraya yerleştirir kalemde oraya bedene bağlanır, muzu olan böceklerden korunarak gereken hizmetini yapar muhafazasına çalışırsa şekerpare kalemi zerdalinin bedeninden kuvvet alarak yetişip şekerpare meyvelerini toplarsın. Çekirdeği acı olan zerdali şekerpare oldu.

İşte sadıkların, kâmillerin misali piyasada en güzel aşılanmış bir şecere (ağaca) benzer.

Portakal yetişen bölgelerde ilk defa portakalın temeli turunç, içi ekşi çekirdeği çok turunçlara o aşıcılığın erbabı ehli olan zat Washington kalemini turuncun bedende ki kabuğunu yarıp içerisine güzellikle yerleştirir. O kalemi yumuşak çaput veya iplikle bağlarlar. O Washington gözünü böceklerden muhafaza ederek lazım gelen hizmetine, suyuna devam ederse o bir Washington gözü turuncu Washington’a çevirir. Washington meyvesi almaya başlar.

Burada konu uzuyor. İyi anlaşılması için misal veriyoruz. Âdemoğullarına yaradan yüce Rabb’ımız ne buyuruyor.

Çekirdeği acı ekşi kaysı, zerdali gibi içi ekşi, çekirdeği çok turunç gibi nefsi emare bedenlerinde kalmayıp

    Tevbe Suresi 119. Ayette buyruluyor ki:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Ey Allah’a inandım iman ettim diyen mü’minler, O sizi halk eden yüce Rabb’ınızdan çok korkunuz. Takva ileO’na ibadet yapınız. Sadık kullarımı arayın bulun. Sadıklarla beraber olun.”[5]

Sizleri de güzel ahlak-ı hamidiye aşısına aşılasınlar. Nefsi emmarenizi mutmainneye aşılayıp sizleri de nefsi emmare acı sözlerinden, harama bakan gözlerinizi, kalplerinizi yani, kötü huy-ahlaklarınızı güzel huy ahlaka aşılasınlar.

Nefsi emarenizde, ekşi turunç gibi çekirdeği acı, ekşi zerdali gibi kalmayın.

Arayınız buyuruyor Cenâb-ı Hak “sadık kullarımı bulup onlarla beraber olun.” Sizlere de güzel ahlaklar ahlakı hamidiye aşısını vursunlar.

Dikkat edin kardeş bacılarım, bakınız, gözlerinizle görünüz, kalbiniz mutmain olsun. Ekşi, çekirdeği çok turunçlar, Washington meyvesi oluyor aşı vurulunca.

Ekşi, çekirdeğinin içi acı zerdaliler şekerpare olma, şekerpareye çevrilme imkânı oluyor aşı vurulunca.

Ormanlarda ki yetişen çam kerestelere bakın. Sanatında kâmil, sadık, hakkıyla ehli olan ustaların eline teslim ederseniz o çam tomruklarını yani, çam bedenlerini evvela yaylı hızardan çıkarıp sonra yapacağı hacete göre ölçüp, küçük hızarlardan çıkararak ve lazım gelen yerine göre ölçülüp ölçü üzerine işlenip tutkal ve işkencelerden çıkararak en güzel kapı, pencere, doğrama her türlü hacete girip hacet oluyor, atılmıyor.

Fakat buraya iyi dikkat edin kardeş bacılarım. Bende ustayım, kapı pencere yaparım diyenler var. Bunlar hakkıyla o sanatın ehli olan bir ustadan izahat almayanlar ve o sanatın tam ustasına, muallimine boyun kesip, tam teslim olup o sanatı öğrenmemiş ise o keresteyi heder edeceği gibi o keresteden de bir hacet olmaz. Bozar, heder eder bu yarımlar.

Bu misallerimiz; Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri, sadık kullarımı arayınız, bulunuz. Zahirlerinde sohbetlerinden faydalanınız, gıyabında ruhaniyetlerinden faydalanınız.

Ruhaniyetlerinden faydalanılabilir. Elhamdülillah biz şeyhımızın vefatından sonrada ruhaniyetlerinden tasarruflarından faydalanıyoruz.

İşte bunlar kâmil bir muallim, sanatın ustasına benzerler. Tam teslim olursan senide kâmil bir adam, keresteni hakkıyla bir hacet yaparlar.

Yarım, sanatın ehli olmayan noksanlara teslim olursanız sizi heder eder. Mühim olan itikadlarınızı bozarlar.

İşte gayemiz hayatta yaşayan din kardeş bacılarımız, Allah yolunda din yoldaşı olan kardeş bacılarımız, çok dikkatli olun. Dine, Kur’an’a, şeriate, hadisi şerife hor bakan, yarımlara teslim olmayınız, itikadınızı bozmasınlar.

Cenâb-ı Hak bütün kullarına işaret ediyor. Sadık kullarımı arayın, bulun. Sizlere de sadıkların aşısını aşılasınlar buyuruyor.

Misaller uzuyor ama maksadımız; kitap eline geçen din kardeş bacılarımız iyi anlasınlar, uyansınlar, yarımlara teslim olmasınlar.

Zahiren anlayabileceğimiz şekilde bir çocuk, zekâsı çok kuvvetli, zihni açık, anlayışı kuvvetli ama ilkokulda staj görmemiş, Ortaokul, lise, üniversite ve harbiye okullarına başvurup bunların muallimi olan zata boyun eğmemiş, kumandan ve muallimlere başvurup teslim olmamış, zekâsı kendini ileri terakkiye götürmemiş. Ehillerine hizmet edip boyun kesmediği için yüksek makam derecelerden mahrum kalmaz mı?

O zekâlı, o kabiliyetli olan çocuk daha yüksek öğretmenlere başvurmadan kendi başına bir muallim, bir âlim olabiliyor mu? Bakınız.         

Ahret için mezar, mahşer için zahmet çekmeyeyim diyenler, amel defterim kolay geçitten olsun diyenler, yüce Rabb’ımız, çok sevdiğimiz Rasulullah efendimiz bizden razı olsun diyenler, kalp kumbarasını lâ ilâhe illallah zikriyle salavâtı şerif ile kalp kumbarasını doldurmaya devam etsinler.

Bununla beraber her an kendini huzuru Allah’ta bilerek, Allah’tan çok korkarak, kâmil mürşidine teveccühünü ayırmayarak, eğer kâmil mürşidi zahirde yok ise onların ruhları ölü değil tasarrufları var. Büyük pirlere rabıta yapabilir.

Huzuru kalp ile o, yüksek pir efendilerimize rabıta ile bu zikir-tevhid ile bu kalp kazanının altı ateşlenir, gözlerden yaşlar akmaya başlar. Kötü huy-ahlakları da yakıp yok etmeye başlar inşaallâhuteâlâ.

Kötü huy-ahlaklar konusu üstünde çok duruluyor ama okuyup dinleyen kardeş bacılarımız iyi anlaşılsın diye üstüne çok durulması icap ediyor. Bu konuda bir misal ile yine yazalım inşaallah.

Bir bina yapan kimse, aklı yeten bina yapmak işi başından geçen kimselere sorup izahat alması lazım gelir.

Bina yapacak kimseler, bina yapmak işi başından geçen zata danışır-sorarlar ise o zat bina yapan kimseye tehlikeleri haber verip söyler.

Yapmak istediğin binanın temeline çok dikkatli ol. Binanın temelinde yedi çuval barut var. Önce bu temeldeki barut çuvallarını çıkarıp binayı yapmaya öyle başla bu barut çuvallarını temelden çıkarmak işi başından geçen bina yapan kimselerden izahatla talimatla öğrenip ne yapıp edip barut çuvallarını çıkarıp öyle başlanması lazım.

Barut çuvallarının hepsi çıksa da birisi kalsa o çuvala bir ateş kıvılcımı dokunsa binayı temelden altüst yok eder.

İşte üstüne çok durup anlatmak istediğimiz konuları iyi anlıya bilinsin diye uzun misaller yazıldı ve yazılmaktadır. Dikkat olunsun.

Din yolunda kardeş bacılarımız, din yolunda, Allah’ın rızasına kavuşmak için, namaza, abdeste, zikrullaha ve hayır işlere çalışan kardeş bacılarımız:

Erkek kadın her insanda yedi kötü ahlak-kötü huy sıfatları var. Bu yedi ahlak-huyların her birisi barut çuvalına benzer. Dikkat olunmaz ise bu barut çuvalları gibi olan kötü huy-ahlaklar bir tanesine bir ateş kıvılcımı dokunan barut çuvalı gibi olan kötü huy-ahlaklarda yapılan amelleri yok eder ve Allah’ın kendisine gücenmesine sebep olur. Bu kötü huy-kötü ahlakların her birisi ibadet binasını yok ederler.

Birinci kibir: Büyüklenmek, kendini gurura düşürmek, kendini çok bilgin kabul eder. Başkalarını hor görür.  Hadisi şerife göre azap çekmeden cennete gidemez. Hadisi şerif:

لَايَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ ف۪ى قَلْبِه۪ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

Yani; “Kibirli gururlu kimseyi beğenmez kendini çok beğenen kibir ve gururlu olan kimseler azap görmeden cennete giremez”[6] buyruluyor.

İkinci ucub: Maddiyetineservetine, evladına, ilmine, bilgisine dayanır, güvenir. Allah korkusu içinden çıkar. Korkuyu atar, eminliğe düşer. Cenâb-ı Hakk’ıda kendine gücendirmeğe sebep olur. Bu huy bu ahlak hadisi şerife göre o kimsenin yetmiş senelik ibadetini yok eder. Barut çuvalı gibi bu ahlaklar amelleri yok eder. Hadisi şerif:   

     اِنَّ الْعُجْبَ لِيَحْبِطُ عَمَلَ سَبْع۪ينَ سَنَةً

 Yani, “bir kimse kendini beğenip, başkalarını beğenmez, kendini çok beğenir, eminliğe düşer; ameline, servetine, ilmine güvenir, gurura düşer, serbestliğe düşer, Allah korkusunu unutur, işte bu hal, o kimsenin yetmiş senelik ibadetini ifna ve imha eder.”[7] Cenâb-ı Hak, Ümmet-i Muhammed’i bu gibi halden korusun. Âmin. Ya Muin.

Üçüncü riya ile süm’a: Riya dediğimiz her ibadetini, amelini, hayratını, her işlerini halka göstermeyi sever. Gösterişli yapar. Her işini halkın görmesinden zevk duyar. Zevk alır. Daima kendini meth ve sena eder. Kendini methetmeyi sever. Süm’ada; ilmini, okumasını, sesini-savtını, konuşmalarını halk iyi desinler diye halka beğendirmeye çalışır. Buda Allah-u Teâlâ’yı kendine gücendirmeye sebep olur. 

 Hadis-i Şerif:

اَلشِّرْكُ الْخَفِيُّ اَنْ يَعْمَلَ الرَّجُلُ لِمَكَانِ الرَّجُلِ

Yani, “gizli şirk, Allah kendini görüp dururken, halkın methini ve ihsanını veyahut tazimini kazanmak maksadıyla amel ve ibadet etmektir.”[8]

Dördüncü hased: Hasidlik; arkadaşının, din kardeş bacılarının madden manen yükselmesini, ilerlemesini gözü götürmez, çekemez. Hasidlik yapar. Onların maddi manevi servetlerinin ellerinden gitmesini veyahut da gidip kendi eline geçmesini arzu eder. Buda Allah-u Teâlâ’nın kendine gücenmesine sebep olur. Allah muhafaza etsin. Âmin. Ya Muin.    

Hadisi şerif: Enes radıyallahu anhu rivayet ediyor.

إِنَّ الْحَسَدَ يَأْكُلُ الْحَسَنَاتِ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْحَطَبَ

“Ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi hased de yapılan ibadetlerin sevabını yakar yok eder.”[9]

Yine hadisi şerif: Ebu Said’den radıyallahu anhu

اَلْحَسَدُ يُفْسِدُالْا۪يمَانَ كَمَا يُفْسِدُالصَّبِرُ الْعَسَلَ

“Haset öd ağacının balı bozduğu gibi imanı bozar.”[10]

Diğer bir hadisi şerif:

لَا يَجْتَمِعُ الْاِيمَانُ وَ الْحَسَدُ ف۪ي قَلْبِ عَبْدٍ اَبَدًا

Yani, “iman ile hased bir mü’mini kâmilin kalbinde kat’iyyen birleşmez.”[11]

Burada birde gıpta etmek var, bu zarar vermez inşaallah. Gıpta denilen, din kardeş bacılarının her cihetten yükseldiğini ve servetini görünce hased etmez. Bu çalışmış, madden manen, Cenâb-ı Hakk’da buna vermiş, Allah’ın hazinesinin hududu-sınırı yoktur, bende çalışayım bana da verir inşaallah der. Buna gıpta denilir, bunun zararı yok.

Bu tarikat yolunda çalışan kardeş bacılarımız biribirlerine karşı zerre kadar kıskançlık, hasidlik olmamalı bunların atılması lazım.

Bu yolda Allah dostluğuna ulaşmak niyeti ile içteki zalim nefsi, mel’un şeytanı anlamış, kendisi nasıl nefsi şeytanın çirkef tuzağından çıkmaya çalışıyorsa aynı diğer kardeş bacılarının böyle kayırmadıkça aynı bu niyetle onlara dua yapmadıkça kemal sahibi olamıyor.

Burada çok dereceler var, çokta tökezlemeler var. Eğer din kardeş bacısının madden manen yükseldiğini çekemez hasidlik yaparsa o kimse kendi kendisine köstek vuruyor. Kendisi manen anaryaya gidiyor. Kendisini unutup onların menfaatına koşacak. Bak o zaman Allahu Teâlâ seni yükseltir. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem hazretleri hadisi şerifte:

مَنْ تَوَاضَعَ لِلّٰهِ رَفَعَهُ اللّٰهُ وَ مَنْ تَكَبَّرَ وَضَعَهُ اللّٰهُ

“her kim Allah için mütavazi olur tavazu gösterirse Allah o kimseyi yüceltir. Her kimde kibreder kendini büyük zanneder, büyük görür, başkalarını hakir görür Allah o kimseyi alçaltır aşağı çeker”[12] deyi buyuruyor.

Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri cümlemizi ihvana, islama, din kardaşlara karşı razı olduğu şekilde tevazu ehli olanlardan etsin. Eliyle, diliyle, kalbiyle onların her türlü kötülükten çekilip iyiliğe ulaşmaları için sa’ı gayret gösterip çalışanlardan etsin, âmin, ya Muin.

İşte Allah’ın sevgili kulları bu niyetle çalıştıklarından daha çok terakki etmişler. Kendi nefislerini unutmuşlar, sırf Allah için ıkhvan din kardaş bacılarının iyiliğine, selametine saadetine çalışmışlar, Allah indinde derece kazanmışlar. 

  Beşinci bahıllık-cimrilik: Yani, Allah’ın kendine verdiği mal, servet, nimetlerinden hiç kimseye yediremez. Kendide yiyemez. Bahıl, eli çok sıkı, hiçbir fakir fukaraya da yardım etmez. Allah’ın kendine gücenmesine sebep olur. Hadisi şerife göre buda azap görmeden cennete giremez.

Hadisi şerif:

قَسَمٌ مِنَ اللّٰهِ تَعٰالٰى لٰا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ بَخ۪يلٌ

“Bahılların yani, cimrilerin azap görmeden cennete giremeyeceklerine Cenâb-ı Allah yemin etmiştir.”[13]

Zahir zenginin servetinde fakirin hakkı olduğu gibi manevi ilim zenginlerinin de ilminde ilim fakirlerinin hakkı vardır.

Cenâb-ı Hakk’ta her kime ilim çeşmesi vermiş ise Allah’ın kullarına hasbeten lillah içirip doyurması icab eder. İhtiyacı olanlara verip doyurup vermez ise bahıllık-cimrilik yapmış olur. Mahşere giderken ağzına ateşten gem vurulur. Dilsiz şeytan denilir.

Bu hususta İmamı Ali kerremallahu veche efendimizin rü’yası:

İmamı Ali kerremallahu vechehu hazretleri Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme ya Resulullah acaip bir rü’ya gördüm diyor. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de buyur ya Ali diyor.

İmamı Ali kerremallahu vechehu efendimiz, rü’ya âleminde bir yolda giderken yol kenarında bir ağacın başında bir kuş gördüm. Kuş ötmeye başladı, sesi güzel makamı güzel, o kadar güzel ötüyor ki beni hayrete düşürdü, onu dinledim. Öttü öttü, öttükten sonra ağacın başından indi, dere kenarında mundar necisler vardı onları kekmeye başladı. Bu seferde ondan ikrah ettim, iğrendim.

Oradan geçtim, bir dere gördüm. Derenin alt tarafında bir büyük ejderha yılan yatmış, ağzını açmış, yukarıdan gelen ne kadar su varsa hepsi ağzından karnına gittiği halde ağır gövdesi ile bir o taraftaki dağa çarpınıyor ah su vah su diye bir bu taraftaki dağa çarpınıyor ah su vah su diye onu da geçtim ya Rasulullah?

Yol kenarında çok büyük kazanlar kurulmuş, altlarında hep ateş yanıyor. Fakat kazanların bir kısmı boş bir kısmı dolu, dolu olanın da altı yanıyor boş olanın da altı yanıyor.  

Dolu kazan kaynayıp taşınca yanındaki boş kazanın içine düşmüyor, boşun üzerinden atlayıp dolunun üzerine düşüyor. Ortada ki boş kazanlarda cayır cayır yanıyor. Bu ne hikmettir ya Resulallah?

Ya Ali, Cenâb-ı Hak sana ümmetimin ahir zamandaki hallerini göstermiş. O ağacın başında öten kuş var ya, ahir vakitte çok hafızlar çok okumuşlar yetişecek. Camilerde kürsülerde minberlerde konuşmaya başlayıp bülbül gibi ötecekler, insanları hayrete düşürecekler. Belağatlı kelamı kibarlar konuşacaklar. O mevkiden çıkınca çok geniş olurlar, çok serbest olurlar. Dünya menfaatinin o kadar peşine düşerler ki yeter ki menfaat gelsin. Kendilerini şüphelilerden sakınıp koruyamazlar. Menfaat gelsin de isterse nerden gelirse gelsin.

O gördüğün ejderha yılan da ahir zaman da ümmetimin zenginleri çok olacak. Maddiyat gece gündüz ırmak gibi akacak. Fakat kendileri hırs tamah çok olduğundan doymayacaklar. Gece gündüz ah para vah para diye çırpım çırpım çırpınacaklar.

O gördüğün dolu kazanlar, ahir zamanda yine ümmetimde zengin, maddiyet servet sahipleri çok olacaklar. Bunlar ne zaman maddiyetinden bir şeyler harç edecek olurlar ise nerede kendi gibi karnı bağırsağı dolu zengin varsa onu bulur onu çağırır davet eder, ona yidirir içirir.

O bir zenginde ne zaman maddiyetinden bir şeyler sarf edecek olur ise o da kendi gibi karnı bağırsağı dolu zengin bulur, onu davet eder, onu yedirir içirir. Aradaki çok fakirler kazanın altı yanıp boş kazan yandığı gibi fakirler yanarlar, kavrulurlar. Zamanındaki o gibi zenginler o fakirlerin kursaklarına bir şey düşürmezler. Fakirler arada kavrulup yanacaklardır.

Maddiyet sahibi olan kardaşlarımız böyle olan servet sahibi gibi olmayınız. Gelen dünya malı sizlere Allah’ınızı unutturmasın. Madiyetiniz sizleri Allah’dan uzaklaştırmasın. Hırs tamahkâr namert, cimri olmayınız.

Hem Allah’a olan ibadetlerinizden fire vermeyiniz, hem de elinizi fakir fukara, yetimler üzerine Allah için maddiyetinizden elinizi onlara açınız. Cimri, pinti, nakıs, hırsı çok kalaba, tamahkâr, eli sıkı cimrilerden olmayınız.  

Altıncı hubbu dünya: Hırs tamahla dünya sevgisi; Tamah o ki ne kadar Allah rızık, nimetler verse hiç gözü doymaz. Öyle bir kötü ahlak ki gece gündüz hırs tamahlık kendini rahat ettirmez. Ne kadar mal, servet, para gelse gönlü, gözü doymaz çırpınır. Rahat edemez. Kendini öyle bir hale getirir ki aile efradı ile oturup sakin, sabır, sükûnetle rahat bir yemek bile yiyemez. Tamahlık ateşi kendini gece gündüz yakar, durdurmaz, rahat uyuyamaz.

Hele bu tamahlık halkın içinde âlim-ulema isminde olanlarda tamahlık olursa doymayıp âlim olduğu halde dünya zenginlerinin, servet sahibi olanların aralarına girip onlardan bir menfaat bekleyip umarak onların keyiflerine göre konuşursa Allah onların kalbinde ilmi hikmetini, muhabbetini, ilim irfanını, aşkını, sevgisini siler, yok eder. Kalpleri taşa döner, muhabbet eseri kalmaz. Bunlarda Allah’ın kendine gücenmesine sebep olur.

Hadisi şerif:

               اَلطَّمَعُ يُذْهِبُ الْحِكْمَةَ مِنْ قُلُوبِ الْعُلَمٰٓاءِ

“Âlim-ulema kimselerin dünya malına olan hırsı tamahı onların kalbinden ilmi hikmeti, marifetullahı siler izale eder.”[14]

Hubbuddünya yani dünya sevgisi, ahret tarafını ve kendini yaratan Allah’ını büsbütün unutup terk edip var gayretini, var himmet kuvvetini ve düşüncesini dünyaya bağlayıp dünya muhabbetini, zevkini kalbine yerleştirip dili, gözü, sözü, isteği, arzusu dünya olup Allah’ı, ahretini büsbütün unutup dünyaya bağlanmak. Buda Allah’ın kendine gücenmesine sebep olur.

Hadisi şerif:

حُبُّ الدُّنْيٰا رَأْسُ كُلِّ خَط۪يئَةٍ

“Dünya muhabbeti her günahın başıdır.”[15]

Yine hadisi şerif:

هٰاجِرُوا مِنَ الدُّنْيٰا وَمٰا ف۪يهٰا

“Dünya ve dünya malı ziynetine olan muhabbetinizi kesiniz.”[16]

Diğer bir hadisi şerifte sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz bizleri ikaz, irşad, uyarmak için şöyle buyuruyor.

   اِزْهَدْ فِى الدُّنْـيَا يُحِبُّكَ اللّٰهُ وَاِزْهَدْ ف۪يمَا ف۪ى اَيـْدِيِ النَّاسِ يُحِبُّكَ النَّاسُ

Yani “dünya muhabbetini kalbinden çıkar ki Allah seni sevsin, Cenâb-ı Allah’ın mahbubu olasın. İnsanların elindeki malından-mülkünden hürmet, hizmet, taltiflerinden tamahını kes ki insanlar seni sevsin”[17] buyuruyor.

Maksadımız Cenâb-ı Hakk’ın rıza yolunda yürüme azminde kardeşlerimize nasihat etmek ve bu yolda yürüyenler kalpte olan dünya muhabbetinin zararını ve bunun atılması gerektiğini Cenâb-ı Hakk’ın müsaade ettiği ölçüde anlatmaktır.

Eğe bunca nasihati, ayeti kerime ve hadisi şerifleri işitip, sıdk ile inanıp, Allah’tan korkup, Rasulden utanıp, insafa gelip Allah’a dönersen; Hak Teâlâ indinde yüzün ak ola, kıyamet gününde binidin Burak ola, tamu (cehennem) senden uzak ola ve sekiz cennet sana durak ola.

Eğer dersen ki bana dünya gerektir ve dünyada hoşluk gerektir. Bu günü hoş göreyim yarın ne olursa olsun dersen; var dünya sana mübarek olsun, baştan ayağa kutlu olsun, dünyanın lezzetleri sana tatlı olsun.

Velâkin bilmiş ol ki kıyamet günende Allah senden kaçar, Peygamberler, bütün Hak velileri seni kovar, avare, başıboş kalırsın. Zebaniler seni tutar, sürükleyip cehenneme atarlar. Şiddetli azaplar çeker, bela ve zahmetlere düşer, cefa ve mihnetler çekersin.

إِنَّ اللّٰهَ يَبْغُضُ كُلِّ عَالِمٍ بِالدُّنْيَا وَجَاهِلٍ بِالْآخِرَةِ

“muhakkak Allahu Teâlâ şol kimselere buğuz eder ki dünya işinin hakkıyla muallimi ustası olur, ahret yönünden büsbütün cahil kalır” [18] Allah cümlemizi muhafaza etsin.

Bu murdar dünyayı burada bırakıp gidersin, acaba oraya varınca ne edersin? Şol senin dünyada iken istemediğin kimseler biriktirip yığdığın, kıyamadığın dünyalığını bölüşür yerler. Sen karanlık ve dar yerde hesabını verirsin.

Eğer bu dünya bana gerekmez, ben dünyadan bizar, nefs elinden naçarım. Dünyanın, Hak yolundan alıkoyucu zevk, muhabbetinden, nefsin, şeytanın hava-i arzu ığvalarından Rabbıma sığınır, O’nun rızasını isterim, fırsat imkânlar elimde iken ebedi kalacağım ahret memleketinin tedariğini göreyim dersen. Allahu Teâlâ senin yardımcın olsun, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şefaatçın olsun, meşayıhı kiram mürşidin olsun, mü’minler duacın olsun, didarı ilahi senin ödülün olsun.

İmanlı bir kimsenin imanına, itikadına, ameline, ibadetine dünya malı, dünya muhabbeti alıkoymuyorsa, elinden almıyorsa Allah muhabbeti, Allah’a ibadeti devam ediyorsa bu zarar vermez. Dünya malı-servetinden icap edip yeri geldikçe Allah için verebiliyorsa o dünyalık buna zarar vermez.

Hadisi şerif:

     لٰا تُشْغِلُوا قُلُوبُكُمْ بِذِكْرِ الدُّنْيٰا

  “Dünya muhabbetiyle kalbinizi meşgul edip Cenâb-ı Hakk’ın zikri ve muhabbetinden gafil olmayın”[19]buyuruyor.

 

 Yedinci Gadap-Öfke: Öfke, şeytandan gelen bir kötü rüzgâr, karşısındaki öfkelendiği adama hakaret yaparak dilinden yakışmayacak kötü kelamlar sarf ederek onu ezmeye çalışarak onun hatırını yıkıcı kelamlar sarf ederek hakaretlerde bulunması, buda Allah’ın kendisine gücenmesine sebep olan kötü huy-ahlaklardandır.

 Öfke-gadap yalınız din için yapılır. Dine zarar verenlere, şeriata zarar verenlere, tarikat adı altında ve tarikat isminde sahtekârlık yapanlara gadap-öfke bunlara yapılır.

 

 Nefsin kötü huy ahlakı zemimeleri tedavi için verilen perhiz; az yemek, helâlından yemek, az uyumak, gereksiz lüzumsuz söz kelamları terk etmek, abdestli durmaya devam, gece teheccüt namazına devam.

Allah her halımda beni göre duruyor bilip, hayâ edebini muhafaza etmek, Allah korkusunu ve Allah sevgisini kalbe indirip kalpte gayri arzu maksatları, endişeleri kalpten sürüp çıkarmak. O kalbi temiz tutmak temizliğe devam.

Allah’ın emirlerine son derece itaat, nehy ettiklerinden hakkıyla sakıncalı olmak ve bidatten kurtulmak ve sünneti Rasulullaha tabi olmak ve ihlâs ile huzuru kalp ile zikrullaha devamla beş vakit namazla nafile namazlara devamla her an ölümü unutmayıp ölüm, mezar ve ahret tedarikinde hazırlıklı olmak.

Bunlarınla beraber Allah’ın veli kullarının birine Allah için sevgi ile rabıtalı olmak. Halı hazırda öyle bir mürşid bulamasan da ahrete göçmüş olan kâmil bir zata sevgi ile rabıtalı ol. Hem de faydasın görürsün.

Hadisi Şerif:

هُمْ كِبْر۪يتٌ اَحْمَرُ

Yani, ümmetimin içinde kâmil olan âlim ulema sınıflarında olanlar “onlar kırmızı kibrit başı gibidirler”[20] kalbi temiz olanları ateşlerler, temiz kalbe ateş verirler.

 

İkinci misalde hata olmaz inşaallah anlaşılması için benzinli çakmağa benzer, çakmağın taşına basınca alevlenir.

Hakiki mürşidi kâmiller iyi anlaşılması için benzinli çakmağa benzer. Çakmağın çarkına basınca ateşleri çıktığı gibi hakiki mürşidi kâmillere kalp teveccühünü sevgiyle onların suretine ve teveccüh etmek bir benzinli çakmağa benzer. Sevgiyle teveccühünü çevirenlere ateş verirler.

Üçüncü misal kuvvetli yanan soba gibi olduğu için çevresinde kalplerini tutanlara ısı verirler.

İşte Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin Bakara suresinde ki Ayeti kerimede:

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌۜ بَلْ اَحْيَآءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ

“Allah yolunda ölenlere, onlar ölünce ölü demeyin onlar diridir siz bilemezsiniz”[21] dediği bu zatlardır. Yoksa nefsinin esiri olmuş olanlar değildir. Bunlarda ümmeti Muhammed’in içinde mevcut olurlar. Cenâb-ı Hakk Teâlâ hazretlerinin ayeti kerimede:

وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“sadıklar ile beraber olunuz”[22] dediği bunlardır.

Sadık kullarını arayınız, bulunuz, onlarla beraber olunuz ki sizleri de ateşlesinler ve aşılasınlar, Allah aşkına kavuştursunlar, başka külli arzulardan savuşturup sizleri de Rabbinize kavuştursunlar, işte onlar bu zatlardır.

Manevi emrazların doktoru, mütehassısıdır. Zahir doktorlar dışınızı tedavi eder, bunlar manevi dâhiliye doktorudur. Sevgiyle teslim olursanız bu zatlarda maneviyatınızı tedavi eder, temize çıkarırlar, Allah dostluğuna sizleri layık ederler.

Benim hiç kimseye ihtiyacım yoktur mu diyorsun? Sure-i Kehf’e başvur. Musa aleyhisselam ile Hızır aleyhisselamın konularını tekrar, tekrar oku. Kardeşim Vallahi bu dünya bir daha ele geçmez. Çabuk gelir, çabuk geçer.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, bu dünyada kendini her şeylerden çok sevenleri ve kendinden çok korkanları dostluğuna seçer. Sende mahrum ve pişmanlık içinde kalırsın.

Yunus Emre hazretlerinin münasip düşen sözlerini yazalım inşaallah.

 

Bu aşk bir güneşe benzer,

Aşk olmayan gönüller taşa benzer

 

Taş olan gönülde ne biter.

Söylese dilinde ağı tutar.

 

Ne kadar mülayim konuşsa

Sözleri yine savaşa benzer

 

Yine Yunus Emre hazretlerinin söylemiş olduğu beyitlerinden:

 

Gel ey kardeş Hakk’ı bulayım dersen

Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz

Resulün cemalin göreyim dersen

Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.

 

Niceler gittiler mürşid arayı

Arayanlar buldu derde devayı

Bin okursan ağdan karayı

Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.

 

Gel imdi kardeşler gidelim bile

Nice âşıkların bağrını dele

Cebrail delildir Muhammed’e bile

Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.

 

Kadılar, müftüler, cümle geldiler

Kitapların hep bir yere koydular

Sen bu ilmi kimden aldın dediler

Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.

 

Yunus Emre bunda mana var dedi

Bir kâmil mürşide sen de var imdi

Hazreti Musa’ya Hızır’a var dedi

Bir Kamil Mürşide varmayınca olmaz.

 

Pirimizin Vefatından Sonra Ziyaretine Gelenlere İntisab Vermesi

Mısır’da sadık, ihlâslı tüccar bir adam var idi. Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylani Efendimizin dergâhına tarikatına bağlı olan bir kimseler vasıtası ile bu tarikat yolunda sülûk ehli olup sülûkünün ikmal olunmasına kavuşamamış idi. Daha sonra nihayet Mısır’dan Bağdat’a azim edip, Bağdat’a sefer kılıp, Bağdat’a kavuştu. Ne kadar hayıf oldu ki o zaman da Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylâni Efendimiz dünyadan ahirete vefat edip irtihal buyurmuş idiler.

Maksadı, arzusu Pirimizin ayağının tozuna yüz sürmek olan o kimse, bu şereften mahrum olduğu için nefsini helak ve intihar etmeyi murad edince o sırada evvela kabri şerif şahı evliyayı ziyaret etmek hususuna azimle gelip ziyareti tamam olunca, Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylâni Efendimizin kabri şerifinde çok hüzün, keder, tazim ile merak, keder içinde mezarın başında durur iken, Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylâni Efendimiz mezardan zahire çıkıp, zahir olup o zatın elini kendi eline alarak inabe ata buyurdular. Yani Allah için intisap edip tariki aliyesine intisap yaptırdı.

Mısır’dan o zat ile beraber üçyüz ziyaretçi onunla beraber müşerref olarak bunları da Seyyid Abdulkadir Geylâni Efendimiz kuvvei kudsiye-i vilayetleri ile Allahu Teâlâ Hazretlerine isal buyurdular. Yani o üçyüz kişi de ona intisapla onun izahı ile sülüklerini ikmal edip Cenâb-ı Hakk’a kavuşmuşlar.

 

Yine Yunus Emre Hazretleri’nin beyitleri:

 

Aciz kaldım ya Rab şu zalim nefsin elinden

Gelip geçici olan şu dünyanın lezzetine doyamaz.

   Vücuduna giymiş gaflet gömleğin

Şu nazik ömrünün nasıl gelip geçtiğini bilemez.

 

İlahi bu gaflet gömleğin giyene

Müslüman mı dersin nefsine uyana

Kazanıp kazanıp verir ziyana

Allah yoluna bir pula kıyamaz.

 

Sağlığında kıymet vermez Ayet hadisine

Son deminde muhtaç olur nesine

Eletip koyunca makberesine

Oğlum, kızım, malım diyemez.

 

İlahi ya Rab şu miskince Âdem oğlanı

Varıp tutmazlar bir mürşidi kâmilin elini

Haram helal kazandığı malını

Ellere nasip eder kendi yiyemez.

 

İlahi yâ Rab bu gafletten uyar gözümü

Dergâhında Ya Rab kara etme yüzümü

   Yunus eder gelin tutun sözümü

Dünyayı seven ahreti bulamaz.

 

Evet, dünyayı çok sevenler bir mürşide varamaz, gururla kibrini kıramaz, tevhid tokmağıyla durmadan nefsin kafasına vuramaz.

Tevhid zikri, zikrullah hakkında Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

وَاذْكُرْ رَبَّكَ ف۪ي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخ۪يفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ

 “Ya Habibim! Rabbini nefsinde zikret yalvararak ve korkarak hafi ve cehrinin arasında sabahları ve akşamları zikret ve gafillerden olma.”[23]

Her ne kadar Cenâb-ı Hakk’ın emri, kelamları habibinin üzerine ise de ümmetine de aynıdır.

Ya Habibim Rabbini zikret diyor. O zikreder de biz niçin zikir etmeyelim. Rabbini zikret, nefsinde zikret. Dil ile kalp, ceset birlikte Rabbinin huzurunda yakînen böyle zikret. Dil söyleyip de kalbin de cesedinin dışında gezmesin. Allah’ın huzurunda hakkıyla zikret.

Zikrullah öyle olmalı ki nasıl anne çocuğunun ağzına lokma lokma koyarak besler ise öyle olmalıdır. Zikrullah ederken kalbin dışarıda olmasın, cesedinin içinde kalbine gıda olaraktan zikrullahı ver, Anne, çocuğun ağzına lokma lokma koyduğu gibi ki imanın, ruhun kuvvet bulur.

Ceset yemeden kuvvet bulur, Ruh ile iman da zikrullahla kuvvet bulur. Nefsinde zikret dediği budur. تَضَرُّعًا nasıl zikredeceğimizi talim buyuruyor, bir yerde hacetin olurda bir yüksek zata saygı tazim göstermez misin? Tazarru niyaz ile yalvararak Rabbini zikret. وَخ۪يفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ çok sesli olmasın kendin duyacak kadar hafif ve şiddetlinin arasında zikret. بِالْغُدُوِّ وَاْلآصَالِ akşam, sabah, devamlı Rabbini zikret. وَلاَ تَكُنْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ ya Habibim gafillerden olma (zikri hafi kendin duyacak kadar demektir cehri zikir de sesli olarak yapılabilir her ikisi de caizdir.)

Zikrullah hakkında diğer bir ayeti kerimede Cenâb-ın Hak:

اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ

Ayetin baş taraflarında ulu’l-elbab olanları beyan ederken: “onlar Allah’ı zikrederler, ayakta dinelirken, otururken, uzanıp yatarken Allah’ı zikrederler”[24] deyi buyuruyor. Rabbım bizleri her halımızda razı olduğu zikrullah üzere kaim, aşkıyla daim olan kullarından eylesin, âmin.

Diğer bir ayeti kerimede:

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ

“emrolunduğunuz üzere namazı eda ettikten sonra ayakta iken, otururken, uzanıp yatarken, Allah’ı zikretmeye devam edin”[25] buyuruyor.

İbn-i Abbas Hazretleri, bu ayetin tefsirinde, gece ve gündüzde, karada ve deryada, seferde ve hazarda, zenginlik ve fakirlikte, marazda ve sıhhatte ve gizli ve aşikârda Cenâb-ı Allah’ı zikredin, manasını vermiştir.

Yani zikrullah tokmağıyla ve çekiciyle durmadan cehri ve hafi olarak zalim nefsin kafasına indirmeye devam edin ki Allah’la bizim aramızı açan, Allah’ın rızasından kaçıp hava kapılarını durmadan açan zalim nefistir.

Daimi surette bizi halk eden yüce Rabbimize karşı mahcup eden, nankör nefistir. Bu nefis, zerre kadar utanma, hayâ edeb nedir bilmez. Sahibinden bir azimli gayret olmaz ise yola gelmez, nankör nefistir. Eğer bu nefsin havasına uyulur ise iki dünyamızı harap eder.

Onun için konuları toplayalım; ümmetine çok acıyıp O’nun kadar kayırıcı, O’nun kadar sevici, O’nun kadar koruyucu bulunmayan sevgili ulumuz, baş tacımız Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin mübarek hadislerini yazalım ve ona başvuralım.

مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ

Yani “Her kim hakkıyla nefsini bildi ve tanıdı Rabb’ısını da bilip tanır.”[26]

Allah’ım bildirsin de bilelim İnşaallahu Teâlâ. Nefsin arzu edip çok sevip ve çok meyyal olduklarında ve isteklerinde, Allah’ımızın zerre kadar rızası yok.

Nefis, daimi surette emanet verilen vücudun zahirinde, batınında, gözüküp gözükmeyenler bu organ ve azaları Allah’ın razı olduğu işlere yöneltip hayırlara kullanmaz. Daimi surette Allah’ın hoşlanmadığı, men eylediği hava yollarına harç etmek ister.

Ancak huzuru kalb ile yemeği az yemek suretiyle La İlahe İllallah zikrinin tokmağıyla, çekiciyle nefsin başına fırsat vermeden tokmaklayıp, çekiçlemek azminde olanlar, Allah’ın yardımı ile mürşidi kâmilin himmetiyle nefsi açlık zindanına hapis etmişler.

Şeyhımız Bilal Baba hazretlerinin bir sözü buraya münasip geldi. Kapısında çalışan bir Arab Hüseyin vardı. Burasını da Arab Hüseyin’den dinledim. Dedi ki ben arazide öküzler ile araziyi imar ederken Şeyhımız Bilal Baba hazretleri yanıma geldi ve selam verdi. Selamdan sonra Hüseyin,

جَوَّعْ كَلْبَكَ حَتّٰى يُطِيعَكَ

Anladın mı? Hüseyin dedi. Anlamadım baba deyince “nefis itini acıktır ta ki sana muti oluncaya kadar”

Ne anlaşıldı? Demek ki nefsin adına Ruhi Hayvani denilmiştir. Dört ayaklı hayvana benzetmişler.

Nefis, vücut âleminde iktidardan düşmez ise yaşantıları hayvan usulü; çok yemek, çok gülmek, çok uyumak, lüzumsuz faydasız kelamlara konuşmaya devam etmek, bu halde olan kimselerin aklı maişettir. Yani “yemesini bilir, içmesini bilir, keyfini, zevkini bilir, zahirde gördüğünü, zahirde olanları bilir, maneviyatta kapalı, zahirde de gıdası çok bol verilirse, vazife de yok, yorulmazsa sahibine asilik yapar, İsyan eder, arkadan varırsan teper, önden varırsan kapar.

İkinci; yırtıcı, merhameti olmayan hayvanları ve insanları yırtan, parçalayan bir kurda benzetmişler.

Mesela bir kurt, her ne kadar açlıktan dolayı adam veya hayvan parçalamaya zayıf düşmüş ise de aslı yine kurttur. Issız bir kaya kuytusunda açlıktan adam, hayvan parçalamaya mecali, gücü kalmayan bir kurt, o kaya dibinde yatarken gözünün önünden çok sevdiği avı olan bir koyun sürüsü geçse yattığı yerden kalkmaya gücü kuvveti mecali kalmadığı halde yattığı yerden pençesini kaldırıp uzatmak ister, çünkü aslı kurttur.

Nefiste böyle dermansız düştüğü halde, kuvvetsiz düştüğü halde, kurdun pençesini uzattığı gibi nefiste avına karşı utanmadan isteklerine meyyal etmeye başlar.

Ümmeti Muhammed’i cümlemizi onun şerrinden Rabbim muhafaza eylesin, en sevdiği Habibi olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem hürmetine âmin ya Muin.

Aklı maişet, sırf dünya işini bildirir. Aklı maid, nefsi mutmaine ehlinin aklı her iki dünyanın maişetini bildirir.

 

Seyid Nizam Oğlu hazretlerinin sözleri;

 

Gerçi okuyup yazmakta kâmil değiliz

Çok şükür hele hakkı bilmekte cahil değiliz.

 

Yunus Emre hazretleri de şöyle diyor:

 

İlim, ilim, ilim. Tek gaye Hakk’ı hakkıyla bilmektir.

Hakk’ı bilmedikten sonra o ilim bir kuru emektir.

 

Âlim midir ol kimse ki ilmine layık ameli yok, Cahil midir ol kimse ki iki dünyanın varını, zevkini Allah’ın aşkı sevgisine satmış, kalbinde haktan gayrı arzular kalmamış.

 

Kovan arısının içinde olmazsa balı

Bir kuru vızıltı ile ne olur onun hali

 

Demek ki arıya bal lazım, dervişe hal lazımdır. Hal olmazsa terakki yok. Hadisi şerifte buyruluyor ki

اِنَّ النُّورَ اِذَا دَخَلَ الْقَلْبَ فَانْفَسِخَ فَانْشَرَحَ

“Nur Allah aşkı o ateş kalbe girerse Hakk’tan başkasını o kalpte koymaz. O kalbi Cenâb-ı Hakk’a çevirir. O kalbi Allah’a açar.”[27]

Yani kimin kalbine aşkı ilahi, feyzi ilahi, muhabbeti ilahi, Nuri ilahi inerse o kalpte kötülük koymaz. Kalbini Allah tarafına açar. Geri gelmez mi? Kötülüklerden hiç geri gelen olmaz mı? Bir an gelir geçer, nur inen kalbte kötülükler kökleşmez, eğleşmez, gelip geçer. Kalbte yerleşmeyen, kökleşmeyen, eğleşmeyenlerde zarar vermez, İnşaallahu Teâlâ.

Aşk bahsine geldik. Derviş de cezbe, feyiz aşkı ilahi olmaz ise terakki edemez. Aşkı ilahi, nuri ilahi gelmek için Allah’ın nazar ettiği kalbi, dünya muhabbetinden, nefsin hava, arzu, heveslerinden temize çıkarmak gerekir, bir mürşidi kâmile rabıta ve teveccüh lazım.

Yine Nizam Oğlunun sözleri aşk bahsinden beyitleri:

 

Bu aşk bir bahri ummandır

Buna haddi kenar olmaz

Delilim sırrı Kur’an’dır

Bunu bilende ar olmaz

 

Süre geldik ezeliden

Pirim Muhammed Ali’den

Şerâbu lâ yezeliden

İçenlerde kanar olmaz

Eğer sende âşık isen ol yâre

Sakın aldanma ağ yâre

Düşüp İbrahim gibi nara

Bu Gülşen de yanar olmaz

 

Kıyamazsan başa cana

Irak dur, girme bu meydana

Bu meydan da nice başlar

Kesilir hiç soran olmaz

 

Bak şu Mansur’un işine

Halkı cem etti başına

Ene’l-hakkın feraşına

Düşenlere tımar olmaz

 

Yunus Emre hazretlerinin sözlerinden

        

Be hey kardeş hakkı bulam mı dersin?

Hakka yarar amel işlemeyince

Tarikat sırrına erem mi dersin?

Kamil mürşid sana söylemeyince

 

Özenirsen kardeş tevhide özen

Tevhittir nefsin kalesini bozan

Hiç kendi kendine kaynar mı kazan?

Çevre yanını ateş eylemeyince

 

Değme kişi gönül evini düzemez

Hakk’ın takdirini kimse bozamaz

Tarikat ummandır dalıp yüzemez

Aşkın deryasını boylamayınca

 

Gönül kuşu uçar gider dolanmaz

Başlı suların ayağı bulunmaz

Elekten eleğe konup elenmez

Değirmene varıp un olmayınca

 

Aşkın galib geldi yüreğim hırlar

Âşık olan arı namusu neyler

Be hey Yunus sana söyleme derler

Ya ben öleyim mi söylemeyim de?

 

Bu halk nefsini tanımamaya perdedir. Nefsinde Hakk’ı tanımamaya perdedir. Bu ten nefsine bir binektir. Yani bu ten, canın-ruhun tahtıdır bineğidir. Ten canın tahtıdır, canda cananın tahtıdır.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz mübarek hadisi şeriflerinde:

مَنِ اسْتَوٰى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْبُونٌ

“Bir Müslüman kimsenin her işi her iki günü biri birine benzer yaşıyor ise o kimse mağbundur.”[28]

O kimse aldanmış, zarar etmiştir. Bu hadisi şerife göre daimi surette günlerimiz bir birine benzer olarak yaşamayacağız. Günden güne, her gün, her saat Cenâb-ı Hak tarafına manen yükselip terakki etmemiz gerekir.

Yani yüce Rabbimize terakki edip yakın hâsıl olması ve Cenâb-ı Hak ile ünsiyet elde etmesi, huzur rabıtasında ehli yakından olup daimi surette Cenâb-ı Hakk’ın huzuru ilahiyesinde bilip, kalben esrarı sırra geçip Ruhaniyette terakki, aşkı muhabbeti Allah ile olan, zikri, düşünce fikirleri başkalarından galebe olmak gerekiyor.

Hasan radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi kudsi:

يـَقُولُ اللّٰهُ عَذَّ وَجَلَّ اِذَا كَانَ الْغَالِبُ عَلَى الْعَبْدِ الْاِشْتِقَالُ بِىَّ جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى اِذَا جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ اِذَا عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ رَفَعْةُ الْحِجَابَ ف۪يمَا بَيْن۪ى وَبَيْنَهُ وَصَـيَّرْتُ ذٰالِكَ تَغَالُبًا عَلَيْهِ لَايَسْهُوا اِذٰا سَهَا النَّاسُ اُولٰٓئِكَ كَلَامُهُمْ كَلَامُ الْاَنْبِيٰٓاءِ اُولٰٓئِكَ الْاَبـْطَالُ حَقًّا اُولٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اِذَا اَرَدْتُ بِاَهْلِ الْاَرْضِ عُقُوبَةً اَوْعَذٰابـًا ذَكَرْتَهُمْ فَصَرَفْتُ ذٰالِكَ عَنْهُمْ       

“Allahu Teâlâ buyurdu ki; “ne zaman kulumun sair meşgul olduklarından benim ile meşgul olması ziyade olursa o kulumun derunini, gönlünün isteğini ve lezzetini benim zikrime koyarım. Ne zamanki onun gönlünün isteği ve lezzeti benim zikrimde oldu mu ve eyledim mi bana âşık olur, bende ona âşık olurum. Ne vakit ki ben ona o bana âşık oldu mu aradaki perdeleri açarım. Kendiyle benim aramdaki perdeler kalkar, kaldırırım. O kulum benden başka bütün arzulardan vazgeçip bütün arzu sevgilerden tat lezzet almaz olur. Başka sevgi arzulardan hoşlanmaz tat lezzet almaz olur. Onu kâmil, üstaz akıllı kulum eylerim. İşte bunlar ne zaman onun üzerine galebe çaldı mı o kulum artık nasın yanıldığı zaman yanılmaz. Onların sözleri peygamberlerin sözleri gibidir. Onlar, gerçekten benim yiğit ve bahadır kul­larım olurlar. Onlar hakkıyla ebdaldır. Ne zaman ki yer ehline azap etmek dilesem onları zikrederim, onların sebe­biyle o azabımı yer ehli üzerinden kaldırırım”[29]buyurmaktadır. Allah’ım cümlemizi bu makama ulaşanlardan eylesin, âmin.   


[1] İmamı Gazali İhya-i ulumi’d-din c.3.s.43 (Mısır)

[2] İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.4.s.148–158 (Mısır). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.6.s.260/8077-c.6.s.261/8079–8080 (Beyrut). Hafız el-Münziri, Terğib ve Terhib c.3.s.232/3816–3817–3819 (Beyrut). Hâkim, el-Müstedrek c.4.s.187/7285 (Beyrut). Heysemi, Mecmua’z-Zevaid c.8.s.188 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.5.s.364/5567 (Kahire). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.17.s.269/739-s.270/740 (Musul).

[3] Kasas suresi 76. ayet

[4] Taberâni, El Mu’cemu’l-Kebir, c. 10, s. 181/10390 (Musul).

[5] Tevbe suresi 9/119

[6] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s.117/749

[7] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s. 116/744

[8] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s. 117/752

[9] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.115/740–743 (Osmanlıca baskı), Ebu Davud, Edeb (4903); İbni Mace, Zühd (4210) C. Sağır. Muhtasarı c–2.s–321

[10] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.115/741 (Osmanlıca baskı), C.Sağır. Muhtasarı c–2 Saife:322 Deylemi’den

[11] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.115/742 (Osmanlıca baskı)

[12] Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.5.s.140/4894 (Kahire). Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.10.s.325 (Kahire). Hafız el-Münziri, Terğib ve Terhib c.4.s.97/4969 (Beyrut). İbni ebu Şeybe, Musannef c.7.s.237/35647 (Riyad). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.6.s.109 (Mısır). İhya-i Ulumi’d-Din c.3.s.331 (Mısır).

[13] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.68/390

[14] Kenzü’l-Ummal c.3.s.495/7576

[15] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.104 hadis no 665 (Osmanlıca baskı)

[16] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.105 hadis no 669 (Osmanlıca baskı)

[17] Kenzü’l-Ummal c.3.s.187/6091, Hâkim Müstedrek, 4/348, Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir 6/193, Beyhaki, Şuabü’l-İman 7/344.

[18] Sünenü Beyhakiyyül Kübra, c.10.s.194 (Mekke), Münavi Feyzu’l-Kadir, c.2.s.285 (Mısır).

[19] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.105 hadis no 670 (Osmanlıca baskı)

[20] İbni Ebi’d-Dünya Kitabu’l-Evliya, c. 1, s. 12/8 (Beyrut).

[21] Bakara suresi 2/154

[22] Tevbe suresi 9/119

[23] Araf suresi 7/205.

[24] Ali İmran suresi 3/191

[25] Nisa suresi 4/103

[26] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.10.s.208 (Beyrut). Piri tarikat Abdulkadir Geylâni, Sırru’l-Esrar ve Mazharu’l-Envar s.14 (Mısır). Tefsirü’l-Beğavi Mealimü’t-Tenzil c.1.s.153. Mustafa bin Abdullah er-Rumi, Keşfu’z-Zunun c.2.s.1362. Münavi, Feyzü’l Kadir c.1.s. 225 (Mısır). Münavi, Kunuzu’d-Dakâik s.11 Deylemi’den.

 

[27] Münavi, Feyzü’l-Kadir c.1.s.186 (Mısır).

[28] Beyhaki, Zühdü’l-Kebir c.2.s.367/987 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.8.s.35 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’süri’l-Hıtab c.3.s.611/5910 (Beyrut).

[29] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.s.165. (Beyrut). Ramuze’l-Ehadis c.2.s.517/3

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>