canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HAK İLE BATIL, MܒMİN İLE KÂFİR BİR DEĞİLDİR - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

 

HAK İLE BATIL, MÜ’MİN İLE KÂFİR BİR DEĞİLDİR

 

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوٓءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَنًاۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَآءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَآءُۘ

“Şol kimse ki su-i ameli tezyin olunup hevası aklına galip olmakla kabahatini güzel gören kimse, şol tevfikı ilahiyle hakkı bilip amelinin hüsnünü (iyisini) kabahatinden temyiz eden ayıran kimse gibi midir? Bunlar beraber midir? Allahu Teâlâ dilediğini dalalette bırakır çünkü iradesini dalalete sarf ettiğinden Cenâb-ı Hak Kahhar isminin tecellisi ile onu dalalette bırakır. Ve dilediğini hidayete erdirir. Çünkü o kulda iradesini hidayete sarf ettiğinden Cenâb-ı Hak ona hidayetini tevfık eder.[1]

Diğer bir ayeti kerimede:

وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَآئِغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ

Yani, “tatlı denizle acı deniz ikisi beraber olmaz. Tatlı içilir, acısı boğazı yakar içilmez.”[2]

Mü’minle kâfire teşbihtir. İşte şu ayrı ayrı sıfatları haiz olan iki deniz müsavi olmadığı gibi mü’minle kâfir da müsavi olamaz.

Kadı Beydavi’nin beyanı vechile ayet, mü’mini suyu tatlı denize ve kâfiri de suyu acı denize teşbih suretiyle mü’minle kâfir hakkında darbı meseldir.

وَمِنْ كُلٍّ تَاْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ

“o denizlerin her birinden lahm (et) yersiniz ki balıktır ve tuzlu denizden inci ve mercan gibi ziynet çıkarırsınız ki onu kadınlarınız giyerler.”[3]

وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ  

“Allah’ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün”[4] yani, Allahu Teâlâ’nın lütfundan ihsan ettiği bunca nimetleri görüp şükretmeniz lazımdır. Ayeti kerime:

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ

Yani “Ve hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez”[5]

وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ

“ve günah yükü ağır olan bir kimse, onu taşımaya çağıracak olsa çağırdığı akrabası bile olsa hiçbir kimse tarafından onun yükünden az bir şey olsun götüren olmaz.”[6]

İbni Abbas radıyallahu anhu hazretlerinden rivayet olunuyor ki

يَلْقَى الْأَبُ وَالْأُمُّ ابْنِه۪ فَيَقُولُ يَا بُنَيَّ احْمِلْ عَنّ۪ي بَعْضَ ذُنُوب۪ي فَيَقُولُ لَا أَسْتَط۪يعُ حَسْب۪ي مَا عَلَيَّ

“anne ve babası çocuklarıyla karşılaşır ve derler ki “ey evladım benim bazı günahlarımı taşı” cevab olarak “gücüm yetmez benim üzerimde ki bana yeter”[7] derler buyuruyor. O günün şiddetinden böyle ana babanın evlatlarından, evlatların ana babasından kaçmaları var.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri mahşer günününde izni ilahiyesi şefaat edecek kişilerin olduğunu beyan etmek üzere ayeti kerimesinde:

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

Yani “nas mahşere davet olunup, toplandığı günde hiç asiye şefaat menfaat vermez. İlla Rahman Teâlâ’nın şefaata izin verdiği ve şefaat için sözüne razı olduğu, yani Allah’ın sevdiği ve razı olduğu kimsenin şefaati menfaat verir”[8] buyuruyor. Şefaat bahsinde daha geniş anlatılacak inşaallahu Teâlâ.

Halkın bir kısmı soru soruyorlar. Ahret âleminde, mezar âleminde ve mahşer âleminde mü’minler ile kâfirler, münafıklar aynı şekilde sıkıntılarla beraber mi olacaklar. Mezar, mahşer sıkıntılarında mü’min ve münafıklar, imansızlar seçilecek mi? Bu sıkıntılara benzer mahşerde ki sıkıntılara aynı seviyede mü’minler de bu sıkıntılarda aynı beraber bu sıkıntılara uğrayacak mı? Diye soruyorlar.

Bir misal, askeri birliğinde kendileri çok talim ve staj görenler, karşılık, menfaat beklemeyip acemi askerlere aynısını talim yaptıranlar, düşman ile karşılaştığı zaman mağlup olmayıp düşmana galip gelmek için talim staj yaptıranlar var.

Kumandan ve subaylar karşılık beklemeyerek acemi askerlere talim yaptırıyorlar ki, düşman ile karşılaştıkları zaman, düşmana mağlup olmayıp düşmana galib gelmek için talim yaptırıyorlar.

İşte bütün subay, astsubaylar, daha yüksek generaller vatanın muhafazası için, acemi askerlerin acemilikten kurtulup hepsinin vatanı koruyup düşmana karşı çeşitli silahlarla mücadele edebilmeleri için eğitim staj yaptırıyorlar.

Vatanın içinde yaşayan hepside vatan içinde yaşıyorlar ama gece gündüz elinde silah ile hudutlarda vatan için, din için, namus için elinde silahla uyumadan vatanı korumak, namusu korumak, dini korumak için gece gündüz elinde silahla bekleyenle kendi evinde rahat yatanlar hiç beraber olur mu?

İşte ümum insan toplumunun en büyük iman düşmanı olan iki düşman ki, insanlarda mevcut olan, iki dünyalarını harap eden nefis ile şeytan düşmanları açığa çıkmıştır.

Allah’ın yeryüzünde hayatta yaşayan, peygamber efendilerimizin mirasçıları, evliya ve mü’mini kâmiller ve mürşidi kâmillerdir. Bunlarda katiyen göze gözükmeyen vücuttaki iman itikatlarını kurtarmak için, bütün insan toplumunun hepsinin küfürden Allah’a itaat etmeye çevrilmesi için, hakiki olanlar karşılık beklemeden, Allah rızası için Allah’ ın kullarına ahlaki yönde bu nefis şeytan taarruzlarından korunması için:

حَبِّبُوا اللّٰهِ اِلٰى عِبَادِهِ يُحْبِبْكُمُ اللّٰه

“Allahu Teâlâ’yı kullarına sevdiriniz ki Allah sizi sevsin.”[9] Hadisi şerifi mucibince sa’yı geyretle Hasbeten lillah çalışmaktalar.  

Bu hakiki mü’mini kâmiller, evliya ve müşidi kâmiller, hakiki âlim ulema olanların misali zahir kumandan ve askeriye birlikleri vatanı muhafaza için karşılık menfaat beklemeyerek vatanın muhafazasına gece gündüz çalışanlar gibidir.

İşte bu evliyaullah, mü’mini kâmiller, mürşidi kâmillerde insanların maneviyatını, iman ve itikadını zalim nefis, melun şeytanın büyük taarruzlarından insanları korumak yönünde, bunlarda manevi bir Kumandana benzeyip insanları göze görünmeyen nefis, şeytan taarruzlarından korumak için uyuyan, gaflet uykusuna düşüp uyuyanları, uyarıp karşılık beklemeden onları ikaz ederler. Zahirdeki hakiki olan kumandanlar gibidir.

Zahiri askeriye birlikleri vatanımızın, yurdumuzun, birliğimizin muhafazasına çalışıyorlar.

Manevi kumandanlar, vazifeli olan mü’mini kâmiller, mürşidi kâmillerde insanoğullarının imanını, vücuttaki iman, itikadını Allah’ın nazargahı olan kalbini muhafaza için ve insanları iki dünyada rahatlığa, selamete, refaha, yaratan Allah’ın rızasına kavuşturmaya, karşılık menfaat beklemeyerek çalışırlar.

Nefis, şu vücuttaki olan aza, organların çalışmasını vücuttaki olan azaları yaratan Allah’ın gazap ve azap yollarına sevk eder.

Göze görünmeyen, büyük düşman şeytanın hile ve belasından, nefsin yaramaz çeşitli işlerle insanın iki dünyasını harap edip ve Allah’ın gazabına çarptıran nefsin, çeşitli şehvani ve Allah’ın rızası olmayan yerlere çalışmasından kurtarmaya çalışanlar, bunlarda insanların maneviyatını kurtarmaya çalışan manevi kumandanlardır.

Geriye dönelim, zahirini, vatanı muhafaza eden kumandanlar, göze görünmeyen maneviyatını koruyan seni Allah’ın cemaline cennetine kavuşturan manevi bir kumandanlara benzerler, hakiki kumandanlara benzerler.

Hakiki kumandanlar halktan bir menfaat karşılık umup beklemezler.

Manevi kumandan dediklerimizde hakiki mü’minler, mürşidi kâmiller insanlardan karşılık bir menfaat umup beklemezler. Senin dinini, imanını, itikadını, bütün insanların namusunu koruyup nefsin, şeytanın taarruzlarından korunmayı öğretirler.

Gayeleri, sizi nefsin, şeytanın, büyük düşmanın elinden kurtarmak, maksatları Allah’ın rızasına kavuşturmaktır.

Bir misal, askeriye birliğinde çavuş, onbaşı, astsubaylardan, generallere varana kadar eğer çalışmalarında niyetleri Allah’ın rızasına kavuşmak ve seni muhafaza etmek olursa kendi evinde rahat olan bir insan ile bunlar beraber olur mu?

Manevi kumandanlarda kendi nefsini unutup Allah’ın kullarını şeytan, nefis, harp taarruzlarından kurtarıp, onların gece gündüz ıslahına menfaatine çalışanlar ile kendi evinde yatıp kalkanlar hiç bir olur mu? Bunların dereceleri çalışma yönlerine göre her yerde beraber olmaz ayrılır.

Bir ayeti kerimede Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bu durumlara karşı ayetleriyle hepimizi uyarıp ikaz ediyor. Ayeti kerime:

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَآءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَآئِمًا

Anlamı “Şol kimseler gecelerini secde ve kıyamla ve ‘zikrullah ve ibadetle’ geçirirler. Onlar gafletle yatanlar gibi midir?”[10] Geceleri bir kısmını istirahat eder. Bir kısmıda kalkar abdest, namaz, zikir ile geçirirler. İşte bunlar akşamdan sabaha kadar, güneş doğana kadar yatanlar ile düşünün hiç beraber olur mu bunlar.

Allah rızasını bulunca Allah’ın yardımıyla inşaallah ben O’nu candan daha ileri sever, oda beni sever ise kalmaz tek bir keder.

Yine burada Yavuz sultan Selim’ in tesirli, uyarıcı, ikaz edici mübarek sözleri:

 

Bütün cihana hükümdar padişah olmak bir kuru sevda imiş

Bir mürşide kâmile bende olmak hepsinden ala imiş.

 

Bunlar bu sözleri gaflet uykusundan uyanıp ikaz olduğu zaman sarfetmişler. Zahiren dünyaya namı, hükmü yayıldığı zamanda hükümdarlığa aldanmayıp dünyavi servetlerin ölüm ile son bulacağını anlayıp, uyanıp, ikaz olduğu zaman dilinden zuhur eden hikmetler, mürşidi kâmilden çok fazla fayda gördüğü ispat olunuyor.

Zahiren dinimizde zahir emrazlardan kurtulmak için zahir doktorlarına gitmek caiz oluyor da manevi emraz olan imanı yok edici manevi hastalıklarından tedavi olmak için mürşidi kâmillere, manevi doktor bilerek gitmek niçin caiz olmasın.

O mürşidi kâmillerin her birisi bir manevi doktordur. Senin batın kalbini tedavi edip içini, ahlaki zemimelerden kurtarıp temize çıkarıyorlar, onlara niçin gidilmesin.

Onlar senin maneviyatını, kalbini temize çıkartıp seni Allah’ına yakın ediyorlar. Senden bir maddi karşılık istemiyor, ummuyorlar. Sırf Allah için senin batınını tedavi ediyorlar.

Hakiki mürşidi kâmillerin her birisi bir hamama benzer. Gidenleri, teslim olanları Allah’ın yardımı ile eğer teslim olurlarsa kalbini, batınını yıkayıp ahlaki zemimelerden, kötü sıfatlardan seni tedavi ederler. Gitmeyenlerde burnunu kaldırıp cahil ve gafil aşı vurulmayan bir çalı gibi kalırlar.

Evet, tekrar konumuza dönelim, Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri:  

اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ

“Ya Habibim! Sen ancak, Rablerinin azabından görmedikleri halde korkan, namazlarını huşu ile eda edip kılan kimseleri inzar eder uyarırsın.”[11] Çünkü onlar Allah’a iman edip gadabını tasdik ettiklerinden azabı ilahiyenin ansızın gelmesinden sakınırlar, namazlarını hakkıyla eda ederler. Ya habibim senin tavsiyelerini, ihtarlarını onlar güzelce anlar ve kabul ederler demektir.

وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ

“her kim ibadet, itaat ile günahlardan sakınarak tevbe istiğfarlar ile günahlardan, manevi kalb emraz hastalıklarındantemizlenir ise kendisi içindir. Her işler sonunda Allah’a döndürülecektir.”[12]

Her kes huzuru ilahide iyi veya kötü yaptıklarının hesabını verecek. O gün gelip çatmadan ona göre tedarikli olmamız gerekir.

 وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ

“gözleri kör olanlar ile görenler beraber müsavi değildir.”[13]

Yani küfür zulmat karanlığına düşmüş kâfir, kalbleri körelmiş, hakkı hakikati göremeyen körlerle kalbleri iman nuruyla aydınlanmış, hakkı, hakikati görüp anlayıp tabi olan mü’minler beraber müsavi olmaz.

وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ

“zulmat ile nur beraber müsavi olmaz.”[14]

İman nuru ile aydınlanmış mü’minler ile fıskı fücur karanlığında nefsin bendinde takılmış fasıklar, küfür zulmatında kalmış kâfirler hiç beraber olur mu? Beraber müsavi değildir. Batıl ile hak beraber olmaz.

وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ

“gölge, imanın mahali ve neticesi olan cennet ile sıcaklık, küfrün mahali ve neticesi olan cehennem beraber müsavi değildir.”[15]

Kâfirlerle mü’min ve batıl ile hak ve cennet ile cehennem beraber olmaz. Zira cennet sevap ve rahat yeridir, cehennem azap ve mihnet yeridir.

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَآءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَآءُۚ وَمَآ اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

“diriler ile meyyitler müsavi olmaz. Dini İslam, iman nuru ile kalplerini ihya edenler, küfürle kalplerini murdar edenlerle bir olmaz. Muhakkak ki Allahu Teâlâ dilediğine hakkı işittirir. İrade-i cüziyesini hidayete sarf eden kullarınaayetlerini işittirir. Ya Habibim sen kabirde meyyit gibi olan kâfirlere inzarını (uyarını) işittiremezsin”[16]demektir.

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَآبَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰىٓ اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَآءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يرًا

“eğer Allahu Teâlâ kisbettikleri yani kendi iradeleri ile kazandıkları şirk ve masiyet sebebiyle insanları muahaze etse, yeryüzünde gezenlerin birini terk etmeyip helak ettirirdi. Nuh aleyhisselamın tufanında gemide olanlardan gayrisini helak ettiği gibi. Velâkin onları dilediği bir vakte kadar tehir eder vakti geldiğinde cezalarını verir. O vakit geldiğinde asla tehir etmez.”[17]

Cenâb-ı Rabb’ım Teâlâ hazretleri cümlemizi gadabı ilahiyesine layık olacak hallerden muhafaza eylesin, âmin. 

İnsanda iki el vardır bir sağ, biri sol. Sağ el ile tutulan işlerde hayır bereket vardır. Sol el ile taharet yani yıkanmak gibi şeyler olur. Sağ el ile yenen yemekte muhakkak nur olur. Sol elde muhakkak şeytan fesat koyar. İnsan sağını solunu bilip dikkat etmeli. Sol el ile rızk noksanlığı olur.

Rahmani ile şeytani, biri sağ biri soldur. Nur, sağda zulmat, soldadır.

Rahmani işaretler sağda, şeytani solda işaret olunurlar. Bir insan kendi sağını solunu bilmez ise fark etmez ise ondan hayır bekleme.

Nur sağda zulmat soldadır. Nefis solda, ruh sağdadır. Ruh, Hak rızasını ister. Nefis, heva yolunu ister.

وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوٰىۙ  ۝ فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَاْوٰىۜ      

“her kim yevmi kıyamette günah ile yüzü kara olarak Rabbisinin huzurunda hesaptan korkarak nefsini günaha sevk eden hevayı arzulardan men ederse o kimsenin varacağı makamı muhakkak olarak cennettir”[18]

Ehli hak sağa, münafık sola dikkat ederler. Mü’min sağa, kâfir sola dikkat ederler. Kâfirlerin her dikkati soladır. Mü’minlerin her dikkati sağadır. اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ  eshabü’l-meş’eme soldur.          اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ eshabü’l-meymene sağdır.

فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَآ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ

“Allahu Teâlâ’nın emrini kabul edip amel edenlerdir ki ahrette kitapları sağdan verilenlerdir.”[19]

وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَآ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ

“Allahu Teâlâ’nın emirlerine uymayanlar ve tutmayanlar amel etmeyenlerdir, ahrette kitapları soldan verilenlerdir.” [20]

Bunu böyle bilip, edebine dikkat edip gafil olmamalıdır. Allah’ı seven bunlara dikkat eder, zira edebtir. Bu yolda edeb, tarikat hep edeb üzeredir.

 


[1] Fatır suresi 35/8

[2] Fatır suresi 35/12

[3] Fatır suresi 35/12

[4] Fatır suresi 35/12

[5] Fatır suresi 35/18

[6] Fatır suresi 35/18

[7] İmamı Beğavi melimü’t-tenzil c.6.s.417Kadı Beydavi haşiyetü Muhyiddin şeyh zade c.7.s.22

[8] Taha suresi 20/108

[9] Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.8.s.90/7461 (Musul). Ramuzel Ehadis c.1.s.273/7. İbni ebu’d-Dünya, Kitabu’l-Evliya s.22/43 (Beyrut).

[10] Zümer suresi 39/9

[11] Fatır suresi 35/18

[12] Fatır suresi 35/18

[13] Fatır suresi 35/19

[14] Fatır suresi 35/20

[15] Fatır suresi 35/21

[16] Fatır suresi 35/22

[17] Fatır suresi 35/45

[18] Naziat suresi 79/40–41

[19] Vakıa suresi 56/8

[20] Vakıa suresi 56/9

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>