canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mürşid-i Kamil - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

MÜRŞİD-İ KAMİL

 

Aşikar oldu ki, yeryüzünde büyükler vardır, işte bunlar bu dereceleri şeriatla amel, tarikatta takva ile ve zikir ile bulurlar. Bunların aleyhinde olanlar münafıklardır. Dikkat edelim ki, hakiki mürşid-i kamil ve hakiki şeyh ne imiş. Hadis-i şerifin kelimeleri:

 

اَلشَّـيْخُ فِى اَهْلِهِ كَالـنَّبِيِّ فِى اُمَّتِهِ

 

Hadis-i şerifin ravisi Rafi bin Ebi Rafi, alındığı kitabın adı, Ramuze’l-Ehadis (Halil ve İbn Neccar ve Deylemi’den). Tercümesi;“Kendi bulunduğu ehli kendine tabi olanların içindeki şeyh, peygamberin kendi ümmeti içinde olduğu gibidir”[1], diye buyurdu. Yani bir peygamber ümmetini Hakk’a nasıl irşad ve ikaz etmek üzere ise, bu da böyledir.

Sen der isen ki, bu hadis-i şerif, ihtiyarlara, yaşlı büyükleredir ki, kendi evinde böyledir, der isen, bak şu hadis-i şerifden şeyh ile ihtiyarı anlayabilirsin, inşaallahu Teala.

 

مَنْ اَكْرَمَ ذَاسِنٍّ فِى الْاِسْلٰامِ كَاَنَّهُ قَدْ اَكْرَمَ نُوحًا اَكْرَمَ اللّٰهُ لَهُ

 

Hadis-i şerifin ravisi, Enes radiyallahu anh, alındığı kitabın adı, Ramuze’l-Ehadis tercümesi; Buyurdu ki, “bir kimse yaşlı, yaşça büyük bir müslümana ikram eylese, sanki Nuh aley-hisselama ikram eylemiş olur.”[2] Allahu Teala’da o kimseye ikram eder, dedi.  

İşte bu hadis-i şerifle yaşlı ile şeyhin kim olduğunu ayırıp söyledi. Bu mürşdi-i kamil şeyh öyle bir kimsedir ki, Peygamber Efen-dimizin halifeleridirler. Her birinin vilayetleri vardır. Ümmet-i Muhammed’in üzerine bir güneş misalidirler, güneş hamları olgunlaştırır, kemale erdirir. Bunlar da insanları gafletten, cehaletten kemale eriştirirler. Bunlar bu şeyh o kimsedir ki, insanın içini paklar, temize çıkarır. Ona teveccühle temizlenir. Zahiren hocadan, zahiren okuyup, insan cehaletten kurtulur. Şeyhe teveccühle batınını, içini temizler. Teveccühü yani kalbi şeyhin sureti cemal güneşine döndürüp tutmaktır.

Ulema-i muhakkik Seyyidi Şerif Cürcani buyurur ki; Sureti evliyanın müridlere faydaları, onlara rabıta teveccüh etmelerinde feyz-i ilahiyenin gelmesi vardır. Hatta dünyasını değiştikten sonra da faydalanacağını beyan ediyor.

Hadis-i Şerif:

 

وُجُودُكَ ذَنْبٌ لَايُقَاسُ عَلَيْهِ ذَنْبٌ اَخَرْ

 

Yani, “senin vücudunda bir günah ocağı vardır ki, baş-ka günahlar ile hiç kıyas olunmaz”[3], diye buyurdu. Bu da insanın kalbinde olan benliktir ki, şeytan bununla Cenab-ı Hakk’a asi oldu. İnsanı da bununla hidayetten mahrum eder. Sen kendi kendine güven, başkalarına ne ihtiyacın vardır. Sen Allah’ına bak. Başka kimseden fayda bekleme, der. Böyle iğva eder. Halbuki kendi yüzü kara da böyle deyip, Adem topraktan oldu, bana ne fay-dası olacaktır deyip, ben Allahu Teala’ya ibadet ediyorum, kimseye ihtiyacım yoktur ki, ben Adem’e secde edeyim, deyip, secde etmedi; lanete müstehak oldu. (Hadid suresi ayet-14)

 

وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ

 

Hak Teala, bize kendi kendinize güvenmek için şeytan size emniyet gösterir. Şeytan kendini çok büyük görüp, benim izzet şerefim Adem’den yüksek diye benlik, gurura düştü. Hem de Adem aleyhisselama hasetlik yaptı. Bir de, ben ezelde said, yani cennetlik yaratılmışım, geride ezeliyetime kavuştum artık. Benim için tehlike yoktur, diye emniyete düştü. Allah’ın emrine itaat etmedi, lanet toku boynuna geçti.

Maide suresi ayet 35:

 

وَابْتَغُوٓا اِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ

 

Yani, siz katiyyen o emniyet ile kalmayıp, Cenab-ı Hakk’a varmak, yakın olmak için her türlü çarelere sarılınız ki, Hakk’ı bula-sınız. Çünkü ayet: (Tevbe suresi, 119)

 

وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

 

Yani, sadık kullarımın maiyetinde olunuz, tevbede ve ahdde onların maiyetinde olunuz ki, sizi de şeytan gibi benlik bağlamasın. Emniyetinize mağrur olmayınız, dedi.

Bu şeyh-i kamiller Allahu Teala’nın sadık kullarıdır.

 

كَلَامُهُمْ كَلَامُ الْاَنْبِيٰٓاءِ

 

Dediği, yani “sözleri Peygamber sözü gibidir”[4], dedi.

 

كَالنَّبِىُّ فِى اُمَّتِهِ

 

“Ümmetinin içindeki peygamber gibidir”[5], dediği bunlardır. Peygambere tabi olmayan şeytan gibi olur.

Bak kardeşim, bunlar kimlerdi? Ve ne ile bu dereceleri kaza-nırlar? İşte hadis-i şerif:

 

اَوْلِيٰٓاءُ اللّٰهِ مِنْ خَلْقِهِ اَهْلُ الْجُوعِ وَالْعَطْشِ فَمَنْ اَذَاهُمْ اِنْـتَـقَمَ اللّٰهُ مِنْهُ وَهَتَكَ سِتْرَهُ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ عِيشَهُ مِنْ جَنَّتِهِ

 

Hadis-i şerifin ravisi, Abdullah bin Abbas radiyallahu anhumadır. Hadis-i şerifin alındığı kitabın adı, Ramuze’l-Ehadis (İbn Neccar’dan). Tercümesi. Buyurdu ki, “Allahu Teala’nın evliyaları vardır, halkının içindedirler, gezerler, yürürler. Bunlar açlık, susuzluğu kendilerine adet edenlerdir. Her kim onlara eza eder, onların aleyhinde bulunur ise, Allahu Teala o kimseden intikamını alır ve o kimsenin üstünden Hak Teala muhafazasını kaldırır. Onu muhafaza etmez. O kimse helak olur ve cennetinde olan nimetlerini o kimseye haram eder”[6] diye buyurdu. Çünkü bu kimse Cenab-ı Hakk’ın evliyasını incitti. Bak şu hadis-i şerifte, evliyaullah açlığı, susuzluğu kendine adet edenler olunca, bu dervişlerin riyazat, mücahede deyip, yıllarca açlık çekerek şeyhlerin kumandası altında perhizler ve nefsin arzularının aksini yaparak, kendilerini açlık, susuzluk ile senelerce nefsinin istediği yemeklerden sakınarak, nefislerine vermeyip, mücahede ederler, vücutlarını kuruturlar ve çilehanelerde ne zahmet-ler çekerler. Bu işler de insan kendi yalnız yapabileceği şey değildir. Ancak bir kamil şeyhin tarifi üzere olur.

İşte evliyalar bunlardır. Nasıl evliya olmasınlar. Allah için cefalar çekerler. İşte yukarıdaki hadiste, ehli içinde Nebi gibidir, dediği bunlardır. Yoksa riyazat nedir, mücahede nedir, ne görmüş, ne işlemiş. Hiç bunlardan haberi olmayan alimim ben, diyenler değildir. Ümmetin uleması bunlardır.

Bak kardeşim, meşayih, şeyhler ne imiş, gör! Hadis-i Şerif:

 

بَجِّلُوا الْمَشَايِخِ فَاِنَّ تَبْجِيلَ الْمَشَايِخِ مِنْ اِجْلَالِ اللّٰهِ فَمَنْ لَمْ يـُبَجِّلْـهُمْ فَلَيْسَ مِنِّى

 

Hadis-i Şerifin ravisi, Enes radiyallahu anh’dır. Tercümesi; Buyurdu ki, “sizler şeyhleri ululayınız ve hürmet ediniz ve ta-zim ve tevkir ediniz. Çünkü muhakkak şeyhlere edilen tebcil ve tevkir ve tazim, Allahu Teala’yadır. Her kim şeyhlere tebcil eylemez ise, o kimse benden değildir”[7], diye buyurdu.

İşte kardeşim, şimdi gördün mü, bunlar kim imiş. Bunlar kendi menfaatlerini unutup, halkın menfaatine Allah için çalışırlar.

Cenab-ı Hak Teala ;

 

اَنَا سِرُّ الْاِنْسَانُ وَسِرِّى سِرَّهُ

 

buyurup, “Ben, insanın sırrındayım. Benim sırrım da, onun sırrındadır”[8], dedi.

Bu hadis-i kudsiden ne anlaşıldı, işte bunlar kamil şeyhlerdir ve şeyhlerin kamil olanlarıdır ki, riyazat, mücahede-i nefs ile kendilerini kemal sahibi eyleyip, en güzel ahlaklara sahip olanlardır. Mürşid-i kamillerdir. İşte bunların sırrı Hakk’ın sırrıdır. Bunlardan Cenab-ı Hakk’ın sırları zuhur eder. Bir misal ile anlayalım; mesela bir ateş fabrikası, yani elektrik fabrikası her tarafa cereyan veriyor. Her taraftan zuhur eden cereyan kuvveti fabrikanındır. Yalnız bir tel ile bağlansın, yeter. Cereyan gelir. Cereyanın göze görünmeden geldiği gibi, Cenab-ı Hakk’a yakın olan kullara da Cenab-ı Hakk’ın esma ül hüsnalarının cereyan kuvveti zuhur eder. Bunun için bunların celaline uğrayan helak olur. Bunların cemaline uğrayan ebedi şad olur. Bunların gazabı Hakk’ın gazabındandır. Bunların lütfu Allah (c.c.)’ın lütfundandır. Bunlar oku berk (hızlı) atar, ha deme-den cana batar. Bunlara dokunan Hakk’ın kılıcına çarpılır. Bunların sevgisini kazananlar Hakk’a sevilirler. Bunların sırrında Hakk’ın sırrı vardır. Bunlar daima Hakk’dan cereyan alırlar, kullara verirler. İşte Sultan-ı Enbiya’nın, göze görünmeden yardım ederler, dediği bunlardır. Bunlar kendi yerlerinde oldukları halde; mağripte, meşrıkta, şarkta, garpta iş görürler. Bunlar sağdır, ölmez. İşte; اِنَّ عِبَادَ اللّٰهِ dediği budur. Kardeşim, ayrılma bunlardan.

Nur suresi 35. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ

 

Müfessirler bu ayete birkaç mana vermişler; Tefsir-i Hazin’de beyan olunduğu vechile, Ubey bin Ka’b’de bu ayete şöyle mana vermiştir ki, bu zeytin ağacı öyle bir mübarek ağaçtır ki, ne şarkta, ne garpta ateş görmeden ziya verir, diyor. İşte bu, mü’minin vücut şeceresidir. Ehl-i tasavvuf da bu mübarek zeytin ağacı, mürşid-i kamilin vücut şeceridir ki, onlar cereyanlı direk gibidir ki, onlara cereyan fabrikadan gelir. Onlara da kablo teli bağlı olanlara cereyan gelir.

Hadis-i Şerif:

 

هُمْ كِبْرِيتٌ اَحْمَرُ

 

Yani, “onlar kırmızı kibrit başı gibidirler”[9], kalbi temiz olanları ateşlerler. Onlara Cenab-ı Hakk’ın tecelli etmesi vardır. Bir de onlar mıknatıslı demire benzer. Onlara sevgi, itikat olursa, onların yüzlerine bakmakta, konuştukları sözlerinde çok tesir vardır. Kendilerinin bakma, nazarlarında da çok tesir vardır. Yalnız itikat, sevgi olursa olur. Onlarda cereyan-ı ilahi vardır. Manen yakın olanlara cereyan gibi kalbe çarpar. Kalp kazanının altına ateş vurulunca, kalp kazanı kaynar. Göz ağlamaya başlar. İçini, batınını temizlerler. Kemale erdirirler. Bizde şahit olduk, şüphemiz yoktur. Hatta onlar dünyalarını değiştikten sonra da onlardan fayda, yardım görülür.

Hadis-i Şerif geride yazılı idi, biz de hem hayatlarından, hem de vefatlarından sonra yardım, fayda gördük. Şüphemiz yoktur. Yalnız itikat, sevgi lazımdır. İtikat, sevgi olmadığından, Mekke’deki müşriklere Peygamber Efendimiz alemlere rahmet olarak gönderildi. Sevip inananlara rahmet oldu; inanmayanlar, sevmeyenler, O’nun nurundan, rahmetinden mahrum kaldı. İki dünyaları da harap oldular.


[1] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 216/14.

[2] Ramuze’l-Ehadis, c. 2, s. 408/8.

[3] Muhammed Nuri Şemse’d-Din Miftahu’l-Kulub, s. 350.

[4] Ramuze’l-Ehadis, c. 2, s. 517/3.

[5] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 216/14.

[6] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 161/4.

[7] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 243/6.

[8] Ruhu'l-Beyan tefsiri c.3.s.8. (Beyrut), Cevâhiru’l-Kur’an, s. 12.

[9] İbni Ebi’d-Dünya fi Kitabu’l-Evliya, c. 1, s. 12/8 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>