canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

DİLİN AFETLERİ - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

DİLİN AFETLERİ

 

Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri Enes radıyallahu anhunun rivayet ettiği hadisi şeriflerinde:

اِنَّ اللّٰهَ لَيَغْضُبُ اِذَا مُدِحَ الْفَاسِقُ

 Yani “Allah şol fasık kimseleri övene gadab eder.”[1]

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

فَلْيَضْحَكُوا قَل۪يلًا وَلْيَبْكُوا كَث۪يرًاۚ

 “az gülün, çok ağlayın”[2] buyuruyor.

Ayda, yılda bir kere günahlarını anıp ağlarsın ama nefsine hoş gelenleri bir günde tekrar tekrar anıp ferah olup gülersin.

Bak Rasulü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz ne buyuruyor? Ebu Zer radyallahu anhu hazretlerinin yaptığı rivayette:

لَوْ عَلِمْتُمْ مَا اَعْلَمُ لَبَكَيْتُمْ كَث۪يرًا وَ لَيَضْحَكْتُمْ قَل۪يلاً

Yani, “eğer benim bildiğimi bilseydiniz yarın mahşer gününde başlarınıza neler gelecek bilseydiniz az güler çok ağlardınız.”[3]

Şunu da keskin olarak bil ki bir mecliste kahkaha ile gülünse veya gıybet söylense veya dünya muhabbetine sevk edici kelamlar konuşulsa o meclis ehline Allahu Teâlâ rahmet etmez. Allah muhafaza etsin cümlemizi.

Amma bazı vakitlerde kişinin ehliyle latife etmesi caizdir. Bunda da çok ileri gitmek ve kahkaha ile gülmek olmaz ve yine yalan, horta-kıymetsiz şeyler ile halkı gülüştürmekten çok sakınmak lazım gelir. Buna dair sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bizler için her biri bir kanunu’ş-şifa olan hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:

وَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ يُحَدِّثُونَ وَيُكَذِّبُونَ لِيَضْحَكَ بِهِ الْقَوْمِ وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ

Yani, “yazıklar olsun şol kimselere ki halkı gülüştürmek için yalan söylerler. Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun”[4] diyerek üç kere tekrar eyledi.

O Habibi Kibriya ve şefi-ı ümmet olan sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin bu mübarek kelamlarından anlaşıldı ki yalan yanlış kıymetsiz sözlerle, şakalarla halkı gülüştürmek fasık bir kimseyi methetmek dilin afetlerindendir.

Dilin bir afeti de bir kimseyi maskaralık yapıp alay etmektir. Buda haramdır zira Cenâb-ı Hak Teâlâ Kur’an-ı Keriminde

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌ مِنْ نِسَآءٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّۚ

Yani, “ey Allah’a iman edenler! Sizden gerek erkek gerekse kadın bazınız bazınızı mashara edip alaya almasın. Belki maskara-alay edilen kimseler alay edenlerden daha hayırlıdırlar.”[5]

Çünkü hayrıyet zahirde insanların gördüğü suret ve şekillerle değildir. İnsanların Allah indinde hayırlı olmasına sebep olan şey kalpte gizli olan takvadır.

Hadisi şerif:

اَلتَّقْوٰى هَهُنَا وَ اَشَارَ اِلٰى صَدْرِه۪

Yani, “aleyhi’s-salatü vesselam efendimiz kalbi şeriflerine işaret ederek takva buradadır”[6] buyurmuştur.

Demek ki hiç kimseyi maskaraya alıp istihza alay etmek caiz değildir. Ola ki masharaya aldığın kişinin Hak Teâlâ’nın katında mertebesi ve menzili vardır, sende ondan gafilsin o sebepten belki senin güldüğün Allahu Teâlâ hazretlerine hoş gelmez o sebepten Allahu Teâlâ’nın hışmına uğrarsın zira Allahu Teâlâ’nın evliyaları vardır ki dört kısımdır:

Biri odur ki evliya olduğunu kendileri bilir ve halk da bilir. Onlar şol kimselerdir ki Allahu Teâlâ onlara
vilayet haddinin nihayetine yetiştirmiştir ve onlara kendi marifetini vermiştir. Onları oradan geri döndürmüş ve Hak Teâlâ onlara irşad mertebesini tamam ve tekmil vermiştir. Ondan sonra halkı irşad için görevlendirilmiştir. Onlara ehassu’l-havas derler. 

İkinci kısım veliler onlardır ki veli olduklarını ne kendileri bilir ne de halk bilir. Onlara haslar derler. Yani bütün vecihleriyle Hak Teâlâ’dan gayri onları kimse bilmez.

Hadisi Şerif:

اَوْلِيٰٓائ۪ي تَحْتَ قُبَاب۪ي لٰا يَعْرِفُهُمْ غَيْر۪ي

Yani, “evliyalarım kubbelerim altındadır benden gayrisi bilmez.”[7] Yani, ben kullarımı bir şey ismi altında gizlerim halka gizli olurlar.

Üçüncü kısmı onlardır ki onlar kendileri veli olduklarını bilirler amma halk bilmez. Onlar âlimlerdir, ebdallardır ve evtadlardır ve o taife dünya yüzünde üç yüz kırk yedi kişidir. Bir eksik olmaz eğer onlardan biri ölse mü’minlerin Salihlerinden alırlar onun yerine katarlar.

Dördüncü kısmı şol velilerdir ki halk bilir veli olduğunu amma kendileri bilmez. Yani vilayetleri halka zahir kendilerine mahfidir.

Öyleyse aziz kardeşim Hak Teâlâ’nın kullarını maskaraya alıp bunlara hor bakmak olmaz. Kimde ne olduğunu kim bilir.     

Yukarıda ki ayeti kerimenin devamında:

  وَلَا تَلْمِزُوٓا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse işte onlar zâlimlerin ta kendileridir,” [8] deyi buyuruyor.

 


[1] Beyhaki, Şuabu’l-İman c.4.s.230/4885–4886 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.336/1336 (Beyrut). Hatib el-Bağdadi, Tarihi Bağdad c.8.s.428 (Beyrut). Müzekki’n-Nüfus s.187 (Osmanlıca baskı)

[2] Tevbe suresi 9/82

[3] İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.5.s.173/21555 (Mısır).

[4] Hâkim, el-Müstedrek c.1.s.108/142 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.4.s.557/2315 (Beyrut). Darimi, Sünen c.2.s.382/2702 (Beyrut). Ebu Davud, Sünen c.4.s.297/4990. Nesai, Sünenü’l-Kübra c.6.s.509/11655 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.5.s.5 (Mısır). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.19.s.413/950–951 (Musul). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.4.s.213/4831 (Beyrut). İbni Mübarek, Zühd s.254/733 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.4.s.398/7150 (Beyrut). 

[5] Hucurat suresi 49/11

[6] İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.2.s.277/7713 (Mısır). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.22.s.74/183 (Musul). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.7.s.508/11151 (Beyrut). Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.8.s.185 (Kahire). 

[7] Müzekki’n-Nüfus s.188 (Osmanlıca baskı).

[8] Hucurat suresi 49/11

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>