canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

NAFİLE NAMAZLARIN FAZİLETİ - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

NAFİLE NAMAZLARIN FAZİLETİ

 

 

Şimdi birazda dinleyen, yazan, okuyan kardeşlerimizin ve din yolunda ki bacılarımızın imrenip ibadete gayretle çalışmaları için mükâfatlarını yazıyoruz.

Sabah namazının erken vakti nur, orta vakti rahmet, son vakti mağfirettir.

Yani, bir kimse Allah rızası için gece teheccüd namazına kalkar, teheccüd namazını kılar, biraz evradını yani, dersini tesbihini oturur huzuru kalp ile çeker, istiğfar, salâvatlar, kelime-i tevhid, lafza-i celallar bunlardan bir miktar gücünün miktarı çeker sabah namazı vaktine kadar.

Sonrada kalkar huzuru kalp ile namazı cemaat var ise cemaate gider kılarsa (yoksa yalınız kılar) o gündüzü vefat ederse şehid olarak vefat eder.

O kimse hem nuru, hem rahmeti kazanır. Hem de mağfiret olaraktan kalkar. Allah cümlemize sıhhatini, gayretini, ikhlasını versin, âmin, ya Muin.

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz nafile namazlara devam etmiş mükâfatlarını da bizlere haber veriyor. Allah cümlemize gayretini, yapmak gücünü, rızasını cümlemize versin, âmin, ya Muin.

Nafilede sevgi başlıyor. Buna dair hadisi şerif:

اَلنَّافِلَةُ هَدِيَّةُ الْمُؤْمِنِ إِلٰى رَبِّه۪ فَلْيُحْسِنْ أَحَدُكُمْ هَدِيَّتِه۪ وَلْيُط۪يبُهَا لَكُونُ الْهَدِيَّةُ سَبَبًا لِلْمُحَبَّةِ

Yani, “nafile, mü’minlerin Rabbine olan hediyesidir. Onun için hediyelerinizi güzel yapın. Çünkü hediye muhabbete sebep olur”[1] buyuruyor. Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimede:  

سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْو۪يلًا۟ ﴿﴾ اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِۜ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا

“Ya Habibim! Sen bu müşriklerin arasında bu zahmetlere, bu horluklara düştüğünden dolayı müteessir olma, zira senden evvel Resul kardeşlerinin de başlarından bunlar geçmiştir. Onlarında halkı kendilerini böyle işkenceye, zillete düşürmüşlerdi.Bu Onlardan beri sürüküp gelen bir sünnettir, أَقِمِ الصَّلاَةَ sana emrettiğim beş vakit namaza devam et![2]

وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰىٓ اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

“Ya Habibim Rabbıyın indinde dereceyin daha yüksek olmasını istersen beş vakit namazdan sonra gece kalkıp teheccüd namazına ve gündüzleri duha yani kuşluk namazlarına devam et. Rabbin sana makamı Mahmud verecektir. Yani evvelin ve ahirine şefaat makamıdır.”[3]

Rabbinin indinde derecen, makamın daha yüksek olmasını istiyorsan, beş vakit namazla da kalma. Gecelerde teheccüd namazına devam, gündüzlerde duha namazına devam et. Rabbın sana makamı Mahmud verecektir.

Makamı Mahmud, evvelin ve ahırine şefeat makamıdır. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem teheccüt namazını hiç geçirmedi. Namaz kılarken kıyamda çok durduğundan mübarek ayakları şişerdi. Teheccüd namazını On iki rek’atten yukarı, dörtten aşağı kılmamış.

Hülasa, teheccüd namazı ümmet hakkında nafile ve Rasulullah hakkında farzdır.

Yine gece namazı hakkında ayet-i Kerime’de buyruluyor ki

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَآءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَآئِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ

Yani, “küfr üzere maişet eden kâfir mi hayırlıdır? Yoksa Allah’tan korkar ve Rabbisinin rahmetini ümid eder olduğu halde, geceleri Allah için kalkar, abdestle kıyamla ve secde edici ve namazla ibadet eden mü’min mi hayırlıdır?”[4]

Yani geceleri kalkıp namazla, kıyamla secde ile ibadet edenle gecelerini bütün uyku ile geçirenler beraber mi olur?

Mücahid radıyallahu anhu buyuruyor ki:

ذَكَرَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قِيَامَ اللَّيْلِ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ حَتّٰى تَحَادَرَتْ دَمُوعُهُ

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem gece namazını anlattı o sırada gözleri doldu hatta damla damla gözlerinden yaşlar akmaya başladı”[5] ve şu ayeti kerimeyi okudu buyuruyor.

تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

“şol kimseler ki, Allahu Teâlâ’nın azabından korkarak ve Rahmeti ilahiyeyi ümid ederek yataklarından kalkıpgecelerini teheccüd namazı, zikrullah, ibadet ile ihya, tazarru niyaz ile dua ederler ve bizim onlara verdiğimiz gerek zahir gerekse manevi rızıktan infak ederler.”[6]

İşte Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bu gece ibadetlerine devam edenlerin mükâfatlarını beyan ettiği bir sonra ki ayeti kerimede:

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَآ اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“gece zamanlarında benim için yataklarını terkle, namazla, zikirle ibadet edenlerin sevap ve mükâfatlarını benden gayrı hiçbir melek ve nebi bilmez”[7] deyi buyuruyor.

Çünkü gece ibadetine riya karışmıyor. Bir de güçlük ile olduğundan, öyle salih amelin sevabını Allah’tan başka kimse bilmez buyruluyor.

  Hadis-i Şerif:

رَكْعَتَانِ فِي جَوْفِ اللَّيْلِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا

“Gece kalkıp en aşağı iki rekât bir namaz kılmak, dünya malının hepsi senin olup onu Allah yoluna fi sebilillah sadaka yapmaktan daha hayırlıdır.”[8] Çünkü kimse görmüyor; riya karışmadığı için daha hayırlı oluyor.

Gecede uykuyu, sıcak ve rahat yatağı terk edip tenha şekilde riyadan arınmış olarak gecenin içinde eda olunan namazın Allah’a yakınlık ve günahlara kefaret ve bedende olan dertlerin atılmasına sebeb olacağına dair birçok hadisi şerif rivayet olunmuştur. İhlâslı olarak gece namazlarına devam edenlerin methi hakkında bu ayeti kerime kâfidir.

Gece namazı; kalkıp teheccüde niyet ederek aşağısı iki yukarısı on iki rek’at, en ez iki rekât devam edenlerin vücudunda ölüm derdinden başka hastalık kalmaz buyuruyor. Buna dair Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde:

عَلَيْكُمْ بِقِيَامِ اللَّيْلِ فَإِنَّهُ دَأَبُ الصَّالِح۪ينَ قَبْلَكُمْ وَ إِنَّ قِيَامَ اللَّيْلِ قُرْبَةٌ إِلَى اللّٰهِ تَعَالٰى وَ تَكْف۪يرٌ لِلسَّيِّئَاتِ وَمَنْهَاةٌ عَنِ الْإِثْمِ وَ مَطْرَدَةٌ لِلدّٰٓاءِ عَنِ الْجَسَدِ

“Gece namazı kılmak üzerinize olsun yani gece namazı kılmaya devam ediniz zira gece namazı sizden önceki salihlerin devam ettiği âdetidir. Gece namazı Allahu Teâlâ’ya yakın eder, günahlara kefaret ve günahtan uzaklaştırıcı ve cesetten hastalıklarıda uzak eder”[9] deyi buyuruyor.

Bilal-i Habeşi radıyallahu anhu hazretleri, fecirden evvel seher vaktinde bir ezan okuyarak sahabe-i kiramı teheccüd namazına uyandırırdı.[10]

Rabbim cümlemize rızalı gayretle beraber ihlâslı olarak devam sebat versin âmin.

Evet, güneş değdikten kırk beş elli dakika sonra yine nafile olarak Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz kılmış bizlere mükâfatını haber veriyor.

 “En az aşağısı iki rek’at yukarısı on iki rek’at nafile işrak namazını kılarsa o kimseye bir hac birde umre sevabı verilir” buyruluyor.

Duha, yani kuşluk namazı vakti, güneş doğduktan iki saat sonra girer, öğle namazına bir saat kalasıya kadar kılınır. Aşağısı iki, yukarısı on iki rekâttır. Kuşluk namazı, hadisi şerif:

اِنْ صَلَّيْتَ الضُّحٰى رَكْعَتَيْنِ لَمْ تُكْتَبْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ وَاِنْ صَلَّيْتَهَا اَرْبَعًا كُتِبْتَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ وَاِنْ صَلَّيتَهَا سِتًّا كُتِبْتَ مِنَ الْقَانِت۪ينَ وَاِنْ صَلَّيْتَهَا ثَمَانِيًا كُتِبْتَ مِنَ الْفٰٓائِز۪ينَ وَاِنْ صَلَّيْتَهَا عَشَرًا لَمْ يُكْتَبْ لَكَ ذٰلِكَ الْيَوْمَ ذَنْبَ وَاِنْ صَلَّيْتَهَا ثْنَتَىْ عَشَرَةَ رَكْعَةٍ بُنِىَ اللّٰهُ لَكَ بَيْتًا فِى الْجَنَّةِ

Yani, “en az iki rekât duha kuşluk namazı kılarsan, gafillerden yazılmazsın. Dört kılarsan, muhsinlerden yazılırsın. Altı rekât kılarsan, itaat edenlerden yazılırsın. Sekiz kılarsan kurtulmuşlardan yazılırsın. On kılarsan, o gün günahın kayıt edilmez. On iki kılarsan, Allah senin için cennette bir köşk yapar.”[11]

O gün günahın kayıt edilmez dediğimiz, iki kâtip melaikemiz sağdaki hayra müvekkel hayrı yazar, soldaki günah yazar. Soldaki melaike sağdaki melaikenin emrindedir. Bir günah işleyince sağdaki melaike bir müddet bekletir, yazdırmaz. Hadis-i Şerif:

مَنْ حَا فَظَ عَلٰى شَفْعَةِ الضُّحٰى غُفِرَتْ لَهُ ذُ نُوبُهُ وَاِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ

Yani, “salât-ı duhaya, (kuşluk namazına) devam edenin günah-ı sağiresi mağfur olur, velev ki denizköpüğü kadar çok olsun.”[12] Yine Hadis-i Şerif.

مَنْ صَلّٰى سِتَّ رَكْعَاتٍ بَعْدَ الْمَغْرِبِ قَبْلَ اَنْ يـَتَكَلَّمَ غُفِرَ لَهُ بِهَا ذُنُوبُ خَمْس۪ينَ سَنَةً

Yani, “Akşam namazından sonra altı rekât nafile kılmaya devam edenlerin elli senelik günahı mağfur olur.”[13]

  بِعِبَادَةِ اِثْنَتَىْ عَشْرَةَ سَنَةً 

         “On iki senelik ibadet yerine geçer.”[14]

Nafile hakkında hadisi şerif:

وَمَا تَقَرَّبُ اِلَىَّ عَبْد۪ى بِشَيْىءٍ اَحَبُّ اِلَىَّ مِمَّا اِفْـتَرَضْتُهُ وَمَا يَذٰلُ عَبْد۪ى يـَتَقَرَّبُ اِلَىَّ بِالنَّوٰافِلِ حَتّٰى اُحِبُّهُ

Manası: “Kulum bana yakın olamaz, en sevdiğim farzlarda yakın olduğu gibi. Kulum benden ayrı olmaz, bana yakın olur nafilelere devam ettikçe. Hatta o kulumu severim. O benden, ben ondan ayrı olmaz.”[15] Yani,kulum Bana nafileler ile yakın olur; hatta o kulumu severim, buyuruyor.

Hadisi şerifin devamı:

فَاِذٰا اَحْبَبْتُهُ كُـنْتُ لَهُ سَمْعَهُ الَّذ۪ى يَسْمَعُ بِه۪

“Ne vakit kulumu sever isem, onun duygusu ben olurum. Onunla duyar” (Hazret-i Ömer radiyallahu anhun, harb edenleri Hindistan’da gördüğü, duyduğu gibi.) Hadisi şerifin devamı:

وَبَصَرَهُ الَّذ۪ى يـُبْصِرُ بِه۪ وَيـَدَهُ الَّـت۪ـى يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّـت۪ى يَمْشِ بِهَا وَ اِنْ سَئَلَن۪ى اَعْطَيْتُهُ وَلَوِاسْتَعَاذَن۪ى لَاُع۪يذَنَّـهُ

Buyuruyor ki, “basireti, gözü benden olur. Benim gözüm ile görür ve eli Benim kuvvetim ile tutar ve ayağı onunla yürür ve eğer Benden isterse veririm. Eğer Bana sığınsa, onu muhafaza ederim.”[16]

İyi anlayalım kardeş bacılarımız. Nafilede sevgi başlıyor. Cenâb-ı Allah ne buyuruyor? “nafilelere devam eden o kulumdan ben ayrı olmam, o kulum benden ayrı olmaz. Hatta o kulumu severim.”

Bakınız farzlarla beraber nafilelere devam olunca Cenâb-ı Allah’la arada sevgi, muhabbet, dostluk başlıyor.

Nafile namazlara itirazlar edipte Allah ile kulun arasında ki muhabbetten, dostluktan mani olup uzaklaştırmayın.

İnsanların, hocaların, okumuş olan kardeşlerimizin bir kısımlarının dayandıkları nokta; diyorlar ki, farz namazdan borcun var mı? Farz namazdan borcu olanlar boşuna nafile namaz kılmasınlar. Borcunu ödemeyince kıldığı namaz kabul olmaz diyorlar. Nereye dayanıyorlar bu kardeş bacılarımız. Allah’tan korkmadan, Allah ile kulun arasına girip sevgiyle nafile namaza devam eden kardeş bacılarımızı Allah’a ibadet yapmaktan alı koymasınlar.

Evet, bir sevgiyle ihlâslı nafile namazları kılmalarında sevgi, muhabbet, Allah ile dostluk başlıyor. O kimse seve seve nafile kılar. Onları o Allah sevgisi ve dostluğundan alı koymasınlar.      

Biz size aciz kardeşiniz olarak nafile namazların mahşer gününde farz namazların eksiklerinin ve noksanlarının yerine sayılacağına dair hadisi şerifi imdâd-ı müslimin kitabının 247. sahifesinden yazıyoruz.

 Şimdi nafileler ne imiş yazılacaktır, inşaallah. İmdadü Müslimin kitabı, sahife, 247: Bu bahis feraiz-i ilahiyede noksan olursa, yani farzların eksikleri, noksanları Cenâb-ı Hakk’ın fazl-ı keremiyle, nafileler ile ikmal, yani nafilelerle farzların noksanları tamam olacağına İbn Ömer radıyallahu anhu rivayetiyle, Camiü’s-Sağir’den şu hadis-i şerifi yazıyor:

اَوَّلَ مَا اَفْتَرَضَ اللّٰهُ تَعَلٰى عَلٰى اُمَّت۪ى الصَّلَوٰاتُ الْخَمْسُ وَاَوَّلُ مَايَرْفَعْ مِنْ اَعْمَالِهِمْ اَلصَّلَوٰاتُ الْخَمْسُ وَاَوَّلَ مَا يَسْاَلُونَ عَنِ الصَّلَوٰاتِ الْخَمْسِ فَمَنْ ضَيَّعَ شَيْئًا صُنْهَا يـَقُولُ اللّٰهُ تَعَالٰى اَنْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ لِعَبْد۪ى نَافِلَةً مِنْ صَلٰاةٍ تُـتِمُّونَ بِهَا مَا نَقَصَ مِنَ الْفَر۪يضَةِ

Yani “Ümmetim üzere Cenâb-ı Hakk’ın evvele farz kıldığı beş vakit namazdır. Yarın mahşerde huzuru ilahiyeye götürülen yine beş vakit namazdır. Yevmi mahşerde evvela beş vakit namazdan sual olunur. Her kim ki bu beş vakit namazlardan bir kısmını kılamayıp zay etti ise Cenâb-ı Hak melaike-i kirama hitaben bakınız bu kulumun nafile namazını bulur-sanız farzın eksik noksan olanını nafileler ile tamam ediniz diye emir eder.”

 وَانْظُرُوا ف۪ى صِيَامِ عَبْد۪ى شَهْرَ رَمَضَانَ فَاِنْ كَانَ ضَيَّعَ شَيْئًا مِنْهُ فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ لِعَبْد۪ى نَافِلَةً مِنْ صِيَامٍ تـُتِمُّونَ بِهَا مِنَ الصِّيَامِ

“Sonra yine bakınız kulumun ramazandaki orucuna bir miktarını zay etmiş noksan bırakmış ise nafile orucuna bakın bulur iseniz nafile oruçla farz orucun noksanını ikmal ediniz deyu emir eder.”

 وَانْظُرُوا زَكَاةً عَبْد۪ى فَاِنْ كَانَ ضَيْعَ مِنْهَا شَيْئًا فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ لِعَبْد۪ى نَافِلَةً مِنْ صَدَقَةٍ تـُتِمُّونَ بِهَا مَا نَقَصَ مِنَ الزَّكَاةِ

Yine “Cenâb-ı Hak nazar edip bakınız. Kulumun zekâttan zay ettiği noksanı var ise sadakasına bakınız. Sadakasını bulur iseniz sadakası ile zekâtın noksanını ikmal ediniz deyu emir eder.”

 فَيَؤْخَذَ ذٰلِكَ عَلٰى فَرٰٓائِضِ اللّٰهِ وَذٰلِكَ بِرَحْمَةِ اللّٰهِ وَعَدْلِه۪

“Bu minval üzere nafile ibadetler farzlara zammedilmekle farzların eksikleri tamam ve ikmal ediliyor. Bu ise Cenâb-ı Hakk’ın kullar üzerine bir büyük rahmeti ilahiyesi ve adaleti sübhaniyesidir.”

اَنْ وُجِدَ فَضْلًا وُضِعَ ف۪ى م۪يزَانِه۪ وَق۪يلَ لَهُ اَدْخِلِ الْجَنَّةَ مَسْرُورًا وَاِنْ لَمْ يـُوجَدْ شَيْىءٌ مِنْ ذٰلِكَ اُمَرْتُ بِهِ الزَّبَانِيَةَ فَاَخَذُو بِيَدَيـْهِ وَرِجْلَيْهِ ثُمَّ قَذِفَ بِه۪ فِى النَّارِ

“Eğer çok ziyade nafile ibadet bulunursa farzın mizanına bırakılıp sahibine mesrur olduğu halde cennete dâhil ol denilir. Eğer nafilelerden ziyade bulunmaz ise farzları da noksan eksik ise zebanilere bunu cehenneme atınız deyu emir olununca cehenneme atarlar.” El ıyazü billahi Teâlâ.

Şu halde insan aklını başına alıp halı hayatında iken hem kaza borcunu ikmal etmeye çalışıp hem de nafile namazlara ve ibadetlere devamla gayret etmelidir. Bu Cenâb-ı Hakk’ın insanlar üzerine bir lütfu keremidir ki nafile namazları ile ve nafile ibadetleri noksan olan farzların yerine kabul ediyor.

Şu halde ikindi ve yatsı namazlarının sünnetlerini ihmallik yapıp terk etmemelidir. Mademki farzın noksanlarını ve eksiklerini nafile namazlar, nafile ibadetler ile ikmal ve tamam edileceği hadisi şerifle sabittir. Vaadı ilahiye haktır.

Bu delillere karşı bizler bize danışanlara diyoruz ki mümkün mertebe hem kaza namazınızı kılın, tamamlamaya çalışınız. Hem de sakınınız nafile namazları terk etmeyiniz. Bu kadar vaadlar vardır. Hem de farzlar ile beraber nafilelere de devam edilirse o zaman Allah ile kulun arasında yakınlık dostluk sevgi başlar.

اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِرَحْمَت۪ى وَاقْتَسَمُوهَا بِقَدَرِ اَعْمَالِكُمْ

Hadisi kudsisi bu ma’naya şahidi adildir.

Yani “Cennete Benim rahmetimle giriniz ve ondaki makam ve dereceleri amelleriniz miktarı taksim ediniz”[17] demektir.

Yani cennete amelle girilmez ancak Allah’ın lütfu ihsanı rahmeti ile girilir. Fakat cennetteki makam derecesi insanların dünyada iken yaptıkları ihlâslı amellerine göre dereceleri nurları ona göre olur.

İşte şimdi iyice anlaşıldı ki, nafilelerle farzların noksanları tamamlanıyor. Şu halde insan, aklını başına alıp hal-i hayatında dikkat edip hulus-i niyet ile huzur-ı kalp ile hem farz hem de nafilelere hem zikrullaha gayretle azimle yılmadan devam etmemizi Cenâb-ı Hak, cümlemize ihsan ve hidayet kılsın âmin!

Şu hadis-i şerifi de buraya ilave edelim. İmam Gazali hazretlerinin kitabından;

لَا يَنْظُرُ اللّٰهُ اِلٰى صَلٰاةٍ لَا يُحَضِّرُ الرَّجُلُ ف۪يهَا قَلْبَهُ مَعَ بَدَنِه۪

Yani, “bir kimse namaz kılarken, kalp ile bedenini birlikte hazır bulundurmadığı namazına, Cenâb-ı Hak iltifat etmez.”[18]

Yine İmam Gazali hazretlerinin,  ihya-i ulumiddin kitabından hadis-i şerif:

جَبْرُ نُقْصَانِ الْفَرٰٓائِضِ بِالنَّوٰافِلِ

Yani, “farzların eksikleri nafilelerle tamam olur”[19]

Diğer bir hadisi şerifte:

حَسِّنُوا نَوَافِلَكُمْ فَبِهَا تُكَمِّلُ فَرٰٓائِضَكُمْ   

Yani, “nafile ibadetinizi güzelleştirin. Çünkü farz ibadetleriniz onlarla tamamlanır.”[20]

         Bu hususlarda Allah’ın kullarını nafile namaz ve sair ibadetlerden alıkoyan, Allah sevgisinden soğutup nafile namaz ve sair ibadetlerden alıkoyan Allah dostluğundan ve sevgisinden nafileleri terk ettirip insanları alıkoyanlar sizlere soruyorum.

Nereye dayanıyorsunuz? Allah’ın kullarını Allah ile bir sevgi muhabbetlerini soğutup nafile ibadetleri terk ettiriyorsunuz.

Biz diyoruz ki; hem farz namazları huzuru kalb ile huşu, korku ile eda edin. Hem de Allah ile dostluk kazanmak için nafilelere de devam edin.

Bu hususta ayeti kerime de var, Sure-i alak 9 ve 10. ayetler:

   أَرَأَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰى* عَبْدًا إِذَا صَلّٰى

Yani, “gördün mü şol fena kimseyi ki o fena adam namaz kılan kulumuzu namazdan bile men eder.”[21]

 Bu ayeti kerimeye karşı namaz kılan kimselere namaz kılmayınız diye onlara mani olmayınız.

Allah’ın kullarını Allah ile aralarına girip fazla namaz kılmayın. Bu kadar namazın ne gereği var? Farzı kılın nafilenin gereği yoktur deyip Allah’ın kullarını nafile ibadetlerden, zikrullah etmekten alıkoyup mani olanlar; sizler gafilleri, cahilleri görmüyor musunuz? Onlara mülayimlik, yumuşak kelamlar ile Allah’ı onlara tanıtıp sevdiriniz ki bu sebeple Allah’ta sizi sevsin.

Yapılan ameller niyet karşılığında derece alır. Niyete bakılır. Takva yönüne bakılır.

Niyet halis iman selamet, Niyet fasık insan melâmettir.

Niyet hakkında hadisi şerif:

نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِه۪

“Mü’min-i kâmillerin, Allah’ın hoşuna giden güzel niyeti zahirde yaptığı amelinden hayırlıdır.”[22]

Yine hadisi şerif:

اِنَّ اللّٰهَ لَا يـَنْظُرُ اِلٰى صُوَرِكُمْ وَلَا اِلٰى اَعْمَالِكُمْ بَلْ يَنْظُرُ اِلٰى قُلُوبِكُمْ وَ نِيَّـتِكُمْ

Yani,“Allahu Teâlâ sizin suretinizi düzeltip; cübbe sarık, hırka, tacınıza ve ibadet ile halka görünüşünüze bakmaz.Ancak sizin kalbinizde kurup, kendi düşüncelerinizi halka bildirmediğiniz şeylere ve niyetinize, ne niyette olursa ona bakar.”[23]

Niyetini daim iyilik, yani Allahu Teâlâ’nın kullarının hepsini Hakk’a vasıl edip, kendi onlara hizmetçi gibi kalmak niyetinde olanı hepsinden yüksek eder. Kulun niyetindekini bilir, kalplere her daim bakar. Kendi nefsini düşünmeyip, Allahu Teâlâ’nın kullarını düşünen kimseyi Cenâb-ı Hak düşünür. Daima kendini düşüneni, O düşünmez.

Marifet ehli olmaya, muhabbet-i ilahiyeyi kalbimize doldurmaktan başka maksadımız olmasın.

Marifet odur ki, Allah sevgisinden başka kalpte her türlü düşünceleri kalpten sürüp çıkarmaktır.

Cenâb-ı Hak kalbi kendinin sevgisi için ve bakıp, nazar edeceği ve ilham edeceği ve ilmi hikmet zuhur eden ve Cenâb-ı Hakk’ın esrar-ı sırrı olan bir kalbe sahip olmayı, bizlere ihsan eylesin.

Bu kalbe sahip olan, bu kalp fabrikasını ihlâslı ve rızalı, zikrullah, fikrullah ve havfullah üretiminin devamlı çalıştırılmasını cümlemize Cenâb-ı Hak, Habibinin hakkı için ihsan ve hidayet eylesin, âmin!

Takva ile kılınan iki rek’at bir namaz takvası olmayan bir kimsenin bin rek’atından hayırlı olduğuna hadisi şerif var ki ileride gelecek İnşaallahu Teâlâ.

Takva, Allah’tan hakkıyla çok korkmaktır.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

         يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪

“Ey Allah’a inandım iman ettim diyen mü’minler, Allah’tan korkun. Öyle bir korkun ki hakkıyla korkun.”[24]

Allah’tan korkmanın alameti nedir? Allahu Teâlâ’nın yapın diye kullarına emrettikleri şunları yapın şunları yapmayın diye emirleri ve nehiyleri, Allah’tan çok korkar, Allah’ın şunları yapın dediklerini yapmamaya çok korkar yapar. Şunları yapmayınız diye yasak kıldıklarını nehy ettiklerini yapmaya korkar.

Allah’tan öyle korkarlar ki her anda, kalabalıkta, tenhada Allah beni göre duruyor diye dikkatli olurlar. Çünkü sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hazretleri mübarek kelamlarında şöyle buyuruyor

اِنَّ اللّٰهَ مَعَكُمْ اَيْـنَمَا كُنْتُمْ

Yani, “O Allah sizinle beraberdir, nerede olursanız.”[25]

İki cihanın serveri sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bizleri uyarmak ve ikaz, irşad etmek için söylediği mübarek kelamlarında şöyle buyuruyor.

  رَكْعَتَانِ وَرِعٍ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفٍ مِنْ مُخْلِطٍ

“Vera ehli olan bir kimsenin vera ile kıldığı iki rekât namazı verasız kimsenin bin rekât namazından efdaldır”[26] buyuruyor.

Vera’ denilen; kavlinde ve fiilinde hatta kalbinden geçenlerde şüpheli şeylerden çok sakıncalı olmaktır.

Vera’ hakkında ibni Mesud radıyallahu anhu hazretlerinin rivayet ettiği hadisi şerifte sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyuruyor:

عَنْ اِبْنِ مَسْعُود رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ، قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنْتَهَى الْإِيمَانُ إِلَى الْوَرَعِ

“imanın en yükseği vera’dır. İman da ancak vera’da hitam bulur.”[27]

Diğer bir hadisi şerifte şöyle buyruluyor ki;

لَوْ صَلَّيْتُمْ حَتّٰى تَكُونُوا كَالْحَنَايَا وَصُمْتُمْ حَتّٰى تَكُونُوا كَالْاَوْتَارَ فِمَا يَنْفَعَكُمْ اِلَّا الْوَرَعَ الشَّاف۪ى

 “Bir kimse geceleri sabaha kadar namaz kılmaktan beli yay gibi eğilse, gündüzleri oruç tutmaktan kendisi zayıflayıp dudakları kurusa o kimsede vera yok ise bu yaptığı amellerden bir fayda göremez”[28] buyruluyor.

Cenâb-ı Hak cümlemizi hakkıyla ehli takva, ehli vera kullarından eylesin âmin, ya Muin.

Geriye dönelim, Allah’ın kullarını kabul olmaz diye nafile ibadetlerden nafile namazlardan ve çok zikrullahtan ne gereği var bu kadar diye alıkoyanlara cevaplar:

Bir kısım okumuş olanlarımız ve bir kısım hocalarımız, Allah’ın kullarını ibadetten alıkoyacağınıza Allah’ın kullarını günahlardan, hatalardan, fuhşiyetlerden alıkoyun. Gözün şehvete bakması maneviyatı şeytanın zehirli oklarından bir ok yemesi, dillerini gıybetten alıkoymaklar, eller harama sunmaktan alıkoymaklar, kalpleri şeytani, şehvani, dünyavi sevgi ve endişelerini kalpten arıtıp o kalbi temizlemekler, vücuttaki olan zahir ve gözükmeyen batın organları Allah’ın hoşuna gitmeyen yönlerden alıkoymaya çalışın.  

Bunlar dururken, bu kadar zahir batın tedaviye ihtiyaç var iken nafile ibadetlere, zikrullaha çalışanlara mani olmanız mı kaldı?

Bu kadar maddi manevi tedavilere ihtiyaç var iken, onları günahlardan, hatalardan koruma ihtiyacı var iken, bir taraftan çeşitli içkiler, humarlar ve zinalar, bir taraftan faizler deniz dalgası gibi çalkalanıp yürüyüp dururken.

Bir taraftan da Hıristiyan âlemi Müslümanları Allah’ına, O’nun peygamberlerine ve kitaba Kur’an-ı Kerim’e ve Allah’ın emrine, nehyine ve O’nun sevgili Resulünün emirlerine, nehyettiklerine, ehlisünnete bağlı olan Müslümanları inançlarından sezdirmeden saptırarak Hıristiyanlığa çevirenler, biz yahova şahidiyiz diye İslam âleminin itikadını bozup Müslümanları Hıristiyanlığa çeviren yahova şahitlerinin ortalığı karıştırmaları dururken.

Bir takım ehlisünnet inancının dışında olan vahhabiler Türkiye’mize adamlar ayarlayıp para ile ve parasız din kardeş bacılarımızı itikadlarından ayırıp biz selefi salihindeniz bize bakıp bize uyacaksınız diye ayetlerin bir kısmını kendi arzularına göre tevil yapıp yanlış fetva verenler, din kardeş bacılarımızı vahhabi inancına sezdirmeden çevirenler.

Ortada Müslümanların zihinlerini karıştıranlar, bozanlar Türkiye’nin içinde ayrımcılık gayesi ile tefrika yapıp Müslüman din kardeşlerimizi inanç itikadlarından saptıranlar meydanda dururken kulları Allah’a yakîn etmek Allah’ı kullarına sevdirmek dururken bunlara sahip çıkmıyorsunuz. İtikadlarına sahip olmuyorsunuz.

İçteki nefsin, şeytanın, dışta ki bu kadar itikad bozucular ortada gezip dolaşıp kafa-zihin bozucular ortada hala devam edip durduğu halde bunların hiç birisine sahip çıkıp çalışmayıp nemize lazım diye çalışmıyorsunuz. Rast geldiğiniz yerde iki üç Müslümanın itikadını, kafasını bozuyorsunuz.

Bir kimse Allah’ın kullarından bir tanesini hata-günahlardan, Allah’a muhalif yönlerden, bütün kötülüklerden Allah’a çevirip Allah’ın rızasına çevirip doğru istikamete dönmesine sebep olsa bütün insanların hepsini Allah’ın rıza yoluna çevirmiş gibi ecirler sevaplar alır.

Kötülükler günahlarda böyle, Allah’ın gazabına uğrayıcı kötü yönlere çevrilmesine sebep olsa oda Allah’ın kullarının hepsini günaha çevirmiş gibi olur.

Her Müslüman’a bu kadar vazifeler düşerken, temiz saf kalpli olan Müslüman kardeş bacılarımızı yaptığı ibadetler ki Allah’ı zikretmesi, Allah’a yakîn olmak için sevgi, inançla kıldıkları nafile namazlar.

Hücumlarınız, gayretiniz vazifeniz yalınız bu Müslüman kardeş bacılarımızı bu ibadetlerinden alıkoymak ve zihinlerini bozmak mı? Kastınız bu mudur? Kastı, garezi bu olanları Allah’a havale ediyoruz. 

Bu kadar âlim-ulemaya vazifeler düşer iken bunları bırakıp saf kalbli biçare Allah sevgi muhabbetiyle nafile olarak kıldıkları namaza ve Allahu Teâlâ’nın beni çok zikredin emrine uyarak çok zikrullaha çalışan kimseleri alıkoyma mı vazifeniz? İyi düşünün!

Bu söylediklerimiz ilmiyle amil olan kâmillere değildir. Muhalefet edip bu kadar namazın ne gereği var diyenlere bu kadar zikrin ne gereği var diyenleredir.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

 يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًاۙ

“ey Allah’a iman ettim diyen mü’minler, Allah’ı zikredin, zikran kesira çok zikredin”[29] buyuruyor. Zikredin deyip kalmıyor. Çok zikredin deyi emrediyor. Sen hâşâ âlemleri halkeden Allahu Teâlâ’dan daha iyi bildiğini mi iddaa ediyorsun.

Yine Cenâb-ı Hak Teâlâ ayeti kerimede:

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ

“emrolunduğunuz üzere namazı eda ettikten sonra ayakta iken, otururken, uzanıp yatarken, Allah’ı zikretmeye devam edin”[30] buyuruyor.

İbn-i Abbas Hazretleri, bu ayetin tefsirinde, gece ve gündüzde, karada ve deryada, seferde ve hazarda, zenginlik ve fakirlikte, marazda ve sıhhatte ve gizli ve aşikârda Cenâb-ı Allah’ı zikredin, manasını vermiştir.

Yani zikrullah tokmağıyla ve çekiciyle durmadan cehri ve hafi olarak zalim nefsin kafasına indirmeye devam edin demektir.

 


[1] Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.4.s.306/6898 (Beyrut). Hazinetü’l-Esrar s.26. (Arabça baskı). 

[2] İsra 17/77–78

[3] İsra suresi 17/79

[4] Zümer suresi 39/9

[5] İmamı Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur c.11.s.693 (Kahire).

[6] Secde suresi 32/16

[7] Secde suresi 32/17

[8] Gunyetü’t-Talibin c.2.s.111 (Osmanlıca baskı)-c.2.s.344 (Beyrut). Levâmiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.3.s.318, Müzekki’n-Nüfus, s. 332

[9] Gunyetü’t-Talibin c.2.s.112 (Osmanlıca baskı)-c.2.s.345 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.5.s.552/3549 (Beyrut). Hâkim, el-Müstedrek, c.1.s.451/1156 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.3.s.128/3089 (Beyrut). tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.6.s.258/6154 (Musul). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.19/4031 (Beyrut). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.4.s.351 (Mısır). Muhammed Abdurrahman ebu’l-Ala, Tuhfetü’l-Ahfazi c.9.s.375 (Beyrut). 

[10] Ashab-ı Kiram Menakıbı c.2.s.61.

[11] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.149/3, Süneni Beyhakiyyü’l-Kübra c.3.s.48/4685 (Mekke)

[12] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s.15, Ramuze’l-Ehadis c.2.s.416/13, Süneni Tirmizi c.2.s.341/476 (Beyrut), Süneni ibni Mace c.1.s.440/1382 (Beyrut), Müsnedi Ahmed c.2s.443/9714 (Mısır)

[13] Kenzü’l-İrfan s.15/70.

[14] İbni Mace, Sünen c.1.s.369/1167 (Beyrut). Ebu Ya’la, Müsned c.10.s.414/6022 (Dımışk).

[15] Buhari, Rikak 38, İbni Mace, Fiten, 16, Ahmed İbni Hanbel, Müsnet, 6/256, Câmiu’s-sağir Muhtasarı, c. 1, s. 469/1003 (2: 240/1753).

[16] Buhari, Rikak 38, İbni Mace, Fiten, 16, Ahmed İbni Hanbel, Müsnet, 6/256, Câmiu’s-sağir Muhtasarı, c. 1, s. 469/1003 (2: 240/1753).

[17] İmdadu’l-Müslimin s.248 (Osmanlıca baskı).

[18] İhya-i ulumi’d-Din c.1.s.150 (Kahire).

[19] İhya-i ulumi’d-Din

[20] Hazinetü’l-Esrar s.26 (Arapça baskı)

[21] Alak suresi 96/9–10

[22] Kenzü’l-İrfan Binbir Hadis S.9/30 (Osmanlıca baskı).

[23] Müzekki’n-Nüfus, s. 215. İmamı Sarahsi, el Mebsut c.1.s.15 (Beyrut)

[24] Ali İmran suresi 3/102

[25] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.10.s.265.(Beyrut), es-Sünneti li Abdullah bin Ahmed bin Hanbali c.1.s.306/595.

[26] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s.32/177

[27] Süneni Darakutni, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya C.9 S.249 (Beyrut) Abdullah Bin Musa El Beyhaki Kitabu’z-Zühdü-l-Kebir C: 2 S:311/ 826 (Beyrut), Deylemi El Firdevsü bi Me’suru-l-Hıtab C:1 S:417/1691 (Beyrut)

[28] Gunyetu’t-Talibin c.1.s.198 (Osmanlıca baskı)

[29] Ahzab suresi 33/41

[30] Nisa suresi 4/103

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>