canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İlim Öğrenmek İçin Lazım Olanlar Beştir - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

İlim Öğrenmek İçin Lazım Olanlar Beştir

 

Birincisi, gece namazı; teheccüd namazı, en aşağısı iki rekâttan on iki rekâta kadar kılınır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, dört rekâttan aşağı on iki rekâttan fazla kılmamıştır. Hadis-i Şerifte:

رَكْعَتَانِ ف۪ى جَوْفِ اللَّيْـلِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا ف۪يهَا

Yani, “her kim gece kalkıp, en az iki rekât namaz kılsa dünya malının hepsi kendinin olup hepsini fisebilillah sadaka etmekten daha hayırlıdır”[1] buyuruyorlar. Cenâb-ı Hak, ehl-i iman cümlemize ihlâslı olarak gayretini ihsan etsin, âmin!

Gece namazını kimse görmediğinden, riya karışmadığından fazileti çok oluyor.

İkincisi, abdestli durmaya devam, üçüncüsü takvaya devam, gizli ve aşikâre, dördüncüsü helal yemek, beşincisi misvak kullanmaktır.

Gece namazı kılmak şudur ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuştur ki beş şey kalbi nurlandırır:

Birinci, gece kalkıp namaz kılmaktır ki gece namaz kılanın gündüz yüzü nurlu olur. Gecenin kabul zamanı üçte biri kaldıktan sonra şafak yeri ağarıncaya kadar kılınır. Zikrullah etmekte çok güzel, çok iyidir.

İkincisi, abdeste devam etmek şudur ki abdeste devam etmek insanı muhafaza eder. Abdeste devam edenin gönlünde ilim, hikmet kapıları açık olur. Her daim şeytan fırsat bulamaz. Feyz-i ilahi her zaman onun kalbine akar hıfzı kuvvet bulur, ezber etmek kolay olur.

Abdest Müslüman’ın silahıdır zikir etse şeytan yanar, asla yakın olamaz. Gözünü harama bakmaktan muhafaza eder, dilini lüzumsuz kelamlardan, gıybetten muhafaza eder ise abdesti bozulmadıkça o kimse ibadet üzerinde kaimdir.

Üçüncüsü gizli, aşikâr takvaya devam, ibni Ömer radıyallahu anhu tarafandan rivayet olunan hadisi kudside Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri: 

ثَلٰثَ مَنْ حَافَظَ عَلَيْهِنَّ فَهُوَ وَلِيٌّ حَقًّا اَلصَّلٰوةُ فِى السِّرِّ وَالْعَلَانِيَّةِ وَ الصَّوْمُ فِى السِّرِّ وَالْعَلَانِيَّةِ وَالْاِغْتِصَالِ فِى السِّرِّ وَالْعَلَانِيَّةِ

“Bir kimse üç şeyi tutar ise evliyadır: Biri gizli aşikâre gusül etmek, gizli ve aşikâre namazını kılmak, gizli ve aşikâre oruç tutmaktır.”[2]

Gizli ve aşikâre takva, yani Allahu Teâlâ kendini görüyor, kendine kendinden yakın bilip emrini tutmamaya ve nehyi ve yasak kıldığını yapmaya korkandır. Yap dediğini, yapma dediğini bilir.

Dördüncü, helal yemek şudur ki helal yiyenin gönlünde nur olur kalbine feyz olur. Bir kimse helal yemekten yerken güzel bir huzur ile yerse o kimsenin kalbinde bir nur yanar, yüreği kaynar ağzından bir ateş gibi çıkar. Hemen ansızın bir ah çeker bir geniş nefes alır yüreği kaynar yanar.

İşte o hal ehli olan kimse helal yemekte böyle olur. Haram da hastalıktır.

Helal lokma ile yerken huzurlu, besmeleyle, niyeti de ya Rabbi bu yemeği yemekteki maksadım sana ibadet yapmaya kuvvet olsun diye yiyorum niyeti olursa o yemek içeride nura tebdil olur.

Beşincisi, misvak kullanmaktır; misvak, gözün nurunu artırır, kalbin nurunu artırır. Gönülde manevi bir lezzet hâsıl olur. Dili açılır, kelam söylemek kolaylaşır, ilim, hikmet söyler. Kalbinde feyz olur. Haklıyı, haksızı fark eder. Cenâb-ı Hak kendine bu ilmi verir.

 

Bir kimse ne kadar ilim okursa okusun onun Allah, Rasulullah yanında derece bakımı, kıymet, değeri takvasına bağlı.

Bir âlimi methederler, evi kışlaya benzer. Otobüsler ile gece gündüz dergâhına gidip gelenler sayısız diyebilirler, olabilir.

Bu adamın ölçüsüne bakılır. Zühdü, takvası var mı? Zühdü takvasına baktınız mı? Anladınız mı? Derler.

Zühd dediğimiz, dünya sevgisi, dünyanın içindeki olanlara muhabbet etmesi var mı? Yok mu? Kendini meth ve sena, hürmet, hizmet, el öpülmesinde, saygı, hürmetler gösterildiği zamanlarda bu hallere haz duyması var mı? Zevk alması var mı? Methedilmesinde hoşlanması var mı? Bunlara bakılır. 

İkinci takvasına baktınız mı? Cenâb-ı Hak takva ile amel istiyor.

Takva, Allah korkusu çok olmak, kalabalık ve ıssız, tenha mahallerde daimi surette Allah’ın kendini görmesini ve her halına hazır, nazır bilmesi olmalı ve Allah korkusu bir anda olsa kalbinden çıkmaması lazım.

Madden manen bütün tehlikeler Allah korkusu az olup Allah unutulmasından bu tehlikelerin hepsi zuhur eder. Allah korkusu hakkıyla çok olursa sair korkulardan kendini korur muhafaza eder.

Her türlü haramlara bakmasını, el vurmasını ve gözün bakmasını, kalbin haramlara akmasını Allah korkusu önler.

Allah korkusu gözleri yaşartır, ağlatır. Allah korkusu insanı kemale, hayâya, edebe, utanmaya ulaştırır.

Bütün haramlardan kendini Allah korkusu alır, çeker. Hiç kimse beni görmüyor amma Allah beni her halımda göre duruyor diye bu inanç bütün haramlardan çeker korur.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimesinde:

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً

“her kim Allah’tan hakkıyla korkarsa Cenâb-ı Hak o kimseyi bütün korktuklarının hepsinden çeker, selamete çıkarır.” [3]

Her kim kendini yaratan halk eden, her halına hazır nazır olan kalbinden bütün geçenlere vakıf olan Allah’tan hakkıyla çok korkar ise vaad ediyor o kimseleri bütün korktuklarının hepsinden çeker, harice selamete çıkaracağına vaad ediyor.

Allah’tan korkmanın alametleri var. Bir hizmetçi, bir köle efendisine ne kadar itaati saygısı var ise onun emirlerini tutar, yasaklarından kaçınır.

Biz de Allah’tan korktuğumuzu ispat etmek için onun emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmamız lazımdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

إِذَا خَافَ اللّٰهَ الْعَبْدُ أَخَافَ اللّٰهُ مِنْهُ كُلُّ شَيْءٍ وَإِذَا لَمْ يَخَفِ الْعَبْدُ اللّٰهُ أَخَافَهُ اللّٰهُ مِنْ كُلُّ شَيْءٍ

“Bir kul Allah’tan hakkıyla korkarsa diğer mahlûk hepsi kendinden korkar. Kul Allah’tan korkmazsa Allah da onun kalbine her şeye karşı korku verir.”[4]

Bir insan dünyada neden korkar?

Birinci, dünya cihetince yoksulluktan korkar.

İkinci, kaza bela ve hastalıktan korkar.

Üçüncü, maazallah imansız gitmekten korkar.

Cenâb-ı Allah, bunun üçünden de selamete çıkarıyor.

Ne anlaşıldı? Bizlere lazım olan Yâ Rabbi, bu kelamına göre Ümmeti Muhammed’e ve bizlere hakkıyla Senden çok, çok, çok korkmayı ve korkunu kalbimize indirmeyi, bir an korkunu kalbimizden çıkarmamayı bizlere ihsan et yâ Rabbi, Habibiyin hürmetine.

Tekrar mademki kendisinden hakkıyla çok korkanları korktuklarının cümlesinden çekip selamete, harice çıkarmayı vaad ediyor.

وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا

“Onun vaadi haktır.”[5]

O’nun kadar vaadinde, ahdinin üzerinde sağlam sabit duran bir kimse bulamazsınız.

Bizlere düşen vazife korkmanın alametini öğreneceğiz. Biz de mevcut olan Allah korkusu görülüp ispat olunacak. O yüce Rabbımız bizlerin için kanuni ilahiyesinde Kur’an-ı Kerimi ile ve Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin haber vermesi ve hadisi şerifleri ile bizlere neler emir buyrulmuş? Şunları yapınız, tutunuz.

Neler yasaklanıp nehy edilmiş? Bunlardan sakınınız, yapmayın dediklerinin hepsini seve seve baş tacı edip emir, ibadet, itaatlerde üşenmeyerek, ihmallik yapmayarak çok korkaraktan günah yönünde en ufak dediğimizden çok şüphelilerden organ ve azaları hatta kalbimize gelenlerden sakınıp mahcup olup, utanıp, tevbe etmek.

Hem dışımız, hem içimizde Allah korkusu ağır basar ise vaatlerini yapar inşaallah. Yâ Rabbi, bizleri Senden rızandan uzaklaştırıcıların başta nefis şeytan ve şeytanın avenelerinin bunların bizleri zahir ve batın kalben Senden uzaklaştırıcı kötü endişelerine kötü yönlere teşvik etmelerinden Sana sığındık yâ Rabbi.

Sen bizleri bunlardan çekip uzaklaştırıp Sana cümlemizi yakın eyle yâ Rabbi.

İnşallah biz Onun dediklerini yapar, Ondan korkar isek O bizleri inşaallah korkutmaz, kendine çeker yakın eder. Evet, Allah korkusu ayeti kerime ile söylenmiş oldu. İkinci bir ayeti kerime:

إِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي مَقَامٍ أَم۪ينٍ

Meali “Allah’tan korkanlar, onlar eminlik içindedirler Emniyet altındadırlar.[6]

Bu konulara dair bir hadisi şerifi de ilave edelim:

جٰۤاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّ اللّٰهُ تَعَلٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمْ، وَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ تَعَلٰى اُوصُن۪ى قَالَ عَلَيْهِ السَّلَامْ،

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz büyük ulu önderimiz sahabeler ile otururlarken yanına bir Arabî geldi.“Ya Rasulallah bana bir vasiyet yap, o vasiyetini tutmakla bu zalim nefsin elinden kurtulup şeytanla nefisin üzerine galip geleyim dedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem buyurdular ki:

عَلَيْكَ بِتَقْوٰى اللّٰهِ تَعَالٰى فَاِنَّهَا جِمَاعَ كُلِّ خَيْرٍ

“Allah korkusu senin üzerine olsun Allah korkusu her an yüreğinden çıkmasın. Allah korkusu her an kalbinde mevcut bulunsun. Bütün hayır toplumunun hepsi Allah korkusunun içindedir.”

Hakikaten de insan şehvani, şeytani, haram yönlerinde hiç kimse görmüyor ama beni Allah görüyor diye o Allah korkusu kendisini bütün kötülüklerden çeker, onu günahtan alıkoyar. Hadisi şerif devam ediyor.

وَعَلَيْكَ بِالْجِهَادِ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ تَعَالٰى فَاِنَّهُ رُهْبَانِيَّةُ الْمُسْلِم۪ينَ

“Nefsinle, şeytanınla mücadele etmek senin üzerine olsun. Bu halde çalışman senin için eski peygamberlerin ümmetlerinde kırk elli sene tekkelerde mağaralarda riyazet mücahede ile çalışanlara ruhban derlerdi. Onların kırk elli sene çalıştığı ibadetin sevabını alırsın. (Hadisi şerifin devamı:)

وَعَلَيْكَ بِذِكْرِ اللّٰهِ وَتِلَاوَةِ الْقُرْآنُ فَإِنَّهَا نُورٌ لَكَ فِى الْاَرْضِ وَذٰلِكَ لَكَ فِى السَّمٰٓاءِ

“Allah’ı zikretmek ve Kur’an okumak da senin üzerine olsun bu zikrullahla Kur’an’a devam etmen yerde gök de sana her yerde ışık nur ziyadır.” (Hadisi şerifin devamı:)

وَاَخْزِنْ لِسَانَكَ اِلَّامِنْ خَيْرٍفَاِنَّكَ بِذٰالِكَ تَغْلِبُ الشَّيْطَانُ

“Dilini güzel konuşmaya alıştır. (Bunları yaparsan) nefsin şeytanın üzerine galip gelirsin.”[7]

Allah korkusu çok lazım, Allah korkusu kişiyi şevka yetiştirir ve şevk aşka yetiştirir. Aşk dahi Allah’a yetiştirir.

Şeyh Zunnuni Mısri kuddise sırruhuye sual ettiler ki Allah’a ne ile eriştin? Cevap verdi ki

“Allah korkusu ile hasta oldum, şevk ile yandım, aşk ile öldüm, Allah ile dirildim. İşte bu mertebeye eriştimbuyuruyor. İnsana korku gerek imiş. İnsan kendine korkuyu adet etmek gerek imiş.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yukarıda geçen hadis-i şeriflerinde “bütün hayrın yekûn toplamı Allah korkusunun içindedir.” buyuruyorlar.

Allah korkusu kalpte ilim, hikmetler bitirir. Allah korkusu hayâ edebi artırır. Kalpte Allah korkusu olmaz ise o kalpte cahillikler, hayâsızlıklar, edepsizlikler biter. İman zaafa yönelir. Allah korkusu imanı kuvvetleştirir:

اِتَّقُوا اللّٰهَ وَلاَ تَكُنُ خٰۤائِنًا

“Allah’tan korkun ve hain olmayın.”

İttekullahe Allah’tan korkmaktır. Allah korkusu kalbi nurlandırır. Allah korkusu gözü ağlatır, Allah korkusu gözü yaşartır. Allah korkusu rızkı bollaştırır. Allah korkusu her darlıktan kurtarır. Allah korkusu kalbi kemale erdirir. Allah korkusu aşkı, muhabbeti artırır.

Yine geriye konumuza dönelim. Hadisi şerif:

مَنِ اتَّقَى اللّٰهَ وَقَاهُ كُلُّ شَيْءٍ

Yani, “Cenâb-ı Allah kendinden hakkıyla korkup muti olan kimseyi her şeyden muhafaza eder.”[8]

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً

Yani, “bir kimse Allah’ın rızasına, gurbiyeti ilahiyesine kavuşmak yolunda çalışırken maddi manevi sıkıntılar ile karşılaştığı zamanda Allah’tan çok korkar her işine Allah’ı vekil yaparsa Allah’ta o kimseyi düşmüş olduğu sıkıntı iptilaların hepsinden çeker harice selamete çıkarır.”[9]

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ

“Rızkına bolluk verir. Onlara ummadığı yerlerden rızk kapılarını açar. Rızkını bollaştırır.”[10] 

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ

“başına gelen zorluklara ve sıkıntılara kulum beni vekil ederse ben o kulumun her işine her hesabına kâfiyim.”[11]

اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا

“Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri murat edip yapmak istediği işlerin acizi değil buluğudur. Gücünün yetmeyeceği ve yapamayacağı hiç bir iş yoktur.”[12]

Diğer bir ayeti kerimede:

  لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

“Yaptığı işlerden kimseler O’nu mesul tutamaz. Karşısında eşi ve şeriki yoktur. Yerde ve gökte Allah’tan gayri ma’bud yoktur. Gayri ma’bud olsa idi bütün âlemin düzen ve intizamı bozulurdu. Şu görülen nizam mahvirinden çıkardı. Kullar ise yaptıklarından sual olunacaklardır”[13] deyi buyuruyor. Diğer bir ayeti kerimede:

اِنَّمَآ اَمْرُهُٓ اِذَآ اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Yani, “Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri bir şeyin yapılmasını murad ederse hâşâ kulların ki gibi değil. Kulların ki zaman geçer, uzun mesafe olur. O’nun yapacağı murad ettiği bir şeye “kün” demesiyle o iş var olur. Yok, ol demesiyle yok olur”[14] buyuruyor.

İbret almamız için itikadımızın kuvvet bulması için Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de neleri yok iken var edip var olanları bir anda yok edip ümmeti Muhammed’in bunlardan düşünüp ibret almamızı buyuruyor.

Dinsizlerin küfrü, zulmü nihayet bulunca mü’minlerin çektiği iptilaları hıtam bulunca neler yapılmış Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’le bize haber veriyor.

Nuh aleyhisselamın kavmi, Nuh aleyhisselama inanmayıp hâşâ “bunamış” dediler. Yetişen çocuklarına Nuh aleyhisselamı gösterip “biz ölür siz kalırsanız bu koca bunamıştır (hâşâ) bunun sözüne inanmayın” diye vasiyetler yaparlardı.

Nuh aleyhisselam da Cenâb-ı Hakk’a niyaz eder, “ya Rabbi, bu kavmin helak olma zamanı daha gelmedi mi? ya Rabbi der idi.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri de ya Nuh, biraz daha bekle, eza, cefaya sabır et. Gör onları Rabb’ın ne yapacak.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyuruyor ki

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوٓا اَنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ خَيْرٌ لِاَنْفُسِهِمْۜ اِنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ لِيَزْدَادُوٓا اِثْمًاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ

“şol iman etmeyip küfürde kalan kimseler kendilerine vermiş olduğumuz mühletin haklarında hayırlı olduğunu zannetmesinler. Muhakkakki onlara günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için zillete düşürücü azap vardır.”[15] 

Yani Ey insanoğulları! Sizler düşmanınız kuvvetleşirse korkarsınız. Benim düşmanlarım kuvvetleştikçe biraz daha meydan mühlet veririm. Küfür ve imansızlıkları iyice hıtam bulması için demektir.

İbrahim aleyhisselamın hikâyeleri çok uzun konular. Biz muhtasaran kısadan yürüyoruz. İçerilere, ahırlara koyup saman yakıp dumanını verdiler, iptilasının başlangıcında. Nemrutların, kâfirlerin bir belli bayram günleri var idi hepsi bayrama gitmeye hazırlandılar.

Nemrut’unda put hanesi vardı. Çok putları vardı. Kendilerinin bozuk itikadınca bir büyük put vardı. İbrahim aleyhisselamın babası Azer, Nemrut’un put hane bekçisi idi.

Kendileri de bayrama giderken İbrahim aleyhisselamın babası put hanenin bekçisi İbrahim aleyhisselama dedi ki “ben gelinceye kadar burada kal putlara bekçi ol.”

Kendisi de bayrama gitti, şehirde hiç kimse kalmadı. İbrahim aleyhisselam daha küçük yaşındaydı. Put hanenin içine girip etrafa bakarken bir büyük balta gördü. Baltayı eline alıp büyük puttan başka putların hepsini baltayla vurarak hırsını, celfini çıkarttı, o baltayı da büyük putun omzuna astı.

Kâfirler, nemrutlar bayramdan geldiler ki put hanede hepsi kırılmış büyük put kalmış baltada omzunda duruyor.

Bunu kim yaptı?

Nemrut dedi “bunu Azer’in oğlu İbrahim yaptı. O bana muhalif konuşurdu. Ben ondan putların intikamını alacağım. Put hanede ki bekçi olan İbrahim’i getirin.”

Getirdiler. “Bu putları kim kırdı?” Sorusuna “ben kırmadım” deyince Nemrut’un “ya kim kırdı?” sorusuna İbrahim aleyhisselam, “büyük put gazaba geldi küçük putların hepsini helak etti.”

Nemrut dedi “bu nasıl bir uyumsuz kelam, ne söylüyorsun. Putlar bu işi yapar mı? Bu işler putun elinden gelir mi? deyince İbrahim aleyhisselam dedi ki “putun elinden böyle bir iş gelmezse niye tapıyorsunuz puta. Akıl işimi bu sizin işiniz.” Deyince Nemrut, şehir halkını toplayıp tanrınızın intikamını alacağım, ateşe yakacağım, emir verdi odun biriktirmeye.

Bir rivayette altı ay odun birikti. Urfa’da o balıkların olduğu mıntıkaya odun yığıldı. Mancınık yaptırdı. Odunların üzerine yağlar döküp ateşlediler. Ateşin dumanı semayı tuttu. İbrahim aleyhisselam mancınıkta.

Cebrail aleyhisselam gelip “ya İbrahim, bu dar zamanda bir istek, yardım ihtiyacın var mı? Elimizden geleni yapalım.” Deyince İbrahim aleyhisselam Cebrail aleyhisselama dedi ki “şimdi şu halimde beni halk eden yüce Rabb’ım beni görüyor mu?”

Cebrail aleyhisselam, “evet, şu anda Rabb’ın seni görüyor.”

İbrahim aleyhisselam, “Rabb’ımın her şeye gücü yeter. Her şeyi görüp dururken benim her halimi görürken, O’nun her şeye gücü yeterken ben başkasından, (Cebrail aleyhisselama) sendende yardım istemeye hayâ ederim Rabb’ım görüp dururken. O semaya yükselen ateşte benim yanmamda Rabb’ımın rızası var ise beni attırsın. O ateşte yanmamda Rabb’ımın rızası var ise yaksın beni. Ben O’nun rızası için yanmaya razıyam, rızası için yaksın beni” dedi. Mancınıktan attılar ateşin ortasına.

Geldik bütün mahlûkatı yok iken var eden yüce Rabb’ımızın kuvveti, İbrahim aleyhisselamın iptilasının sonu ve tevekkülü, Cenâb-ı Hakk’ın güç kudretinin zuhur etmesi, ateşe emir buyuruyor Cenâb-ı Hak.

Ayeti kerime:

    قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰىٓ اِبْرٰه۪يمَۙ

“biz ateşe emrettik. Ya ateş, İbrahim’in üzerine sakin, selamet ol dedik.”[16] Ateş tebdil oldu.

Allah’ı vekil yapmak isteyenler, İbrahim aleyhisselamın tevekkülünden öğrenin tevekkül yapmayı.

İbrahim aleyhisselam buyuruyor. “Dünyada iki yüz sene ömür yaşadım. Urfa’da ateşe atıldığımda yedi gün orada kaldım. O yedi günün içinde aldığım zevki, muhabbeti, feyzi ilâhiyeyi hiç başka yerde bulamadım” buyuruyor. 

 

Âlim midir? Şol kimse ki ilmine layık ameli yok.

Cahil midir? Ol kimse ki aşka satar iki cihanı.

 

İki dünyayı aşka, Allah aşkına satmıştır.

 

Yani, ilim yönünde zahiren çok ilim tahsil yapmış, çok kitaplar okumuş, bu zahir ilmine karşı ihlâslı takva ile ameli yok. 

Cahil midir? Ol kimse ki iki dünyanın varını, lezzetini hepsini Allah aşkına satmış, yok etmiş ve yok olmuş.

Müridin bir tanesi şeyhına “şeyhım, bu zahir ilmine herkes gayretle çalışırsa zahir ilmini elde ediyor. Bu maneviyat ilmini, batın ilmini, ledün ilmini, hikmet ilmini her kişi elde edip kazanamıyor. Bu ilmi hikmet, ilmi ledün ve batın ilmini de kazanıp kese yoldan elde etmenin bir çaresi yok mu?”

Şeyhı, “onunda kısa yoldan çaresi var oğlum. Dediğimi hakkıyla yaparsan üç adımda Allah’a kavuşursun. Başkalarından ileriye savuşursun.

Birinci adımı attın; dünyayı, dünyanın içindeki olan varlarının hepsini omuzdan arkaya atarsın.

İkinci adımı attın; ahret ve ahret içinde olanların hepsini arkaya atarsın. Şimdi dünya ve ahret içinde olanların hepsini arkaya attın, bitti, bir şey kalmadı.

Birinci adımda dünya bitti. İkinci adımda ahret ve içindekiler bitti. Ne kaldı? Sadece Allah kaldı. Üçüncü adımı atarsın Rabb’ına kavuşursun.         

İşte âşıklar, kese yoldan Allah’a böyle kavuşmuşlardır. O aşka ulaşanlar bunların hepsinden savuşmuşlar. Bunların hepsi kalpten gidince yaratan Allah’a kavuşmuşlar.

 


[1] Levâmiu’l-Ukûl fi Şerhu Ramuze’l-Ehadis c.3.s.318. Müzekki’n-Nüfus, Ayrıca Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 291/9 (Değişik Lafızla).

[2] 54 farzın şerhi, kırk sual kitabı kenarı s.11 (Osmanlıca baskı). Tabarani, El-Mu’cemu’l-Evsat c.9.s.8/8961 (Kahire)

[3] Talak 65/2

[4] Beyhaki, Şuabu’l-İman c.1.s.541/972 (Beyrut). Hâkimi Tirmizi, Nevadirü’l-Hadis fi ehadisi’r-Rasul c.4.s.80 (Beyrut). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.1.s.332 (Mısır). Camiü’s-Sağir muhtasarı c.1.s.179/322(1:332/569)

[5] Nisa 4/122

[6] Duhan suresi 44/51

[7] Fi şerh’il hadis-Ramuzel Ehadis c.2.s.317/8

[8] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.32/175 (Osmanlıca baskı). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.6.s.27 (Mısır).

[9] Talak suresi 65/2

[10] Talak suresi 65/3

[11] Talak suresi 65/3

[12] Talak suresi 65/3

[13] Enbiya 21/23

[14] Yasin sursi 36/82

[15] Ali İmran suresi 3/178

[16] Enbiya 21/69.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>