canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Hakk’a Müştak Olan Muhbitinler - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Hakk’a Müştak Olan Muhbitinler

 

Cenâb-ı Hak Teâlâ Davud peygamber aleyhisselama buyurdu: “ya Davud, uçmağı yani cenneti nice anarsın? Bana müştak olmayı unutursun.”

Davud aleyhisselam buyurdu ki “ya Rabbi sana müştak olanlar kimlerdir?”

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri buyurdu: “bana müştak olanlar onlardır ki gönülleri safi olmuştur küdretten. Yürekleri yanmıştır benim muhabbetimden. Ben dahi onların gönlünü kudret elimle nice dilersem döndürürüm ve dahi müştaklarımın gönlünü rızadan yarattım ve onların gönüllerinin yolunu benden gayriden kestim.”

Şöyle bil ki onlardan nefis muradı hepten götürülmüştür ve bunlar iki cihanda hiçbir nesne murad ve maksud edinmezler illa Allah. Dünyada hiçbir nesne ile eğlenmezler. Vakitlerini boş yere zayi etmezler, illa Allah’ın adıyla ki

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Yani, “bilmiş olun ki kalbler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur”[1] ayeti mucibince zikrullaha meşkul olurlar.

Bunlar âlem-i cezbede kalmışlardır. Bunların Cenâb-ı Hakk’ın didarından gayriye her giz meyilleri yoktur. Bunlar buradan öte terakki edip, süluk ederler. Maşukluk ve mahbupluk makamına yetişirler ve geri sohbete çıkıp, ayılırlar. Âlem-i beşeriyete gelirler.

Şeyhlik makamı ondadır. Zira esriklik halinden ileri geçti. Hal nurundan Hakk’ın nuruna kavuştu. Sohbete âlem-i beşeriyete gelmeyince şeyhliğe yaramaz. Onlar ki Cenâb-ı Hakk’ın dileğiyle ayıklığa sohbete çıkıp ve akla gelip, yine şeriat tahtına oturup halkı Hakk’a irşad edip halkı Hakk’a iletmeye kılavuz olmak için âlem-i beşeriyete çıkıp halkı Hakk’a irşad edeler.

Onların zahirleri pür nurdur taatla ve zikrullah ile ve güzel ahlaklar ile ve batınları dahi pür nurdur Hakk’ın muhabbetiyle karar tutmuşlar.

Bunun gibi gönüle kaleb-i Hak derler. Hadis-i kudside:

لاَيــَسْعُن۪ى اَرْض۪ى وَلَا سَمٰٓائ۪ى وَلَا عَرْش۪ى وَلَا كُرْس۪ى اِلَّا قَلْبِ مُؤْمِنٍ

Yani; “Bana yerler, gökler, arş, kürsi geniş gelmedi. İlla mü’min kulumun kalbi geniş geldi”[2] dediği kalbe sahip olmuşlar.

İşte bu gibi kalbe, ircii hitabı nefs-i mutmainneye gele yani, hitab-ı sarih gele ki ey benim rızamla ve zikrimle ve ibadetimle karar tutmuş nefis. Ve ey gönlü cemii muraddan, arzulardan kesilmiş, bende karar tutmuş ve ey zahiri benim sevdiğim güzel huylar ile bezenmiş nefis, gel artık Rabbine gel bizim hazretimize ki biz seni didar nuruyla müşerref ve müzeyyen eyleyelim denir.

İşte belli oldu ki talib Cenâb-ı Hazrete çağrıldı. Bu mutmainne ehli haktır. Allahu Teâlâ’nın dostudur. Kur’an-ı Kerim’de:

وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ

Yani, “muhbitinlere müjde eyle”[3] dediği bunlardır. Muhbitin kulların alametlerini de Cenâb-ı Hak bizlere ayeti kerimesinde bildiriyor:

   اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ

Bu muhbitlerin birinci alametleri Allahu Teâlâ’yı çok zikrederler. “Hatta zikrullah ederken zikrullahtan kalpleri kamaşır, kalpleri hoplar, çarpınırlar.”[4] Hatta Hakk, Allah diye bağırırlar. Sonunda bu mutmainne ehli olurlar.

Muhbitlerin ikinci alametleri, sabırdır. Ayetin devamı:

وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَآ اَصَابَهُمْ

Yani, zikrullah yolunda Hakk’a kavuşmak için çalışırlarken, “her ne musibet gelse, ona sabrederler. Tahammüllü olurlar.”[5]

Kimseye halinden şikâyet etmezler. Kimseye kötülük düşünmezler. Her şeyi Allahu Teâlâ’ya havale ederler, sabrederler. Çok sabırlı, çok tahammüllü olurlar. Sabırsız derviş Hakk’a vasıl olamaz.

Bu evsaflar Hakk’a vasıl olanların evsafıdır. Cenâb-ı Hak bunların evsafını söylüyor. Kimde bu evsaflar tamam olmazsa büyük adam olmamıştır. Ayetin devamı:

وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ

Üçüncü alametleri “namazlarına kaim olurlar.”[6] Ölünceye kadar devam ederler. Farzı, sünneti tamamen kılarlar. Bunlar nafile namaza da devam ederler.

Namazı terk edip biz kemal sahibi, büyük zat olduk diyenler zındıktırlar, imansızdırlar.

Ayetin devamı:

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

“Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu rızıklardan verirler.”[7]

Dördüncü alametleri, gayet cömert olurlar. Allahu Teâlâ’nın verdiği rızıktan infak ederler. Allah için yedirir, içirirler, dağıtırlar, sahavet sahibi olurlar diye buyrulmuştur.

Her kimde bu dört evsaf var ise tamam ise o büyük adamdır. Bu dört; zikrullah, sabır, namaz ve cömertliktir.

وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ

Yani, “muhbitinlere müjde eyle”[8] dediği bunlardır.

Allahu Teâlâ’nın nesi var ise bunlarındır. Dünyada ilim, irfan, ilmi ledün, füyuzatı ilahi bunlaradır. Vuslatı ilahi, camali ilahi bunlaradır.

Dünyada zenginlik, ahrette zenginlik bunlaradır. Hakk Teâlâ’nın kelamı bunlaradır.

İşte bu sözleri söyleyen Allahu Teâlâ’dır. Kur’an-ı Kerim’de söylüyor. Sevdiği kullarının halini haber veriyor. Bu dörtten biri noksan olsa Allahu Teâlâ o kimseyi dost etmez. Hatta bunların biri bir kimsede az olsa yine dost etmez; mesela zikrullah az olsa, sabır az olsa, namaz az olsa, cömertlik az olsa, bunların biri az olsa yine dost etmez.

Mesela şeriatle amel edip beş vakit namazı hakkıyla kılıp tarikat, hakikat, marifet ve zikrullahı inkâr etmeyip yalnız şeriatle amel eden ne kadar kazansa cenneti kazanır, dostluğu kazanamaz. Allahu Teâlâ’ya dost olmak bu yazdığım ayetteki dört evsafın ziyadesiyle olmadıkça olmaz.

Bir âlimi methi sena etseler, onun ölçüsü budur. Eğer bu dört kendisinde tamam ise O, Allahu Teâlâ’nın dostluğuna ermiştir.

Bu dördün en göze görüneni cömertliktir. Belki zikrullahı ben de çok ediyorum diyebilir, namaz diyebilir, fakat cömertlik yaptığını yapmadığını herkes görür, diyemez.

İşte yalnız cömertlik bunların hepsine şahit olur. Bu büyük evliyalık iddiasında olanlar kendini ölçsünler.

Şimdi bunlar, bu dereceyi ne ile kazandılar bak: Yani mutmainne ve muhbitin makamını ve Allah dostluğunu ne ile kazandılar? Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bize haber veriyor ki:

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ

“İman edenler ki o kullarım zikrullah ile kalplerini mutmainne makamına yetiştirdiler.”[9] Onlar zikrullahı çok ettiklerindendir. Ayeti kerimenin devamı:

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Elâ, ilandır. “Bilmiş ol ki zikrullah kalpleri mutmainne makamına yetiştirir.”[10]

Bunu söyleyen Allahu Teâlâ’dır. Zikrullah yapılan yeri kazıp atmadan namaz kılınmaz diyenler, dininden olacağını düşünsün. Bu ehl-i zikrin aleyhinde söyleyenler kendilerini toparlasın. Şer’a muhalif halini söylesin, ama zikrullah ettiğine karışmasın. Toplanıp zikrullah yapmalarını söz edenler baksınlar.

Hadis-i Şerif’e bakınız;

عَنْ اَنَسِ ابْنِ مَالِك رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ اَنَّهُ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمْ مَا جَلَسَ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا نَادَاهُمْ مُنَادٍ مِنَ السَّمٰٓاءِ قُومُوا مَغْفُورًا لَـكُمْ

Yani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Enes radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifinde buyurdu ki, “bir kavim zikrullah yapmak için meclis kursalar, muhakkak gökten ses olur ki afv mağfiret olduğunuz halde kalkın sizler”[11] demektir.

 


[1] Raad suresi 13/28

[2] Piri tarikat Abdulkadir el-Geylâni, Tefsirü’l-Geylâni c.1.s.117 (Beyrut). Münâvi, Feyzü’l-Kadir c.2.s.469 (Mısır).

[3] Hac suresi 22/34

[4] Hac suresi 22/35

[5] Hac suresi 22/35

[6] Hac suresi 22/35

[7] Hac suresi 22/35

[8] Hac suresi 22/34

[9] Raad suresi 13/28

[10] Raad suresi 13/28

[11] El-Makdisi, el-Hadisi’l-Muhtarati c.7.s.234/2675. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.4.s.64/6198 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>