canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Zikrullah Virdleri - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Zikrullah Virdleri

 

Üçüncü sıra beşler: Zikrullah Virdleri

Birinci اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظ۪يم    esteğfirullahelazıym, bir kimse günde yüz kere okur ise sabun ile yüz kere yıkanan gibi olur. Bu tevbedir. Allah’tan af istemektir. Her kim şeriatın emirleriyle amel ederse hadisi şerif:

اَلتّٰٓائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

Yani, “günahlarına bir daha yapmamak niyeti ile pişmanlık, müteessirlik ile tevbe istiğfar ederse, günahı affolur hiç günah işlemeyen gibi olur.”[1]

İkinci salâvatı şerif:

اَللّٰهُمَّ صَلِّى عَلٰى مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى آلِ مُحَمَّدٍ

Allahhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. En kısası budur. İki cihan serveri sevgili Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz diğer bir hadisi şeriflerinde:

مَنْ صَلَّى علَيَّ ف۪ي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةً قَضٰى اللّٰهُ لَهُ مِائَةَ حَاجَةٍ سَبْع۪ينَ مِنْهَا لِآخِرَتِه۪ وَثَلٰاث۪ينَ مِنْهَا لِدُنْيَاهُ

“Her kim Bana yevmiye (günde) yüz salâvat getirse, Cenâb-ı Allah, o kimsenin yüz hacetini kabul eder, yetmiş haceti ahret, otuz haceti de dünya hacetlerinden reva eder, sıkıntılarını kaldırır”[2] buyuruyor. Diğer bir hadisi şerif:

مَنْ صَلَّى عَلَىَّ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مِئَةَ مَرَّةٍ لَمْ يَفْتَقِرْ اَبَداً

“Her kim Benim üzerime huzuru kalp, sevgi, tazim ile günde beş yüz salâvat getirmeyi adet yaparsa dünya fakirliğinden kurtulur. Ebediyen fakir olmaz.”[3] Yemin ederim ki o kimse Benim üzerime bu şekilde her gün beş yüz salâvatı şerife getirse o kimsenin iki dünyada hor, hakir, rezil olmayıp yüksek aziz adam olacağına yemin ederim.” buyuruyor. Yine bir hadis-i şerifte:

مَنْ صَلَّى عَلَيَّ أَلْفَ مَرَّةٍ

“Her kim her gün Bana huzuru kalp ile sevgi tazim ile bin adet salâvat getirmeyi adet yaparsa.”

حَرَّمَ اللّٰهُ جَسَدَهُ عَلَى النَّارِ

“Allah o kimsenin cesedini cehennem ataşına haram eder”[4] deyi buyurdu.

Aişe-i sıddıka radıyallahu anha validemiz rivayet ediyor.

كُنْتُ أَخ۪يطُ فِي السَّحَرِ سَوْبًا لِرَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَانْطَفَأَ الْمِصْبٰاحُ وَ سَقَطَتِ الْإِبْرَةُ مِنْ يَد۪ي فَدَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَضٰٓاءَ الْبَيْتُ مِنْ نُورِ وَجْهِه۪ فَوَجَدْتُ الْإِبْرَةَ

“Seher vaktinde daha ortalık aydınlanmadan Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin elbisesini dikiyordum. Işık söndü, iğne elimden düştü. Bu halde iken Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem içeri girdi. Yüzünün nuru içeriyi öyle bir aydınlattı ki o yüzünün nuru ziyasından iğneyi hemen buldum.” 

فَقُلْتُ مٰا أَشَدَّ ضِيٰٓاءَ وَجْهِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

“ve dedim ki yüzüyün ziyası ne kadar kuvvetli ya Rasulallah.”

فَقَالَ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْوَيْلُ ثُمَّ الْوَيْلُ لِمَنْ لَمْ يَرٰان۪ي يَوْمَ الْقِيٰامَةِ

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem cevap olarak dedi ki “yazıklar olsun yazıklar olsun kıyamet gününde beni göremeyen kimseye yazıklar olsun.”

 فَقُلْتُ حَب۪يب۪ي وَ مَنِ الَّذ۪ى لَمْ يَرٰاكَ

“o zaman ben dedim ki ey habibim seni göremeyecek olan kimdir.”

 قَالَ اَلْبَخ۪يلُ

“cimri kimsedir diye cevap verdi.”

 فَقُلْتُ حَب۪يب۪ي وَ مَنِ الْبَخ۪يلُ

“Ben tekrar dedim ki, yevmi kıyamette Seni göremeyecek olan cimri kimdir.” Ya Rasulallah

قَالَ اَلَّذ۪ى ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem cevap olarak “dedi ki ismim yanında söylenip de benim üzerime salâvat getirmeyen kimsedir”[5] deyi buyurdu.

 

Rasulum Senin cemalin bedrüddüca değil mi?

Habibim senin kemalin nuru’l-ula değil mi?

 

İki yeryüzünde ismin senin habibi Rahman

Ahmedi Mahmudu Muhammed hem Mustafa değil mi?

 

İki kaşların arasına şevk eder kabe kavseyn

Birisi kâf kulhüvallah birisi kul kefâ değil mi?

 

İki gözlerin karasına maildir cümle âlem

Biri nuni ve’l-kalem biri ve’d-duha değil mi?

 

İki leblerin dibinden akıyor havzı kevser

Biri nebatı sükkar, birisi şifa değil mi?

 

Seni medh eder bir Allah iki surede Muhammed

Birisi Sure-i Yasin birisi Tâhâ değil mi?

                                      

                                 Hacı Muhammed Bilali Nadir

 

Evet, hazret-i Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ismi anıldığı vakitte, salâvat-ı şerife getirmek vacip olur. Her işin evvelinde veya vaaz ve nasihatte ve her vakit salâvat-ı şerife getirmek lazımdır. Çünkü belanın kalkanıdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

مَنْ عَسُرَتْ عَلَيْهِ حَاجَةٌ فَلْيُكْثِرْ بِالصَّلٰاةِ عَلَىَّ فَاِنَّهَا تَكْشِفُ الْهُمُومَ وَالغُمُومَ وَالْكُرُوبَ وَتُكْثِرُ الْاَرْزٰاقَ وَتَقْضِى الْحَوٰٓائِجَ

“Bir kimse aciz kaldığı bir müşkül, sıkıntılı zamanlarda bana çokça salâvat göndersin. Sıkıntıları def eder ve rızk kapıları da açılır, müşküller hal olur”[6] buyuruyor.

Üçüncüsü tevhid zikri لٰٓااِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ lailahe illallah. Bu zikir de Cenâb-ı Hakk’ın kal’asıdır. Her kim girerse korktuğundan kurtulur azaptan emin olur buyurmuştur. Hadis-i Kudsi’de:

لٰٓااِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ حِصْن۪ى مَنْ دَخَلَ حِصْن۪ى اَمِنَ مِنْ عَذَابِى

Yani, “bu la ilahe illallah kelimesi benim bir metin kal’amdır. Her kim girer çıkmaz ise her türlü korktuğundan kurtulur. Azabımdan emin olur”[7] buyuruyor.

Kalbi nur ile dolduran, kalpte türlü hikmetler doğduran budur. Buna devam eyleyen mutlak kabul ve Allah’a yakın olur. Gönülde ağaç gibi biter, dalı budağı arş-ı a’layı tutar.

Dördüncü Allah, Allah, Allah celle celaluhu zikrine devam etmek bir ateştir. Ateşi körüklemeye benzer. İnsanın vücudunu, kalbini pişirir. Yakıcıdır, çiğ kalpleri pişirir, nur verir. Kalbi nur ile doldurur. Onun ziyası ile arş’a ferş’e kadar seyr eder.

Tevhid zikri ilm-i hikmet bitirir, gönlünde Allah ismi ile nur doldurur. Cenâb-ı Hak cümlemizin kalplerimizi, birinin nuru ile birinin ilmi ile kalplerimizi doldursun Habibinin hürmetine âmin!

Beşinci tesbih yani

سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرْ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظ۪يمِ

Bunu da her kim günde yüz kere okursa, kıyamette ondan makbul olan, ondan ziyade okuyandır.

Tesbih dedikleri budur. Bunda çok büyük kuvvet vardır. Feyzine hiçbir tesbih, zikir yetişemez. Dünya dolusu feyzin cem’idir.

 

Ya Rabbi, cümlemize razı olduğun ihlâslı gayretini ver, aşkını, şevkını, muhabbetini ver.

Ya Rabbi, el eman! Cümlemize öyle niyet ver ki senden başka kalbimizde hiç bir arzu maksat olmasın.

Bizlere hidayet eyle ki kalbimizde senden başka kimsemiz kalmasın. Senden başka muradımız, maksudumuz olmasın.

Öyle yokluk ile fakirlik eyle ki senden başka kimsemiz olmayarak senin rızanla ancak seninle sana, benliksiz sana kavuşalım. Gayri külli arzulardan arınıp hidayetinle sana kavuşalım.

Ya Rabbi, marifetullaha, muhabbetullaha kavuşup sıdkı sadakatte kalalım, senin hidayetinle aslımızı bulalım.

Ya Rabbi, gayriyi al seninle kalalım, her an seninle olalım.

Ya Rabbi, mahlûkatın hepsine sevilmek zordur. Ancak sevmeye, güvenmeye, dayanmaya layık sensin ya Rabbi.

 

 

 

Mevlam ver aşkını bana, hayranın olayım senin

Bülbül gibi cemalına, nalânın olayım senin

 

Yandır beni yandır beni, aşk meyine daldır beni

Sarhoş edip dönder beni, mestanın olayım senin

 

Mansurum aşkın darına, mazhar olup didarına

Şem’ı cemalin narına, suzanın olayım senin

 

Al bende benlik kalmasın, kimseler halim bilmesin

Nam ve nişanım kalmasın, pünhanın olayım senin

 

Bu can kuşun sana uçar, aşk meyinden bana içir

Bu taç ve hırkadan geçer, uryanın olayım senin

 

Vasleyle yâri yârine, koma bu günü yarına

Yak aşkın narına, püryanın olayım senin

 

Seyyid Nizam oğlu hocam, ayırma kendiden yücem

Eğer gündüz eğer gecem, mihmanın olayım senin

Seyyid NİZAMOĞLU

 

Din; Allah dini, bir cadde gibidir. Din caddesine birleşip boyun vermişler. Biri birlerine bağlanıp Allah için çalışıp her türlü ağır yüke katlanmışlar. İçlerini kurtlandırıp kırılıp çıkmamışlar. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin halife sahabeleri gibi. Çünkü iki üç dört mü’min bir araya gelse biri birinden manen kuvvet alır. Hadisi şeriftir. 

 

Mürşidi kâmilin verdiği zikir esmalarını dile bağlayıp aynen sondaj tokmağı gibi kalp arazisine vurmaya başladığın gibi zikir tokmaklarını dile iyice bağlayıp halis niyet ile kalb arazisine vurmaya devam lazım.

Sondajcıların sert kaya gelince çelik burgu ile devam olduğu gibi esmalarda bunun gibi dile bağlanıp zikir tokmağıyla kalbe ihlâslı azim ile vurulursa o arazide sular çıkıp nasıl mahsul alınırsa zikir tokmağıyla kalpte neler, ne madenler, ne ilimler, ne irfanlar, ne esrar-sırlar meydana çıkar. Alış verişler olur, iman kuvvet bulur.

Cenâb-ı Allahu Teâlâ ayeti kerimesinde:

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ

 “İslamı kabule ve kabiliyetini mükemmel kılmak ile kalbi açılmış olanlar. Onlar Rabbisinden hidayet üzerinedir”[8] buyuruyor.

Bu ayet nazil olunca Huzuru Risalette bulunanlar sordular.

يَا رَسُولَ اللّٰهِ كَيْفَ انْشَرَحُ صَدْرِه۪

 “Ya Rasulallah kalbin inşırahı (açılması) nasıl olur.” dediklerinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

اِذَا دَخَلَ النُّورُ الْقَلْبَ انْشَرَحَ وَانْفَسَحَ

 “nuru marifet kalbe girince kalbin kapısı açılır-genişler” buyurması üzerine ashabı kiram:

فَمَا عَلٰامَةُ ذٰلِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

“Buna alamet nedir? ya Rasulallah” dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem efendimiz cevabında:

اَلْاِنَابَةُ اِلٰى دَارِ الْخُلُودِ وَ التَّجَا ف۪ي عَنْ دَارِ الْغُرُورِ وَالْاِ سْتِعْدَادُ لِلْمَوْتِ قَبْلَ نُزُولِه۪

“buna alamet dari ahirete tedarik üzere bulunmak ve lüzumundan fazla dünyaya rağbet etmemek ve ölüm gelmezden evvel ölüme hazırlanmak ve tedarikli olmaktır”[9] buyurdukları İbni Mesud hazretlerinden mervidir.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ

“Veyil Cehennemi şunlar içindir ki kalpleri Alah’ın zikrinden uzak dura dura katılaşmış olanlar içindir.”[10]

Buna dair sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz ibni Ömer radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor:

لٰا تُكْثِرُوا الْكَلٰامَ بِغَيْرِ ذِكْرِ اللّٰهِ فَاِنَّ كَثْرَةَ الْكَلٰامِ بِغَيْرِ ذِكْرِ اللّٰهِ قَسْوَةٌ لِلْقَلْبِ وَ اِنَّ اَبْعَدَ النَّاسِ مِنَ اللّٰهِ الْقَلْبُ الْقَاسِىَ

“Allah zikrinden gayri çok kelamda bulunmayın muhakkak ki Allah zikrinden gayrı çok söz kalpleri katılaştırır ve muhakkak ki katı kalp insanları Allah’tan uzak eder”[11]

Yine imamı Ahmed’in zühd kitabında yaptığı rivayette İsa aleyhisselam havarilerine şöyle vasiyet etmiştir:

اَلٰا تُكْثِرُوا الْكَلٰامَ بِغَيْرِ ذِكْرِ اللّٰهِ فَتَقْسُوَ قُلُوبُكُمْ وَاِنَّ الْقَاسِىَ قَلْبُهُ بَع۪يدٌ مِنَ اللّٰهِ وَلٰكِنْ لٰا يَعْلَمُ   

“bilmiş olun ki Allah zikrinden gayri çok söz kelam kalplerinizi katılaştırır. Kalbi katı olan Allah’tan uzak olur ve lakin bilemez”[12] demektir.

Zikrullah, ehli imanın kalplerini yumuşatır. Buna dair ayeti kerime:

 تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ

Yani, “Allah korkusu ile Allahu Teâlâ’nın zikrine devam ede ede o kimselerin vücutlarında derileri ürperir, titrer sonra derileri ve kalpleri yumuşar.”[13] Zikrullahın kuvveti ile kalplerinden sertlikler ve kasavetler gidip, Allah zikrini çok, çok etmek ve ondan lezzet almak olup, daima zikrullah etmek olur. Şu hadis-i şerifi de ilave edelim:

إِذَا اقْشَعِرَّ جِلْدُ الْعَبْدِ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَحَاتَّتْ عَنْهُ خَطَايَاهُ كَمَا يَتَحَاتُّ عَنِ الشَّجَرَةِ الْبَالِيَةِ وَرَقُهَا

Yani, “Allah haşyeti korkusu ile bir kimsenin derileri titrer, ürperir, tüyleri diken diken olursa ağaçların yaprakları dökülüp çıplak kaldığı gibi o kimsenin de bütün günahları dökülür, günahsız kalır.”[14]

Çünkü bu hale sahip olanlar, Kur’an-ı Kerim okurken ve dinlerken de bu Allah’ın kelamıdır diye can kulağı ile sahibinden dinler. Manalarını çok derinden düşünüp dinlediğinden çok tesirini görür.

İşte Allah'ı zikrederken de kalp Allah’tan gayrilerinden alaka ve ilgilerden kesilerek, tazarru ve niyaz ile zikrullah ederken de halleri değişir. Kendiliğinden gitme gibi haller olur. Bunlardan dolayı kalbi cilalanır, imanı kuvvet bulur. Ayeti kerime:

وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ

Yani, “Sen, kendi nefsini unuttuğun halde zikreyle.”[15]

Bir kimse zikre çok devam ederse o kimseye öyle bir hal gelir ki Allah’tan başka her şeyi unutur. Hatta kendini de unutur. Yalnız Allah demeyi bilir. İşte en makbul zikrullah budur.

Ya Rabbi, yaptığımız ibadetimizin içine rızanla aşkını koy ya Rabbi âmin, ya Muin.

Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ

Yani, “ancak mü’minler şol kimselerdir ki Allahu Teâlâ’yı zikrettikleri zaman kalpleri hoplar, kalpleri celallenir. Kendine Allahu Teâlâ’nın ayetleri okunur ise imanları ziyadeleşir ve Allahu Teâlâ’ya tevekkül ederler.”[16]

Yani, hakkıyla mü’minler odur ki zikrullah ede ede kalpleri kamaşır. O kadar çok zikrullah ederler ki zikrullahın ateşi yüreklerini yakar, kalpleri yanar, vücudu titrer, gözü ağlar, kalbi çarpar, başı kesik tavuk gibi parpazlar, kalbi nurlanır.

Birde üzerlerine Allahu Teâlâ’nın ayetleri okununca imanları kuvvetlenir. Kur’an-ı Azimu’ş-şanda söylenen ayetlerde esrarı ilahi sezerler. Mucizeleri, kerameti evliyayı tamamen tasdik ederler. Birde her türlü bela, musibetlerde Allahu Teâlâ’ya tevekkül ile O’na havale eder. Her işte Allahu Teâlâ’yı vekil tutar, sabır eder. Her şeyin neticesini O’na bırakır, sabra devam eder.

Hazret-i Abbas radiyallahu anhu’dan Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

مِثْلُ هَذَا الشَّجَرَةِ مِثْلُ الْمُؤْمِنِ اِذَا اقْشَعَرَّ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ وَقَعَتْ عَنْهُ ذُ نُوبُهُ وَ بَقِيَتْ لَهُ حَسَنَاتُهُ

 “İşte şu ağacın temsili mü’minin temsili gibidir. Allahu Teâlâ’nın heybeti korkusundan titrer, tüyleri ürperir. İşte o zaman günahının hepsi dökülür, sevabı dökülmez, kalır."[17]

İşte bunlar Kur’an-ı Kerim okurken, dinlerken, zikrullah ederken, namaz kılarken, kalplerini Allah’tan başka ilgilerden alakayı keserek, huzurlu olaraktan yaptıkları ibadetin tesirini bulmuşlar. Hem de tadını, lezzetini, zevkini almışlar. Manevi ahlak-ı zemimelerden de tedavi olmuşlar. Ana niyeti olan benliklerden kurtulmuşlar.

İnsanlara verilen ömür teyp bandı gibidir, her ne konuşsan almaktadır. Uykuya yattığın zamanlarda yine çalışmaktadır. Fakat boş dönüp bitmektedir. Ömür bandımız dönüp bitmektedir. Dönüp bitmekte olan ömür bandımız sonunda mahşerde ortaya konacaktır, ne ile dolmuş? Her nefesler, her sesler, her fiiller, boşa geçen zamanlar hep meydana bir bir çıkacaktır.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

 

وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ

“biz adaletten ibaret olan terazilerimizi yevmi kıyamette vaz eder kurarız. Hiç bir nefse azıcık bir şeyle zulüm olunmaz.” Ayeti kerime devam ediyor:

وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ

Herkesin dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülükleri meydana çıkacak. Herkesin hesabını yapmağa kâfiyiz.”[18]

Öyleyse o gün gelip çatmadan sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin mübarek kelamlarına kulak verip kendimizi bir muhasebeye çekelim.   

Hadisi şerif:

حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسِبُوا

Yani, “hesaba çekilmezden önce kendinizi hesaba çekiniz.”[19]

Şu ayeti kerimeye de kulak verelim:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ

“Ey Allah’a inandım iman ettim diyen mü’minler, Allah’tan korkun takva ile amel edin ve her nefis sahibi olanlar kendinizi muhasebeye çekip nazar edin. Gideceğimiz ahret memleketi için ne gibi ameller hazırladı nazar edip baksın. Kendi kendisini kontrol yapsın.”[20]

Yaramaz hata günah yapmış ise onları sıdk-ı sadakatle tevbe istiğfarlar ile onları defterden Allah’a münacatla sildirsin. Onların yerine riyasız, iftiharsız, gurursuz, temiz, ihlâslı ibadet, zikrullah ile amel defterini öylece doldursun. Öyle yolcu olmayı cümlemize Cenâb-ı Hak nasip müyesser eylesin âmin. Ayeti kerimenin devamında:

وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Allah’ın emrine muhalefet edip rıza dairesinin dışına çıkmaktan korkun. Muhakkak ki Allahu Teâlâ sizin gizli aşikâr yaptıklarınızdan haberdardır.”[21]

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Şol Allah’ı unutan yani, Allah zikrini, emir ve nehyini ve bu emir ve nehyine lazım gelen vazifeleri unutan ve o sebepten Allah’ın kendilerine karlarını zararlarını unutturduğu kimseler gibi olmayınız ki onlar fasıklardır. Onlardan olmayınız.”[22]

 

Rabbim bizleri gafillikten, cahillikten erken uyanıp rızalı zikriyle, fikriyle, aşkı muhabbetiyle kalbleri mutmain olan mü’mini kâmil kullarından eylesin. Huzuru ilahiyesine ağ yüz ve selim bir kalb ile varmayı nasib eylesin, âmin.

        

Ey nefsim halk sana ağlamadan sen kendine ağla

Dünya seni mezara yitmeden sen kendini Hakk’a bağla

Durma Hakk’a taatla işini burada sağla

Cahdeyle gönlüm, dönme Hakk’tan ahdeyle gönlüm

 

Bu dünya sana kalmaz,

Nefsim zalimdir öğüt almaz,

Hakk’ı seven gafil olmaz

Cahdeyle gönlüm dönme Hakk’tan, ahdi berk eyle gönlüm

 

Yok eyle kendini aradan,

Kalsın seni yaratan

Ağ eyle yüzünü karadan

Cahdeyle gönlüm dönme Hakk’tan, ahdini berk eyle gönlüm

 

Çevir kalbini yaratana,

Ayırma kendini rızadan

Yok et kendini çık aradan

Cahdeyle gönlüm dönme Hakk’tan, ahdini berk eyle gönlüm

 

Hidayet eyle kalbimi sana bağlayayım,

Sevgini ver aşkın ile ağlayayım

Aşkınla ciğerimi dağlayayım

Cahdeyle gönlüm dönme Hakk’tan, ahdini berk eyle gönlüm

 

                          Hacı Mustafa GÜNEŞ

 


[1] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 103/653.

[2] Ramuze-l-Ehadis c.2. s.427/12, Rudani. C.5. S.303.304/9581.

[3] Hazinetü-l-Esrar s. 171. (Arab’ça baskı.)

[4] Delâililü’l-Hayrat Şerhi s.27–28 (Osmanlıca baskı).

[5] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.18.

[6] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.6/17.

[7] Deylemi, Firdevs, 5/244, Münavi Feyzü’l Kadir, 4/480, Ebu Nuaym Hilye, 3/192, Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 2, s. 302/1955 (3: 378/3694)

[8] Zümer Suresi 39/22.

[9] İmamı Celaleddin Suyuti, Dürrü’l-Mensür c.12.s.647 (Kahire), Hulasatu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an c.13.s.39 (Osmanlıca baskı).

[10] Zümer suresi 39/22

[11] İmamı Celaleddin Suyuti, Dürrü’l-Mensür c.12.s.646 (Kahire)

[12] İmamı Ahmed ibni Hanbel, Zühd s.56. İmamı Celaleddin Suyuti Dürrü’l-Mensür c.12.s.647 (Kahire)

[13] Zümer suresi 39/23

[14] Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.10.s.310 (Kahire). Hâkimi Tirmizi, Nevadiru’l-Usul fi Ehadisi’r-Rasül c.1.s.395 (Beyrut). Haldi Bağdadi, Tarihi Bağdad c.4.s.56/1666 (Beyrut). Müsnedü Bezzar c.4.s.149/1322 (Medinetü’l-Münevvere). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.33/12. Camiu’s-Sağir Muhtasarı c.1.s.59/274.

[15] Kehf suresi 18/24

[16] Enfal suresi 8/2

[17] Beyhaki, Şuabu’l-İman c.1.s.492/804 (Beyrut). Ebu Ya’la, Müsned c.12.s.61/6703 (Dımışk). Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.10.s.310 (Beyrut). Ramuze'l-Ehadis c.2.s.391/12

[18] Enbiya suresi 21/47

[19] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.197 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.176 (Beyrut).

[20] Haşr suresi 59/18

[21] Haşr suresi 59/18

[22] Haşr suresi 59/19

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>