canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Kuvvet Beştir - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Kuvvet Beştir

 

Beşinci sıra beşler:

1- Nusrat-ı İlahiye yardımı; birinci nusrat-ı İlahiye şudur ki Cenâb-ı Hakk’ın yardımı kuluna bir sebeple olur. Kul yardım ister o zaman Cenâb-ı Hak yardım eder. Fakat kul anlayamaz. Çünkü bir sebebe sarar ve­rir. Ya bir mü'min ya bir kâfir eliyle onu sebep gösterip o işi olur. Mesela bir kimse çok sıcak yerde yâ Rabbî, bana bir serinlik ver dese Hak bir yel verir. Kul zanneder ki öyle kendi esti. Yel, rüzgâr olmasa bunaldık der. Hâlbuki rüzgâr sebeptir. Bunun gibi sebepler ile verir.

2- Melaike yardımı; İkinci, melaikeler yardımı şudur ki Cenâb-ı Hakk’ın melekleri yardımcıdır. Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ın esmaü’l-hüsnasından bir isim ile Hakk’a yalvarsa o ismin huddamı melek vardır. O ismi okuyan kimseye görünmeden yardım ederler.

 Her bir esmanın böylece hud­damı isme bağlıdır. Fakat şu işim şöyle böyle olsun diye dünya işi için esma çekmek haramdır. Ya küffar ile muharebede veyahut din için yarar şeylerde caizdir. İstanbul'u Kayyum esmasıyla Akşemseddin ve Sultan Muhammed Fa­tih aldılar idi.

3- Ruhlar yardımı; Ruhlar yardımı şudur ki Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği birçok enbiyalar ve evliyalar vardır ki onlar ölmemiştir. Hala çağıran­lara yetişirler. Her nerede olsalar ve her neye çağrılsalar hemen yeti­şirler. İmdat etmeleri ve tasarrufları her zaman kıyamete kadar bakidir.

Bunlar zamanlarında ehl-i tarikat idiler. Her birlerinin Tarîkları var­dır. Her kim tarikatı inkâr eder ise bunların yardımlarından mahrumdur. Yazıklar olsun kendi Müslüman olup da bunlardan mahrum kalana.

4- Diri olan evliyalar yardımı; Dördüncü diri olan evliyaların yar­dımı şudur ki Cenâb-ı Hak yolunda çalışanlara öyle kuvvet verir ki dünyanın dört köşesinde hükmü yürür.

Bunlarda neler zuhur eder ise Pey­gamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin büyüklüğündendir onun şanıdır. Ağası yiğit olunca etbaı da yiğit olur. Rasulün sallallahu aleyhi ve sellem kendi büyük ise ümmeti de büyük olur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadisi şerifinde:

Sizler bir vadi ve dağlar geçmezsiniz ki illa sizin ile geçerler, hâlbuki onlar şehirde evlerindedirler. Bunlar çağıranlara yetişirler.

Sultan Muhammed Fatih ne diyor:

 

İmtisalı cahidu fillah oluptur niyetim

Hamdülillah var gazaya hazaren rağbetim

Enbiya-i evliyaya istinadım var benim

Himmeti ricalullah ile ehli küfrü kahreylemektir niyetim

 

Enbiya-i Evliya’ya istinadım var benim dediği, dünyadan ahrete göçmüş olan Peygamberlerin, evliyaların ruhaniyetlerine dayancım var benim. Himmeti ricalüllah dediği, manen buluğa ulaşmış, hayatta bulunan, kemale ulaşan evliyaların himmet ve yardımı ile ehli küfrü serte ser edip yere çalmaktır, niyetim demektir.

5- Eldeki silahlardır; Beşinci kuvvet zahirde eldeki kuvvettir Cenâb-ı Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem buyurmuştur ki

ثَلَاثَةُ اَقْسَامٍ اَفْضَلُ عَلَى الْاَرْضِ اِلٰى اٰخِرْ

 “yeryüzünde afdal olanlar üçtür. Âlim, asker, tüccardır”[1]

Âlim odur ki; ilmi, halka Hak için söyler. Gece gündüz demez işi budur.

Tüccar odur ki; kazanır çalışır Allah yolundan, din yolundan esirgemez.

Askerde; din yolunda ya şehid olur ya gazi olur. Yazıklar olsun bu kadar kuvveti bırakıp yalınız bir kuvvetle kalanlara, o birde fayda etmez vesselam.

Buraya kadar yazdığımız âlem-i ğaybden süzülüp gelen şekli söyledi ve gösterdi. Bak bundan sonra bu bulunduğu­muz âlemden geri

وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Yani “O'na rucu, gitmeyi"[2] söyler ve gösterir.

Sevgili kardeşim, iyi düşün. Yukarıdaki yazılı âlemlerin ve berzahların, nurların, makamların yollarını geçmek, Hakk’a varmak ne ka­dar güçtür. Yalnız varılmaz kılavuz gerektir, kolayı zikirdir.

Bu mahlûkat, nuraniyatiyle Hakk’a bağlıdır. Zulmaniyatıyla âlem-i kesrettir. Yani bu göze gö­rünen ve cisim sahibi olanlardır. Mesela nuraniyet-i İlahiye su gibidir. Mahlûklar balık gibidir.

Her şeylerin hakikati, hakikati İlahiye bağ­lıdır. Cümle hakikatlerin hakikati Muhammed Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellemin hakikatidir. Bir ismi Hakikatü’l-hakayıkdır. Hakikatlerin hakikati demektir.

Kur’an’ın lisanı, vahyi-i İlahidir ve bakidir. Dinin maksadı ve hedefi, varacağı istikameti Huda’ya Hakk’a varmaktır.

Bu dediğimiz varmak umumidir. İnsan hululiye değildir. İnsanın ruhen yükselerek, şehevatten temizlenerek âlem-i nuraniyete vasıl olmasıyladır ki; mesela, demirci demiri ateşe koyunca kara ve siyahtır. Sonra ateşin kuvvetiyle aynı ateş gibi olur. Demirin vücudu görünmez olur. Fakat yine de demirde vücut vardır.

İşte böylece nur-ı İlahiye ye vasıl olanlar kendilerinde vücut göremezler. Hakk’tan gayrı hepsi fani olur, fakat o kulda kulluk vücudu vardır, fakat nurdan kendini göre­miyor. İlmi nafi, kalb de Allahu Teâlâ’yı arif olmaktır.

وَف۪ي كُلِّ شَىْءٍ  لَهُ آيَةٌ تَدُلُّ عَلٰٓى اَنَّهُ وَاحِدٌ

Yani “her şey onun birliğini, varlığını gösteren ayettir.”[3]

Muhyiddin Arabî kaddese sirrehu buyurdu ki “arifler iki türlüdür; biri kalbim bana Rabbim den haber verdi derler de araya kalbi vasıta ederler. Bizce bu bile makbul değildir. Arif odur ki bilavasıta yani hiç vasıta­sız ilmi Cenâb-ı Hakk’tan alırlar, söylerler. Asıl ilim budur” demiştir.

Asıl ilim budur kardeşim. Bunun mirasçısı müminlerdir. Her kim sıdkı hulus ile çalışır ise Cenâb-ı Hak verir. Fakat bu ilmin ehlini bul­malıdır. Hadisi şerif bak dikkat et:

اَلْخَلْقُ كُلُّهُمْ عَيَالُ اللّٰهِ فَاُحِبُّهُمْ اِلَى اللّٰهِ اَنْفَعَهُمْ لِعِيَا لِه۪

“Halkın hepsi Cenâb-ı Hakk’ın ayalidir. Hakk’a en sevgili olanı da onun ayaline faidesi ziyade olanıdır.”[4]

Kardeşim, nice zatlar var ki gece gündüz kendi menfaatini unutup halkın menfaatine çalışırlar. Onlara uyar isen muhakkak seni de arif ederler. Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri Kur’an-ı Kerim’de:

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ

Yani “şol kimseler ki cehd ile bizim için çalışır ise bizde onlara irfan yolunu gösterir ve hidayet ederiz”[5]demiştir. Eğer sen Cenâb-ı Hakk’a bildiğin ile çalışır isen seni o sevdiği kullara yoldaş eder.

وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ

“onlar ne güzel arkadaştır.”[6] Ayeti kerimesinin mucibince seni ne güzel kimselere rafîk, arkadaş, ahbab dost eder. Onların sebebiyle senide arifi billâh eder. Amma onlara itiraz ederde yalınız kalır isen sana nasip yoktur. Bu yukarı yazılı haller yalınız adamın işi değildir vesselam, fakat şu da var ki hadisi şerifte:

اَلرِّضَاعُ يُغَيِّرُالطِّبَاعُ

Yani “Süt veren ananın sütü çocuğun tabiatını değiştirir”[7] dediği şeyh ana gibidir. Şeyhın kâmil ve tamam olması lazımdır. Yani arif-i billâh olması lazımdır. Müridin hali, tabiatı aynı şeyhındır. Dirilik, hayat madeni onlardır. Hadis-i şerif:

صُدُورُ الْأَخْيَارُ قُبُورُ الْأَسْرَارِ

“ahyarların göğsü kalbi sırların kabridir” Bunların cesedinde hayat-ı hakikiye vardır. Hadisi şerif:

عَنْ أَبِي سَعِيدِ الْخُدْرِىُّ وَاَب۪ى اُمَامَة وَاِبْنُ عُمَرْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ قاَلَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰه تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Ebu saidi’l-Hudri, ebu Ümame ve ibni Ömer radıyallahu anhum hazretlerinden rivayetle Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz buyuruyor ki

 اِ تَّقُوا فِرَاسَةُ الْمُؤْمِنُ هُمْ يَنْظُرُ بِنُورِ اللّٰهِ تَعَلٰى

“Mü'minlerin ferasetinden sakınınız, onlar Hakk’ın nuru ile bakarlar, kalbinizdeki sırları bilirler”[8]

Kardeşim, eğer nefsin kabz içinde ise asar-ı Hakk’ı seyre çık. Dün­ya boş değildir. İlm-i hakikatın ziyadeliği ilelebettir. Asla nihayet yoktur. İnsan-ı kâmil suret-i İlahiye ye ayinedir ve ayine onun mertebesine göre zuhur eder. Onun ilmi ve tecellilerine son yoktur. Ruhun kemaline daima ziyadelik vardır. Hadis-i şerif

مَنِ اسْتَوٰى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْبُونٌ

“Her kimin iki günü biri birine benziyorsa aldanmıştır”[9] buyurdu. Hadisi şerif:

وُجُودُكَ ذَنْبٌ لَايُقَاسُ عَلَيْهِ ذَنْبٌ اٰخَرُ

“Vücudun öyle bir günahtır ki o başka günahla kıyas olunmaz.”[10] Bu mürid olan kimselerde, insanda kendine emniyet verdiği benliktir. Bunun gibi büyük günah yoktur demiştir.

 

Benlik dağından inmekle, tevazu atına binmekle,

Feyiz memesin emmekle ulaşılır dost eline kavuşulur

Açılır yolun, dost mağazasından gelir balların senin.

 

Hased dağını yıkmakla, varını oda yakmakla,

Her varlığa ibretle bakmakla olur, dost yoluna varılır

Açılır yolun, dost mağazasından gelir balların senin.

 

Riya iftihar atılır, ihlâs ipi tutulur,

Benlik perdesi yırtılır, hakikat kervanına katılır

Dost eline varılır açılır yolun.

 

Mürşid elin tutarsan, benlikleri atarsan,

Dünyayı ahrete satarsan dost eline varılır.

 

Mürşid izinde yürürsen, her varlıkta hakkı görürsen,

Dost yolunda canın verirsen dost eline varılır.

 

Hayâ edebe yapışırsan, bütün arzulardan savuşursan,

Vahdeti vücuda kavuşursan dost eline varılır.

 

Aşktan emersen bir eser, bütün arzulardan keser,

Dönmeyen kalp Hakk’a döner, dost eline varılır.

 

Nefsini tanırsan, arzu kastini alırsan,

Hakkı batılı tanırsan, dost eline varılır.

 

Zikir ile olursan meşkul, Hakk’a layık olursun kul,

İlmi hikmete açılır dil, dost eline varılır açılır yolun

 

Hakka bakar gözün, ilmi hikmet olur sözün,

Alışverişte olur özün, dost eline varılır.

 

Havf ile recada olursan, her varlıkta hakkı bulursan,

Her halın tevekkül kılarsan, dost eline varılır.

 

Mürşidden alırsan kadehi feyzi, bilirsin kış ile yazı,

Nedir bilirsin naz ile niyazı dost eline varılır.

 

Kalbe gelen haberden, boşa kendini kederden,

Anlarsan bu hikmetlerden, dost eline varılır.

 

Vera ile vakar olursa, her halde tevekkül olursa,

Dost eline varılır açılır yolun,

Dost mağazasından gelir balların senin.

                                   Hacı Mustafa GÜNEŞ

 

Kardeşim, seni bu kendi benlik bağın bağlamıştır. Kendinde bir bilirim de­mek vardır. Emin ol ki Allahu Teâlâ Hakk’ı için Allah yolunda bir ehl-i him­met elinde olmadıkça ve onunla bu yola çalışmadıkça bildim demek yalan­dır.

Yukarı kitabın başından aşağıya kadar oku, sonra bir düşün, bunlar yalnız o şeyhlardır.

Bilirsin ki, hazreti Âdem aleyhisselam cennetten yer­yüzüne indi, şaştı kaldı, o kadar ilim sahibi olmuş iken. Sonra Cebrail aleyhisselam gelip şu şuna yarar, bu buna yarar, şunu şöyle edeceksin, bunu böyle edeceksin, dedi gösterdi, mürşidlik eyledi.

Hazreti Musa aleyhisselam büyük Peygamber iken Cenâb-ı Hak ile konuşur iken Hızır aleyhisselama gönderdi. Git, bu ilmi iste, sana öğretsin dedi. Hızır aleyhisselam açıktan gösterdi. Musa aleyhisselam bildi ki bu ilim mürşide uymakla imiş. Bu işaretler bize yetmez mi?

Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz Habi­b-i Huda iken Hira dağında meleği ilk görüşünde korkup eve gelip hasta olup yattı. Cebrail aleyhisselam sonra mübarek başını tutup koltuğunun altına alıp

 اِقْرَاْ

“İKRA” ‘Oku!’ dedi. Rasulü Ekrem Efendimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem:

مٰا اَنَا بِقٰارِءٍ

 Dedi. “Ben okuma bilmem” yine koltuğuna başını alıp sıktı, üçüncüde okudu.

Kardeşim vallahi sen de birinin koltuğuna Allah için başını eğmedik­çe, sen bu ilme sahip olamazsın. Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem Cebrail aleyhisselamdan büyüktür ve Hakk’ın dostudur.

Neden Cebrail aleyhisselam ona mürşid oldu, anla. Tarikatı inkâr eden biçareler hidayetten mahrum olanlardır.

Tarikatta, hazreti Ebu Bekir radıyallahu anhu, Hazreti imamı Ali kerremallahu vechehu ve evlatları ve bu kadar evliyalar, şeyhlar, pirler yoludur. Yazıklar olsun inkâr edenlere. Fakat şu var ki Cüneydi Bağdadi kaddesallahu sirrahu

 اَلطُّرُقُ كُلِّهٰا مَسْدُودَةٌ اِلّٰا عَلٰى مَنِ اقْتِفٰى اَثَرُ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعٰالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ 

Yani, “tarikat yolları kapalıdır her hepsine yalınız Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellemin izinin üzerinden gidenlere açıktır”[11] demiştir.

Şeriat üzere olmalıdır. Hadisi şerif, sevgili peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz buyurmuştur.

اِتَّقُوا مَوٰاضِعَ التُّهْمِ

Yani, “suizan olan şeylerden sakınınız.”[12] Şeriat perdesini yırttı dedirtmeyiniz. Bir şeyhın şeriatı tamamsa her şeyi tamamdır.  

Cenâb-ı Hak tarikat ehlini şöyle bildirmiştir ki:

وَلَا تَطْرُدِ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُۜ

 “Mürid olup livechillah Allah için akşam sabah Rablerinin zikrine devam etmekte bulunanları meclis-i nebevilerinden uzaklaştırma”[13]

Birde habibine sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem onlar ile birlikte bulunması için buyurdu:

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ

Yani, Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, “sabah ve akşam Allah’ın rızasını isteyip Rabb’ılarının cemaline mürid olmuş ve O’nun rızasını talep edenler ile beraber bulun. Nefsini sebat ve sabırda onların sohbetlerinde daim eyle”[14] demiştir. يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ deyip Hakk’ın vechini cemalini isterler. Onlar ile birlikte sohbetlerinde bulun deyip o meclisin ne yüksek meclis olduğunu beyan eylemiştir.

Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve selleme böyle emir olununca sana bu emir yok mudur? O’na ne dediyse hepimizedir. Tarikata girmek için nice ayetler vardır ve nice hadisler vardır. Hidayette olan kimseye bu kadar yeter, vesselam.

Bu ayetin sebebi nüzulü: Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden Ayinet Bin Hasan ve Ümiyet Bin Halef ve onların emsalları Kureyş büyükleri hakkında nazil olmuştur. Çünkü onlardan Ayinet, İslam olmazdan evvel huzuru Rasulullah’da Eshabın fakirlerinin bulunduğu zamanda Rasulullah’a bunların ter kokusu sana eza vermez mi? Biz, Mudur kabilesinin büyükleriyiz. Biz iman edersek her kabile iman eder. Bunları yanından def et ki biz sana iman edelim. Zira biz bunlarla bir arada bulunmayı nefsimize ar ederiz. Ar ettiğimiz için iman etmeyiz dedi. Bu sözde Kureyşin zenginlerinin ekserisi müttefikti.[15]

Yani, Ya Habibim müşriklerin tekliflerini kabul edipte gece ve gündüzde yanındaki olan fakir sahabeler ki onlar gece ve gündüzde Allah’a dua ve zikir ile meşgul ve daimi surette Rabbılarının cemaline âşıktırlar.

Böyle gece ve gündüz Rabb’ılarını dua ve zikreden, Rabb’ılarının cemalini görmeye âşık olan, fakir diye o müşriklerin sözleri ile sakın ya Habibim onları yanından uzaklaştırma ha! O müşrikler isterse gelsinler isterse gelmesinler ayeti kerimesi nazil olmuştur.

Bu ayeti kerimenin nuzul edip inmesinde ne anlaşıldı? Allah dostlarından, Allah’ın fakir kulları, Allah’ı zikreden fakir kulları, bunları fakir diye hor gören, hakir görenler, kendini beğenip bunların ile alay istiza edip gülenler.

Kibirli, gururlu, kendini beğenip burnu kakkın ve zengin, nefsine esir olanlar; düşünüp, büyük bir ibret alıp Allah’a ihlâslı itaatlı olup gece ve gündüz her an Allah’ı zikr eden zakir, ehli zikr olan kulları bu ayeti göz önünde tutarak böyle Allah’a âşık olan Allah’ın zikrine fikrine hamil olan kimseleri sakının alay etmeyin. Hor görüp istiza edip onlara gülmeyin, hakir görmeyin, sonra büyük tehlikeye düşüp Allah’ın gazabına uğrayanlardan olmayınız.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bir gün hazreti Ali kerremallahu vechehu efendimize buyurdular ki

يٰا عَلِىُّ: غَمِّضْ عَيْنَيْكَ وَاسْمَعْ ثَلٰاثَ مَرّٰاتٍ ثُمَّ قُلْ اَنْتَ ثَلٰاثَ مَرّٰاتٍ وَاَنَا اَسْمَعُ فَقٰالَ النَّبِيُّ عَلَيْهِ الصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ لٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ثَلٰاثَ مَرّٰاتٍ مُغَمِّضًا عَيْنَيْهِ رٰافِعًا صَوْتُهُ ثُمَّ هٰكَذٰا قٰالَ عَلِىٌّ وَالنَّبِىُّ يَسْمَعُ

Yani, “ya Ali, gözlerini yum. Sana söyleyeceklerimi üç kerre dinle. Sonra, sen söyle üç kerre de ben dinle­yeyim” buyurduktan sonra aleyhissalatü vesselam Efendimiz gözlerini yumarak sesli olarak üç kerre Lâ ilahe illallah dediler. Hazreti Ali efendimiz gözlerini yummuş olarak dinlediler ve üç defa da o söyledi ve Efendimiz dinlediler.”

İşte Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu şekilde zikrullahı hazreti İmamı Ali kerremallahu vechehu efendimize telkın buyurdular.[16]

Piri tarikat Abdulkadir Geylani kadesallahu sırrahu’l-Aziz efendimiz Bostanu’ş-Şeria adlı kitabta buyuruyor ki sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizden tariklerin en afdalını ve en kolayını en önce temenni eden imamı Ali kerremallahu vechehu efendimizdir.

Hazreti imamı Ali kerremallahu vechehu efendimiz bu şekilde talepte bulununca Rasulü Kibriya efendimiz sallallahu aleyhi vesellem vahye intizar etti. Cebrail aleyhisselam inip üç kere bu şekilde kelime-i tevhidi Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize telkin eyledi. Sonra aleyhissalatu vesselam efendimiz aynı şekilde imamı Ali kerremallahu vechehu efendimize telkin buyurdular.

Bundan sonra dinle şunu, Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ

 “İkiye ayrıldı Biri cennetlik, biri cehennemliktir.”[17]

Cenâb-ı Hak cenneti nurundan yarattı, cehennem-i narından yarattı. Dünyada nurunu tutan cennete kadar gider. Dünyada narını tutan cehenneme kadar gider. Nar ateştir, kızmak öfkelenmek ateştir, cehennem eseridir. Halim selim olmak nurdur, cennet eseridir.

Bu dünyadan itibaren yukarı gittikçe nurdur. Buradan aşağı indikçe zulmat, şiddet, ateştir.

İnsan, âlem-i ekberdir. Esmaü’l-Hüsnaları cemi insandadır. İnsanın kuşaktan yukarısı, yedi kat gökler ve kürsi, arş-ı âlâya kadarına benzer. Kuşaktan aşağısı, yedi kat yer­ler ve tahtesseraya benzer.

Her kim aşağı tarafın hevasına tabi olur ise cehenneme kadar gider. Bu dünyada iken yüzünde cehennem eserleri görünür, yüzünde nur olmaz. Her kim yukarının arzusuna tabi olur ise cenneti, ce­mali buluncaya kadar gider. Hadisi şerifinde sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:

 مَا مِنْ آدَمِيٍّ إِلَّاوَف۪ي رَأْسِه۪ سِلْسِلَتَانِ سِلْسِلَةٌ فِي السَّمٰۤاءِ السَّابِعَةِ وَسِلْسِلَةٌ فِي الْأَرْضِ السَّابِعَةِ فَإِذَا تَوَاضُعَ رَفَعَهُ اللّٰهُ السِّلْسِلَةِ السَّمٰۤاءِ السَّابِعَةِ وَإِذَا تَجَبَّرَ وَضَعَهُ اللّٰهُ بِالسِّلْسِلَةِ إِلَي الْأَرْضِ السَّابِعَةِ

“Hiçbir adam yoktur ki; muhakkak başında iki zincir vardır. Bu zincirin biri yedi kat göklerden yukarı gider. Bu zincirin öteki biride yedi kat yerin altına gider. Bir kimse alçak gönüllülükle Hakk’a boyun eğerse Allahu Teâlâ o zinciri yedi kat göklerden yukarı kaldırır. Bir kimsede kibir eder Hakk’a boyun eğmez ise nefsin havasına tabi olur ise Allahu Teâlâ onu yedi kat yerlerin altına çeker”[18] dediği budur.


[1] Tenbihü’l-Gafilin, babu talebü’l-İlm.

[2] Yasin suresi 36/83.

[3] Kelamı kibar

[4]Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.10.s.86/10033 (Musul). Ebu Ya’la, Müsned c.6.s.65/3315 (Dımışk). Müsnedü’ş-Şehab c.2.s.255/1306 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.6.s.42/7444 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.201/2995 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.10.s.276 (Beyrut). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.205/10

[5] Ankebut suresi 29/69.

[6] Nisâ: 4/69

[7] Deylemi, el-Firdevsi bime’sûrulhıtab. C.2.s.280/3299 (Beyrut), Münavi Feyzu’l-Kadir c.4.s.55. (Mısır), El Makdisi Ebul Muhammed Elmağna c.8.s.155 (Beyrut)

[8] Tirmizi, Sünen c.5.s.298/3127 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.3.s.312/3254 (Kahire). El-Mu’cemü’l-Kebir c.8.s.102/7497 (Musul). Beyhaki, Zühdü’l-Kebir c.2.s.160/359 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.118 (Beyrut). Ramuzel hadis c.1.s.14/12

[9] Beyhaki, Zühdü’l-Kebir c.2.s.367/987 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.8.s.35 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’süri’l-Hıtab c.3.s.611/5910 (Beyrut).

[10] Muhammed Nuri Şemsüddin Miftâh-ul-Kulûb s.350

[11]Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya c.10.s.257 (Beyrut), Abdurrauf el-Munavi Feyzu’l-Kadir c.6.s.108 (Mısır)

[12] Tefsiru Ruhu’l-Beyan c.7.s.227 (Beyrut)

[13] Enam suresi 6/52.

[14] Kehf suresi 18/28.

[15] Hulasatu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an Cilt.9.s.172 (Osmanlıca baskı)

[16] Piri tarikat Abdulkadir Geylani Sırru’l-Esrar s.30 (Kahire). İmamı Şarani el-Envaru’l-Kudsiyye c.1.s.28 (Beyrut). Müzekki’n-Nüfus s.341 (Osmanlıca baskı).

[17] Şurâ suresi 42/7

[18] Ramuze-l-Ehadis c.2.s.380/2, Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.4.s.38/6121 (Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>