canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Sülukün Mahiyeti - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Sülukün Mahiyeti

 

1- Fark 2- Cem 3- Mahv 4- Sahv 5- Fena 6- Beka 7- Zuhur.

İnsan bu yukarıda yazılı olan yedi kat, yediydi. Katlar kaç oldu. Bunların her biri bir felektir. Dünya gibidir cem'i eflaktır. İnsan bunların cümlesinin kapısıdır. Yani hepsi insandadır. İnsanın aynasına bunların hepsi sığar.

Hadis-i kudsi:

مَا وَسِعَن۪ي أَرْض۪ي وَلَا سَمٰۤائ۪ي وَوَسِعَن۪ي قَلْبِ عَبْدِي الْمُؤْمِنِ

“Yerlerim, göklerim geniş gelmedi, illa mü'­min kulumun kalbi geniş geldi”[1] Mürid süluk esnasında çalışırken evveli fark, sonra cem’e, sonra mahf’e, sonra sahv’e, sonra fena’ya, sonra bekâ’ya, sonra zuhur’a varır. İnsan denecek insan, bunları geçendir.

1- Fark: Sülük ehli hakkıyla çalışırsa verilen evrad ezkarlara huzuru kalb ile devam ederse nafileleride ilave ederse abdestli durmayı adet yaparsa misvak kullanmayı, gece teheccüde devam, dersinden gayri kelime-i tevhide devam, az yemekle ve yemeği helal kazanç ile yemek. Bunlarla beraber arzu isteği tek Allah sevgisine ve Allah dostuluğuna kavuşmak niyeti ile devam ederse fark etmek, anlayış her şeylerin zahir ve batınını Allah dilerse fark ettirir, hisseder anlar iman kuvvetleşir.

2- Cem: Cenâb-ı Hakk’ın kendisini ana niyeti olan benlik zincirinden kurtarıp her yerde Hakk’ı hazır görür ve hazır bilir kendinde benlik kalmaz her zuhur eden halleri ağızda söylenen dilleri çıkan sedaları sahibinden dinlemeye başlar.

Cenâb-ı Hak ile ünsiyet başlar. Ünsiyet dediğimiz kendisi yok olup her an Hak ile beraber olduğunu tasdik eder. Bütün her şeylerin Hak ile kaim olduğunu yakinen tasdik eder, anlar.

3- Mahv: Mahve geçmesi sıfattan mana âlemine geçer. Mana âlemine geçince suretini halka gösterişli kıyafetlerden hoşlanmaz. Kalb tasfiyesine devam eder. Çünkü kalb ahlaki zemimelerden tamamen arınıp silinmeyince o kalbe Cenâb-ı Hak tecelli, İlhami rabbani etmez.

4- Sahv: Sahv dediğimiz buraya kadar bir sülük ehli çalışırsa her şeyin Hak ile gaim olduğunu tereddütsüz inanır.

 

Her şey Hak ile kaim

Vechi Muhammed’den nuru Hak görünür daim.

 

Yani her şeyin hakikatine mütealli olunca Cenâb-ı Hak o kimseyi geri Sahve çıkarır, ayıklığa dönderir. Mahfi fenada bazen o kimselerde esrik (ayıklık ile sarhoşluk arasında olmak) halleri zuhur eder. Esrik halından ileri geçmeyen kimse şeyhlık makamına münasip olmaz.

5- Fena: Kendisi sevgili dostunun yolunda cidden Sıdkı sadakat ile çalışırsa Cenâb-ı Hak murad eder ise o kimseyi tecelliyetine gark eder. O tecelliyette o kimsenin kendi varlığı fani olur yok olur. Hakk’ın varlığından başka bir şey görmez olur.

Cenâb-ı Hak diler ise o kimseyi tecelliyeti ile öldürür. Fani kılar hem geri diriltir hem de zahire çıkartır. O kimse Hâlık’ını anlar. Mahlûk olduğunu da anlar.

 

Fena sahrasına ermez ise salik,

Devleti irfana olamaz malik.

 

6- Beka: İman, İtikat, tevekkül kemal bulunca aşkı ilahide kemal bulunca Hakk’tan gayri küllü arzular tamamen kalpten gidince yalnız istek arzuları Allah olunca anlar.

Âşık en kıymetli canını dostuna feda edince beka mülkünün vereslerine layık olur. Suretten geçer. Ten canın tahtı, canda cananın tahtı olduğunu anlar, dostluk kemal bulur.

Bütün varlıklar Allah aşkında yok olur. Beka mülkünün veresçisi olur. İnşallahuteala. Çünkü en kıymetli olan canını dostuna feda edince bakalım dostu karşılık ne ikram ne varidatlar ihsan edecek. Ehli olan mahallerinde anlar bilir.

7- Zuhur: Bir ehli sülükte her türlü imtihanlara yılmadan göğüs gerip hakkıyla hem farz ibadetleri hem nafile ibadetlere riyazet mücahedeler ile çalışır ise Hakk’tan gelen her türlü imtihanlara sabır, sebat ile doğru çıkar dosttan gelen her türlü iptilalara meşakkatlere sebatlı olarak devam eder ise mürşidine son derece sevgi muhabbet itikatla teveccüh rabıtasını ayırmayarak çalışır ise iman, itikat, teslimiyet, tevekkül bu kimsede kemal bulunca varidatı ilahi olarak neler gelir acaba kardeşim.

Allah’ın vergisi, varidatı ilâhiyesi, affı, mağfireti, şefkat merhameti hiçbir kimseye benzemez.

Bu kimseye ihsanı ilahi olarak gelenler; sakinlik gelir, sükûnetlik gelir, sabırlılık gelir, sahavet (cömertlik) gelir, hayâ edeb gelir, yakîn gelir. İnsanlara merhamet, şefkat, acımak hissiyatı gelir. Hüsnü Hulk gelir. Hüsnü Hulk da:

Cenâb-ı Hak’kın sevdiği güzel huylar bu varidatı ilahiyelerin gelmesi o çalışan kimselerin kabiliyetine göre her mevkide Cenâb-ı Hak lüzumuna göre ihsan eder.

Bir çocuğa biçilen elbisesi vücud kalıbına göre biçilir. Daha ömrü olur yetişir ise vücuda biçilen elbisede kalıbına göre biçilir. Bir ehli sülûkte, sülûk hallerinde Ruhan çalışır. Çocuğun yetişip elbisesi kalıbına göre biçildiği gibi Cenâb-ı Hakk’ta kendisine dostluk kazanmak niyeti ile ihlâslı çalışan kimseler her mertebeye gelince mertebe derecesine göre varidatı ilahiyeler ihsan eder.

Bu kimse o zaman hakkı ile zuhuratı anlar. Kendi iradesini terk eder. Ruhsatı da terk eder. Her işlerini zuhurata bağlar. Cenâb-ı Hak ne emrediyor, neyi işaret yapıyor, neyi gösteriyorsa ona tabi olur.

Zuhurat denilen; herkesin anlayabileceği, bir yuka ağaç yongası denizin üstünde duruyor, ne taraftan rüzgâr eserse yonga o tarafa gider. Yonganın hareketi, yönlere gitmesi rüzgâra bağlıdır.

Bunun gibi zuhuratı anlayan kişide Cenâb-ı Hak kendisini ne tarafa yönlendirir, neyi işaret yapar, neyi zuhur ettirir ise ona tabi olur.

Bunların her biri bir felektir. Dünya gibidir. Cemi-i eflaktır. İnsan bunların cümlesinin kapısıdır. Yani hepsi insandadır. İnsanın ayinesine bunların hepsi sığar.

Cenâb-ı Hak Hadisi Kudsisinde buyuruyor ki

مَا وَسِعَن۪ي أَرْض۪ي وَلَا سَمٰۤائ۪ي وَوَسِعَن۪ي قَلْبِ عَبْدِي الْمُؤْمِنِ

“Yerlerim, göklerim geniş gelmedi, illa mü'­min kulumun kalbi geniş geldi”[2] dediği budur. Mürid sülûk esnasında çalışır iken evvel fark, sonra cem’, sonra mahva, sonra sahva, sonra fenaya, son­ra bekaya, sonra zuhura varır. İnsan denen insan bunları geçendir. Bu kapıları açan anahtarları da zincirleri de yedidir. Ayet-i kerime:

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

 “İnsan ancak çalışmak içindir.”[3]

1- İman-ı kâmil 2- İlim ile amel 3- Sahavet-cömertlik 4- Kanaat ile vera' 5- Tevazu ile ibadet 6- Tevbe ile ihlâs 7- Sabır ile cefaya tahammüldür.

Tevekkül-ü tam ile bunlara çalışan kimse bu kapıları açar, dergâh-ı İlahiyeye kadar geçer, yerlerde ve göklerde olan perdeleri Hak kaldırır gösterir. Nefs-i emmareden levvameye, mülhimeye, mutmainneye, raziyeye, marziyyeye, safiyeye varır.

Âlem-i gayb olanları, sirr-i İlahiyeyi, tecelli’i İlahi­yeleri her gün çoğalmakta görür yahut görmez ise idrak eder. İdrak görmekten büyüktür. Cennetten yeryüzüne zincir uzanması budur. İşte bu kimse cenneti buldu. Nur yolunu tuttu, nura kavuştu, nur oldu. Çalışan bulur.

İşte buraya kadar insan yukarıdan aşağıya geldiği gibi geride o âlemi bulacaktır. İnsan bu dünyada kemal buldu. Yukarıdakilerin sonunda hepsini gösteren ayinedir.

Bir ağacın yere ekilen tohumu ne ise ağacın başındaki meyvesi tohumu aynı evvelki gibi olur. Evvela insanı kâmil suretinde nur-u Muhammediye idi. Süzülüp geldi. Burada aynı oldu.

Mesela sığırlar yayılmaya çıkarlar. Akşam herkes yatağına dönerler. Bu­nun gibi ruhlar âlem-i ezelden süzülüp geldiler. Hak Teâlâ bunlar için iki yatak bıraktı: Biri illiyyin cennette, biri siccindedir. Cehennemde, cennet de iki esma-i İlahiyedendir. İkisi de O’nundur. Cenneti, Rahmetinden cehennemi gazabından yarattı. Yani cennet güzel, rahmet eseredir, cehennem gazab-ı İlahi, şiddet, korkunç hiddet eseridir.

Cenâb-ı Hakk’ta adalet vardır, kullar hangisinin yolunu tutar ise onu bulur, ona layık olur. Hak Teâlâ’ya hiç ziyan yoktur, layığını verir. Nur yolunu tutan nur olur, Kur’an, zikir, ibadet nurdur. Şeriatın emirleri nurdur.

Nehyettikleri zulmattır, zulmat yolunu tutanların cehennem sı­fatı yüzünde görünür. İşte bu dünyada iken ikisi de layığını buldular. İnsan cenneti burada bulur, kendisinde cennet nişanları görünür. Cehennemi de burada bulur, nişanları aşikâra olur. Her ne buldularsa burada iken buldular, vesselam.

Yedi kat yer birbirinin altındadır. Her biri bir âlemdir, yedidir. Birin­ci katta bu dünyadan aşağı bu gözümüze görünen göklerin ve yerlerin ve daha ötesindedir. Mesela sağdan sola gözümüze görünen göklerden daha ötedir. O bir kat yer daha ondan ötedir. Böyle böyle yedi kat yerler her biri bu dünyanın büyüklüğünde olarak aşağı inerler. Ondan sonra daha nice bu dünyanın misli kadar aşağı iner.

Yedi cehennem, her biri bu dünyanın yüzlerce misli olarak aşağı inerler. Cehennem bu dünyadan büyük olduğuna inanmayanlara büyük bir de­lil aşikâre göstereyim.

Güneş’in bu dünyadan nice kereler büyük olduğunu her insan tasdik ediyor. Hâlbuki göze görünen güneş bir parçadır. Bu muhakkaktır ki dünyadan büyüktür öyle ise insafla kendini yokla, cehennem bu dünyadan kerelerce, cennet cehennemden kerrelerce büyüktür. Cehennemin sıcağını anlamak kolaydır. Güneş dünyaya ne kadar uzak iken nasıl yakıyor? Artık cehennemi de düşün vesselam.

 


[1] Tefsirü’l-Geylani c.1.s.117 (Beyrut). Müzekki’n-Nüfus, Ahmed İbni Receb el-Hanbali Câmiu’l-Ulûm vel Hikem s.398 (Beyrut), Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.3.s.174/4446 (Beyrut), Münavi Feyzu’l-Kadir. C. 2. s. 496 (Mısır).

[2] Tefsirü’l-Geylani c.1.s.117 (Beyrut). Müzekki’n-Nüfus, Ahmed İbni Receb el-Hanbali Câmiu’l-Ulûm vel Hikem s.398 (Beyrut), Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.3.s.174/4446 (Beyrut), Münavi Feyzu’l-Kadir. C. 2. s. 496 (Mısır).

[3] Necm suresi 53/39.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>