canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İNSAN VÜCUDU - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

İNSAN VÜCUDU

 

İnsanoğullarının vücudundaki azalar ve organlar bir mükemmel fabrika gibidir. Yaradılışını, kuruluşunu Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Mü’minun suresinde bizlere haber verip bildiriyor:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ

Yani, “biz insanı çamurun hülasasından halk ettik.”[1]

Burada insanla murad, hazreti Âdem aleyhisselamdır. Çünkü Âdem babamızı Cenâb-ı Hak toprak, su ve çamurdan halk ettiğini haber veriyor.

ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ

“İnsanın esası çamurdan halk olunduktan sonra metin ve muh­kem bir karargâhta biz insanı nutfe kıldık.”[2]

Yani, anaların rahimleridir. Çünkü nutfe babanın sulbünden, ananın rahmine inip, orada insan şekli yaratılışını orada tamamlayıp ananın rahmi o nutfeyi muhafaza için, muhkem bir mahal olduğu beyan olunmuştur.

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ

“Sonra, Biz o nutfeyi mürur-ı zamanla uyuşmuş kan kıldık. Sonra o uyuşmuş kanı et parçasına çevirdik. Sonra o et parçasını da kemiğe çevirdik. O kemiği de etlerle kisvelendirdik.”[3]

Yani, kemiklerin üzerine etleri elbise olarak giydirdik ki kemikler muhafaza olsun.

ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ

“Kemiği etle örttükten sonra, biz o insanı terkibi ve mizacı tam, suret-i mükemmelde insan ve mahlûk-ı ahar olarak halk ettik.”[4]

فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ

Biz insanları
güzel bir sıfatta ahseni takvim üzere halk ettik. Tebarek mübarek azamet sahibi şanı yüce olan Allahu Teâlâ hazretleri tasvir edip şekil verenlerin en güzelidir.”[5]

ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ

“Biz insanları bu minval üzere halk ettikten sonra, ölümü de bildirdik. Sonra muhakkak öleceksiniz.”[6]

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ

 “öldükten sonra yevmî kıyamette dirilip, kabrinizden kalkacaksınız.”[7]

İşte Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri kendini, kuvvet ve kudret sahibi ve her şeylere kadir olduğunu haber veriyor ve yaptığı zanaatı ve halk ettikleriyle kendinin güç ve kuvvet sahibi olduğunu bildiriyor, hem de deliller ile gösteriyor. Ayeti kerimede:

وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

“O, her şeylere kadirdir. O’nun hiç yapamayacağı bir şey yoktur”[8] deyi buyuruyor. Diğer bir ayeti kerimede:

اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ

Yani, “muhakkakki O Allah yapmak istediği işin baliğidir, yapacağı işin hâşâ acizi değildir”[9] buyuruyor.

Enbiya suresi, 23. Ayet:

لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

“Allahu Teâlâ işlediği işten mes’ul olamaz. Hiç kimse bir şey soramaz.”[10] Karşısında eşi ve şeriki yoktur. Yerde ve gökte Allah’tan gayri ma’bud yoktur. Gayri ma’bud olsa idi, bütün âlemin düzen ve intizamı bozulurdu. Şu görülen nizam mahvirinden çıkardı.

Allâhu Teâlâ bir olup, fevkinde O’na hüküm edecek bir hâkim olmayınca, işlediği ef’alinden me’sul değildir. İster ise, kullarının bazılarını aziz eder, ister ise, bazılarını zelil eder. Kimini zengin ve kiminin vücutlarını sağlam ve kimini fakir ve hasta kılar. Hiç kimsenin sual etmek haddi değildir.

Biz insanlara düşen vazife, O’nun ve Rasulünün emirlerine itaat etmek, nehy edip yasak kıldıklarından sakınmaktır. İrade-i Cüz’iyyeyi kullara verildiğinden, bizler irademizi iyiye kullanacağız, kötüye şerre kullanmayacağız.

 

Hikmet Nedir Bu Âleme Gelmekte

 

Bakî mı sandın sende seni? Sende ölmeye geldin akıbet

Fani cihanı terk edip bizde gitmeye geldik akıbet.

 

Zevki sefa demler ile bin yıl ömür sürsen bile

Sonucu bu tatlı canı vermeye geldin akıbet.

 

Var bir düşün kabre giden ahbapları yarenleri

Anlar gibi sende kefen giymeye geldin akıbet.

 

Hikmet nedir bu âleme gelmekte var sor bir âlime

Bu dünyada Allah’ı bilip bulmaya geldik akıbet.

 

Zikri Huda’yı çok edip savmu salât ettin ise

Huru cenan Hak yüzünü görmeğe geldik akıbet.

 

Düşman olan bedbaht nefis heva şeytanları

Tevhid kılıncın anlara vurmaya geldik akıbet.

 

İki bina bünyad eyleyib kullara ahdar (hazır) eylemiş

Ya cennete, ya ateşe, girmeye geldik akıbet.

 

Anda ne ölüm var ne ğam, her bir taraf dolmuş niam

Anda ebedi zevkı sefa sürmeye geldik akıbet.

 

Bu dünya ukba mezra’ı, çok işle hayrı ya ahi

Bunda ne ektin anda sen biçmeye geldin akıbet.

 

Ne mal ne evlad ayal kurtaramaz o gün seni

Bu gün bu kalb evsahını silmeye geldin akıbet.

 

Vuslat günün gözle rıza, gelmektedir ruzi ceza

Ağla bu yerde, anda sen gülmeye geldin akıbet.

 

Cenâb-ı Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri bu dünyaya imtihan için geldiğimizi beyan etmek üzere:

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـًٔا مَذْكُورًا

Yani, “insan üzerine öyle bir zaman geçmedi mi ki o zamanlarda insanın ne ismi, ne de cismi yok idi.”[11]

Şu halde insan uzun bir zamanda mevcut olmayıp sonradan hadis olunca, elbette onu yaradan ve icat edecek bir kadir, kuvvet sahibi gerektir. Zira her hadiseye bir muhdis lazımdır. İnsanın sonradan halk olunmuş bir aciz cisim olduğunu beyan etmek üzere:

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ

Yani, “insanı biz anasıyla babasının birbirine karışmış nutfelerden halk ettik ki, biz o insanı imtihan edelim.”[12]

فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعًا بَص۪يرًا 

Yani, “Biz insanı imtihan muamelesine tabi kılınca biz, o insanı işitici ve görücü kıldık.”[13]

Yani, biz o insana işitecek kulak ve görecek göz verdik ki o insan bizim birliğimize ve kuvvet ve kudret sahibi olduğumuzun delillerini kulaklarıyla işitsin ve gözleriyle görsün. Hem de insanı kabiliyetli halk ettik; bakalım o insan hilkat-i asliyesini düşünerek, kendini yaradan Halık’ını bilip, ibadetle mi meşgul olacak, yoksa hilkatini unutarak isyana mı dalacak? İşte kullarını emir ve nehyi ile mükellef kılarak, imtihan edeceğini beyanla kullarını ibadete davet olduğu gibi, imtihan sebebiyle herkes kendi yaptığı amelini bilir ve itiraza mecal kalmaz.

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

“Zira biz o insana hayır ve şer yollarını göstermek üzere Rasul gönderdik ve Kur’an’ı inzal ettik ve amel ve itikadı ve yapması vacip olan şeyleri bildirdik ve terk edip, yapılmaması lazım olan şeyleri de insanlara bildirdik. İşte vücuttaki organları ve azaların kullanma irade direksiyonunu da eline verdik. Doğru yola gidip gitmemek, kendi elinde kendi ihtiyarındadır. İsterse doğru yola gitsin, şâkir olsun. İsterse eğri yola gitsin küfür olsun. Her iki surette menfaati ve zarar ve mazarratı kendine aittir.[14]

Cenâb-ı Hakk’a her şeyler malum iken, kullar mahşerde yaptıkları günahlarına itiraz yeri kalmaması için her insanın yanına ikişer de melek tayin etmiştir. O melekler yapılan hayır ve şerri yazarlar. Hem de yazdıklarına mahşerde şahitlik edeceklerdir. İşte buna dair ayeti kerime:

وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ ﴿﴾ كِرَامًا كَاتِب۪ينَۙ ﴿﴾ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

Yani, “muhakkak sizin üzerinizde gözcüler, bekçiler vardır ki, o bekçiler sizi hıfz ederler; sizin işlediğiniz amelin cümlesini bilir ve bildikleri üzere yazarlar. Hiçbir zerresini terk etmezler”[15] buyuruyor.

 


[1] Mü’minun suresi 23/12

[2] Mü’minun suresi 23/13

[3] Mü’minun suresi 23/14

[4] Mü’minun suresi 23/14

[5] Mü’minun suresi 23/14

[6] Mü’minun suresi 23/15

[7] Mü’minun suresi 23/16

[8] Maide suresi 5/120

[9] Talak suresi 65/3

[10] Enbiya suresi 21/23

[11] İnsan suresi 76/1

[12] İnsan suresi 76/2

[13] İnsan suresi 76/2

[14] İnsan suresi 76/3

[15] İnfitar suresi 82/10–11–12

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>