canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

KABİR ADASI - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

KABİR ADASI

 

Bir kavim bir millet içinde ki adetlerinin bir tanesi; halk toplanır içlerinden bir padişah seçerler, seçtikleri padişaha söyledikleri;

Biz seni şimdi padişah seçtik. Bütün halk emrindeyiz. Sana hüküm veriyoruz. Ne yaparsan istediğini yapmak salahiyetini iradeni de veriyoruz. İstediğin isteklerini yapabilirsin. Kimse bir şey soramaz. Yalınız sana bildirip duyurmak istediğimiz konularımız var iyi anla unutma!

Seni padişah yaptık, her hükmü eline verdik ama bu padişahlık müddetin bir sene, gafil olma ha! İradeni, nefsinin hava yollarına, dünyanın endişe hayallerine kullanıp nefsinin keyfine, zevkine aldanma ha!

Padişahlık devri, hükmü temelli elinde kalacak değildir. Senden evvelki dikilen padişahı, sene bitiminde tahtından tacından indirdik. Usulümüz üzerine denizde hiçbir fert bulunmayan bir ada var. Onu o adaya gönderdik. O adada keyifler, zevkler elden gidip orada kendide ölüp yok oldu.

Sana da uyarılar yapıyoruz. Padişahlık devrine, keyfine, zevkine, gelip geçici olan nefsinin arzularına aldanıp ömrünü vaktini boşa geçirme ha!

Hem dıştaki gözünü hem içteki-kalpteki gözünü aç, dikkatli ol. Padişahlık devri senen bitince senide bu tahtından, köşkünden indirir, evvelki padişahı gönderdiğimiz deniz adasına göndeririz. Keyifler, zevkler kadimi değilmiş diye başına pişmanlık yumruklarını vurursun. Bu şekilde sana uyarı yapıyoruz. O adada bir başına kalır, buraya da bir daha dönüp gelemez, zevkleri de bulamazsın, dikkatli ol, bir sene çabuk gelip geçer.

Bu konuları ehli tasavvuf âlimleri insanların iyi uyanmaları için misal ile anlatıyorlar.

Her insan vücuttaki olan yekün aza-organlar eller, diller, ayaklar, göz ve kulaklar daha göremediğimiz iç kısımdaki aza-organlar; kalp, ruh, ciğerler, böbrekler ve boyunda ki can damarları, bütün hareket eden kanlar ve ciğerin nefes verip kirli nefesi dışarı dışarıdan temiz havayı içeriye alması.

İşte bu saydığımız içteki dıştaki aza-organları Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri her kuluna vermiştir ve kullanma salahiyetini kulun iradesine vermiştir.

Bedenin, her türlü azaların kullanma iradesinin verilmesi vücutta bir padişah gibi bu organlar kula verilmiştir ve kullanma iradesini de kulun eline vermiştir Cenâb-ı Hak.

Bu verilen Allah’ın emanetini ezel ki ruhlar âleminde ahdi vaadimizi unutmayıp üstünde duranlar ve Allah’a ruhlar âleminde verdiği ahdi vaadinde durmayanlar, bu azalar elimden gitmez, bir dahi kimse alamaz, kimse karışamaz ben irademde kullanabilirim diyenler neye benzer.

İnsanların usulünde bir sene müddetle padişah dikilip keyfe, zevke aldanıp neticede deniz adasına gidip ölüp orada kalanlara benzer.

Bir sene neticesinde padişahların adaya gönderilmesi, adadan geri dönmeyişleri, uyarılara uymayanların hallerini görüp tefekkür eden sonraki dikilen padişah;

Bunlar bizi padişah yaptılar ama hükümdarlığımızın devamlı olmayacağını, sene bitince senden evvelkileri gönderdiğimiz deniz adasına senide göndeririz diye anlatıp uyardılar, ikaz ettiler.

Buna karşı son dikilen padişah; aklını, fikrini iyiye kullanıp müddetim bir sene, senede çok çabuk gelip geçecek, elden padişahlıkta gidecek, adada tek başıma ölüp kalacağım.

Öyleyse uyarılara bakıp padişahlık hükmüne geçtiğim günden itibaren denizde ki adayı imar etmeliyim diyerek ziraatçıları getirip ziraatlar meydana getirerek, sular çıkarıp iskân yerleri, çarşılar yaptırarak o adayı suyu, arazisi, meyveleri hepsi içinde mevcut olan bir şehir haline getirdi.

Kendi adaya gitmezden evvel adayı tam mükemmel olarak her şeyi yerinde gayret gösterdi. Aklını kullanarak, bu bir sene padişahlığa aldanmayarak, bura bitince gideceğimiz yer deniz adası deyip müddet biçip adaya gitmezden evvel adayı bir şehir haline getirdi ve yakın akraba adamlarını kavimlerini adaya yerleştirdi. Padişahlık devri bitince bu köşkten inip adada ki yaptırmış olduğu köşküne, tahtına oturdu.

Tasavvuf ulemaları, gece gündüz her vücut sahibi olan insanları çağırı, bağırı uyarıyorlar:

Ey İnsanlar! Bedeninizi kullanma hükmünü iradesini Cenâb-ı Hak elinize verdi.

Burada yaşama müddetiniz-ömrünüz bitince sizleri mezar adasına göndereceğim buyuruyor.

İradenizi Allah’a olan ahdi vaadinizde kullanmayıp bu emanetleri keyfe, zevke, nefsinizin gösterdiği heva yollarına kullandınız. Ahdi vaadinizi de unuttunuz. Devamlı bu vücutta ki olan azaları böyle keyfe, zevke, yiyip içip yatmaya kullanırız zannettiniz. Ezeli ervahta ki Allah’a verdiğiniz ahdi vaadinizi de unuttunuz. İnin bakalım vücut tahtından. Vücut tahtı yıkılacak, mezar adasına dolacaksınız. Geri geliş imkânı bulamazsınız. Bu fırsatlar, imkânlar bir daha ele geçmez.

Hayatta kalanlarınız eliniz ile en sevgililerinizi soyup bırakıp onları mezara bırakıp dönüyorsunuz. Bu ölüm nasihati aklı olana yeter.

Aklını, irade-i cüz’iyesini Allah’ın gazap yollarına kullananlar, işte mezar adasında yeniden bir hesap başlayacak.

Allah’ın dostluğunu kazanmış, iradesini dünyanın gelip geçici keyfine göre, zevkine göre kullanmayıp Allah’ın rıza yolunda ölenlerin halı, ölürken ve mezarda daha ilerde çok nimetlere kavuşacakları ölürken de mezarda da belli olacak.

İradesini, emanet olan organları kötüye, şerre, şekavete, nefsinin isteğine kullananlarında halleri ölürken ve mezarda belli olacak.

 Cenâb-ı Hak Ayeti kerimede  

        وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌۜ بَلْ اَحْيَآءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ

Yani, “Allah yolunda ölenlere ölü demeyin zira onlar Allah indinde diridirler. Velâkin siz bilemiyorsunuz”[1]buyuruyor.

Bu iyi kulların, Cenâb-ı Hakk’ın ölü değil, diridir dediği kulların zümresinden eylesin bizleri âmin, ya Muin.

Bunları söylemekte ki gaye hikâye değil sizin ayıkmanız için. Bu vücutta ki azalar sizlerin iradenize emanet verilmiş.

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

“İşte size yol, hayra mı gideceksiniz? Şerre mi gideceksiniz?”[2]

Padişahlığın süresi bir sene bittiği gibi bu dünya hayatı bitip mezar adasına hepiniz gideceksiniz. Mezar adasını unutmayıp bu vücut organ, azalarınızı Allah’ın razı olduğu yerde kullanmaya gayret ediniz. Ezeli ervahtaki ahdi vaadinizde duranlardan olunuz.

Ayeti kerime:

اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ

“Bunlar o kullarımdır ki, ettikleri ahde vefa ederler ve misakı da bozmazlar.”[3]

Bu misak, âlem-i ervahtaki Allahu Teâlâ’ya verilen sözdür ki seni seveceğiz ve sevginden ayrılmayacağız, diye verilen ahd ve sözdür. Ahdi vaadinizi bozanlardan olmayınız. Nefsinize uyupta azanlardan olmayınız. Tekrar tekrar mezar adanızı düşünün, mezar adanızı tamir edin öyle varın. Cenâb-ı Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimesinde:

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ

“Biz emri ilahiyemiz olan emaneti yerlere, göklere, dağlara arz ettik. Yerler gökler dağlar emanetten korktular. İnsanlar yüklendiler. Vaadler, ahdler verdiler”[4] buyuruyor.

Rad Suresi 25. Ayet:

وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪

“onlar ki Allah’a verdikleri ahdi vadinden nefis hevası arzularına uyduklarından ahdi vaadlerinden döndüler.”

Ayeti kerimesinin beyanı üzere bazıları da Allah’u Teâlâ’nın ahdini Rasulünün emri üzere yerine getirmediklerinden dolayı kemalden mahrum kaldılar.

Cenâb-ı Vacibü’l-Vücud, bu dünyaya insanları kemale erdirmek için getirmiş ve emanete riayet edenler kemal bulmuş. Hakk’a layık kul olmuş. Emanete hıyanet edenler kemal bulmamışlar. Çok ulmuş, çürümüşler, kokmuşlar.

Burası padişahın bir senesi bittiği gibi çok çabuk gelip geçecek.

Burada iken size destek olan; sadık, bağrı aşkı ilahiyle yanık bir sadık mü’min bulabilirseniz onunla sohbet yapın, size ayrılmış olduğunuz ezelde ki ana vatanızdan haber versinler.

Burada ki gönül bağladığınız, en sevdiğiniz hanımınız, diğer madiyetinize meresçi olan evlatlarınız şayet hastelikleriniz çok üzün sürerse onlarında lisanından dökülen kelamlarında iki eyiliğin birini ver ya Rabbi diyenler var. Bir an evvel ya mezarına sevket ya sıhhatna kavuştur diye sizden usanırlar. Onun için Nizamoğlu hazretleri:

 

Eğer sende cidden âşık isen ol yâre

Sakın aldanmayınız ağ yâre

Düşüp İbrahim gibi nara

Bu gülşende yanar olmaz.

 

Hakiki mü’minler müstesnadır. Mü’minler sana hem dünyada yardımcı, he mezar, mahşerde Allah’ın inayetiyle yardımcıdır. Mü’minlerin dışında olanların hepsi ağ yarlara girer. İşte mü’minler başa gelecek felaket, mühim sorular gelmeden seni ayıktırır, ayıktırıcıkelmlarla seni uyarırlar. Gerisinin hepsi ağyarlara katılır. Yni seni sağlığında maddiyetiyin varlığı zamanında dost gibi görünürler. 

Padişahın bir sene müddetinden sonra halkın kendinden yön dönüp adaya gönderdikleri gibi vücuttaki olan yekün azaların kullanılması ecel saati gelinceye kadar. Ecel saati gelince bunlarda yüz çevirip, emrine itaat etmez olurlar.

Sende her taraftan ilgi alakayı kesip mezar adasına ineceksin.

Ona göre çok derinden düşünüp Allah’tan çok korkarak, O’nun rızasını elde edip öyle yolculuk yapmak gayretinde ol.

İşte seni bu uçurumlara, bu gaflet uykusuna daldıran zalim nefsine tekrar tekrar sor.

Beni Rabb’ımdan daimi surette uzağa çekip arzu hevana uydurmak azmindesin. Soruyorum sana bu ana kadar hevana, zevkına beni uydurdun, Tekrar ele geçmeyen ömür hayatını bütün sein keyfinde harcettirdin bana.

Dünyaca ahretçe ne kazanç elde ettin? Ne ticaret elde ettin? Söyle bana diye tevhid, zikrullah tokmağını durmadan kafasına indir. Yani, la ilahe illallah zikri ile nefsiyin kafasına-başına vurmaya başla. 

 

Dünya bir kiralık eve benzer.

Ömür bir esen rüzgâra benzer.

 

Bu dünya neye benzer? Cevabını iki cihan serveri sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemden alalım.

 مَا اَنَا فِي الدُّنْيَا اِلّٰا كَرَاكِبٍ اِسْتَظَلَّ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَ تَرَكَهَا

“bu dünya ile benim misalim şol atlıya benzer ki çok sıcak günde sıcak yol üstünde bir ağaç altında biraz gölgelenip tezce yine ağacı terk edip giden atlıya benzer”[5]

 

Bir ağaç gölgesine benzer, yol kenarında bir ağaç gölgesine konup göçmeye benzer.

Can bir tane, onu da verenin yolunda vermeyi nasip etsin Cenâb-ı Hak.

Nefsin, şeytanın, dünyanın yolunda harç etmekten muhafaza eyle ya Rabbi. Senin sevgini ver, senin sevgiyin içine hiçbir sevgi girip de yer tutmasın ya Rabbi.

Nefis, şeytan, dünya ile alış veriş ilgilerini keselim. Bizlere hidayet eyle Allah’ım. Alış verişlerimiz seninle, Rasulullah ile hayırlı alışverişlerde olmayı hidayet eyle Allah’ım.

 

Ölümden kaçarsın bulur musun acaba bir çare

Günahların kalbini etmiş kapkara

Azdırmış seni nefsi emmare

İşte ölüm çıkacaktır karşına, neler gelecek başına

 

Giydiğin elbiseleri soyarlar

Yıkamak için bir tahtaya koyarlar

Topraktan sana bir ev oyarlar

İşte bunlar gelecektir başına, itibar yoktur yaşına

 

Ölüm gelince acep geri gider mi?

Biraz daha yaşamağa müsaade eder mi?

Zalim nefis bu halleri fikreder mi?

İşte bu işler gelecek başına

İtibar yoktur füzulü geçen yaşına

 

Seneler, gece gündüzüm geçti boşuna

Nefsim çok ağır günahlar yığdı başıma

Çok nadim pişmanın bu hatalı işime

Bu günahlarımı Habibin hakkı affeyle Allah’ım

 

Sanır mısın ki kalsan gerek

Bilir misin ne olsan gerek 

Bin yıl yaşar isen ölsen gerek

İşte ölüm çıkacaktır karşına

 

                                 Hacı Mustafa GÜNEŞ


[1] Bakara 2/154

[2] İnsan-(Dehr) suresi 76/3

[3] Raad suresi 20. ayet

[4] Ahzab suresi 33/72

[5] İbni Mace, Sünen c.2.s.1376/4019 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.4.s.588/2377 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.1.s.391/3709 (Mısır). Müsnedi Bezzar c.4.s.338/1533 (Medine-i Münevvere). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.9.s.122–123/9307 (Kahire). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.7.s.311/10415 (Beyrut). Müsnedi Tayalasi c.1.s.36/277 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>