canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

DÜNYA MUHABBETİNİN ZARARI - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

DÜNYA MUHABBETİNİN ZARARI

 

 

Eşrefoğlu rumi hazretleri, Müzekki’n-nüfus kitabında şöyle buyuruyor:

Bu dünya dedikleri la şeydir yani, hiçtir. Hiç olması sonunda hiç olmasındandır. Hiçe gönül veren ve onun yolunda ömür çürütende hiç olur. Hiçi isteyende hiçtir. Hiçi hiçe sayan ariftir.

Şunu muhakkak olarak bil ki kişiyi Hak Teâlâ’nın yolundan alıkoyan ve nefsi emmarenin yaramaz ahlakları ile ahlaklandıran dünyadır ve dünya muhabbeti ziynetidir ve ululuğudur ve fahirlenip öğünmesidir.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde buyuruyorlar ki

    حُبُّ الدُّنْيَا رَأْسِ كُلِّ خَط۪يئَةٍ

“Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.”[1]

Bu dünya, derin bir suya, dünya ehli de gemiye benzer. Gemi suyun içinde bulundukça su ne kadar fazla olursa olsun gemiye asla zarar vermez. Her tarafa yüzer ve maksuda ulaşır. Fakat gemi delinir delikten geminin içine su dolacak olursa derhal batar.

Şu halde, bu dünya malının muhabbeti kalbinde olmazsa kendini ibadetten, Allah sevgisinden alıkoymaz ise ne kadar çok olursa olsun zarar vermez. Fakirlere verilerek, hayırlar, ihsan edilerek ahrette bunca mertebeler hâsıl olur.

Maddiyetiniz, servetiniz cebinizde, evinizde durur, sevgi muhabbeti kalbinize yerleşmezse zarar vermez. Onunla hayır hasenat yapar, Allah’ın razı olduğu istikamette harcederseniz zarar vermez. Dünya malının sevgisi kalbinize girer, yer tutarsa o zaman zarar veriri. Dünya malı muhabbeti sizi Allah’ın zikrinden ibadetinden alı koymasın.

Eğer gönüle gi­rer ve sevgisini içeri doldurursa elbette sahibini büyük tehlikeye götürür, vücut gemisini batırır.

İki cihanın serveri sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hadisi şeriflerinde:

حُبُّ الْمَالِ وَالشَّرَفِ يُنْبِتَانِ النِّفَاقَ كَمَا يُنْبِتُ الْمٰۤاءُ الْبَقَلَ

“Mal ve şeref sevgisi, suyun baklayı yetiştirdiği gibi nifakı besler yetiştirir”[2] buyurmuşlardır.

Yazık o kimseye ki çocuğunu mal ile bırakıyor. Rabb’ısının huzuruna vebal ile şer ile gidiyor.

Her kim bu dünyaya gönül verip cem etmeğe meşkul oldu ise ahir pişmanlık taşıyla başını çok döver velâkin son pişmanlık kişiye fayda vermez. Bu gün fırsat elde iken, ömür senin ile yar iken, ömür sermayesi elinde iken gayret et. Bu mundar dünyanın muhabbetini hırs tamahını kalbinden çıkar.

Buna dair sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

اِزْهَدْ فِي الدُّنْيَا يُحِبُّكَ اللّٰهُ وَاِزْهَدْ ف۪يمَا ف۪ي أَيْدِيِ النَّاسِ يُحِبُّكَ النَّاسُ

“Kalbinizden dünya muhabbetini silin atın ki Allah sizi sevsin, Allah’ın dostu olasınız. İnsanların elinde olanparasından, hizmetinden, hürmetinden tamahınızı çekin ki insanlar sizi sevsin.”[3]

 

İsteğimiz Rabb’ımdan ihlâs

Ve ihlâslı amel ve rızalı kemal

Ve aşk ile rıza ve didarı cemal,

Aramıza girmesin ya Rabbi dünya ile mülkü mal

 

Bu dünyaya itibar etmeyenlerin misalini ve dünya ile ehli dünyayı temsilide sana anlatayım, sende halını bundan bilesin. Acaba yolda kalanlardan mısın yoksa menzile erenlerden misin?

Ehli dünya, âlemi ervahtan bir kafileyi ervahı Tayyibe ile azmedip Hak Teâlâ’nın cemali kâbesini müşahede edip Allah’ın rızasını bulmak için bu dünyaya geldiler. İçlerinden birçokları bu dünyaya meylederek gönül vermediler. Nazargâhî ilahi olan kalp âleminde dünya muhabbetini yerleştirmeyip attılar.

Bir kısmı da dünya şehrine geldi, gaflet içkisinden içti, sarhoş olup Allah’ını büsbütün unuttu verilen ömür sermayesini nefsin heve heves yolunda tüketip ömrü heder etti. Sonunda pişmanlık nedametlik ile mezara yolcu oldu.

İman hazinesini ve ömür sermayesini dünya yoluna harcedip sonunda bu halde iken ömür sonuna gelip Azrail’in avazını işitip gafletten uyanıp gördüler ki iman hazinesi, ömür sermayesi, dünya yoluna harç olunmuş, kendisi biçare kalmış. Bu dünyaya gönül verip aldananlar sonunda mağbun olur ki misali buna benzer    

Yani anlatmak ve anlamak istediğimiz Allah yolunda, Allah’a ibedet yolunda ya Rabbi, senin yardımınla hiçbir şeyler aramaza girip bizleri senden uzaklaştırmasın ya Rabbi.

Bu hususlarda Habibiyin hürmetine ümmeti Muhammed’e lütfunla yardım eyle ye Rabbi.

Eğer fırsatlar, imkânlar elde iken gözünü açmazsan yediğin leziz yemekler ile beslediğin nazik tenlerin mezarda böcüklere yem olacağını düşünmez misin?

Ütüsüz giymediğin elbiseler soyulup beden çıplak olarak kefine sarılıp mezara inip çok leziz yemeklerle beslediğin tenler yılan çıyan böcüklere yem olacak.

Aklı, zekâsı olan bu dertlere burada iken elde fırsat, imkanlar var iken bir derman, çare bulup öyle yolcu olmuşlar.

Kardeşim! Vallahi bir daha bu dünyaya dönüş yok. Bir dahi gelmeğe imkân yok. Müsaade de yok. Çok yakînen düşün, her gün çıktığın günü son gün bil ha! İkinci güne güvencin olmasın ha! Her çıktığın saat ve nefesleri son saat ve nefes bil ona göre yaşa hiçbir şeyler seni Rabb’ından ve rızasından uzaklaştırmasın. Bu düşünceleri sakın içerinden bir an olsun çıkartma ha!

 

Şeyhımız Bilal Baba Hazretlerinin dünya muhabbeti konusunda; Bir kimse dünyadan, işten güçten bütün elini çekip tenhada ibadetle meşgul olsa amma kalbinden dünya muhabbeti, endişe, hayallerini sürüp atmasa o kimse dünyanın tam ortasındadır. Yani dünyayı terk edememiştir deyi buyurmuştur.

Bir kimsenin de helal yönünden malı çok olsa, yemesi, içmesi kifayet miktarı olsa, kalbinden dünyanın sevgi-muhabbetini, endişe ve hayallerini Allah zikri, Allah fikri ile sürüp çıkarmış olsa o kimse dünyayı terk etmiş sayılır. O malın çokluğu zarar vermez. Helal yönden malınız, paranız olsun. Yalnız dünyanın sevgi muhabbeti, Allah sevgisini, Allah zikrini unutturmasın. Dışınız halk ile içiniz Hak ile olsun, böyle olursa zarar vermez.

 

 

 

 

 

Ayeti kerime:

فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Yani, “namazı edadan sonra işlerinize çalışıp fazlı ilahiyeyi ve ihsanı ilahiyeyi isteyiniz. Allah’ın fazlını ve ihsanını isteyiniz ve naili felah olmak için Allah’ı çok zikrediniz.”[4] Kurtuluşa felaha nail olmak için Allah’ı çok zikrediniz demektir.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Zülcelâl hazretleri diğer ayeti kerimesinde:

وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْوًاۨ انْفَضُّوٓا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَآئِمًاۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

Yani, “onlar bir ticaret ya eğlence gördükleri vakit seni minberde ayaküstü bırakıp oraya koştular. Ey Muhammed, de ki bizim namı hesabımıza kullara de ki indi ilahiye de olan sevap ticaretten ve eğlenceden hayırlıdır. Rızkı hakiki Allahu azimuşşandandır. Rızkınızı ondan talep ediniz”[5] buyuruyor.

İki cihanın fahri Muhammed Mustafa sallallâhu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz buyuruyor:

اَلدُّنْيَا سَاعَةٌ فَاجْعَلْهَا طَاعَةً

Yani, “dünya bir saattir onu tâatle geçirin.”[6]

Diğer bir hadisi şerifinde:

مَا اَنَا فِي الدُّنْيَا اِلّٰا كَرَاكِبٍ اِسْتَظَلَّ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَ تَرَكَهَا

“bu dünya ile benim misalim şol atlıya benzer ki çok sıcak günde sıcak yol üstünde bir ağaç altında biraz gölgelenip tezce yine ağacı terk edip giden atlıya benzer”[7] buyuruyorlar. 

Dünya insanları taşıyıcı bir binek insanında yine son durakta inmesi vardır.

 

Dünya seni üstünde gezdirir

Sonra içine alır ezdirir.

Dünyadan gözünü yumarsın

Her taraftan ayrılır boyun büker,

Her şeyi yaratandan umarsın.

 

Pehlivanlık yapıp dünya seni yıkıp mezara yitmeden sen onun sevgisini, endişesini kalpten atman lazım. 

Cenâb-ı Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri tekasür suresinde şöyle buyuruyor:

اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ

“çokluk sizi aldattı.”[8]

Malım var, oğlum var, kızım var deyip çalıştınız, çabaladınız dünyanın vardısı, geldisi, nam şöhret arzusunun çokluğu uğraşıp durdunuz. Kabre varıncaya kadar ayıkmadınız.

حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ

          “hatta kabre varıncaya kadar ayıkmadınız.”[9]    

          Sizi dünya malı, evlat ve dünya endişelerinin çokluğu aldattı, oyaladı. Hatta ölüp kabir ile karşılaşıncaya kadar gittiniz, ayıkmadınız. İşte sizi nefis, şeytan bunlar ile Hak yolundan eğledi. Zikrullahtan, namazdan geri koydu ve Hak yolundan da geri koydu.

Rasul-i Ekrem buyurdu ki şeytanın en mühim tuzağı kadınlardır. Ümmetimin sülehasını onunla yıkar, şaşırtır diye buyurmuştur.

Bir kimse mahremi olmayan yani nikâhı düşen bir kadın ile halvette bulunması caiz değildir. Yalnız bir evde veyahut bir tenha ıssız bir yola gitmesi caiz değildir. Zira Rasulullah aleyhi ve sellem nehyedip, şeytan onların üçüncüsüdür. Zira şeytan onları azdırmaya yol açılmış olur, dikkat edip çok sakınmalıdır. Kadınlar ile ülfet eden, onlara yol gösteren çok sakınmalıdır. Ayetin devamı:

        كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ

“Zinhar ve muhakkak kabre varınca yanıldığını anladığını, ömür boyunca senin oyalandığını bilirsin. Sümme kelle sevfe ta’lemun. Cenâb-ı Hak tekrarla te’yit ediyor iyice anlar bilirsiniz”[10] demektir.

O zaman başını pişmanlık taşına çalarsın. Şeytan sana kuş uçtu, tavşan kaçtı, dünyanın vardı ha, geldi ha’sıyla senin o güzel ömrünü havaya savurmuş, boşa gitmiş. Hiç faydası olmadığı gibi bir sürü cürümler, suçlar, içinden çıkılmaz hesaplar var. Korkunç haller var olduğunu görürsün, bilirsin demektir.

Hadisi şerif:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْمَيِّتَ لَيَعْلَمَ مَنْ يَغْسِلَهُ وَمَنْ يُكَفِّنَهُ وَمَنْ يُدْلِيَهُ ف۪ي حُفْرَتِه۪

          “bir ölü, kim onu yıkadı ve kim onu kefene sardı bilir ve kim onu kabre koydu onu da bilir demektir.”[11]

Şu halde yıkayanla, kabre koyanın arasında neler oluyorsa bilir. Kaldıranları, götürenleri, cenaze namazını kılanları hepsini bilir.

Bu ayette söylenenleri hep kabre varınca, tamamıyla bilirler. Bizim ehl-i sünnet mezhebi bu itikattadır. Vahhabilerin mezhebine göre ölmüş kimse ne bilir derler, bunları inkâr ederler. Onların mezhepleri batıldır. Kabir sualini inkâr ederler. Bizim ehl-i sünnete mensup bağlı olanlar onların sözlerinden çok sakınmalıdırlar.

Hazreti imamı Ali kerremallahu vechehu efendimizden olan rivayette bunu teyid eder. Zira hazreti Ali kerremallahu vechehu efendimizin

  مَازِلْنَا نَشُكُّ ف۪ي عَذَابِ الْقَبْرِ حَتّٰى نَزَلَتْ اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ

“elhakümüttekasür suresi nazil oluncaya kadar kabir azabında şek ederdik. Bu surenin nüzulu şekkimizi izale etti”[12] buyurduğu rivayet olunmuştur.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin mübarek hadisi şerifinin ifade ettiği mana üzere:

إِنَّمَا الْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النَّارِ

“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur”[13] demektir. Kabirde mü’mine çeşitli nimetler ve kâfire azab tattırılacaktır.

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَق۪ينِۜ

“Sizin yanlış itikadınız gibi dünya metaı iftihara değmez. Eğer siz değeri olmadığını yakinen bilmiş olaydınız böyle hasis ve değersiz şeylerle iftihar etmezdiniz.”[14]

  لَتَرَوُنَّ الْجَح۪يمَۙ

“zatı ulûhiyetime yemin ederim ki elbette siz cehennemi göreceksiniz.”[15]

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ

“bundan sonra elbette o cehennemi aynel yakın göreceksiniz”[16] öyle bir görmekle göreceksiniz ki yevmi mahşerde nasıl bir azap mahali olduğunu aynel yakın görüp bileceksiniz.

Hal böyle olunca bu akıbeti düşünüp de ömür sermayesi elde iken fırsat elden çıkıp gitmeden kurtuluş çaresine bakalım. Öyle serbestlik içerisinde gafilce yaşayıp ta ömür sermayemizi heder etmeyelim.

ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ

ahvalı ahretten ve cehennemi göreceğinizi size haber verdikten sonra size şunu da haber vereyim ki yevmi kıyamette muhasebe zamanında elbette nail olduğunuz nimetlerden sual olunursunuz.”[17] Büyük küçük bütün nimetlerden sual olunacaksınız. Hatta emnü emandan ve sıhhat ve afiyetten yiyecekten, giyecekten, küçük, büyük her nimetten sual olunacaksınız.

Cenâb-ı Hak hesabı kolay geçen kullarından eylesin, âmin, ya Muin.

 

Dünya fani gece kalk zikir eyle

Uykuyu mezara bırak kardeşim

Hakk’ı bulamazsın bu bahaneyle

Ömür kısa yolun uzak kardeşim

 

Seherde bülbülün zarı Hu çeker

Türlü kelebekler, arı Hu çeker

Şu yalan dünyanın varı Hu çeker

Hak neler yaratmış görek kardeşim

 

İhlâs pınarının feyziyle çoşak

Hak nasip ederse dosta kavuşak

Ağlayı sızlayı yollara düşek

Şeyhın kapısına varak kardeşim

 

Atma ha kendini ateş haneye

Kavuşmamız meçhul belki seneye

Sağılan süt geri dönmez memeye

Hakk’ın huzuruna durak kardeşim

 

Neylersin dünyada namı parayı

Seni yaratanla sakın ha açma arayı

Günden güne azgınlaşan yarayı

Tevhid merhemiyle sarak kardeşim

 

İşte Ehlullahın sözlerinde ve söyledikleri beyitlerde alanlara ikazlar vardır. Misalleriyle yine ehli tasavvufun ikazları:

 


[1] Beyhaki, Şuabu'l-İman c.7.s.338/10501 (Beyrut). Ebu Dâvud, Edeb 125, (5150); Hafız el-Münziri, Terğib ve’t-Terhib c.3.s.178/3571 (Beyrut).

[2] İhya c.3.s.515 (Bedir yayınları)-c.3.s.226. (Kahire). Müzekki’n-nüfus

[3] İbni Mace, Sünen c.2.s.1373/4102 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.6.s.193/5972 (Musul). Müsnedü’ş-Şehab c.1.s.373/643 (Beyrut). Hâkim, el-Müstedrek c.4.s.348/7873 (Beyrut). İbn Receb el-Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem c.1.s.10–286–300 (Beyrut). Beyhakî, Şuabu’l-İman c.7.s.344/10523 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.431/1758 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.3.s.253 (Beyrut). 

[4] Cuma suresi 62/10

[5] Cuma suresi 62/11

[6] Müzekki’n-Nüfus s.42 (Osmanlıca baskı).

[7] İbni Mace, Sünen c.2.s.1376/4019 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.4.s.588/2377 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.1.s.391/3709 (Mısır). Müsnedi Bezzar c.4.s.338/1533 (Medine-i Münevvere). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.9.s.122–123/9307 (Kahire). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.7.s.311/10415 (Beyrut). Müsnedi Tayalasi c.1.s.36/277 (Beyrut).

[8] Tekasür suresi 102/1

[9] Tekasür suresi 102/2

[10] Tekasür suresi 102/3–4

[11] Tabarâni El Mu’cemu-l-Evsat c.3.s.257/7438(Kahire), El Kazvini Et Tedvin fi Ahbâri Kazvin c.3.s.303(Beyrut)

[12] Hulastü’l-Beyan fi tefsirü’l-Kur’an c.15.s.585 Osmanlıca baskı), Tefsirü Ruhu’l-Beyan c.10.s.503 (Beyrut), Tefsirü Kurtubi el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an c.12.s.455 (Beyrut), Tirmizi, tefsir-tekasür, 3352

[13] Süneni Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyamet c.4.s.639/2460 (Beyrut), Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.3. s.46(Beyrut), Hafız El Münziri Et-Terğîb ve-t-Terhîb c.4.s.118/5051 (Beyrut), İmamı Ahmed El-Vera’ li İbni-l-Hanbel s.203(Beyrut), Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.3. s.231/ 4682 (Beyrut).

[14] Tekasür suresi 102/5

[15] Tekasür suresi 102/6

[16] Tekasür suresi 102/7

[17] Tekasür suresi 102/8

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>