canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

CEVAHİR DAĞI - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

CEVAHİR DAĞI

 

 

Şehirlerarası ihtiyaçlar hayvanlar ile temin olduğu zamanda, toplu halde bir kervan sefere çıkıyorlar. Uzun bir müddet yola devam ediyorlar. Gide gide yolları gecenin karanlığına geliyor. Hem de bir dağa uğruyor.

Hem karanlık, hem çok yorgunluk, haddini geçmiş bir durumda iken kervanbaşı olan zat ki o kervanın koruyucusudur ve onların kılavuzudur. Onları tehlikeli olan yollara bırakmayarak selamet yollarda onları menzillerine selametle kavuşturmak onun vazifesidir.

Şimdi yolları bir dağa geldi hem de gecenin karanlığı çökmüştü. İnsanlar ve hayvanlar çok yorgundu. Kervanbaşı olan o zat bir seda ile çağırıyor ki “Ey arkadaşlar! Agâh olun, uyanık olun, dikkat edin ki şu içinde bulunduğumuz dağ cevahir dağıdır. Bu cevahir taşlarından yüklenebildiğiniz kadar alın, durmayın yüklenin. Biliyorum, hayvanlar da sizler de çok yorgunsunuz ama tekrar yolumuz bir daha bu cevahir dağına gelme imkânımız olmaz. Durmayın alın, yükleniniz” deyip haber verip çağırıyor.

Kervancıların bir kısımları alıp yükleniyorlar. Bir kısmı da itimatsızlar da almıyorlar. Bir de diyorlar ki “bizim yorgunluğumuz haddini aşmıştır. Bir de gecenin karanlığında bu yorgunluk üzerine bize taş yüklettirecek” deyip almıyorlar.

 Neticede yolları gide gide menzillerine varıyorlar. Cevahir alanlar, “bir topak cevahir taşını alıp sarrafa gösterelim, bir kıymetini anlayalım” diye getiriyorlar.

Sarrafa kıymetini hesap ettiriyorlar. Sarraf hesap edince, bir topak cevahir taşının kıymetini hesap edince, bir şehri alıyor. İşte kıymet değeri meydana çıkınca, cevahiri alanlarda almayanlarda yumruklarla kafalarına vuruyorlar.

Alanlar, “ne olaydı gayret edip biraz daha çok alsaydık” diye dövünüyorlar. Almayanlarda “niye almadık” diye dövünüyorlar.

İşte bu temsil ile Allah dostları bizleri uyarıyorlar ki “ey insanoğulları, şu içinde bulunduğumuz dünya cevahir dağıdır. Uyanık olun, gayret edin, gece gündüz durmayın, çalışın. Allah’ın rızasını kazanmak için namaz, ibadet, zikrullaha gayret yollarında ileri geçin ki bu dünya ahretin kazanç yeridir, cevahir dağıdır. Tekrar bir daha bu cevahir dağına dönüş yoktur. İhlâslı ibadetler yükünü yüklenelim ki ihlâslı amellerin bir topağı cenneti satın alacaktır inşaallahu Teâlâ. Allah rızası için her türlü zahmetlere tahammüllü, sabırlı olalım inşaallah.”

Cenâb-ı Hakk’ın Enbiya, evliyası, âlimler durmadan insanların uyanması için çalışıyorlar konuşuyorlar. Tek insanlar Allah’ın kuludur. Şeytanla nefis, dünya yüzünden helake, dalalete, felakete gitmesinler diye vazifelerine durmadan dikkatle çalışıyorlar.

Cenâb-ı Hakk’ın Enbiya evliyasının sözlerine itimatı olup inananlar ibadete başlayıp çalışırlar ise inşaallah iki dünyanın saadet servetine kavuşurlar.

Burnunu kıvırıp kervancı başına itirazlar ile muterizlerden olur. “biz zaten yorulmuşuz, halimiz kalmamış gecenin içinde bir de bize taş yükletecek.” diye alay edenler dalalet, felaket içinde ebedi kavrulup pişman oldukları gibi insanların içinde Allah ve Rasulünün ve halifelerinin sözlerine inanıp itikatla amele, zikre çalışanlar cevahir taşı gibi amelleri ihlâslı olanlar cenneti satın alıp cennetin mirasçısı oluyorlar.

Allah ve Resulünün ve onun halifelerinin sözlerine alay edip gidip gelmiş mi var? Cennet nerede? Cehennem nerede? Ölüler geri dirilir mi? Muterizler, inanmayanlar, burnunu kaldırıp kibirli, gururlu olanlar. Allah’ı, O’nun elçilerini dostlarını sevmeyip birde “bunlar bizi bir sıkıya çekecekler, bizi keyfimizden zevkimizden alıkoyacaklar, bize namaz zikir ibadet diye sırtlarımıza yük yükleyecekler” diye burnunu kıvırıp ibadet, zikir cevherinden mahrum kalan biçareler!

Ömür hayatı geçti, servet geçti, saç sakal ağardı. Dişlerinde döküldü. Belinde büküldü, mezarında eşildi. Seni mezara sevk eden Azrail aleyhisselamı bekle nasıl gideceksin bakalım. Nasıl huzura varacaksın. Tekrar tekrar düşün insafa gel.

Allah Rasulünün halifelerinin dedikleri iman, ibadet yüklerini yüklen, günahlarına tevbe eyle. Pisli paslı günah ile huzuru Allah’a çıkma ha! Yapılan ibadetler Allah’ın rızasına uygun olan, O’nun hoşuna gelen ibadetlerin hepsi kıymet kesilmeyen cevahir gibidir. Az da olsa sahibini ihya eder.

Vasiyetlerimizi kabul edip tutanlara Allah razı olsun, tutmayanlara Allah hidayet etsin deriz.

İşte dünyada cevahir dağı dediğimiz, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyorlar ki: Bu dünya ahretin çiftliğidir. Ahretinizi burada kazanacaksınız.

 

Dünya ahretin kazanç yeridir

اَلدُّنْيَا مَذْرَعَةُ الْآخِرَةِ

“Dünya ahretinizin kazanç çiftliğidir.”[1] Ahretinizi burada kazanacaksınız. Cenâb-ı Hak Teâlâ buyuruyor ki:

وَالْعَصْرِۙ ﴿﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ ﴿﴾

“Asra yemin ederim ki insanoğulları zararda, hüsran içindedirler.”[2] İnsanların hepsi mi ziyandadır?

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ

“İlla, yalınız Allah’a iman edip imanla beraber Allah’ın rızasını kazanmak için ameli saliha çalışanlar bu zararlığın dışındadır.”[3]

وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

“Hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”[4]

Ey Allah’a iman eden kimseler imanla beraber soğuk ve sıcak günlerde abdest, namaz, oruç vesair ibadetlere karşı sabredin. Siz böyle yaptığınız gibi Allah’ın kullarına da ibadeti ve sabrı tavsiye edin buyuruyor.

Asır konuları birkaç nevidir. Bir asır; yüz seneye bir asır demişler. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yaşadığı zamana asrısaadet denmiş.

Sabahleyin güneşin çıkıp kuşluk vaktindeki güneşin en nurlu en kuvvetli olduğu zamana da asır denmiş.

İkindi, akşam arasına da asır denilmiş. İkindi akşam arasına asır denilmekte gaye bütün insanoğullarına uyarılar vardır.

Misal: İnsanlar sabahleyin yataktan kalkıp yeryüzüne bir rızık maişet telaşı ile muhtelif sanat, muhtelif ticaret kazanç mahallerine yönelirler.

Çalışıp ikindi akşam arası olunca herkes evine dönerler. Ev tarafları bakarlar kazanç, ticaret için sabahleyin evinden gitti. Akşam eve gelirken gözlerler. Bakalım ne ticaret elde etmiş veyahut zararlara düşmüş.

Bir kısımları az bir miktarda evdeki olan sermayeyi de vurgunculara kaptırmış büyük bir zarar sıkıntı ile evlerine dönerler.

 Bir kısmı da evde ticaretle beklenirken zararla sermayesini yitirmiş devletin kanununa aykırı olarak cinayet yapmış elleri kelepçeli dönerler.

Bir kısımları da dikkatli yaşayarak, çok zahmetler altına girerek, ticaret alışverişlerinde ve çalışmalarında birçok kazanç elde edip sevinçle kazanç ele geçince zahmetler göze görükmez çok sevinç sürurla kazançla evlerine dönerler.

İşte bu bir misal bir örnektir. Dünya âlemi, yukarıda yazılı hadisi şerife göre: “Ey insanlar dünya âleminde gözünüzü açın. Dünya ahretinizin kazanç yeridir.” Ahretinizi ve ahretteki rahatlığınızı ve sizi yaratan Rabb’ınızın sevgi ve rızasını burada kazanacaksınız diye Cenâb-ı Hak ayetleri ile Rasulleri ile âlimleri ile hepsini ayan açık haber vermiştir.

İşte burada ikindin sonu akşam arası dönerler dediğimiz, bir kısım insanlar Allah’ın kanunlarına itaat ederek Allah’ı çok zikrederek, ihlâslı amellere devam ederek Yüce Rabb’ısının rızasını elde ederek mezara mahşere dönme zamanında ne bahtlı o kimseye. Ebedi, sonu bitmeyen servetine, saadetine büyük bir ticaretle döndüler.

O bir kısım zarar da olanlar ki Allah’ı, Allah’ın emrini unutarak. Zalim nefsine, mel’un şeytana uyarak, nefsine esir, köle-hizmetçi olarak. Verilen ömür sermayesini nefse, şeytana, dünyaya kaptırıp Allah’ın emirlerine isyan edip burnunu kaldırarak. Allah’ı gücendirmiş olarak dünya ticaret âleminden artık ikindi akşam arası evine zararla dönenler gibi dünya hayatı bitip böyle bir zararla ahirete yönelenlere yazıklar olsun.

Çünkü ticaretten vazgeçtik Azrail aleyhisselamın Allah’ın gücendiklerine çok heybetle, şiddetle gelmesi var.

Allah’ın gücendiklerine mezar halında sorgu meleklerinin çok azgın yüz, şiddetle gelmeleri var ve azaba müvekkil olan azap meleklerinin gelip Allah’ı tanımayıp Allah’ın kanunlarını tanımayıp çiğnemiş, yaratanı tanımamış, burnunu kaldırmış. Allah’a, kitabına, Rasulüne, âlim ülamalarına inkâr ile muteriz olmuş. Allah’ın vaad eylediği azabına layık olmuş.

İşte hak ettiği suçların karşılık cezaları ölürken ve mezarda başlanır. Yazıklar olsun bu hala düşenlere.

Allah’ım hidayet eyle bu hala kendini düşüren nefsine, şeytana esir olanlara kurtulmalarını hidayet eyle Yâ Rabbi, bi Hakkı Muhammed Sallallahu Teâlâ Aleyhi vesellem.

İşte bu asırlara Cenâb-ı Hak yemin ediyor. İnsanoğullarının bir kısmının büyük zararda, büyük hüsran içinde olduklarını, bu zararlık ve hüsran ile ahrete yönelenler işte bunlar dünya ticaret memleketinden ahrete dönüşlerinde çok büyük zarar, felaket, dalalet ile dönenleri Cenâb-ı Hak haber veriyor.

Yalnız Bunların dışında zarara düşmeyenler kimler; bu zarara düşmeyip dünya âleminden Rabbı’larının rızasına kavuşup onun rızasına uygun amel, ibadet, zikrullah ve sair amellerinde her türlü zahmetlere soğuk, sıcak günlerde her türlü meşakkatlere sabırla, sebatla, ihlâslı amellere çalışanlar.

Kendileri bu yönde nasıl ibadetlere, zahmetlere, iptilalara sabır gösterdikleri gibi aynısını da Müslüman din kardeşlere tavsiyede bulunan tavsiye edenler, bunlar zararda olmayıp dünya âleminden ebedi ahret âlemine yönelirken büyük kazançlar, ihlâslı ameller ile yüce Rabb’ılarının rızasına, dostluğuna kavuşmuş olarak ticaret memleketinden dönenler, zarar-ziyanla dönmediler. Çok büyük bir mükâfatla Rabb’ılarına kavuştular.

  Ömer bin Abdülaziz, rahmetullahi aleyh buyuruyor ki:

اِعْمَلُوا لِاٰخِرَتِـكُمْ اِتَّـبِعُوهَا دُنْـيَاكُمْ

Yani “ihlâs üzere ahiretinizi unutmayarak Allah’a ibadet ederseniz, dünyalığınız ona tabidir”[5]

Ahret için Allah’a kulluk, ihlâslı ibadet, itaat yolunda hakkı ile huzuru kalp ile çalışılırsa dünyalığımızı ahretimizin ardına bağlar çeker getirir.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hadis-i şerifte:

اِعْمَلْ لِلدُّنْـيٰا بِقَدَرِ بَقٰٓائِكَ ف۪يهَا وَاعْمَلْ لِلْاٰخِرَةِ بِقَدَرِ بـَقٰٓائِكَ ف۪يهَا وَاعْمَلْ لِلّٰهِ بِقَدَرِ حَاجَتِكَ اِلَيْهَ وَاعْمَلْ للِنَّارِ بِقَدَرِ صَبْرِكَ عَلَيْهَا

  Yani, "dünya için dünyada ne kadar kalacaksın düşün, dünyada kalacağın kadar çalış. Ahretin için de düşün,Ahrette ne kadar duracak ve ne kadar kalacaksın onun kadar ahretine çalış. Seni halk eden Allah’ına ne kadar ihtiyacın var, ne kadar muhtaçsın, iyi düşün de muhtaç olduğun kadar O’na itaat, ibadet et. Hata günahlarına tevbeye devam et. İhlâslı zikrullaha devam et. Başkalarının rızasını bırak, O’nun rızasını kazanmaya çalış, gayret et. Ondan çok kork. Çokta dua et. Boyun büküp, tazarru niyaz ile umutsuzluğa da düşme, serbest eminliğe de düşme. Hem korku, hem de niyaz et, yalvar. Rahmetinden umudunu kesme. Cehennemde yanmaya ne kadar tahammül edebilirsin, ona göredikkatli olun günahlardan çok sakın,”[6] küçük büyük demeyip günahlardan sakın.

Çünkü bir kimse derse ki her günahımız bunun gibi olsa derse, yaptığı günahı kale almazsa, her günahımız bunun gibi olsa deyip günahlarını hiç kale almaz küçük görür ise Allah o günahı büyütür. Bir kimsede en ufak küçük günahı büyük bilir Allah’tan korkar tövbe ederse Allah’ta o günahı küçültür yok eder.

İşte buna dair Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri ibni Abbas radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şeriflerinde buyuruyor ki:

لَا صَغ۪يرَةَ مَعَ الْإِصْرَارِ وَلَا كَب۪يرَةَ مَعَ الْإِسْتِغْفَارِ

“israr olunan günah küçük değildir, istiğfar edilen günah büyük değildir”[7] Allahu Teâlâ hazretleri onu küçültür hatta yok eder.

Enes ibni Malik radıyallahu anhudan şu vechile naklolur ki,

نَزَلَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِوَادٍ هُوَ وَأَصْحَابِه۪ لَيْسَ ف۪يهِ حَطَبٍ وَلَا شَيْءً يَرُونَهُ فَأَمَرَهُمْ أَنْ يَحْتَطِبُوا فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللّٰهِ مَا نَرٰى حَطَبًا

“Rasulullah sallalahu aleyhi vesellem ve ashabı kiram birlikte bir vadiye indik. Vadide görünürde odun ve buna benzer bir şey yok idi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ashabına “odun toplayın” deyi emretti. “ya Rasulallah burada odun göremiyoruz” dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

 لَا تَحْقِرُوا شَيْئًا تَأْخُذُونَهُ

“alacağınız toplayacağınız şeyleri hakir-küçük görmeyin” deyi buyurdu:

 

فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَجْمَعُ الشَّيْءَ بَعْضُهُ إِلٰى بَعْضٍ حَتّٰى جَمَعُوا سَوَادًا عَظ۪يمًا

“bunun üzerine ashabdan bazıları ufak tefek ne buldularsa toplayıp üst üste yığdılar. Bu şekilde hayli toplayıp büyük bir yığın haline gelince Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem sahabelere:

لِأَصْحَابِه۪ أَلَا تَرُونَ هٰكَذَا تَكُونُ الْمَحْقَرَاتِ مِنْ خَيْرٍ وَ شَرِّ حَتَّى الذَّنْبِ الصَّغ۪يرِ إِلَى الىصَّغ۪يرِ وَالْكَب۪يرِ إِلَى الْكَب۪يرِ وَالْخَيْرِ إِلَى الْخَيْرِ وَالشَّرِّ إِلَى الشَّرِّ

“görmezmisiniz, işte gerek hayır gerekse şer, küçük görünenler aynı bunun gibi olur ki günahı sağair günahı sağaire, büyük günah büyük günaha, hayır işler hayır işlere, şer işler şer işlere ekleni ekleni büyük olur”[8]deyi buyurduğunu rivayet etmiştir.

Hazreti fahri kâinat, âlemlere rahmet olan sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Enes radıyallahu anhunun rivayet ettiği bir hadisi şeriflerinde:

أَلٰٓا أَدُلُّكُمْ عَلَى دٰٓائِكُمْ وَدَوٰٓائِكُمْ أَلٰٓا إِنَّ دٰٓائِكُمِ الذُّنُوب وَدَوٰٓائِكُمِ الْإِسْتِغْفَار

 

“size derdinizi ve derdinizin devasını haber vereyim mi? bilmiş olun ki sizin derdiniz günahlarınızdır, devanızda istiğfardır”[9] deyi buyuruyor.

Ayeti kerime:

وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ

Yani, “kulların kalplerinde olan esrarı bilen Allahu Teâlâ şu zat-ı a’ladır ki, sıdk-u hulus üzere yapılan tevbeyi kabul eder,”[10] büyük ve küçük bütün günahları afv edeceğini vaad ediyor.

Allahu Teâlâ’nın vaadi haktır. Hulus-ı kalp ile edilen tevbe sebebiyle bütün günahları afvediyor, mahvediyor ve izale ediyor. Çünkü kullarının gizli ve zahir işlediklerinin hepsini bilir. Hiçbir zerresi ilminden hariç olmaz. Her günahtan tevbe etmek kulların üzerine vaciptir. Hatta günah işlerde tevbeyi tehir ederse ikinci bir günah işlemiş olur. Çünkü günahını hiç kaale almamış olur, Allah muhafaza etsin cümlemizi.

Yine peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki

عَجِّـلُوا بِالصَّلٰوةِ قَبْلَ الْفَوْتِ وَعَجِّلُوا بِالتَّوْبـَةِ قَبْلَ الْمَوْتِ

Yani “acele yapınız namaz vakti gelince namazınızı huşu edeple eda ediniz, namazın vakti çıkıp fevt olmadan. Günahınıza pişmanlık ile tövbe ediniz, ölüm gelip başınıza çökmeden.”[11] Sakının dikkatli olun, Allah’tan başkasına sevgi muhabbet etmeyiniz ki o sevdiğiniz helak olmasın. En sevdiklerinizin üstünde Allah sevgisini tutun.

Yine sevgili peygamberimiz ulumuz olan baş tacımız sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin alanlara kıymet pahası maddiyetle ölçülmeyen ümmetinin ayıkmaları için söylediği mübarek kelamları:

 تـَعَلَّمُوا الْيَق۪ينَ كَمَا تَعَلَّمُ الْقُرْآنَ حَتّٰى تَعْرِفُوهُ فَاِنّ۪ى اَتَعَلَّمُهُ

Yani “yakın ilmini öğrenin Kur’an ilmine çalıştığınız gibi. Yakın ilmine de çalışın hatta arifibillah olup hakkı hakkal yakın bilip anlayasınız,  bende öğreniyorum”[12] buyuruyor.

 Yine hadisi şeriflerinde buyuruyorlar ki:

 اِنَّمَا اَتَخَوَّفُ عَلٰى اُمَّت۪ى ضَعْفَ الْيَق۪ينِ

Yani “ümmetimin en fazla üzerlerine yakınlarının zayıfa uğramasından korkarım” [13] buyuruyor.

Yakîn ilmi, yakînı kuvvetli olan kimselerden öğrenilir, yakîni zayıfa uğrayanlardan öğrenilmez. Yakîni kuvvet bulan kimseler daimi surette huzurlu, hayâlı, edepli olur, edebini muhafaza eder.

Yakîni zayıf olanlar; gözümle müşahede ettim, camide namaz kılarken imamlarımız çok terbiyeli çok güzel talimli, tecvitli Kur’an okurlar. Hepsi değil ise de bir kısımlarını gördüm, camiden dışarıya çıkınca kol kola girdiler, sigaralar yandı, içilmeye başlandı, şakalar, gülmeler başladı.

Bu hali görünce çok müteessir oldum. Yakîni kuvvet bulanlarda bu gibi hal ve hareketler olmaz. Bir konu daha söyleyeyim.

Şeyhımız Bilal Baba hazretlerinin lisanından dinlediklerim; şeyh aradığım zamanlarda Antep’te bir kadiri şeyhı var diye methettiler. Meşrebimde kadiri üzerine çok ateşliydim. Şeyhı bulmak için halifesi, çavuşu var, dükkâncılık yapar, şeyhı bulmak isteyenleri o halifesi götürür, şeyhı tanıştırırmış.

Bende sekiz dokuz saatlik köyden şehre geldim, atı hana bağladım, halifesinin dükkânına yürüdüm. İçimden de huzuru kalble Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretlerine çok yalvarıp münacat ettim. Ya Rabbi, Suriye’yi ve Türkiye’yi nerde şeyh varsa gezdim, meşrebimde Kadiri üzerine, bu şeyhıda Kadiri diye methettiler. Bu kadar şeyhlar gezip dolandığım, tekkelerinde kaldıklarım, sırf seni bilip yakînen sana ve rızana kavuşmaktır. Başka hiçbir arzum maksadım yoktur.

Şimdi bu şeyhın yanına varıp teslim olacağım, bu şeyhın dergâhında senin rızan mevcut var ise beni teslim et. Bunların dergâhında, tarikatlarında senin rızan yok ise bana göster, beni teslim etme ya Rabbi, diye yalvarıp şeyhın halifesinin dükkânına vardım.

İki adam daha oturuyorlar, selam verdim, oturdum. Çok sürmedi ellerini cebine sokup tütün tabakalarını çıkardılar, kâğıtların içine tütünü koydular. Birde bir şeyler kırıp tütünün içine koydular, koydukları da esrar imiş. Ben kalben Allah’a yalvarıp, Allah’ım ben sana kurban olayım, nasıl bunların gözünü kapatıp bu hallerini bana gösterdin. Ben sana kurban olayım ki ben bunların ne kadar iç yüzünü arasam göremezdim. Nasıl bir anda gözlerini kapatıp iç hallerini bana gösterdin Allah’ım.

Birde kalktılar şeyhın yanına gidelim dediler. Gitmeye gerek kalmadı ama birde şeyhı göreyim diye beraber gittik, şeyhı bulduk, oturdular. Tabakaları çıkarıp sigaralar sarılıp içine bir şeyler kırıp koydular. Onlar esrar imiş. Evvela şeyhe sundular. Şeyh sigarayı almadı amma sigara içmeyen bir şeyhe mürit nasıl sigara teklif edebilir?

Şeyhımız Bilal baba hazretlerinden naklen ikinci konu: Giresun’a sürgüne gittiğimde şarktan bir şeyh daha sürgüne geldi o şeyh serbest sigara içer bende içmem.

Halk, isme kananlar, buda şeyh bu sigara içiyor, buda içmiyor diyorlar.

Beni davete çağırdılar vardım ki o şeyh de orda. Yemek yendi hemen gencin bir tanesi sigarayı yaktı. O şeyhın ağzına tutup kibriti çaldı. Şeyh sigarayı içmeye başladı ve sigara içtiği yerde ayet okumaya başladı:

كُلُوا وَاشْرَبُوا

Allah diyor ki “yiyiniz içiniz” diyor bizde yiyoruz içiyoruz, dedi.

Ayetin arkasını neden okumuyorsun? Dedim.

كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟

“Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz muhakkak Allah israf edenleri sevmez”[14] diyor. Allah’ta bir kulunu sevmezse ibadetinin hükmü kalır mı?

Şeyhımız Bilal baba hazretlerinden naklen bir diğer konuda:

Antep’te şeyh camisinde oturup sohbet yapacak hücreleri var. Bende hacı nasır camisin de namazımı kıldım, cemaatten birisi “hoca efendi seni şeyh camisin de sohbete istiyorlar,” dedi.

Bende davete icabet ettim. Tek başıma şeyh camisine geldim ki hücre adamla dolu, hep gır gır şakalar, adamlar ayakta duruyorlar, eller göğüste, kıyamda durur gibi. Üst başa bir adam oturtturmuşlar, Beni de götürüp onun karşısına oturtturdular. O adam oradakilerin şeyhı imiş.

Şeyh dedikleri adam ayaklarını uzatmış yan üzeri elinde sigara yatıyor. Yanında birde kedi var, bir eliyle kediyi okşuyor, beni de karşısına oturtturdular.

Tarikattan, şeyhtan, müridlikten konuşmaya başladı. Bana söz sırası geldi dedim ki, mürid evvela şeyhın da fani olur, sonra Rasulullahta fani olur. Sonra fenafillâh, Allah’ta fani olur dedim.

Yatan şeyh bana dedi ki “Hoca Efendi sen minarenin âlemine çıkmak için dışından bir yol arıyorsun” dedi.

Ya nasıl olacak deyince şeyh dedi ki “ben bir gün şeyhımın yanında oturuyordum. Şeyhıma dedim ki “ben Muhammed’i göremiyorum görsem” deyince şeyhım bana dedi ki “yum gözünü” “gözümü yumdum Muhammed karşıma geldi.” Peygamberimiz, sallallahu aleyhi vesellem demek yok. “Ondan beri ben nerede gözümü yumsam Muhammed karşıma geliyor” dedi.

Ayakları uzanık vaziyette, elinde sigarası yanı üzeri yatıyor. Hele şimdi yine gözünü kapat dedim Muhammed karşına gelecek mi?

Gözlerini yumdu “evet karşımda geldi duruyor” dedi. Asabiye-i diniyem kabardı kızdım.

Ey dinsiz, imansız, kâfir herif, ayaklar uzanık, yan üzeri yatık vaziyette, sigara elinde, bu durumda diyorsun ki Muhammed karşımda diyorsun. Mel’un, zındık herif, dedim. O Muhammed senin kapının hizmetçisi mi? Kapının çobanı mı? Ayak ayak üzerinde, yan üzeri yatık, sigaranda elinde, Muhammed karşımda diyorsun.

Müridlerine döndüm:

Bir Avrupa’nın zındık, mel’un, imansız, kâfiri gelmiş sizin dininizle, peygamberinizle alay ediyor. Vallahi’l-Azıym şimdi ben O Muhammed sallallahu aleyhi vesellemi görsem karşısında eririm. Bir Avrupa’nın imansızı sizin dininizle, peygamberinizle alay ediyor, siz hala onun karşısında kıyam ediyorsunuz. Allah size akıl, fikir vermedi mi? Hepiniz yaşlı başlı adamlarsınız dedim.

İçlerinden bir kısmı ağlamaya başladı. Kalktım içlerinden adamlarına dedim ki bu zındık herif ben gidince size diyecek ki bu benim sigarama kızdı diyecek. Ben sigarasına kızmadım. Sizin en sevgili peygamberinizle alay ediyor. Yanı üzere yatarak, Muhammed karşımda diyor, sanki hizmetçisi imiş gibi dinimizle, peygamberimizle alay ettiği için kızdım. Sigarası Allah ile kendisi arasında olan bir şey.

O gece eve gelip yatınca rü’yamda Fatımatü’z-Zehra-i Mutahhara validemizi gördüm. Nasıl ki bir süt emen çocuğu annesi kucaklayıp severek, bağrına basarak memesini emer. Fatma validemizde aynı onun gibi beni alıp manevi memesini emzirdi. Bu, o gece dinimizi, Rasululullahı müdafaa yaptığımın karşılığı idi, diyor.

İşte düşünelim ki meramı, maksadı ve isteği sırf Allah rızası olarak, Allah zikri, Allah fikri ile huzuru kalp ile çalışma gayretini ihsan eylesin Allah’ım, âmin!

 Bir de kendimizden ki nefsimizden ve şeytandan haberdar olun. Onlar ile savaşta olarak, hem dünyadan haberdar olarak vatanımızın, milletimizin ve bütün dünyada yaşayan dini İslam olanların cümlesinin refahı ve selameti için. Her türlü Allah’ın nehyettiği fiillerden muhafaza olmaları ve yaratan Allah’ın rızasında olmaları için. Vatanımızı, yurdumuzu, İslam’ı ve ordumuzu yok etmek isteyen din düşmanlarının kahrı helaki mağlubiyeti için dua edelim, dua ediniz.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin zamanında O'nun vazifesi ne idi:

İnsanların insanlığını yitirdiği bir zamanda, yaratanı unutup ortada kanuni ilahiye kalmayıp birbirinin canına, malına, namusuna tecavüzler, kız evlatların diri diri toprağa gömüldüğü bir zamanda, Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri işte bu karanlıkların, bu zulmetlerin ortadan kalkması için, insanların hayvani fiillerden kurtulup insani hallere ve insani fiillere gelmesi için, kendine iman edilmesi için, hak ve adaletin kurulması için, âlemlere rahmeten li’l-âlemin olarak bütün âlemlere rahmet, bütün insanları uyarıp ikaz, irşad etmek için gönderdi.

İşte bu emirleri, kanuni ilahiyeyi tanıtmak ve Allah’a iman etmek vazifesine başlayarak, iman etmeyenleri, Allah’a imanı kabul etmeyenleri kılıçla ya iman etmeleri, ya da kafalarını kesmek emri verildi. İman edip kanuni ilahiyeleri kabul edip Allah ve Allah’ın emirlerine uyanlarda iki dünyanın servet ve saadetine ererler inşaallahu Teâlâ.

Şimdi Peygamber efendilerimizin varislerinin vazifeleri nedir? Allah’a iman edenleri, geri kâfirliğe, imansızlığa, adaletsizliğe göndermeyip onlara Allah için sahip olmaktır.

Allah’ım bu şekilde Allah’ın kullarının iki dünyalarının refahına, selametine Allah için çalışanları tüketmeyip emsallerini çok etsin, âmin!

Bu İslam adı ile bu İslam kisvesi altında insanların itikadını bozan sahtekârların şerlerinden koruyup, muhafaza eylesin, âmin!

Allah’ın kullarının, ümmeti Muhammed’in hepsinin refahına, selametine çalışıp hatta geri arkadan gelen zürriyet-nesillerimize de hepsinin refahı ve selameti için çalışıp hepsinin Allah’a imanlı, ibadetli, ihlâslı, Allah’a yakın olup, rızasını bulup, nefsin, şeytanın tuzağına düşmekten ve her türlü kötü fiillerden muhafaza olmaları için çalışıp çok duada bulunanları çok edip tüketme ya Rabbi, âmin âmin!

 


[1] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.101/636

[2] Asr suresi 103/1–2

[3] Asr suresi 103/3

[4] Asr suresi 103/3

[5] Ebu Nuaym Hilyetü’l Evliya, c. 5, s. 265 (Beyrut).

[6] El-Verau li ibni Hanbel, s.96 (Beyrut). Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya, c. 7.s.56 (Beyrut).

[7] Müsnedü’ş-Şehab c.2.s.44/853 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.5.s.199/7994 (Beyrut).

[8] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.178 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.161 (Beyrut).

[9] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.166/6. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.136/478 (Beyrut).

[10] Şura suresi 42/25

[11] Mدzekki’n-Nüfus s.276 (Osmanlıca baskı). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.5.s.51 (Mısır)

[12] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.s.95 (Beyrut). Ramuze’l-Eadis c.1.s.254/1

[13] Ez-Zühdü li İbni’l-Mübarek c.1.s.196/557 (Beyrut). Taberani, el-Mu’cemu’l-Evsad c.8.s.3591/8869 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.1.s.63/30 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’suri’l-Hitab c.4.s.94/6294 (Beyrut). Camiu’s-Sağir Muhtasarı, c.3.s. 258/3358.

[14] Araf suresi 7/31

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>