canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İstikamet - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

İSTİKAMET

 

Peygamber Efendimiz, ya Ebu Bekir, Hud suresi beni kocattı, buyurdular. Bir gün şeyhlerden biri Resul hazretini vakıasında görmüş, demiş ki, ya Resulullah, sure-i Hud beni kocattı, dediniz? Hazreti Resul dedi, evet, bunu dedim. Ol şeyh dedi, ya Resulullah, Hud suresinde kısas-ı enbiya mı ve kısas-ı ümem-i enbiya mı ko-cattı? Resulullah aleyhissalatü vesselam dedi, yok ya şeyh, Hud suresi, ayet 112:

 

فَاسْتَقِمْ كَمَآ اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

 

Peygamber Efendimiz, beni bu ayet kocattı, buyurdu. Yani ya Ekremer Resul, taraf-ı ilahiden emir olunduğun üzere istikamet et ve tevbe edenler de seninle beraber istikamet etsinler. Şeriatın haricine çıkmayın. Zira Allahu Teala sizin amelinizi görür ve bilir.

Fahr-i Razi’nin ve Kadı’nın beyanları, istikamet akaid-i diniye ve a’mal-ı salihayı yoluyla yerine getirmekle ve vahy-i ilahiyeyi ve halkı Hakk’a tebliğe ve ahkam-ı şer’iyyeyi tamamıyla beyana ve vezaif-i ubuduyetin kaffesini edaya ve Hakk’ın emirlerine ve halıkıyle olacak muamelenin cümlesinin güzel icrasına şamil olduğu için layık olduğu üzere doğru istikamet, zor ve güç olduğundan, Resulullah, Sure-i Hud beni kocattı, buyurmuştur.

İşte bu ayette Cenab-ı Hak, bütün emirlere hakkı ile uymayı, yani işlenmesi yasak kıldıklarından içtinab hakkı ile sakınmak ve yapılmasını emir buyurduklarını da cümlesini ihlaslı ve adaletli ve doğru istikametten ayrılmayarak, Allah’ın kanunlarının dışına çık-mayarak, yaşamayı emir buyurmuştur. Onun için Peygamber Efen-dimiz de bizlere Cenab-ı Hakk’ın emirlerini ve nehyini noksansız olarak bildirmiştir. Bizlere düşen vazife, Allah’tan çok fazla korkup, emirlerine son derece itaat, nehy ettiklerinden son derece sakın-mak ve O’nun Resulünün de emirlerine uymak, nehy eylediklerin-den son derece sakınmak.

İşte şeriat denilen budur. Ey insanlar bu, Allah’ın ve Resu-lü’nün gösterdikleri yol ve insanların da her iki dünyada huzur ve ferah ve saadete kavuşmak için kurulan bu kanunların hangisini sevmiyorsunuz? Hangisinden hoşlanmıyorsunuz? Yoksa Allah’a, biz seni tanımıyoruz, senin kanunun hoşumuza gitmiyor, biz yaşama kanunumuzu bizler daha senden iyi biliriz, hem de senin kanunla-rına muhalif kanunlarda yaşayacağız. Sen de bize ne yapacaksan yap mı, diyorsunuz. Çok iyi, derinden tekrar tekrar düşünelim. Tariklere ve Kur’an’a göz atalım. Nuh aleyhisselam’ın kavmi, işte biz senin dediklerin hoşumuza gitmiyor. Senin Allah’ını tanımıyoruz, sana da her türlü hakaretten geri durmayacağız, diye isyanda, asi-likte devam ettiler. Nuh aleyhisselam dokuz yüz elli sene yaşamış, ancak doksan kişi iman etmişti. İşte o doksan kişi gemiye girdiler, geri kalan inanmayıp, gemiye girmeyenleri Cenab-ı Hak cümlesini gazap suyuna gark eyleyip, helak eyledi.

Eğer biz insanlar Allah ve Resullerinin gösterdiği kanunlarına tamamen hakkı ile uyup uygulasak, uygulayan insanlar arasında ci-nayetler, katiller, hırsızlıklar, vurgunculuklar, gayrinin ırzı namu-suna tecavüzler olmaz. O zaman insanlar birbirine güven ve birbi-rine acıma, şefkat, merhamet hasıl olur. Birbirine tutkunluk, bütün-lük olur. Bu uygulamalar olursa, bir ev halkının içinde de sürtüşmeler, çekişmeler olmaz. Çünkü kanunda Allah’tan korkun, birbirinizin ayıp, kusurlarını araştırmayın, birbirinizin arkasından gaybet etmeyin, birbirinizin namusuna malına tecavüz etmeyin. Ancak her nefis sahibi kendi suçunu bilsin, kendine düşman olan nefsini ve düşman olan şeytanını bilsin. Vücuttaki olan aza ve organlarını nefsin, şeytanın eline vermemek, nefsine, şeytana karşı cihad açıp, onlara teslim olup, onların rejiminde yaşamasın. Çünkü iki dünyanın felaket, harabına, rezaletine bunlar sebeptir. Bunlar içteki imanı harap etmeye ve Allah’ın nazar eylediği kalbi fesada ve harabına çalışan düşmandırlar. Bunlar Allah’ın emirlerine mani ve Allah’ın sevgi ve rızasına ve Allah’ın dostluğuna mani olan, düşmanlığına düşmanlığı açık olan düşmandır.

Bunların hakkında hadis-i şerif:

 

رَجَعْنَا مِنْ جِهَادِ الْاَصْغَرِ اِلَى الْجِهَادِ الْاَكْبَرِ

 

Yani, “bir büyük harpten gelirken dedi ki, döndük küçük harpten, büyük harbe, dedi. Ashab dedi ki, bundan büyük harp hangi harptir, hangisidir, ya Resulullah; buyurdular ki, kendi evi-mizde ve her zaman nefsin heva, arzusuna, şeytanın iğvasına uy-mayıp, karşı cihad edip, onların rejiminin altına girmemek, yapılan cihad harbi bu harpten daha büyük,[1] buyurdu.

İşte ayet, Yusuf suresi, 53. Ayet:

 

وَمَآ اُبَرِّئُ نَفْسِيۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوٓءِ  

 

Yani nefsi insana her zaman kötülükle emir eder. Çünkü nef-sin sıfatlarında Allah’ın rızası yoktur. Sıfatları yukarıda yazılı idi. Allah’ın hoşlanmadığı kibir, gurur, hased, ucub, buhl, tama’, gazab, yani öfke, dünya sevgisi, şehvet. İşte bunlar nefsin sıfatlarıdır.

İşte bu kötü huylar sebebiyle azdılar. Allah’ı ve O’nun halkını imana davet edici ve ikaz ve irşat edici Allah’ın bir olduğunu ve kendilerinin Allah’ın elçileri olduğunu büyük kerametler, mucizatlar ile de ispat ettikleri halde, bir kısımlarının hepsini inkar ederek, kendi resullerini katledip, sonunda Allah’ın gazabına çarpıldılar.

 


[1] Camiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 3/590.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>