canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Allah Korkusu ve Alametleri - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Allah Korkusu ve Alametleri

 

 

Şimdi hayatta yaşayan kardeş bacılarımız! Bu işlerin çarelerini sizlere Allah izin verirse Allah için aktaracağız. Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri hadisi kudsisinde:

إِذَا خَافَن۪ى فِى الدُّنْيَا آمَنْتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“her kim dünyada benden hakkıyla çok korkar ise ahirette onu korkutmam”[1] buyuruyor. Ayeti kerimede haber veriyor ki:

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًاۙ

“Her kim kendini yaratan halk eden her halına hazır nazır olan, kalbinden bütün geçenlere vakıf olan Allah’tan hakkıyla çok korkar ise vaad ediyor o kimseleri bütün korktuklarının hepsinden çeker harice selamete çıkarır”[2]buyuruyor.

Şimdi de Cenâb-ı Hak izin verirse bu korkuyu anlatalım inşaallah.

Allah’tan korkmanın alametleri; her yerde, her anda, her nefes de Allah’ım beni göre duruyor, kalbimden neler geçiyor ise aynel yakın onları hem bilip hem göre duruyor diye, zanlardan kurtulup, yakına ulaşmak.

Eliyle, diliyle, gözüyle bir hata günah yapmıyor ise de nefisten, şeytandan kalbe gelen kötü endişe hayallerden sıkıntıya düşerek, Aman ya Rabbi! Sen beni affet, bu kalbime sahip ol ya Rabbi diyerek münacatta bulunmak. Çünkü Cenâb-ı Hak kalbe nazar ediyor.

İçerden, kalpten dile vereceği kelamlardan titreyerek, çok korkarak, bunları Rabbim görüyor, biliyor diyerek, sıkıntıya düşüp tövbe etmek.

İkinci Cenâb-ı Hak kullarına Kur’an-ı Kerimi ile ve Rasulleriyle kanunu ilahiyelerini bildirmiştir. Şunları yapın, bunları yapmayın diye tekrar, tekrar haber vermiştir. İşte şimdi Allah’tan çok korkanın hali belli olur. Cenâb-ı Allah’ın yapmayın dediklerini yapmaya korkar.

 Üçüncü alamet Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Kur’an-ı Kerimiyle, Rasulleriyle emir verip kesin olarak yapın dediklerini yapmamaya korkar. Alametler belli oldu.

Bu konulara dair yine bir misal, doktor hastaneye gelen hastaları tedavi için hastaların simasına yüzüne bakar. Nefes almasına, nefes vermesine bakar.

Hastalığı, derdi ağır olan hasta, şamata kahkaha ile gülebilir mi? İçini dinler, içindeki hastalık dışını kötü yönlere bırakır mı? Çünkü hastanın hastalığı çok derin. Derin bir hastalığa tutulmuş daimi surette başını eğer, içini dinler.

Hastalığı olmayan insan; güler, kahkaha ile şamata yapar, oynar.

İnsanlarında içlerinde Allah derdi olanlar, Allah korkusu olanlar, hiç gülüp oynaya bilir mi? Daima içini dinlemez mi? İçini, dışını korku çemberiyle Allah’ın hoşlanmadığı yerlerden uzak tutmaz mı?

Kimin içinde Allah korkusu var ise dışından belli olur. Çok gülemez, çok gıybet yapamaz, konuştuğu kelamları bile acaba Allahımın rızası var mı diye çok korkarak konuşur.

Niyazi MISRi hazretlerine sordular. Sen ne yaptın da Rabbine kısa yoldan kavuştun bize haber verir misin? Sorularına cevap:

Allah korkusu ile hasta oldum, şevk ile yandım, aşk ile öldüm, Allah ile geri dirildim cevabını verdi.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin ihsan ettiği ömür sermayesi geçip tükenmeden, sonu bitmeyen ebedi saadet ve serveti kazanmak için ve bizi yaratan Cenâb-ı Hakk’ın rızasını bulup ve rızasında daim ve kaim olarak ahiretimizi kazanmak ve bu arzuya daha önemli özenmek gerekiyor.

Her zanaatkâr bilgisini, zekâsını, gücünü ve kuvvetini tanıtmak için yaptığı zanaatını görenlere kendisini tanıtmak için gösterir. Cenâb-ı Hakk Teâlâ hazretleride bize kendisini tanıtmak için hadisi kudsisinde:

كُـنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَاَحْبَبْتُ اَنْ اُعْرَفَ فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ

Yani; “Ben bir gizli hazine idim, diledim ki bilineyim. Bu halkı halkettim”[3] benden bir sevgi zuhur etti, kendi nurumdan bir nur ayırdım. O nurdan ahir zaman Nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin nurunu halk eylediğini heber veriyor.[4] Ve o nurun bir kısmından yerleri ve gökleri ve bütün mevcudatı yarattığını haber veriyor. Ve o nurun bir kısmından da Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem Efendimizin ruhunu halk eylediğini ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ruhundan da bütün insanların ruhunu halk eylediğini haber veriyor.[5] Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin bir ismide Ebe’l-Ervah’tır ruhlar babası demektir.

Ruhlar âleminden süzülüp geldiğimiz bu âlemi süflide verilen ömür sermayesi nasıl ve nereye kullanılıp harcolundu?

Ömür sonunda geldiğimiz ana memlekitine ticaret yapmak için geldiğimiz bu ticaret memleketinden nasıl dönüp aslımıza yöneleceğiz? Kardamıyız, zarardamıyız?

Bize emanet verilen ömür sermayesinin ne kadarını gideceğimiz ahret memleketinde bizleri ihya edecek Rabbımızın razı olduğu yerlere harceyleyip kara geçtik? Ne kadarını nefsin, şeytanın heva-i arzularına, dünyanın geçici zevkine harcayıp zarar ettik? Kendimizi çok derin bir muhasebeye çekmemiz lazım gelir.

Yapmış olduğumuz ibadetlerin nerelerinde Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretlerinin hoşlanmadığı ve nehyettiği riya ve süm’a karıştırdık? Nerelerde Cenâb-ı Hakk’ın razı olduğu, istediği ihlâsa ulaştırabildik? Derin bir murakaba ile arama tarama yapmamız lazım gelir.

Rahmeti bol, şefkati bol, affı çok, Settaru’l-Uyub, Gafuru’r-Rahim Cenâb-ı Allahu Teâlâ zü’l-Celal hazretleri ayeti kerimesiyle bizleri uyarıyor:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ

“Ey Allah’a inandım iman ettim diyen kimseler Allah’tan korkun.  Allah’ın emrettiklerine hakkıyla sarılıp nehyettiklerinden sakınarak takvayla amel edin. Her nefis sahibi yarın mezar mahşer için neler hazırladı kendini kontrol yapsın”[6]

Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu ömür sermeyasi nerelerde harcedilmiş. Allah’ın emrettiği ibadet, itaat yolunda Cenâb-ı Hakk’ın razı olacağı istikamette mi harcanmış? Yoksa nefsin, şeytanın hava-i arzu yolunda, dünyanın geçici, aldatıcı zevk, sefa yolunda heder mi edilmiş? 

İbadet cihetiyle yapmış olduğumuz amellerin nerelerinde Allahu Teâlâ hazretlerinin rıza hedefinden saptırıp uzağa çekici olan riya, süm’a karışmış? Nerelerinde ne kadar Cenâb-ı Hakk’ın razı olduğunu beyan ettiği ihlâsa ulaşılmış?

Bu yönde kendimizi kontrole çekip bir muhasebe yapmamız gerektiğini Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bu ayeti kerimeyle bizlere beyan ediyor. Ayeti kerimenin devamında:

وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Allah’ın emrine muhalefetten korkun takva sahibi olun. Muhakkakki Allahu Teâlâ gizli aşikâr yapmış olduklarınızın hepsinden haberdardır.”[7]

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“şol kimseler gibi olmayın ki, Allah’ı yani Allah’ın zikrini, emir ve nehyini, emir ve nehye lazım gelen vazifelerini unutan o sebebten Allahu Teâlâ’nın kendilerine nefislerinin menfeat ve zararını unutturduğu kimseler gibi olmayınız. Bilmiş olun ki onlar fasıkların ta kendisidir”[8] buyuruyor.

Ömür saat zembereği; nefsin heva, şeytanın ığva yolunda mı kullanılıyor? Ve yahut Allah’ın rızasında mı kullanılıyor? Haberdar olmalıyız.

Çünkü Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin bizlere ihsan ettiği bu ömür sermayesi ebedi kalıcı değil. Elde bulunan, Cenâb-ı Hak tarafından bu dünyada imtihan için verilen bütün imkânların ölümle son bulması var. Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazreti ayeti kerimesiyle bizlere bildirip o işler başa gelmeden bizleri ayıktırıyor. Ayeti kerime:

كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُۜ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Yani, “Cenâb-ı Hakk’tan başka her şeyler helak ve fani olur. Ancak her şeyleri halk edip yaratan Allah bakîdir, akıbet varacak mahal O’nun huzurudur.”[9] Huzuru ilahiyeye varılıp hesap verilmesi var.

Öyleyse Rasulü Kibriya, Hatemü’l-Enbiya, Habibi Huda, Şefiu ruzu’l-Ceza, hazreti Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizin mübarek sözlerine kulak verelim. Hadisi şeriflerinde:

حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسِبُوا وَزَنُوهَا قَبْلَ أَنْ تَوزَنُوا

“Hesabınız görül­meden önce kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce bir ölçüye vurunuz”[10]buyuruyor.

 


[1] İrşâdu’l-Ğâfilin s.47 (Osmanlıca baskı).

[2] Talak 65/2

[3] Mustafa bin Abdullah er-Rumî, Keşfu’z-Zunun, c. 2, s. 1040 (Beyrut), Ali Bin Muhammed bin Ali el-Cürcani Et-Ta’rifat s. 218 (Beyrut) Muhammed Abdurraif el-Münavi Et-Tearif s. 568 (Beyrut).

[4] Piri tarikat Abdulkadir Geylâni, Sırru’l-Esrar s.6. Ahmed ibni Mustafa el-Kadınhani, Hidayetü’l-Mürtab fi Fedaili Ashab s.52.

[5] Şerh ve tercüme-i delaili Abdulkadir’i Geylani s.200, İmam Kastalani Mevahibi ledüniye c.1.s.7. İmam Abdurrezzak’tan

[6] Haşr suresi 59/18

[7] Haşr suresi 59/18

[8] Haşr suresi 59/19

[9] Kasas suresi 28/88

[10] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.197 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.176 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>