canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

NEFİS TERBİYESİ VE AÇLIK - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

NEFİS TERBİYESİ VE AÇLIK

 

Şeyhımızın kapısında çalışan Kilisli bir Arap Hüseyin vardı. Onun ağzından aldığım ifadeler arazide öküzlerle çift sürüyordum, Bilal Baba hazretleri yanıma geldi selam verdi.

Selamdan sonra dedi ki Hüseyin.

جَوَّعْ كَلْبَكَ حَتّٰى يُطِيعَكَ

Anladın mı? Hüseyin dedi. Anlamadım baba deyince “nefis itini acıktır ta ki sana muti oluncaya kadar”

Sevgili Peygamberimiz efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyorlar ki

اِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْر۪ى مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ اَلَا فَضَيِّقُوا مَجْرٰيهُ بِالْجُوعِ وَالْعَطَشِ

 Yani, “şeytanı lâin âdemoğullarının damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır. Açlık ve susuzlukla onun dolaşmasına engel olun.”[1]

Yahya peygamber aleyhisselam, bir gün şeytana rastladı ve şöyle sordu.

Ey mel’un âdemoğullarını azdırmaya ne zaman fırsat bulursun? Şeytan-ı lâin şöyle cevap verdi.

Ya Yahya! Ben âdemoğullarını azdırmağa karınları tok ve susuzlukları kanmış olduğu vakitlerde fırsat bulurum.

Bunun üzerine Yahya aleyhisselam “Allah şahid olsun ki artık senin gibi ta atadan düşman olana fırsat vermemek için ömrüm tamam oluncaya kadar karnımı doyurmam” diye ahd etti.

Şeyh Zunnuni Mısri rahmetullahi aleyh, “talib olduğum günden beri hiç doyuncaya kadar yemek yemedim. Kanıncaya kadar su içmedim” buyuruyor.

Aişe-i sıddıka radıyallahu anha  validemiz buyuruyorlar ki Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizin halı hayatından sonra ilk zuhur eden bid’at çok yemektir. Diğer bid’atler onu takip etti. Yoksa Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında ümmet çok yemeğe korkarlardı imanın tadını bulamayız, İslam’ın lezzetini tadamayız diye çok yemeğe korkarlardı.

Şeyh Sehl bin Abdullah Tüsteri rahmetullahi aleyh der ki “çok yemekten ve çok tokluktan cehil ve masiyet biter. Ama az yemekten ve açlıktan ilim ve hikmet biter. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde:

“açlık hikmetin bulutudur, aç olan kalbe hikmet yağar,” buyuruyorlar.

Şimdi bu hadis-i şeriflere karşı bunları okuyup, dinleyen kardeş ve bacılar, az yemeyi yani, kifayet miktarı yemeyi adet edelim.

Yerken de, bismillahirrahmanirrahiym deyip, niyetimiz şu taamı yiyeyim ibadet etmeye kuvvet olsun diye kifayet miktarı yer. Sonunda, elhamdülillah der Allah’a hamdü şükür ederse ve yemeği de huzurlu yer ise, o taam nura çevrilir.

Eğer nefsin şehveti arzuları için yer ise o taam zulmata çevrilir.

Yani, ibadete kuvvet için az yemek ve helal yemeye gayret edelim. Az yiyelim ki kalbimizi öldürmeyelim ve şüphelilerden çok sakınalım.

Helal yemekle az yiyelim ki kalbimiz ölmesin, duamız da kabul olsun. Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Enes radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadis-i şeriflerinde:

اَلْعِبَادَةُ عَشَرَةُ أَقْسَامٍ تِسْعَةٌ مِنْهَا ف۪ى طَلَبِ الْحَلَالِ

“ibadet on dokuzu helal yemektedir”[2] buyuruyorlar.

Karın tok olunca, bütün azalar açılır ve acıkır. Yani, fesat başları baş kaldırarak fesada başlar. Karın aç olursa diğer azalar doyar ve dilsiz olur.

Ne zaman ki Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri nefsi yarattı ona sual etti. “ey nefis, bildin mi Ben kimim sen kimsin?”

Nefis cevab olarak “sen sensin ben benim” dedi.

Nefis o zamanda Allahu Teâlâ’nın huzurunda senlik benlik davasında bulunduğundan beri bu davayı bırakmamıştır. Bunun üze­rine, Cenâb-ı Hak Teâlâ nefse hışm eyledi ve o hışmın pırıltı­sından cehennem yaratıldı. Buyurdu ki cehennemi üç bin yıl yaksın ve ısıtsınlar. Öyle karardı ve karanlık oldu ki cehen­nemin içinde göz gözü görmez oldu ve iyice ısındı.

Hak Teâlâ’nın buyruğu ile nefsi cehennemin içine attılar, orada bin yıl yandı. Sonra cehennemden çıkararak Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna gö­türdüler yine soruldu:

Ey nefs! Bildin mi sen kimsin, Ben kimim? Nefs, yine cevap verdi:

Ben benim ve Sen Sensin!

Cenâb-ı Hakk’ın emriyle bin yıl daha cehennemde yaktılar. Yine aynı soru soruldu ve aynı cevap alındı. Götürüp bin yıl daha yaktılar, cehennemde azap ettiler, aynı cevabı tekrar­ladı.

Nefs-i emmare üç bin yıl cehennemde yandığı halde senlik-benlik davasından vaz geçmedi. Bu de­fa Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri gıdasının kesilmesini irade buyurdu, gıdasını kestiler. Aradan üç gün geçmeden nefis feryad edip dedi ki “beni Rabbime götürün!”

Cehennem ehli buna taaccüp edip dediler ki “bu ne acep sırdır ki bu nefs üç bin yıl cehennemde yandı, türlü türlü azaplar gördü de bir kerre (Rabbim sen­sin..) demedi. Senlik, benlik davasından vaz geçmedi. Üç gün gıdası kesilmekle ‘Beni Rabbime götürün, bana Mevlam gerektir, başka hiç bir şey gerekmez’ demeğe başladı. Cehennem malikleri Hak Teâlâ’ya niyaz ettiler:

İlahi! Sen, allamü’l-guyubsun. (Gaipleri bilicisin.) Şu nefs, cehennemde üç bin yıl yandı da hiç kimseye baş eğmedi. Şimdi üç gün aç kalınca (beni Rabbime götürün..) di­ye feryada başladı dediler.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri, huzuruna getirilmesini irade buyurdu ve nef­se sordu:

Ey nefs! Bildin mi? Ben kimim ve sen kimsin? Nefs, bu defa şu cevabı verdi:

أَنْتَ الْمَوْلٰى وَأَنَا عَبْدُكَ الضَّعِيفْ

Yani “Ya Rabbi Sen benim Mev­lamsın. Ben senin zayıf kulunum”[3] dedi.

Nefis aç olmayınca benlik davasından vaz geçmez. Kulluğa bel bağlamaz. Allahu Teâlâ’ya muti olmaz.

Cenâb-ı Hakk’ın nefse bu şekilde muamele yaptırmasından muradı, nefsi açlıktan başka bir şeyin acze düşürüp acizliğini bildirip kulluk makamına getiremeyeceğini biz kullarına bildirmektir.

Şunu da iyi bil ki az yemek, gönlü safi eder. Nefsin karanlık ve bulanıklığını giderir. Kişinin zihni pak ve kuvvetli olur. Gönlü yumuşak olur. Gönlü yumuşak olanın eli açık olur.

Az yiyen kişilerin yapmış olduğu ibadet ve taatının lezzeti olur. Zikirden, tesbihden, namazdan, oruçtan ve her Hakkani işlerden sefası olur. Bütün batıl işlerden kaçınır ve nefsini kendi dilediğine uydurur, kendi nefsine uymaz olur.

Açlık kişinin gafletini giderir. Kin, buhul (cimrilik), hased, nifak ve hıyanet (hainlik) gider.

Az yiyen kişiler tevazu sahibi, gönlü engin ve sakin, merhametli olur. Gece gündüz Allah’ı zikreden zakir olur. Dillerinde daim hayır kelam olur. Gözlerinde gönüllerinde hikmet olur. Kendi acizliklerini bilirler. Ölümü unutmaz ve günahlarına pişman olur.

Çok açlık çeken kişiler arifi billâh olur. Açlığa devam ettiklerinden marifet kapıları açılır.

Çok yemenin gafleti ve karanlığı yürekten dimağa çıkar akıl nurunu zayıflatıp aklın nurunu bedenden kesip nefse teslim eder.             

Az yiyen kişiler nefsanî gıdalardan kesilir, ruhani gıdalara erişir. Gönle Hakk’ın muhabbeti dolar. Bu muhabbetullah nuru dimağa varır. Akıl nuru ondan medet alır, kuvvetlenir, nefsin tasarrufunu bedenden keser.

Bu muhabbetullah nuru dimağdan cemi azaya yayılır cemi aza dahi ibadete ve taate kavi olup Hakk’a muti olur. İbadetten başka nesneden sefası olmaz.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyorlar ki

 سَيِّدُ الْاَعْمَالِ الْجُوعُ وَ ذُلُّ النَّفْسِ لِبَاسُ الصُّوفِ

Yani, “iyi amellerin seyyidi ulusu açlıktır. Nefsin horluğu aba giymektir.”[4]

Nice saadetler vardır ki hep az yemekten olur. Nice mihnetlerde vardır ki çok yemekten olur. Eğer saadeti ebediyeyi isterseniz açlığı seçin. Birkaç günlük ömrü az yemekle ve mücahede-i nefsile geçirin ta ki gidip orada cennet nimetleri ile doyasınız ve didar ile müşerref olasınız. Ebedi sultanlık bulasınız.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz iki cihanın fahri hadisi şeriflerinde buyuruyor ki

        اَدِيمُوا قَرْعَ بَابِ الْجَنَّةِ حَتّٰى يُفْتَحُ لَكُمْ

Yani “cennet kapısının halkalarını vurmaya devam edin tembellik etmeyin ki cennet kapıları sizlere açılsın”[5]

Hadisi şerif:

جَاهِدُوا اَنْفُسَكُمْ  بِالْجُوعِ وَالْعَطْشِ فَاِنَّ الْاَجْرِ ف۪ي ذَالِكَ كَاَجْرِ الْمُجَاهِدِ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ

Yani, “gaza, cehd edin, nefsinize açlık ile ve susuzlukla. Aç ve susuz olarak şeriat, sünneti tamamlayın Nefsinize cihad edin. Nefsini kontrol altında tutup nefsinin terbiyesine hâkim olanlara din yolunda harp eden şu gaziler ecir ve sevabı gibi ecir vardır.[6]

Hadisi şerif:

اِذَا اَقَلَّ اَحَدُكُمْ اَلطَّعَمُ مَلٰٓاءَ قَلْبُهُ نُورًا

Yani “bir insan Allah için az yerse, kalbi nur ile memlu olur, dolar.”[7]

Hadis-i Şerif:

اِنَّ اللّٰهَ يَبْغُضُ الْاَكْلَ فَوْقَ شَبْعِه۪

Yani, “bir insanın doyduktan sonra yemek yenmesine Cenâb-ı Allah buğuz eder.”[8]

Akıllı olan kimselere lazımdır ki yemek yemekten murad, bedene kuvvet hâsıl edip Allah’ın razı olduğu amellerde, o bedeni kullanmak lazım geldiğini bilmektir. Yoksa yemekte gösteriş ve nefsin hevasına ittiba değildir, vesselam.

Eşrefoğlu Rumi hazretleri Müzekki’n-Nüfus kitabında şeyh Safi rahmetullahtan naklederek buyuruyor ki:

Bir kimse yemeğe besmele ile başlasa ve o yemeği ibadet etmeğe kuvvet bulmak niyeti ile yese ve sonunda elhamdulillah dese o yemek nura tebdil olunur. Eğer nefsinin arzusu için yerse ne kadar az olsa da o yemek zulmata tebdil olunur buyuruyor.

Hazreti Aişe-i sıddıka validemizin rivayet ettiği bir hadisi şeriflerinde sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

اَذ۪يبُوا طَعَامَكُمْ بِذِكْرِاللّٰهِ وَالصَّلٰوةِ وَلَا تَنَامُوا عَلَيْهِ فَتَقْسُوَ قُلُوبُكُمْ

Yani, “yemeğinizi zikrullah ile ve namaz ile eritin. Yemek üzerine uyumayın, yoksa kalbleriniz katılaşır”[9]buyuruyor.

 


[1] Müzekki’n-Nüfus s. 165 (Osmanlıca baskı). İhya-i Ulumi’d-Din c.3.s.79 (Kahire)

[2] İhya-i ulumi’d-Din c.2.s.91 (Kahire). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.79/4222 (Beyrut). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.4.s.370 (Mısır). 

[3] Müzekki’n-Nüfus 180 (Osmanlıca baskı)

[4] Müzekki’n-Nüfus s.182 (Osmanlıca baskı). İhya-i Ulumi’d-Din c.3.s.78 (Kahire).

[5] Müzekki’n-Nüfus s.182 (Osmanlıca baskı). İhya-i Ulumi’d-Din c.3.s.79 (Kahire).

[6] Müzekki’n-Nüfus s.182 (Osmanlıca baskı). İhya-i Ulumi’d-Din c.3.s.78 (Kahire).

[7] Deylemi, el-Firdevsü bi Me’süri’l-Hıtab c.1.s.290/1138 (Beyrut). Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s.141/920 (Osmanlıca baskı)

[8] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 141/921. (Osmanlıca baskı)

[9] Ramuze’l-ehadis c.1.s.67/10

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>