canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İrade-i Cüz’iye - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

İrade-i Cüz’iye

 

İşte buraya kadar yazılanlar şunu bildirir ki insan cenneti cehennemi ne ile bulur imiş. Cennetlik isem cennetliğim cehennemlik isem cehennemliğim deyip ibadete, tevbeye yanaşmayıp zaten hepsini cennetlik olacaklar, cehennemlik olacaklar ezelde yazılmıştır, senin tevbe etmende fayda etmez, ibadetin de fayda etmez diyenler var. Bu itikat yanlıştır. Bu itikat şeytan mezhebidir. Şeytanın öyle dediğini Kur’an haber veriyor.

Bizim içimizde Müslümanların birçoğunu bu itikad yoldan çıkarmıştır. Kur’an öyle sıkı sıkı tekrar tekrar bağıra bağıra diyor ki her kim çalışır, bu dünyada nur kazanır kendini cennete götürür. Her kim çalışmaz, nur kazanmaz ise onu kendi fiili nursuzluğa cehenneme götürür.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَآءُ لِمَنْ نُر۪يدُ

Yani, “bir kimse ameliyle yalnız dünya lezzetini murad ederse himmetini, gayretini, ahreti bırakıp yalınız dünyaya sevk ederse Biz onun için dünyalığını dilediğimiz kadar veririz.” Ahretten büsbütün mahrum kalır. Ayeti kerimenin devamında:

ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُومًا مَدْحُورًا

Yani, “istediğini verdikten sonra, onun için biz cehennemi hazırlarız. Mezmum ve matrud olduğu halde o kimse cehenneme dâhil olur.”[1]

وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا

“Eğer bir kimse iradesiyle, ameliyle ahireti murad eder ahiret için iradesini güzel amele sa’y eden kimselerin sa’yleri makbul ve sevabı çoktur.”[2]

Yani, bir kimse iradesiyle, ameliyle, yalnız dünyayı murad eder ve himmetini dünyaya sarf eder, ancak istediğini dünya için ister ve ahiretten tamamen gafil olursa, o kimse için Biz istediğimiz miktarı dilediğimize veririz. Biz onların istediklerinden layık oldukları meta-ı dünyayı bilir ve iktizasına göre veririz. Ba’dehu o kimse için biz cehennemi hazırlarız. Matrud olduğu halde cehenneme girer.

Eğer bir kimse gönderdiğimiz Rasulümüze itaatle ahireti murad eder, ahiret için çalışır ve çalıştığı amelinde rıza-ı ilahiyeyi murad ederse Biz o kimseye dilediğimiz miktar dünyasını verir, ahirette vaad kıldığımız nimetleri veririz. Hem dünyasını veririz hemde ahrette.

Allah’ın görmediği hiçbir şey yoktur. O’nun iradesi, O’nun emri, muradı olmadan hiçbir şey olmaz ve halk olmaz. Ayet-i kerimelere göre kullara irade-i cüziyye verilmiştir. Kul niyetine aldığı işi tamamen karara geçer, karar verir, iradesini de karar verdiği işe sarf eder, Allah’ta o işi o zaman halk eder. Kâtip melekleride o zaman yazarlar.

Her insan nefis amirini iyi tanıyıp çok dikkatli olması gerekir. Vücut yapısını misalde hata olmasın bir yola gidici arabaya benzedirsek arabanın her türlü tamirini, zararını, karını şoförü mesul tutarlar. Sebep; şoför, trafik kurallarını iyi anlayıp kurallara uymazsa kendi kullandığı arabanın direksiyonunu iyi kullanmaz ise daima kendi arabasını, tehlikelerini unutur, başka şoförlerin arabalarına bakar, noksan arar, kendi arabasında ki noksan eksikleri unutur ise zuhura gelen tehlikelerin cezasını şoför alır.

Maneviyatta vücud arabası nefsi emmarenin hükmüne geçer, direksiyonu kullanma yetkisi nefsin eline geçer, o arabayı iyi kullanmaz, daimi surette kaza, belalar, çarpışmalar zuhura gelirse bunun cürüm, cezasını trafik kurallarına uymadığı için şoför çekecek.

İnsanoğullarıda vücud arabasının kullanma yetkisini nefsin eline verir, Allah’ın kanunlarını bırakır, vücud direksiyonu kendi iradesinde zuhura gelen kazalar, belalar, çarpışmalar neticesinde zuhur eden cezayı şoföre verirler, şoför mesuldür. Arabasının direksiyonunu Allah’ın kanunları yönünde sevk etmediği için her türlü kaza, bela, çarpışmalar zuhur edince arabayı kullanan mesuldür.

 Arabayı yapan usta fabrikadan çıkarırken bu arabayı zimmetine kayıt etmiş. Arabanın çarpışmasını, zuhura gelen her türlü kaza belaları anlamaz.

Arabayı kullanan şoför arabanın çarpmasında, kazası neticesinde fabrikada araba yapıldığında yapan usta bu felaketler ile bu araba karşılacak diye yazmışlar, ondan dolayı bunlar başıma geldi dese bunun bu itirazını fabrika hiç kabul eder mi?

 

Cenâb-ı Hakk’ta kanunlarını Rasulleriyle, kitaplarıyla, âlim-ulemasıyla tekrar tekrar insanları gece gündüz uyarıcıları var. Bunların hepsini bir tarafa atar, Allah beni yarattığında bu kötülükleri anlıma yazdığı için bende bunları yapmaya mecburum, elimde hiçbir irade yok dese bunun bu sözü hiçbir kanuna uyar mı? İşte bu kadar uyarıcıları tanımaz, suçunu bilmez, bozuk cebriye mezhebinin yanlış itikadlarına inanması da yanlış, bu fikri de yanlış, amelide yanlış.

 

 

 

Ayeti kerime:

  وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ

 “Allah kullarına zulmedici değildir.”[3]

Bir örnek; kulların arasında devletin yaptığı kanunları tanımaz, cinayet yaparsa yaptığı cinayet hâkimin kendisine ceza vermesine sebep olur. Cezayı alan bana bu cezayı niçin verdin dese hâkim, sen bu cinayeti yaptın, bende bu cezayı bu cinayeti yaptığın için verdim demez mi? 

Devlet çiftçilere arazi taksimat yapsa çiftçinin biri arazisini sürüp bağ, bahçeler yapsa lazım gelen vazifelerini yapsa bitişik takım da ki çiftçide hiçbir çalışma yapmasa öbür çalışanın arazisiyle bir olur mu?

İmam-ı Azam Efendimize sordular, levh-i mahfuz’da yazı var mı, yok mu? Şöyle buyurdu ki levh-i mahfuzda yazı vardır; sizin dediğiniz gibi değildir. Cenâb-ı Hakk’ın levh-i mahfuzdaki yazısı vasıf sıfatı ile yazılmıştır.

Yani, kullarım iradelerini emrettiğim amellere sarf ederlerse vaad ediyorum çok mükâfatım vardır. Cennetim, Cemalim, ihsanlarım vardır.

Emrime uymayıp, asi olup, inkâr edenlere de gazabım vardır. Asiler de tevbe eder, pişman olur, bana döner, boyun büker, tevbe edenlere de tevbelerini kabul edip, affı mağfiretim vardır.

İşte levh-i mahfuzdaki yazı, vasıf, sıfat ile yazılmıştır. Siz diyorsunuz ki filan kul cennetliktir, filan kul cehennemlik diyorsunuz, böyle yazılmış diyorsunuz, öyle değil. Bütün ruhlar nurani, temiz fıtrat-ı asliyetlerinde İslam olarak dünyaya gelmişlerdir. Hadis-i Şerif:

كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلٰى فِطْرَةِ الْاِسْلٰامِ

Yani “bütün anadan doğan çocuklar, İslam olarak doğar”[4] buyuruyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ

“Karada ve denizde zuhura gelen fitne fesatlar hepisi naasın eliyle yapdığındandır.”[5]

Yoksa Cenâb-ı Hak durup dururken fesat halk etmemiştir. Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri diğer bir ayeti kerimesinde buyuruyor ki;

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

“İnsanlar için hiçbir şey yoktur” اِلَّا مَا سَعٰى “ille neye çalıştıysa onun karşılığı vardır.”[6]

Yani, kötülük yoluna gittiyse kötülük var. İyilik yoluna gittiyse iyilik var. Sonunda iyilik ise iyiliğinin, kötülüğe çalıştıysa kötülüğünün karşılığını görecekdir.

Şimdi burada bu meseleyi biraz uzatmak faydalı olacağı muhakkak bellidir. Çünkü Müslümanların birçoğu bilmezlik yüzünden çok yanlış görülmektedir.

Bizim amelde mezhebimiz imamı Azam ebu Hanife’dir. Rahmetullahi Teâlâ aleyh (rahmeten vasian) itikatta mezhebimiz ehlisünnet mezhebidir.

Cebriye mezhebi olanlar; Ezelde ne var ne yok hepsi tayin edilmiş. İyi kötü ne ise olacak olmuş, hemde kulun elinde bir şey yoktur, hepsini yapan Allahu Teâlâ’dır. O takdir etmese kim yapabilir derler.

Birde kaderiye ve mutezile mezhebler var ki onlarda; biz herne işler isek işleriz, Allah ne karışır, kul her istediği fiilinin halıkıdır Allah’ın bir medlai yoktur derler. Bunlar dalalet fırkalarıdır.

Bizim ehlisünnet ve’l-cemaat mezhebinin itikadı şudur; Allahu Teâlâ khalıktır-yaratandır. Kul faili muhtardır, yani yapacağı fiili Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu irade-i cüziyesiyle seçendir.  Yani kul evvela işe niyetle teşebbüs eder, o işe karar verir. Ondan sonra o işi yapmasını Allahu Teâlâ halk eder, kul yapar.

Kul o işi işlemez ise işlemesine cebir yoktur. Allahu Teâlâ feyyazı mutlaktır ve cevâdü lâ yebhaldir. Kul ne ister ise onu verir, kulun iradesine bakar, ne istiyor, onu verir ve halk eder.

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“o günde kıyamet gününde hiç kimseye zerre kadar zulüm yapılmaz. Hiçbir şahsa hak etmediği verilmez. Ancak yaptıklarınızın karşılığı verilir.”[7] Yani Amelleriniz güzel ise güzel mükâfatlara nail olursunuz. Ameleriniz çirkin ise ona göre azaba müstehak olursunuz demektir.

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪يٓ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“İşte yaptıklarınızın karşılığı size miras verilen cennettir”[8] denilir, ehli cennete cenneti gösterirler.

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ

“İşte şu cehennemde görmüş olduğunuz sizin için hazırlanmış azaplardır. Şöyle bilin ki bu sizin kendi elinizle kazandıklarınız azaplardır. Muhakkakki Allah kullarına zulmeden değildir.”[9] Siz kendi elinizle kazandınız denir. 

Şimdi biz Cenâb-ı Hakk'ın bildiğini Hakk’a bırakıp, Kur’an bize gece gündüz Hakk’ı zikir, tesbih, tehlil ile secde, ibadet, taat ederseniz felâh bulursunuz. Her şeylerden kurtulursunuz. Zerre kadar ameliniz kayıb olmaz, hayır, şer ne işledi iseniz onu bulursunuz. Bana sevilmek ibadet, taatla, cennete iman, ibadet ve taatla girilir. Cehenneme girmek küfür ve masiyetle asilikledir.

Siz bana güveniniz, inanınız, ben sizi yargılayıcıyım, siz hemen benden korkunuz, bana sığınınız diyor. Çok vaatlar ediyor. Bizde buna tabi olmalıyız vesselâm.

Şu halde malum oldu ki Cenâb-ı Hak Teâlâ kulun isteğine göre halk eder.

Beraat duasında:

 اَللّٰهُمَّ اِنْ كُنْتَ كَتَبْتَن۪ى عِنْدَكَ ف۪ى اُمِّ الْكِتَابِ شَقِيًّا اَوْمَحْرُومًا اَوْمَطْرُودًا اَوْمُقَتَّرًا عَلَىَّ فِى الرِّزْقِ فَامْحُ اللّٰهُمَّ بِفَضْلِكَ شَقَاوَت۪ى وَحِرْمَان۪ى وَطَرْدٰى وَاِقْتَارَ رِزْقِ وَثْبِتْن۪ى عِنْدَكَ ف۪ى اُمِّ الْكِتَابِ سَع۪يدًا مَرْزُوقًا مُوَفَّقًا لِلْخَيْرَاتِ

Ya Rabbi beni indi ilahiyende olan ümmül kitapta şaki defterinde, mahrum, kovulmuş, rızkı dar olarak yazdıysan oradan fazlınla lütfunla sil, rızıklandırılmış, hayır işlerde başarıya ulaştırdığın said defterine kayıt eyle orada sabit eyle said olarak bırak.

فَاِنَّكَ قُلْتَ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ ف۪ى كِتَابِكَ الْمُنْزَلِ عَلٰى لِسَانِ نَبِيِّكَ الْمُرْسَلِ

Ya Rabbi muhakkakki senin kavlin-sözün haktır. Nebiyyi zişanın olan Muhammed Musatafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellemin lisanı üzere inzal ettiğin kitabın Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurdun.

 يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَآءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ

Yani “ümmül kitap olan levhi mahfuz Cenâb-ı Hakk’ın indindedir ondan dilediğini bozar dilediğini yerinde olduğu gibi bırakır”[10] demektir.

Kulda dilettirmek var. Cenâb-ı Hakk’a kul kendini sevdirdiği gibi kulun istediğini yapar, hemen yalınız yeter ki kul kendini sevdirsin.

Bu bahse Kur’an-ı Kerim’de çok sıkı sıkı tenbih vardır ki siz heman isteyiniz, vereceğim demiştir.

اُدْعُون۪يٓ اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ

“benden isteyiniz vereyim”[11] deyi buyurmuştur.

İnsan her ne iş ile meşkul ise ondan muradı Allah’tan istemek olmalıdır. Kader, nasip mi değil mi düşünmemelidir. Kaderde yoksa var eder. Nasib değilse nasib eder.

Biz herne ister isek Hakk’ın rızasına muvafık, yani şeriata muvafık olan isteklerimizin hepsini vereceğine inanmalıdır.

Kaderimde var ise zaten istesemde istemesemde olur demek büyük günahtır, şeytan inancıdır. Hatta belki de küfürdür, çünkü Cenâb-ı Hak, bu kadar vaadler ediyor ki siz çalışınız, isteyiniz. Cenneti, cemalı, rızayı hep vaad ediyor.  Ayeti kerime:

           وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ

“Allah’ın vaadi haktır.”[12] Bu vaadlere inanmayan kâfirdir. Ayeti kerime:

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا

“Allah vaadediyor ki Allah’a iman eyleyip güzel salih işler eden­lere büyük mağfiret vardır. Büyük ücretler vardır.”[13] Anlayana bunlar kâfidir. Kur’an-ı Kerim hep bunu vadetti.

Bir de asilere azabı vaid eder her kim inanmaz da, canım sen de olacak zaten olur derse küfürdür. Kur’a­n’ın hulasaten her manası Fatiha-i şeriftedir. Fatiha-i şerifte ne diyor bak:

 اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

“Hamd ederim âlemleri yokdan var eyleyip besleyip bü­yüten Allah’a ki”[14]

اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ

“O Rahmandır; âlemlere zahir, batın sebepler altında gelen in’am, ihsanın sahibidir ve hem de Rahimdir; âlemlere merhametle şef­katle her ne kadar darda kalanları her birini bir sebepler altında kurtaran O’dur.[15]

 مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ

“Hem zahir hem batın hem dünyanın hem ahiretin bir tek sahibi O’dur.”[16]

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ

Ey Allah'ım, sen bu söylediğimiz evsafdasın. Biz dünyada, ahiret­te büyük vakalara karşı aciz, sefil, hor, hakir olarak ancak Sana ibadet eder, Sana sığınırız. Senden meded inayet olmaz ise biz kur­tulamayız.[17]

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

“Bizi sıratı mustakıym olan yola hidayet kıldığın kullarından eyle bizleri ya Rabbi. Senin doğru yolun olan yola gönder.”[18]

صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ

 “o doğru yol ki onların üzerine in’am eyledin.”[19]

Cenâb-ı Vacibü’l-Vücud hazretleri kendini seven kendinin gösterdiği yola giden kullarına ne nimetler vermiştir, kim onlar şu ayetle delildir.

فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَآءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ

“Onlar ki Allahu azimuşşan onlara in’am ve ihsan eyledi. Dört kısım kimselerdir; biri enbiya peygamberler, biri sıddıklar, biri şehidler, biri Salihler. Bunlarla beraber arkadaş olmak ne güzel şeydir.”[20] Allah’ım nasip eylesin, âmin.

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّآلّ۪ينَ

“Onlar senin gadabın olan dalalet yoluna da gitmediler senin gadabın olan dalalet yoluna gidenlerin gittikleri dalalet yoluna bizleri gönderme ya Rabbi.”[21] Amin.

Eğer Allah’u Teâlâ kulun dilediğini vermeyip zaten mukadder ne ise olur deyip o halde kalmak sahih olsa idi namazda bize Fatiha’da bu kadar ya Rabbi şunu ver, bunu ver demeğe ne lazım idi?

Ey kardeşim güvenirsen Allah’a güven, sığınır isen Allah’a sığın, verir. Bazıları bundan mana çıkarır da şeyhlara teveccüh, rabıta etmeği nehyeder. Hâlbuki bilmezler ki

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Ey imân edenler! Allah’u Teâlâ’dan korkunuz ve sâdıklar ile beraber bulununuz, beraber olunuz”[22] ayetini düşünmezler.

Bu emir, hem zahir hem batınadır. Yani sadıklar ile beraber olunuz demek, gizli aşikâre muhakkak ehli olanlara açıktır. Zahiren va'zlarında, nasihatlarında bulunuruz. Onların batını Hakk’a ve Rasulullaha vasıl olmuştur. Onun için onlar her vakıtlarda kalblerini huzur-u İlahiden ve huzur-u Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellemden ayır­mazlar. Onlara gıyabende rabıta-i kalb yapmakta da fayda görülür, Allah’n izniyle. Hakkında hadisi şerifle sabittir.

Sadıklar demek budur. Hakk’ın sadık kullarıdır. Biz de teveccüh ve rabıta ile onlardan batında huzur-u Hakk’ta ve Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellemle beraber olub ayrılmayız.

Ne yapayım, anlayana bu sözler yeter, anlamayana kurşundan beter. Anlayana bir söylesen yüz olur, anlamayana bin söylesen az olur.

Bu kadar uzatmakdan maksadım, çok yanlış iti­kadlar söylüyorlar.

Şimdi ya sen ezelki ilm-i ezel olan kaderi inkâr mı edersin der isen cevap şudur ki ondan bahs etmek caiz olmadığı şudur ki Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i ezelisinde cennetlik, cehennemlik kim olduğunu bilmez mi? İlm-i ezelisinde yok mudur? Mukadder değil midir? Der isen. Biz eğer desek ki Allah’u Teâlâ her ne olacak ise onu bi­lir ve olacak da ne etsek olur, der isek bu söz Kur’an’da olan va’de muha­lifdir.

Eğer desek ki böyle şeyler Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i ezelisinde yoktur Allahu Teâlâ’ya cehl isbat etmiş oluruz hâşâ. Allah’u Teâlâ bilir, iki gözüm, din kardeşim, insaf eyle sözlerimi iyi dinle, bu mesele çok mühim.

Bunun için Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem kader bahsinden nehy eyledi. Bir kimse dese ki Allahu Teâlâ cennet ehlinin nefesinin hesabını bilir mi? dese cevabında bilir dese de küfürdür, bilmez dese de küfürdür. Çünkü bilir der ise Kur’an’ı inkâr gelir. Kur’an’da cennet ehli cennette ebedidir diyor. Bu söz ebedi olmadığını isbat eder. Eğer derse ki Allahu Teâlâ bilmez dese Allah’u Teâlâ’ya cehl isbat etmiş olur küfre varır.

Bir kimse dese ki Allahu Teâlâ kendi gibi bir Allah yaratır mı? Yaratır dese kâfir olur, yaratamaz dese de kâfir olur.

Çünkü birinde Cenâb-ı Hakk’ın yaratmak kudretini inkâr vardır. Allah’u Teâlâ dilediğini derhal yoktan var eder, yaratamaz demek kudreti inkârdır. Yaratır dese Allahu Teâlâ’nın yaratılmasına imkân vermiş olur.

Kader de aynı böyledir. Zaten her ne olacaklar olmuş cennetlik, cehennemlik her ne ise zaten olacak olmuş der de kaygı­sız olur ise Kur’an’ın bütün vaadlerini hiçe saydı. Eğer ne olacak ne bitecek onu Allahu Teâlâ bilmez dese o da ilm-i ezeliyi inkâr olur.

Bunun için Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

إِذَا ذُكِرَ أَصْحَاب۪ي فَامْسَكُوا وَإِذَا ذُكِرَتِ النُّجُومُ فَامْسَكُوا وَإِذَا ذُكِرَ الْقَدَرِ فَاَمْسَكُوا

Üç şeyden bahs etmeyiniz: “Bir yıldızların ilminden, çünkü her ne söyler iseniz yalan söylersiniz. Ona karışmak doğru değildir. Biri kaderden bahs etmeyiniz, ona da aklınız yetmez. Karışmak doğru değildir. Âlimler, kitaplar bize ne emir, ne nehy eyledi ona bakmalıyız. Biri de ashabım hakkında aralarında olan ihtilafları kötü görerek onların aleyhlerinde söz söylemeyiniz.”[23]

Bunlardan bahs etmek hem dine ziyandır, hem akla ziyandır. Hem insanın muhabbetini söndürür. Hem dünyasına hem ahiretine ziyandır.

Yukarıdaki bahislere karışma, İmam-ı Âzam’dan âlim değilsin. İmam-ı Âzam on sekiz meselede sükût etmiş, hiç cevap vermemiştir. Sen hepsine cevap verirsin.

اَلْجَاهِلُ جَسُورٌ

Elcahilu cesurun derler, “cahil cesaret eder,” amma âlim korkar. O meseleyi Hakk’a bırakır.

Hazreti Ali ile Muaviye radıyallahu Teâlâ anhu­maların ihtilaflarında çok kimseler kendini kurtaramıyorlar. İki müslüman birbiriyle döğüşüp muharebe etmekle her ikisinin de kemaline ziyan gel­mez. Rafizilerin ve cahil sufilerin, cahil dervişlerin söyledikleri gibi değildir.

Pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani Efendimiz buyuruyor ki Allah’ın laneti rafiziler ve onlara benzeyenlere olsun ki cemii nasın laneti onlara olsun, dedikten sonra diyor ki Hazreti Muaviye radıyallahu Teâlâ halife olan ve şehit olan Osman radıyallahu anhın amca zadeleri idi. Kan davası etmekte bir hakkı var idi. Hazreti Aişe radıyallahu anha hazretleri de aynı davada idi.

İmamı Ali radıyallahu anhuyu Emirü’l-Mü'minin eylediler. Muaviye'nin tasdik etmediği kan davası için idi. Sahabenin ittifakıyla Ali ra­dıyallahu anhu halife oldu. Ali radıyallahu anhu da haklı idi.

Bunların hakkında şöyle böyle demek münafıklara bir fırsat kapısı açmış idi. Her kim bunlar hakkında ya İmam Ali’yi kabul etmez Muaviye’yi kabul eder veyahud Muaviye'yi kabul etmez de Hazreti Ali’yi kabul eder ise münafıktır. Müslü­man ikisini de kabul eder.

Yalnız şu var ki Muaviye’nin derecesinden imamı Ali'nin derecesi yüksektir. Aşere-i Mübeşerredendir. Muaviye de kendi haline göre Ashab-ı Rasulullahtandır. Rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmain.

Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz Muaviye hazretlerine bir gün islam âleminin başına emire’l-Mü’minin olacaksın ya Muaviye buyurmuştur. Muaviye hazretleri burayı takip ediyor.

İmamı Ali kerremallahu vechehu efendimizede ya Ali benden sonra İslam ashablar ikiye ayrılacak benim zevcelerimden-hanımlarımdan bir tanesini ordunun başına geçirip karşına çıkaracaklar. Ne zaman eline bir fırsat geçer ise iyilikten başka bir şey yapma” buyuruyor.

  Bu sahabeler hakkında buğuz adavet ve bunların hakkında kötü kelamlar konuşulmaması için Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylani Efendimiz uyarılar yapıyor. Yani İmamı Ali kerremallahu vechehu Efendimiz ile Talha radıyallahu anhu ve Zübeyr radıyallahu anhu, hazreti Aişe Validemizin ve Muaviye Hazretlerinin bunların arasındaki ufak tefek zuhur eden hallarına karışıpta hiç birisine sakının dil uzatmayınız.

Zira Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri ayeti kerimesi ile bunların arasındaki ufak tefek zuhur eden halları yarın kıyamet gününde onların kalplerinde hiçbir kıllı kış bırakmayıp biri birlerine samimiyetle sevgi ile bağlanacaklarını beyan ediyor.

وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ

Ayetin Mealinde:

Yarın mahşer gününe gelindiği zaman Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki; “biz onların kalblerinde biri birlerine karşı ufak tefek kırgınlıkları ve dargınlıklarının hepsini kalblerinden tamamen söker atarız. Kalblerinde hiçbir kıllı kış bırakmayız onlar biri birlerine canı gönülden kardaş olurlar. Karşı karşıya koltuklar üzerinde oturup sevinçle sohbette olacaklar.”[24]

Bunların aleyhinde kötü konuşanlar, ayrım yapanlar yakışmayacak kelamlar ile buğuz yapanlar onlar da ceza olarak cehennemde cezasını çekecekler.

Allahu Teâlâ Hazretleri ayeti kerimeler ile böyle bildirip haber veriyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sahabelerim, kayınlarım, kayınatalarım, damatlarım, zevcelerim hakkında suizanda bulunupta kötü kötü kelamlar konuşmayınız, diye tekrar tekrar haber veriyor.  Onlara dil uzatmayınız eshar ve eshabımı bana bırkınız buyuruyor. diğer bir hadisi şerifinde:

دَعُوال۪ى أَصْحَاب۪ي وَأَصْهَار۪ي فَمَنْ آذَان۪ي ف۪ى أَصْحَاب۪ي وَ أَصْهَار۪ي آذَاهُ اللّٰهُ تَعَالٰى يَومَ الْقِيَامَةِ

Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki “Benim eshabıma ensarıma esharıma dil uzatmayınız karışmayınız. Onlar hakkında kötü konuşarak bana eziyet edenleri kıyamet günü Cenâb-ı Allah muazzeb eylesin”[25] buyuruyor.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

شَفَاعَت۪ى مُبَاحَةٌ إِلّٰا عَلٰى مَنْ سَبَّ أَصْحَاب۪ى

Meali: “Şefaatim ümmetimden herkese mübahtır. Yalnız ashabıma kötü konuşanlara şefaatim onlara haramdır.”[26]

Muaviye radıyallahu anhu bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin terkisine binmiş. Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem, “ya Muaviye, şimdi Bana en yakın olan nerendir” demiş. Muaviye, “ya Rasulallah şimdi Sana en yakın olan karnımdır” demiş. “Cenâb-ı Allah o karnını ilim ile doldursun” demiştir. Yine hadisi şerif:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَللّٰهُمَّ عَلِّمْ مُعَاوِيَةَ الْكِتَابَ وَالْحِسَابَ وَقِهِ الْعَذَابَ

Meali: “Allah'ım, sen Muaviye'ye kitap ilmini ve hesap ilmini öğret ve azaptan koru”[27] diye buyurmuştur.

İmam Ali kerremallahu vechehu hakkında:

أَنَا مَد۪ينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِيٌّ بَابُهَا

“Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır” [28] demektir.

Şimdi bunların ikisi de âlimdir. Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellemin duası boşa gitmez. Öyle ise biz noksan ilmimiz ile karışmak doğru değildir vesselam.

Bu meseleler çok tehlikelidir, çok sakınmak lazımdır. Amma oğlu Yezid zalim, kâfir, melun idi. Yezid ashab değildir. Yezid, Rasulullah sallal­lahu Teâlâ aleyhi ve sellem dünyadan gittikten sonra doğmuştur.

Mervan hakkında fena olduğuna dair hadis-i şerifler vardır. Çocukluğunda Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve selleme hakem götürünce yüzüne bakmayıp reddettiği Mervan'dır. Babası Hakem, Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi ve selem tarafından sürülen odur. Bunları böyle bilip itikad etmelidir.

فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ

“Cenâb-ı Hak, istediğini yapar”[29] demektir.

Şunu yapar, bunu yapamaz deme, iste verir. Gazabından sakın, fiiline göre sana işler halk eder. Sonra onu tebdil edemezsin. Tebdil olmayan budur. Cenâb-ı Hak insanın kalbine göre işler halk eder. Kulun kalbine nazar eder, onun kalbindeki niyeti ne ise gö­rür. Bozuk ise bela takdir eder. Niyeti düzgün ise ona göre yardım eder.

O kulun fiiline, işine göre bela takdir eder ise o belayı Hakk’tan başka kimse döndüremez. Fakat diler ise yine dönderir. Cenâb-ı Hakk’ın takdiri bozulmaz demek budur. İyi anlamalı, o belayı Allahu Teâlâ’dan başka döndü­remez demektir.

Yoksa bir adama Allahu Teâlâ bela takdir eder ise onu kim­se bozamaz demek de Allahu Teâlâ bozamaz demek değildir, diler ise bozar.

 Hadisi şerif:

اَلصَّدَقَةُ تَرُدُّ الْبَلٰٓاءِ وَ تَزِيدُ الْعُمْرِ

“Sadaka vermek belayı def eder, ömrü de artırır.”[30]

Allahu Teâlâ’yı öyle bilmeliyiz ki bir hükümet reisi kendinin hükümetinin altında kendine tamamen teslim olan kimselere ne yapmak ister ise yapar.

Allahu Teâlâ da yer, gök, on sekiz bin âlem onun elindedir. Ne ister ise onu yapar. Muhakkak ve muhakkak rahmeti mutilere, abidlere, kendi emirlerine itaat edenleredir. Azabı, gazabı şiddeti asilere, kâfirleredir. Aç gözünü, asi olma.

Şunu da anla ki ecel ile rızk seni arar bulur. Hadis-i şerif ve ayetler ile sabittir, takdir olunmuştur. Fakat günah seni arar denilmemiştir. Kulun işi niyetine, fiiline göredir. Kadere, takdire havale etme. Şeytanın tevbesi kabul olmadı, Âdem aleyhisselamın ki kabul oldu. Sebepleri şeytan, kader böyledir dedi. Âdem aleyhisselam, nefsim zalimdir beni şaşırdı dedi. Kul bir şeyi niyetine alıp ona tamamen teşeb­büs eder de kararı verip başlar ise o zaman Cenâb-ı Hak halk eder. O zamana ka­dar halk olunmamıştır.

Her zaman Allah’tan kork, bir gadabına uğrarım diye Allah’tan çok kork eminliğe düşme. Allah’ın bizim namazımıza ihtiyacımı var deyipte namazdan, amelden geri kalma. Allah kendinden çok korkup günahını bilip tevbe edenleri sever. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

  يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ

“Ey insanlar! Muhakkak ki Biz sizi bir erkek ile dişiden yarattık ve sizleri şubelere ve kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız. Şüphe yok ki sizin ind-i ilâhide en mükerrem olanınız en ziyâde takva olanınızdır.”[31]

Namaz, ihlâslı amel, Allah’ın emirlerini yapmak, insana her öğün yemek lazım olduğu gibi lazımdır. Allah beni rahmetinden mahrum etmez diyerek güven ki Allah seni sevsin.

Hadisi kudsi:

اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي

“Beni kulum nasıl zanneder ise öyle bulur”[32] diyor. Aldanmazsan korkma.

 


[1] İsra suresi 17/18

[2] İsra suresi 17/19

[3] Mü’min suresi 40/31

[4] Münâvi, Feyzu’l-Kadir c.6.s.135 (Mısır).

[5] Rûm Suresi, 30/41.

[6] Necm Suresi, 53/39.

[7] Yasn suresi 36/54

[8] Zuhruf suresi 43/72

[9] Âli imran Suresi, 3/182.

[10] Raad suresi 13/39

[11] Mü’min suresi 40/60

[12] Nisa suresi 4/122, Lokman suresi 31/9, Yunus suresi 10/4

[13] Fetih Suresi, 48/29.

[14] Fatiha Suresi 1/2

[15] Fatiha Suresi 1/3

[16] Fatiha Suresi 1/4

[17] Fatiha Suresi 1/5

[18] Fatiha Suresi 1/6

[19] Fatiha suresi 1/7

[20] Nisa suresi 4/69

[21] Fatiha Suresi 1/7

[22] Tevbe Suresi, 9/119.

[23] Tabarani El- Mu’cemu-l- Kebir c.10.s.198/10448 (Musul), Ramuze-l-Ehadis c.1. s.45/18.

[24] Hicir Suresi, 15/47.

[25] Kenzü-l-İrfan s.29/151.

[26] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.30/162, Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtâb c.2. s.352/ 3580 (Beyrut), Münavi Feyzu-l-Kadir c.4. s.163 (Mısır)

[27] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.185/12. Kenzü’l-İrfan s.29/157 (Osmanlıca baskı). Sahihi İbni Hıbban c.16.s.192 /7210 (Beyrut). Müsnedi Ahmed c.4.s.127 (Mısır), Tabarani El-Mu’cemu-l-Kebir c.18.s.251/628 (Musul). İmamı Ahmed İbni Hanbel Fedailü’s-Sahabe c.2.s.913/1748 (Beyrut).

[28] Münavi, Feyzu’l-Kadir, 1/36, 3/46 (Mısır), Kenzü-l-İrfan s.24/128, Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtâb c.1.s.44/106 (Beyrut).

[29] Burûc Suresi, 85/16

[30] Miftahu’l-Kulub s.79. Ayrıca bu mealdeki Hadisi şeifler için bakınız. Kenzu’l-İrfan 1001 Hadis, Gunyetu’t-Talibin, Câmiu’s-Sağir Ve Cem’u’l-Fevâid.

[31] Hucurat suresi 49/13.

[32] İmam Ahmed ibni Hanbel Müsned/8715, Buhârî, Tevhid 50; Müslim, Zikr Tirmizî, (3603)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>