canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İNSANLAR İÇİN GAFLET İKİ TÜRLÜDÜR - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

İNSANLAR İÇİN GAFLET İKİ TÜRLÜDÜR

 

 

Biri ibadet gafleti, biri nimet gafleti:

İbadet gafleti bellidir ki; ibadet etmekten gafil olmaktır, ibadetten geri kalmaktır.

Biride nimet gafletidir; oda murakabadan gafil olmaktır. Huzur, rabıta, murakaba, hakikatin mayesidir. Bu üç yani huzur, rabıta, murakaba bu üç tamam olmazsa hakikat maye almaz.

Yani huzur şudur ki; Allahu Teâlâ bana benden yakîndir, ben niçin anlamıyorum? O beni görüyor, hem huzurundayım. Rasulü Ekrem sallallahu aleyhi veselleme, pirimize, şeyhımıza aynı huzurdayım. 

Rabıta şudur ki; kalb âleminde kalbini Hakk’a bağlamak. Yani kalbin ceryan telini Allahu Teâlâ’nın kudret ceryanına bağlamak.

Her insanın ve her eşyanın hakikati Hakk’a bağlıdır.

   أَنَا سِرُّ اْلاِنْسَانِ وَسِرّ۪ى سِرَّهُ

“Ben insanın sırrıyem sırrım O’nun sırrındadır.[1] Yani benim sırrım onun sırrıdır.  O halde ben sırrımı niçin anlayamıyorum? Hele bir murakaba edeyim göreyim, ne anlarım, ne görebilirim diye mürakabaya devam ederse insan kendi halini görür ve anlar, İnşaallahu Teâlâ.

Cenâb-ı Hak bize bizden yakîn olduğu halde:

Yüce Rabb’ıma yakîn hâsıl edemiyorum neden?

Mani olan ortadaki şu iskelet beden

 

Evet, ehli yakîn olamadığımız, arada bu zahir iskelet var. Ne zaman bunlar aradan çıkar kendi kalmaz o zaman.

 

Belki olurdu derdine bir çare

Sen yok olup çıksaydın kenara

 

Murakaba şudur ki; insan güzel huzur ve rabıta ile tesbihini, dersini okur iken gözleri kapalı, kendi halini ahvalini murakaba eder.

 وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَق۪يبًا۟

“her şeyleri murakaba eden (gözetleyen) ve edici olan Allahu Teâlâ’dır”[2]

O halde bizde halimizi murakaba etmemiz (gözetlememiz) şarttır. Murakaba insan için büyük bir nimettir. Kendi halini kendisine bildirir.

İnsan murakabaya kulak vermezde bundan mahrum olur ise en büyük nimetten gafil olur.

Çünkü bakmayan ne görür? Gelen gelir, giden gider, kendinin bir şeyden haberi olmaz. Çünkü bakmadı ki görsün. Oraya buraya bahane eder durur.

Bir kimseye dediler; sen şöyle bak, bu yoldan büyük kervan sahibi zatlar gelecektir. Seni hiç tükenmez servete, devlete erdirecektir. Sakın uyuma! Gözünü başka tarafa çevirme! Sonra gelir geçerlerde haberin olmaz, mahrum kalma dediler.

Dikkatle bakan, oradan gelenleri gidenleri görür, bakmaz ise bir şey göremez.

Hâlbuki bu kervan sahipleri öyle bir zattır ki onun beklediğini görürler, koynuna, kucağına doldurur geçerler. Kendisi koynuna, kucağına bakmaz ve görmez, bana bir şey vermediler diye bağırır. Hâlbuki koynuna, kucağına bakmakta bu murakaba ile görünür.

Elhasıl kendinde olanı anlamaz. Huzur, rabıta, murakaba ile dersine devam edenler, bir gün gelir, uyku halı gibi bir şey zuhur eder, kendini kaybeder. O halde kendisine bir şeyler Allahu Teâlâ dilediği şekilde zuhur ettirir, görür veyahut anlar.

Hatta böyle böyle tecelli-i ilahiyeye kadar yükselir. Bunlarda alel acele olacak, alel acele olan şeyler değildir. Sabır ve sebatla devam edilirse muhakkak olur. Fakat kalbini havatırın huturundan, ığvasından silmeye dikkat lazımdır. Allahu Teâlâ muvaffakiyetler ihsan eylesin, âmin.

 

Murakabe o ki en az kıbleye karşı gözler kapalı bir saat oturup tefekkür etmek, hadisi şerife göre:

تَفَكُّرُ سَاعَةٌ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ سَنَةٍ

Yani “Allah’ın razı olduğu hayırlı bir saat tefekkür bin seneden hayırlıdır”[3] buyuruyor.  Bu oturup bir saat hayırlı tefekkürü Cenâb-ı Hakk lütfu ihsanıyla cümlemize nasip etsin, âmin.

 Evvela ölüm halini tefekkür, mezar halini tefekkür, mahşerde sorgu, hesaplar bu halları tefekkür etmelidir.

Tefekkür yapan adam yemeği az yemesi lazım. Dünyanın zevk, şatafat hallerinin, nefsin arz ettiği havaları kalpten atmaya çalışmalıdır.

Tekrar, tekrar düşünelim, mezar yolculuğu geldiği zaman bedenini kapatan, sitir eden yakası ve kolları ütülü toz kondurmadığın gömlekler bedenden sıyrılacak ve en üste toz kondurmadığın ütülü palto, pardüsüler çıkacak.

Vücut bedeni anadan dünyaya gelişi gibi uryan olup hiçbir elbise olmadığı gibi soyulacak gönlün olsa da olmasa da teneşir denilen tahtanın üstüne uzanılacak. Kimseye el vurdurmadığın nazik tenleri iki yıkayıcının eline teslim olacaksın. Suyum soğuk veya suyum çok sıcak diyemeyeceksin.

Bundan sonra erkeklere üç kattan kefen kadınlara beş kat kefen sarılacak. Ben bu ütüsüz, biçişiz kefeni giymem diyemezsin.

Bir daha her yemeği beğenmem, yemem diyemezsin. Teneşirde yıkanma vazifenden sonra uzun bir sefere yolcu olacaksın. Eşin dostun seni tabuttan alıp mezar denilen eve koyacaklar.

Dünyada her yemeği yemez, çok tatlı, gıdalı yemekler yiyip beslediğin vücudun şimdi mezarda yılan, çıyan böceklere nazik tenin yem olacaktır.

Hiç bir sevdiğin beraber mezara gidip seni müdafaa edemeyecektir. Tek başına kalacak, hayır ve şer mahsüllerini mezarda bulacaksın.

Eğer yaşadığın hayat müddetinde Allahu Teâlâ’nın emri üzere yaşantın düzgün ise Allah yardımcın olur inşallahu Teâlâ.

İlerde karşılaşacağın durumlar, senin yaptığın hayır ve şerre göre ayrılacak. Nasıl ki devlet, vatanın içini ve dışını istihbaratlar ile ne var, ne yok araştırıp anladığı gibi dünya âleminden ahret âlemine neler ile geldin, araştırmalar başlayacaktır.

 

Eğer elde görmeyip, sen bildin ise suçunu

Kıllı kış bırakmayıp pak ettin ise içini

Yüklettiğin ahrete ayrılık göçünü

Dünyadayken tövbe edip affı mağfiret ettirdin ise suçunu

Cenâb-ı Hak mübarek kılsın ayrılık göçünü.

 

Allah’ın dostu kâmillere vardın, onlara Allah için muhabbet edenlerden mi oldun? Yoksa Allah dostlarına düşmanlık yapanlardan mı oldun? Burada onları açık ayan göreceksin ama eldeki olan fırsat imkân gidecek. Bir kuşun uçup gittiği gibi o imkânlar elden gidecek, mezar dediğimiz ya cennet bahçelerinden bir bahçe olacak, cennette ki mekânını buradan seyredip göreceksin veyahut cehennem çukurlarından bir azap çukuru olup suç cezalarını çekmeye başlayacaksın. Sonu bitmeyen ya bir mükâfat ya ceza suçlarını göreceksin.

Dünyada hayatta yaşayan kardeş bacılarımıza derinden vasiyetlerimiz olsun. Bu işler başa gelmeden, kurtlar, böcekler nazik vücudunuzu yiyip delmeden. Vaktini, zamanını, kalan ömrünü, düşünceni, kalbi araştırıp Hakk’tan başka sevgileri ve endişelerin cümlesini kalpten çıkarmaya gayret ederek, yalınız kalpte Allah rızası ve sevgisi kalarak, mezara öyle o şekilde, Allah’ın rızası ile yolcu olmayı düşünüp, Allah rızasını bulup, Hakk’tan gayrisinin cümlesini, kalpten atarak ve daimi surette Allah korkusu ve sevgisini kalpte tutarak, dil ile kalbi birleştirip, La ilahe illallah zikriyle kalp kumbarasını doldurup, yalnız Allah’ın sevgi ve rızasıyla huzuruna yolcu olmayı cümlemize gayretini, azim ve ihlâsını nasip etsin, âmin, ya Muin.

İşte kalbi yaratan Allah’a tutunup Allah’ı her an, her nefes hazır, her halına hazır nazır bilerek bir saat böyle tefekküre düşüncelere dalmak Allah korkusunu bir an kalpten çıkarmamak suretiyle çalışmak. Bir de Allah dostlarından bir mürşidi kâmile ya onun suretine teveccühünü ayırmayarak yaşamalarımızı düşüncelerimizi hayırlı ve rızalı yaşamalarımızı nasip müyesser etsin âmin, ya Muin.

Seni yaratanın rızasını kazanır isen Cenâb-ı Hakk Teâlâ hazretleri mübarek kelamlarında ne buyuruyor: Bir kulum benim rızama kavuşur rızamı elde ederse o kimseyi zahiren cehennemin yedi kat tabanına atsalar o kulumun yeri cennet olur ve mezarda yeri gül gülistan olur. Örnek, İbrahim aleyhisselamın atılmasına bakın, bir ibret alın.

Murakabe konularını az çok anladınız başa gelecek her hangi bir iş olursa olsun o işi başa aynen gelmiş gibi bilerek yaşamak lazımdır ve onu unutmayarak tedarik ve tedbirinde yaşamak lazımdır.

Bir devlet, vatanın iç kısmını, dış kısmını ve sınır hudutlarını kontrol altına alıp iç ve dış düşmanlarını anlayıp ona göre tedbirli yaşamak lazım olduğu gibi bir insanda kuruluş bedenin dış kısmına ve iç kısımlarına bakıp kontrol ederek, nefis şeytan hücumlarından ve dünya hayal endişe hayallerinden kalbi selamette tutup Hakk’tan gayrileri kalpten çıkarıp Allah korkusu ile Allah sevgisi ve Allah zikri ile meşgul olmak lazım.

Nefis ve şeytan seni az gevşek bulur ise onların hücumu hayâ iman kalesine hücum taarruzlar yapıp vücut iskeletini kendi havalarında kullanmak ve o vücutta ki olan azaları ve organları kendi havalarında kendi arzularında kullanmaya taarruz yaparlar.

Bu yazılan tefekkür konularında her gün kendimizi muhasebeye çekerek kârına mı yaşıyoruz zararına mı? Yirmi dört saat içinde alattahmin yirmi dört bin nefes alınıp verilmektedir. Bunları kontrol ederek kârını, zararını anlayarak ona göre çok ayık ve uyanık olup şimdi düşünmez misiniz bu olayların başa geleceğini, koşup yürüyen vücudun mezara dalacağını düşünmez misiniz?

Çok beslediğimiz nazik tenlerin mezarda böceklere yem olacağını, bütün yaratılan varlıkların ölümle hıtam bulacağını düşünüp tedbirimizi elden bırakmayıp fırsatları kaçırmayıp tedbirli olup yüce Rabbimizin rızasını tahsil edip huzuruna öyle varalım inşaallahu Teâlâ.

Her nefis kendini kontrol edip mezar için mahşer için ne tedarikle ne tedbirle yaşıyorsak kendimizi kontrol edip bir muhasebeye çekelim. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz günah, sevap terazisini dünyada ayarlayın, ahreti beklemeyin buyuruyor. Bizleri gafletten uyarıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem:

اَلْوَيْلُ ثُمَّ الْوَيْلُ لِمَنْ لَمْ يَرٰان۪ي يَوْمَ الْقِيٰامَةِ

“yazıklar olsun yazıklar olsun kıyamet gününde beni göremeyen kimseye yazıklar olsun.” Ahirette beni göremeyen ümmetlerimin için çok üzülmekteyim deyince Ayşe validemiz:

فَقُلْتُ حَب۪يب۪ي وَ مَنِ الَّذ۪ى لَمْ يَرٰاكَ

“o zaman ben dedim ki ey habibim seni göremeyecek olan kimdir.” deyince

قَالَ اَلْبَخ۪يلُ

“cimri kimsedir diye cevap verdi.”

فَقُلْتُ حَب۪يب۪ي وَ مَنِ الْبَخ۪يلُ

“Ben tekrar dedim ki, yevmi kıyamette Seni göremeyecek olan cimri kimdir.” Ya Rasulallah

قَالَ اَلَّذ۪ى ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem cevap olarak “dedi ki ismim yanında söylenip de benim üzerime salâvat getirmeyen kimsedir”[4] yanlarında benim ismim söylenipte üzerime tazimle salâvat getirmeyen burnu kakkın cimriler beni göremeyecekler buyurdular.

 


[1] Ruhu’l-Beyan tefsiri c.3.s.8 (Beyrut). Cevahiru’l-Kur’an s.12

[2] Ahzab suresi 33/52.

[3] Piri Tarikat Abdulkadir Geylâni Sırru’l-Esrar s.15. Deylemi Müsned 2/46

[4] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.18.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>