canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ULEMA-İ SUFİYYE ULEMA-İ FIKHIYYE - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

ULEMA-İ SUFİYYE ULEMA-İ FIKHIYYE

 

İlim ikidir; biri fıkıh ilmidir, biri pirler ilmidir. Bu ulema ikidir; biri ulema-i sufiyye, ikincisi ulema-ı fıkhiyye.

Ulema-i sufiyye; tarikatta süluk eden ve sülukunu tamam eden ulema-i billahdırlar. Ledün ilmine vakıf ulema-i amilinden bunlar hal ile Hakk’a vasıl olanlardır. Sözleri, halleri şeriata uygundur.

Ulema-i fıkhiyye; kitaplarını okuyup ve ilmi ile amil olan ulemadır. Sözleri, amelleri şeriata uygundur. Bunların ikisinin sözü birbirini tutar. Sözleri birbirini tutmayanların ikisinin de noksanlığından yahut fasıklığındandır.

İlim sahibi olanlar evvela kendi hakkı ile düzelip, tedavi olması lazımdır ki, başkalarını tedavi edebilsin. Kendi tam kâmil değil ise, noksanlardan ise, başkalarına da noksanlık aşılar.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri İmamı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şerifte:

مَنِ ازْدٰادُ عِلْـمًا وَ لَمْ يَزْدَدْ فِى الدُّنْيَا زُهْدًا لَمْ يَزْدَدْ مِنْ اللّٰهِ اِلَّا بُعْدًا

Yani, “bir kimse ilmini güzel ziyadeleştirir, zühdü kanaat olmazsa, Cenâb-ı Hakk’a uzak kalmaktan başka bir şey kazanamaz”[1] buyuruyor. Allah cümlemizi bu gibi hallerden muhafaza eylesin, âmin.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Enes radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şerifte: 

اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ فَعِلْمٌ ثَابِتٌ فِى الْقَلْبِ فَذَاكَ عِلْمٌ نَافِعُ وَعِلْمٌ ف۪ى اللّ۪يسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللّٰهِ عَلٰى عِبَادِه۪

Yani, “ilim ikidir; bir ilim kalpte sabit olan bir ilimdir ki kalbe Hakk’ın sırrıdır. Asıl ilmi nafi (faydalı ilim) budur.Hakk’ın vergisi odur. Bir ilim de dillerde söylenir, lisandaki ilimdir, kitaptadır. Bu da kullarına Hakk’ın hüccetidir”[2] bu ilim hüccettir ki insanlar birbirilerini bununla ikna ederler.

İlmi batın, kalbte anlayıştır ve nurdur. Bu nurda zikrullahsız olmaz. Zikre çalıştıktan sonra verir, ilmi ledün kapısı açılır. Hasan radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi kudsi:

يـَقُولُ اللّٰهُ عَذَّ وَجَلَّ اِذَا كَانَ الْغَالِبُ عَلَى الْعَبْدِ الْاِشْتِقَالُ بِىَّ جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى اِذَا جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ اِذَا عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ رَفَعْةُ الْحِجَابَ ف۪يمَا بَيْن۪ى وَبَيْنَهُ وَصَـيَّرْتُ ذٰالِكَ تَغَالُبًا عَلَيْهِ لَايَسْهُوا اِذٰا سَهَا النَّاسُ اُولٰٓئِكَ كَلَامُهُمْ كَلَامُ الْاَنْبِيٰٓاءِ اُولٰٓئِكَ الْاَبـْطَالُ حَقًّا اُولٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اِذَا اَرَدْتُ بِاَهْلِ الْاَرْضِ عُقُوبَةً اَوْعَذٰابـًا ذَكَرْتَهُمْ فَصَرَفْتُ ذٰالِكَ عَنْهُمْ       

“Allahu Teâlâ buyurdu ki; “kulumun daima benimle meşkul olması galib ve ziyade olunca o kulumun derunini gönlünün isteğini ve lezzetini benim zikrime koyarım. Ne zamanki onun gönlünün isteği ve lezzeti benim zikrimde oldu mu ve eyledim mi bana âşık olur, bende ona âşık olurum. Ne vakit ki ben ona o bana âşık oldu mu aradaki perdeleri açarım. Kendiyle benim aramdaki perdeler kalkar, kaldırırım. Onu kâmil, üstaz akıllı kulum eylerim. İşte bunlar ne zaman onun üzerine galebe çaldı mı o kulum artık nasın yanıldığı zaman yanılmaz. Onların sözleri peygamberlerin sözleri gibidir. Onlar, gerçekten benim yiğit ve bahadır kul­larım olurlar. Onlar hakkıyla ebdaldır. Ne zaman ki yer ehline azap etmek dilesem onları zikrederim, onların sebe­biyle o azabımı yer ehli üzerinden kaldırırım”[3] buyurmaktadır.

İlmi ledünni kazanmak zikrullaha çalışmak ile ve mürşidi kâmilin lazım olduğu aşikâr oldu. Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri Kur’an-ı azimuşşanda:

ف۪ي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ

“Allahu Teâlâ’nın; yüceltilmesine, içlerinde zikrullah edilmesine izin verdiği evlerde, camilerde akşam sabahAllahu Teâlâ’nın rızasını taleb ederek O’nu tesbih ederler.” [4]  

 رِجَالٌۙ لَا تُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَآءِ الزَّكٰوةِۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ

dünya ve içindekilerin hırsını, demahını kalbinden kesmiş nice erler var ki ne bir ticaret ne bir alış veriş onları zikrullahtan ve namazlarını edebine riayetle, huzuru kalble kılmaktan, zekâtlarını ifa etmekten alıkoymaz. O erler, kalblerin ve gözlerin kıvranacağı allak bullak olacağı bir günden kıyamet gününün mesuliyetindenkorkarlar.”[5] Allah korkusuyla titreyen kalbleri kendilerini zikrullaha, fikrullaha, ibadete, itaate sevkeder.

Bu ibadetlerinde niçin yapıldığını Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri şu ayeti kerimesi ile bizlere beyan ediyor:

لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

“zikrullah ve ibadete meşkul olanların maksatları onlara Allahu azimuşşan kendilerine işledikleri amellerinin Ahsen-en güzeli ile mükâfat ecir versin ve fazlı kereminden tezyid edip daha fazlasını bahşetmesi içindir. Allahu Teâlâ dilediğine hesapsız verir”[6] deyi buyurmuştur.

İşte bunlar yukarıda yazılı hadisi şerifte ki kemale, zikrullah ile taat ile ibadet ile ererler. Allahu Teâlâ bunların yaptıklarının nice mislini artırır, fazlından kereminden ihsan eder.

Cenâb-ı Allahu Teâlâ bizleri bunlardan eylesin, rızalı, ihlâslı aşk ile şevk ile zikrullah, ibadet, itaat üzere sonlarımıza kadar daim eylesin bu ihsana, bu lütfa erenlerden eylesin, âmin.

En büyük kemal budur. Bunlarında ehli zikir olduğu burada tamamen meydana çıktı.

Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri:

 اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

“Bilmiş olun ki, zikrullah kalpleri mutmain eder”[7] mutmaine makamına yetiştirir deyi buyurmuştur. İnsanı büyük adam eder, buda tarikatsız olmaz.

Şeriatla amel, tarikatla süluk yolu; hem şeriatla amel, bir de nafile namazlara devamla, zikrullaha devam ile Cenâb-ı Allah’a yakınlık, esrar ve sırra vakıf olmak, cezbe-i aşka, feyz-i ilahisine kavuşmak. Çünkü cezbesiz, aşksız terakki ve Hakk’a kavuşmak müşküldür. Bir hadis-i şerifte:

جَذْبَةٌ مِنْ جَذَبَاتِ الرَّحْمٰنِ تُوَازِي مِنْ عَمَلِ الثَّقَلَيْنِ

Yani “rahmani olan bir cezbe, aşk-ı ilahi bir kimseye gelse, insanların, cinlerin yaptığı amellerin ağırlığını tartar”[8] diye buyurulmuştur.

Sıdk, yani doğruluk ile bir de aşk. Aşk ile sıdkı insana kılavuz olursa, Cenâb-ı Hakk’a kısa, kese yoldan kavuşturur.

Allahu Teâlâ’nın cezbelerinden bir cezbe-i rahman, insanların ve cinlerin ibadetine bedeldir.

Bu da Allahı zikrede ede olur. Evvela kalbte tevhid ile biter, sonra vücudunu titretir yere çalar. Sonra bütün azalara geçer ve kendisini Allahu Teâlâ hazretlerine bila ihtiyar çeker, vara vara vasılı ilallah eder. O zaman dünyalıktan fani olur. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

  أُذْكُرُ اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًا حَتّٰى يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ لَكُمْ تُرٰٓاؤُونَ

 “siz Allah zikrini yapınız. Münafıklar size mürailik yapıyorsunuz derler. Öyle dedirinceye kadar zikrullahı çok yapınız”[9]

Allah’ı çok zikredip aşkullahı kazanmalı, aşksız amel hebadır. Bu aşk kimde yok ise o adama ilim bilir deseler yalandır. Şeriatta ve tarikatta maksat bu aşkullahı kazanmaktır.

Allahu Teâlâ hazretleri cemi mahlûkatı insan için yaratmıştır. İnsanlarıda ilim için yani kendini bilmek için yaratmıştır. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri hadisi kudsisinde buyuruyor ki:

 كُـنْتُ كَـنْزًا مَخْفِيًّا فَاَحْبَبْتُ اَنْ اُعْرَفَ فَخَلَقْتُ الْخَلْقِ

Yani demek olur ki, “Ben bir gizli hazine idim, diledim ki bilineyim, bu halkı yarattım”[10] buyuruyor.

Allah’ı bilmekte ilim iledir. İlim ikidir; biri ilmi zahiri, biri ilmi batını. Buna dair hadisi şerif yukarıda geçti tekrarında inşaallah fayda vardır. Enes radıyallahu anhunun rivayet ettiği hadisi şerif:

اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ فَعِلْمٌ ثَابِتٌ فِى الْقَلْبِ فَذَاكَ عِلْمٌ نَافِعُ وَعِلْمٌ ف۪ى اللّ۪يسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللّٰهِ عَلٰى عِبَادِه۪

Yani, “ilim ikidir; bir ilim kalpte sabit olan bir ilimdir ki kalbe Hakk’ın sırrıdır. Asıl ilmi nafi (faydalı ilim) budur.Hakk’ın vergisi odur. Bir ilim de dillerde söylenir, lisandaki ilimdir, kitaptadır. Bu da kullarına Hakk’ın hüccetidir”[11] bu ilim hüccettir ki insanlar birbirilerini bununla ikna ederler.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz buyuruyorlar ki:

يَا عَلِيُّ! كُنْ عَالِمًا أَوْ مُتَعَلِّمًا أَوْ مُسْتَمِعًا وَلَا تَكُنِ الرَّابِعَ فَتَهْلِكَ

“ya Ali! Sen âlim ol veyahut ilim öğrenen ol veyahut dinleyenlerden ol. Dördüncüden olma helaklik dördüncü içindir.”[12] Dördüncü bunların hiçbirinden olmamaktır. Bir başka rivayette أَوْ مُحِبًّا وَلَا تَكُونِ الْخَامِسَ فَتَهْلِكَ “veya Sevenlerden ol, beşinciden olma helaklik beşincidedir”[13] buyuruyor.

İlim üçtür; biri ilmi kesbi, biri ilmi Vehbi, biri ilmi sem’idir.

İlmi kesbi; bir hocadan zahiren okuyup talim görmektir.

İlmi Vehbi; bir kâmil şeyh mürşdi kâmil bulup onun emri üzere kalbinde ilmi hikmet kapısı açılması; zikrullah, nafile ibadetler riyazet, mücahede ile çalışmakladır.

İlmisem’i; âlimlerden işitmekledir.

İlmi kesbi ile ilmi Vehbi ikisi bu hadisi şeriften anlaşılmış oldu. Şeriata dâhil olan iman ve İslam sahibi olur. Lakin tarikata girip şeriat ve tarikat ikisini bir edip çalışırsa ilmi batın, esrarı ilahi zuhur eder, o vakit Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretlerini daha iyi bilir.  

Sevgili Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerinin

اَنَا مَد۪ينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِىُّ بَابُهَا               

 “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır”[14] dediği şehir, şehri hakikattir.

Hazreti Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem zahirde bir adamdır amma hakikatte iki cihanı kaplamış bir nurdur. O nuru bulan o şehri bulur.

Bu şehrin dört kapısı vardır; Biri Ebu Bekir sıddık radıyallahu anhu, biri Ömer radıyallahu anhu, biri Osman radıyallahu anhu, biri Ali radıyallahu anhu, o şehrin kapıları bunlardır.

Bu çarıyar efendilerimiz imzadır. Pirleri, imamı Ali radıyallahu anhu içeri koyar. Her kim bu hakikate ermiş pirlerin erkânın tutar, o kapıları bulur.

O pirleri bulmak için erkân tutan şeyh bulmak lazımdır. Pirlerin erkânını şeyhtan öğrenip çalışıp aşkı bulur. Şeyh olmadan kapıları bulunmaz, kapıları bulunmadan şehre girilmez.

İşte hazreti Rasulü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin

اَنَا مَد۪ينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِىُّ بَابُهَا              

 “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır”[15] dediği bu hakikat ehline aşikâradır. İmdi bu şehirleri bulmak için Tarikatın erkânı olan altı şartı bilmek lazımdır.

 


[1] Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.602/5886 (Beyrut). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.6.s.52 (Mısır). Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s.40/224 (Osmanlıca baskı).

[2] Darimi, Sünen c.1.s.114/364 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.2.s.294/1825 (Beyrut). Hâkimi Tirmizi, Nevadiru’l-Usül fi Ehadisi’r-Rasül c.2.s.303 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.68/4194 (Beyrut). Hatibi Bağdadi, Tarihi Bağdad c.4.s.346/2179 (Beyrut). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.223.

[3] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.s.165. (Beyrut), Ramuzel Ehadis c.2.s.517/3

[4] Nur suresi 24/36

[5] Nur suresi 24/37

[6] Nur suresi 24/38

[7] Raad suresi 13/28

[8] Şerhü Süneni İbni Mace s.271/3822. Keşfü’l-Hafa c.1.s.397/1069 (Beyrut) Muhammed Emin Tokadi, Süluk Risalesi s.386.

[9] Levamiu’l-Ukul Şerhu Ramuze’l-Ehadis c.1.s.439. Beyhaki, Şuabu’l-İman c.1.s.397/527(Beyrut). İbni Asım, Kitabu’z-Zühd s.108 (Kahire). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.2.s.85 (Mısır). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.3.s.81 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.12.s.169/12786 (Musul)

[10] Mustafa bin Abdullah er-Rumi, Keşfu’z-Zunun c.2.s.1040 (Beyrut). Ali bin Muhammed bin Ali el-Cürcani, Et-Ta’rifat s.218 (Beyrut). Münavi, et-Tearif s.568 (Beyrut)

[11] Darimi, Sünen c.1.s.114/364 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.2.s.294/1825 (Beyrut). Hâkimi Tirmizi, Nevadiru’l-Usül fi Ehadisi’r-Rasül c.2.s.303 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.68/4194 (Beyrut). Hatibi Bağdadi, Tarihi Bağdad c.4.s.346/2179 (Beyrut). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.223.

[12] Beyhaki, Şuabu’l-İman c.2.s.266/1709 (Beyrut). 

[13] Tabarani, el-Mu’cemü’s-Sağir c.2.s.63/786 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.2.s.265/1709 (Beyrut). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.75/8. Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.7.s.237 (Beyrut). 

[14] Kenzü-l-İrfan s.24/128. Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.44/106 (Beyrut). Hatib el-Bağdadi, Tarihi Bağdat c.7.s.172/3613 (Beyrut).

[15] Kenzü-l-İrfan s.24/128. Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.44/106 (Beyrut). Hatib el-Bağdadi, Tarihi Bağdat c.7.s.172/3613 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>