canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

EHLİ TAKVA - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

EHLİ TAKVA

 

Ehli sülûk olan bir kimse kötü bidatlerden dikkatle çok sakınıp sünnetlere, Kur’an’a dikkatle uyarak çalışırsa mülhime yolları, İlhami Rabbani, bilmediği ilim, irfanlar, Cenâb-ı Hakk’ın murad ettiği zamanlarda esrar sır kapıları açılmaya başlar.

Bu mülhime makamına ulaşan kimse çok dikkatli olması gerekir. İnsanlar arasında ve ihvanlar arasında bu kimseye kalpleri temiz olan kimseler hüsnü zanları atar ve kalpleri temiz olan kimseler severler.

Davetler yapılır, hürmetler yapılır, elini öperler, canını, mallarını, namuslarını emniyet ederler. Bu yapılan hürmetlerin her hangi birisine meyyal eder, haz duyar, zevk alır, hoşlanır ise dini helake gider. Üç kurdun bir koyuna saldırıp helak ettiği gibi.

Çünkü bu yolun evvelinde, iptidasında, istekleri, arzusu, maksatları Allahın rızasına kavuşmak, başka arzulardan savuşmak idi. İleriye gidemeyip, burada yapılan hürmetlere aldanıp, yolundan burada kaldı, emekler boşa gitti.

Ne kadar halk tarafından hürmet, hizmet yapılsa hiç birisine aldanmayıp çabucak gayret edip mülhime tehlikelerinde eğleşmeyip mütmainneye geçmesi lazım.

حُبُّ الثَّنٰٓاءِ مِنَ النَّاسِ يـُعْم۪ى وَيـُصِمُّ

“Bir kimse halkın kendisine hürmet Hizmet taltif saygı sevgi göstermelerinden zevk duyar, zevk alır, haz duyar ise bu hal o kimseyi hakkı görmekten kör ve hakkı işitmekten sağır eder”[1] o kimsenin dini afata gider. Üç aç kurtun bir koyuna saldırıp helak olduğu gibi[2]

Yani bu mülhime de ki kimsenin hadise şerife göre hürmete, hizmete, davete hiç birisine iltifat etmeden mutmainne yolculuğuna gece gündüz devam etmesi lazım. Aldanıp hizmetlerden zevk alıp kalanlar onların dini helalaka gider. Üç kurdun bir koyuna saldırdığı gibi dediğimiz budur.

Allahu Teâlâ hazretleri kulların hakkında buyuruyorlar ki “Biz hiçbir kavmi önceden uyarıp ikaz etmeden helak etmedik.” Âdem aleyhisselamdan evvel can, cin kavmini ikaz etmeden helak etmedik. Ondan beri insanoğullarını da ikazsız irşatsız bırakmadık. Enbiya evliyalarımız ile kullarımıza uyarı yaptırdık. Bu uyarıcı olan dostlarımız insanları gafletten uyarıcı kimselerdir.

Nefsi emmarede yaşayan kullarımıza uyarı yapıyorlar, aman ha! Nefsin emrinin altında yaşamayın, kurtulmaya çalışın. Nefsin emri altında yaşadığınız halde ölürseniz, bu azaları günaha kullandığınız için azap çekeceksiniz, çağrı ve uyarı yapıyorlar.

Vücutta bu ruhu hayvani olan nefse köle esir olmayın, bir an evvel kurtulup ruhu sultana teslim olunuz. Ruhu sultani dediğimiz, Cenâb-ı Hakk’ın nurundan peygamber efendimizin nuru O’nun nurundan peygamberimizin ruhunu peygamberimizin ruhundan bütün insanların ruhunu halk etti.

 Ruhu sultani dediğimiz o nurani ruhtur, ruhi sultanidir. Ona teslim olun, o sizi aslınıza çeker.

Eğer nefsin havasına uyar ve onun gösterdiği yönlere şayet giderseniz, nefsin dediklerini tutarsanız, iki dünyanızı harap eder, sizi yaratan Allah’a düşman eder diye durmadan âlim-ulema olanlar Allah’ın kullarını ikaz ederler.

Daha yüksek makam, derece olan ehlullah olanlarda ikaz, irşad, uyarı yaparlar. Nefsi levvame, mülhime makamlarında eğleşmeyip ileri mütmainneye azmedin çünkü mutmainne de kulun Hakk’a çağrılması var.

Ey nefsini emmarelikten, levvamelikten, mülhimelikten eğleşmeyerek, hürmetle, tazimle, benden gayri arzuların küllüsünden savuşarak, benim için nefsinin bütün zevklerinden savuşarak, benim için nefsinin bütün zevklerinden göz yuman, benim için nefsini açlık zindanlarına mahpus kılan kulum! Artık başka lezzetlerden zevk almayan kulum! Arzusu, isteği, maksadı, bana kavuşmak olan kulum!

اِرْجِع۪يٓ اِلٰى رَبِّكِ

ircii ile rabbike “dön Rabbına dön”[3] gel dostun ile kavuşmak sırası geldi, arzu maksatların kabul oldu. Gel artık gel dostluklar başlasın rabbine gayrilerinden dönde gel, esrarı sırlar açılsın. Orada kul Rabbisinden razı olur. Çünkü raziye makamıdır.

Kul, ya Rabbi senden razı oldum, isteğim senin rızan idi rızana kavuştum, daha başka istemeğe yüzüm yoktur ya Rabbi. Cenâb-ı Hakk’ta derki ey kulum! Daha var, sana ihsan edeceklerimden marziye var. Yani benim senden razı olmaklığım vardır diyerek hıtam eder. Sen benim razı olmuş kullarımdan ol marziyyedir. Marziyye makamı; Allah’ın o makamda kulundan razı olması var. Allah’ım cümle din kardeş bacılarımıza nasip etsin, âmin, ya Muin.

Çünkü bu makamda Allahın o kuluna ettiği lütuflar var, ihsanlar var, ilmi irfanlar var, ilmi hikmetler var, aşkı ilahi, feyzi ilahiye dalması var, esrarı sırlara dalması var.

Kul orada tamamen Allah’ı sevmekte, tevekkül teslimiyetinde, imanında, itikadında, zerre kadar şüphe tereddüt kalmaz, zuhuratı anlar, zuhurata tabi olur.

Rabbisinden razı olur, sevgi muhabbetti artar, yakîni artar. Cenâb-ı Hak bu sevdiği kuluna daha arkası var, ey kulum! Benim senden razı olmaklığım var. Sen benim razı olduğum kullarımdan ol, makam cevapları var, daha sana vereceğim odur. Seni raziye marziye ye ulaştıracağım razı olduğum kullarımdan ol. Cenâb-ı Hak ümmeti Muhammed’e cümlemize nasip, müyesser eylesin, âmin, ya Muin.

Bir kelam konuşurken, sohbet yaparken, düşünerek, tefekkür yaparak, düşünü düşünü yapmak, her kelamı düşünerekten, tefekkür yaparaktan çıkarmak lazım, yapacağı her işte bu dikkat lazımdır. 

Padişahın biri, iki marangoz ustasına emir veriyor, ağaçtan bir deve yapmaları için. Ağaç malzemeleri hazırlyorlar, marangozun birisi düşünmeden baltayı vuruyor.

Öbür marangoz düşünmeden baltayı vurduğunu görünce, “eyvah!” diyor.

Diğer marangoz diyor ki, “ne oldu?”

“düşünmeden baltayı çaldın, onun bir ulağı eksik çıkar.”

“yahu daha yeni başladık” deyince, “düşünmeden baltayı vurduğun için onun bir ulağı (parçası) eksik çıkar” diyor.

Uğraşı uğraşı bitiriyor, ulağın biri eksik çıkıyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bir hadisi kudsisinde buyuruyor ki:

وَمَا تَقَرَّبُ اِلَىَّ عَبْد۪ى بِشَيْىءٍ اَحَبُّ اِلَىَّ مِمَّا اِفْـتَرَضْتُهُ وَمَا يَذٰلُ عَبْد۪ى يـَتَقَرَّبُ اِلَىَّ بِالنَّوٰافِلِ حَتّٰى اُحِبُّهُ

Manası: “Kulum bana yakın olamaz, en sevdiğim farzlarda yakın olduğu gibi. Kulum benden ayrı olmaz, bana yakın olur nafilelere devam ettikçe. Hatta o kulumu severim. O benden, ben ondan ayrı olmaz.” Hadisi kudsinin devamında:

فَاِذٰا اَحْبَبْتُهُ كُـنْتُ لَهُ سَمْعَهُ الَّذ۪ى يَسْمَعُ بِه۪

“Ne vakit kulumu sever isem, onun duygusu ben olurum, onunla duyar.” (Hazret-i Ömer radıyallahu anhunun, harbedenleri Hindistan’da gördüğü, duyduğu gibi.) Hadisi kudsi devam ediyor:

وَبَصَرَهُ الَّذ۪ى يـُبْصِرُ بِه۪ وَيـَدَهُ الَّـت۪ـى يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّـت۪ى يَمْشِ بِهَا وَ اِنْ سَئَلَن۪ى اَعْطَيْتُهُ وَلَوِاسْتَعَاذَن۪ى لَاُع۪يذَنَّـهُ

Buyuruyor ki “basireti, gözü benden olur, Benim gözüm ile görür ve eli Benim kuvvetim ile tutar ve ayağı onunla yürür ve eğer Benden isterse veririm, eğer Bana sığınsa, onu muhafaza ederim”[4] buyuruyor.

Ne zaman bir kul kulağını Allah’ın hoşlanmadığı haram olan kelamlardan zahir kulağı kapatır dinlemezse o zaman batın kulağı açılır. Manevi batın kulağı, sana maneviyat alışverişleri açılır. İlhamı Rabbani kelamlarını dinletir.

Zahiren zahir gözü, bütün haramara kapatır, haramlara bakmaz isen o zaman batın gözlerin açılır, inşaallah maneviyat denizine dalarsın. İnci mercanlar saçılır, ilhamı Rabbaniler gelmeye başlar.

Zahir eller haram yönlere kapatılır, haramlar işlenmez ise o zaman batın elleri iş görür. Bedeni yerinde durur, batın elleri iş görür. 

Zahiren bir yolculuktan yolculuğa giderken yolun neticesi daha kısa zamanda sevdiklerimize kavuşmak için en kısa yol aranır. Zamanımıza göre en kısa yol uçak, uçağında uyulması gereken kuralları var. Kanuna uyulması gerekiyor.

Devlet yetkilisi adamlar uçağa binerken binmezden evvel kontrol yapıyorlar, devletin yasak kıldıklarından her hangi birisinden biri üzerinde bulunur ise onunla uçağa bindirmiyorlar, üzerinden çıkarıp alıyorlar, bunlar zahir yolculuk. Batın yolculuğumuz batın seferi ise hazreti Pirimiz şeyh Abdulkadir Geylâni kaddesallahu sırrahu’l-aziz efendimiz Gavsiye-i Geylaniyesinde:

مَنْ حَرَمَ بِسَفَرِ الْبَاطِنِ اِبْتَلَيْتُهُ بِسَفَرِ الظَّاهِرِ

“Her kim manevi batın yönünden Rabbisine kavuşmak yoluna gitmez kendine haram ederse Cenâb-ı Hak onların o zahir yaşantılarını iptilaya belaya koşar sıkıntıya koşar” buyruluyor. Buna göre batın, manevi seferi yolculuğunda nelere dikkat edilmesi lazım gelir, ne yapmamız gerekir?

Zahiren uçakta; üzerinde kanunen yasak kıldıklarından bir şey bulunan uçağa bindirilmiyor, yolundan geri kalıyor.

Manevi batın seferinde de Allah’ın sevdiği memur yetkili dostlarına bildiriyorlar. Batın uçağına binip kısa yoldan Rabbimize kavuşmak istiyorsanız sizlerde muayene olacaksınız. Muayenede kalbinize zerre kadar çıkmayan atamadıklarınız dünya muhabbetlerinin birisi kalıp üzerinizde bulunursa manevi batın yolculuğuna bırakmıyorlar. Sevgiler hele şu dünya sevgisi deyince daha yanında neler alıp kökleşmiş sökülüp atılmamış.

Dünya deyince çok kısadan, hanımın dünya sevgisinden, evlatların, mal ile birikip birde halkın sana merhaba diye hürmetleri, lütuf hizmetleri, aleyhinde buğuz, gıybetler, adavetler yapılmalarına mütessir, hürmette hizmette zevk alıyorsan, adavet, buğuzlara, hakkında gıybetlere, müteessir oluyorsan daha ihlâsa kavuşmamışsın.

Batın seferinde bunlar bulunursa sefere gelmene batın uçağına almıyorlar. Buda bir örnek misaldir. Batınan Cenâb-ı Allah’a ve onun rızasına, sevgisine kavuşmak istiyorsak, birde batın yolculuğuna gelenlerden isen başta dünyalıkları kalpten tamamen söküp atması hiçbir eseri kalmaması lazım.

Çünkü Allah’ın dostluğuna kavuşmamıza mani olanlardan birisi dünya sevgisi, ikincisi nankör nefsin, gece gündüz Rabbisinden sıkılıp ve utanmadan isteklerini öne koyar.

Şeytan çevrede dolanıp nerede sünnet noksanı var, nerede şeriatta uymadığı yönler var, oradan girip nefis ile birleşirler, maneviyat mahsüllerini bozup Allah’tan uzaklaştırırlar.

Öyle ise insan, dostunu düşmanını iyi tanıması lazımdır. Dünya sevgileri, nefsin hoşuna gelen zevk arzuları, devamlı nefsin isteklerini ortaya koyarlar. Bu arzulara tabi olmak ise iki dünyayı helak eder, batın yolculuğu kapanır. Senin Rabbine yakın olup kavuşmalarına bunlar engel değil mi?

 


[1] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s.129/832 (Osmanlıca baskı). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.142/2726 (Beyrut). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.3.s.369 (Mısır).

[2] Halebî Sağir tercümesi kenarı s.372–373

[3] Fecr suresi 89/28

[4] İmam Nevevi, Kırk Hadis, s. 84/38. Sahihi Buhari c.5.s.2384/6137 (Beyrut). Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya c.1.s.4 (Beyrut). Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 1, s. 469/1003 (2: 240/1752). İbni Mace, Fiten, 16, Ahmed İbni Hanbel, Müsnet, 6/256, Sahıhi ibni Hıbban c.2.s.58/347 (Beyrut). Beyhaki, Sünenü’l-Kübra c.3.s.346/6188 (Mekke). 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>