canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Amelin Temeli - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

AMELİN TEMELİ

 

Amelin temeli üçtür:

  1. Tevekkül
  2. Amel-i salih
  3. Edep

Tevekkül şudur ki; bir kimse, iman edip, Allah (c.c.)’a ibadet etmeye Cenab-ı Hakk’ın rızasına ve dostluğuna kavuşmak azminde çalışırken bu yolda başına gelen her türlü sıkıntılara karşı hiç kimseye halini şikayetçi olmayıp, her halini, her işini Allah (c.c.)’a havale ve her işine Allah (c.c.)’ı vekil edip, her işini O’na ısmar-layıp, O’nun her işi yapacağına inanıp, sabırla beklemektir.

Amel-i salih şudur ki; çalışıp yaptığı amellerini yalnızca Allah (c.c.)’ın rızasına hoş gelmesini düşünüp, başka gaye ve maksatlardan temize çıkarmaktır.

Şöyle ki, bir kimse çok sevdiği dostuna göndereceği hediyesini seçerek kontrol ede ede seçip; kurtlusunu, uluğunu, olmamışlarını iyice teftiş ve kontrolden geçirip, silinip temizlendikten sonra huzura çıkarıyor.

Yapılan amellerde, amellerini riyadan, kibirden, ucubdan, hasetten, buhldan, hırs, tamahdan, gazaptan dünya sevgisinden, hürmete haz duymaktan, kendisini methetmekten ve methedenden çok sakıncalı olup, bir kimsenin pişireceği yemeği nasıl ki, pirinç tanelerini pirinçten başkası seçilip, pirinç kaldığı gibi ameldeki arzusu tek yalnız Allah rızası olmalıdır. O’nun rızasını kazanıp, rızasında olunca isterse dünya Halkı senden yüz çevirip yön dönsünler, Allah (c.c.) sana yeter. O’ndan gayrıları küllisini kalpten atıp gider.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem miraçta Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri ile konuşup, bir rivayete göre, doksan bin kelam aradan geçtiği haber veriliyor. Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri, Cebrail’e emir buyurur ki, Habibimi götür; cennetimi, cehennemi gezdir, diye emir buyurur. Peygamber Efendimiz, Cebrail aleyhisselam ile cennet-i ala’yı gezer, cehenneme gelip, Hazret-i Malik ile birlikte cehennemi geziyorlar. Her cehennemin kapısında kimlerin azap yeri ise yazılmış. Birinci cehennemde yazı yokmuş ki, Peygamber Efendimiz Malik’e soruyor; burası kimlerin yeridir, deyince, cehennem maliki utanıp, başını aşağı eğip, hafi (gizli) olarak Cebrail aleyhisselam’a söylüyor. Cebrail aleyhisselam, Malik’e cehri olarak kendisine söyle deyince, Malik utanarak, burası senin ümmetinin asilerinin yeri, deyince, Peygamber Efendimiz, ümmetinin üzerine merhameti, şefkati çok olduğundan, mübarek gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca, Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri, Ya Habibim, biz seni dostlarımızın yerini gör, düşmanlarımızın yerlerini gör, diye gezdirdik. Ya Habibim, sen kendini üzme, o gördüğün cennetin kendi kendine gücü, bir sala-hiyeti olsa idi, Adem aleyhisselam’ı dünyaya atmaması lazım gelir idi. O gördüğün cehennem ateşinin de eğer kendi kendine bir gücü, salahiyeti olsa idi, İbrahim aleyhisselam’ı yakıp kül etmesi lazım gelirdi. Ya Habibim, bir kulum benim rızamda olunca, isterse o kulumu yedi kat cehennemin dibine atsınlar, onun yeri gül gülistan olur, diye buyurdu.

Ameldeki gaye, maksad-ı ilahi, ente maksudi ve rızake matlubi. Yani, ilahi, maksadım sensin ve matlubum senin rızandır.

Bir de amelin temellerinden üçüncüsü edep denilmişti. Tarikat, edep üzerine kurulmuştur. Bu edep bir tac-ı devlettir nur-u Hüda’dan, kim giyer onu emin olur her türlü beladan. Bu da şeriatı düzgün halis niyet ile doğru istikametle azminde devam, sebatlı ibadet, zikrullahın çokluğu ve ihlas ile amel-i salihaya devam ve ihlaslı nafilelere devamla çalışırsa, iman kuvvetleşir, yakîni kuvvetleşir. Haya, edep de artar, kuvvet bulur.

Yani yapılan bir binanın önce planı çiziliyor, temelini sert zemine ulaştırıp, temelini zaviye ve gönye ile doğrultup üzerine başlanıyor. Başlangıç lazım ama, önemli olan sonuna bakılır. Bakalım sonu ikmaline kadar devam edecek mi? İnşaat yarıda mı kalacaktır! Buna örnek olarak bir kimse de şu içinde bulunduğumuz dünyayı ve bütün dünyanın içindekilerini ve kendi hayatını, ömrünü düşünüp bunun hepsi muayyen bir zaman içinde geçecektir. Bu geçici muayyen zaman elde iken sonu geçip bitmeyen zamanı kazanıp, ele geçirmek için gece gündüz bu sonu bitmez gitmez devlete, böyle bir servete çareler düşünüp aramaz mı?

Bu dünya devletlerinin hepsi son bulacaktır. Ancak kaim daim var olan, bütün varlığı ve mahlukatı halk edip, yaratan kuvvet, kudret, şefkat sahibi olan bir Allah (c.c.) bakidir.

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri kendi kuvvetini, kudretini yaptıkları suni ve icadiyle gösteriyor. Yaptığı sanatı kuvvet ve kudretine şahitlik ediyorlar.

Al-i İmran suresi 2. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

اَللّٰهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۙ

 

Allahu Teala’dan başka mabud yoktur, ancak ibadete layık Allahu Teala vardır. Allahu Teala daima hayatla muttasıf olduğun-dan sabittir. Hiç zeval ihtimali yoktur.

Al-i İmran suresi 6. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَآءُۜ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

 

Yani, Allahu Teala Kadir ve Kayyumdur ki, sizleri analarınızın rahminde dilediği vech üzere tasvir eder. Allahu Teala sizi erkek veya dişi, siyah veya beyaz, sarı veya kırmızı, güzel, çirkin her çeşit şekil ve surette yaratmaya kadir olduğunu bildiriyor.

Al-i İmran suresi 18. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِۜ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُۜ

 

Yani, Allahu Teala kendi zatından başka ma’bud-ı bi’lhak olmayıp, ancak kendi zat-ı uluhiyeti ma’bud-ı bi’lhak olduğuna, adaletle kaim olduğu halde şahadet etti. Yaptığı zanaatını göstermekle ispat ediyor. Yaradılan melekler de şahitlik yapıyorlar. Peygamberler ile ihlaslı alimler de, yani şekten, şüpheden, zandan, tereddütten kurtulup aynel yakîna, hakkal yakîna esrar-ı sırra ulaşan alimler, durmadan Allah (c.c.)’ın birliğini, kuvvetini, kudretini haber verip, şahitlik ediyorlar. Hangisini inkar etmeye cesaret edersin? İnkarına dayanma, kendine güvenme, şeytan inadı gibi inadında direnme. İmanını kuvvetleştir, kendini zandan yakîne ulaştır.

Mülk suresi 1. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ

 

Allahu Teala cümle mahlukatında tasarruf, O’nun kuvvet ve kudretindedir. Zira dünya ve ahiret cümlesi O’nun kudreti ile vücut bulmuş, meydana gelmiştir.

Mülk suresi 1. Ayet-i kerime’nin devamında buyuruluyor ki;

 

وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌۙ

 

O Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri her şeyi yapmaya, icat etmeye kadirdir. Yok iken var eder, var iken yok eder.

Mülk Suresi 2. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ

 

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri insanları halk edip, dünya alemine çıkarıp, buluğ çağına gelinceye kadar günah yazdırmıyor.

İnsanlar hakkında İsra suresi 70. ayette;

 

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِيٓ اٰدَمَ

 

buyuruyor. Yani biz, insanoğullarını her mahluktan mükerrem halk eyledik, buyuruyor. Hem üstün, kıymetli hem de imtihana kabiliyetle halk eyledik. Dünya aleminde kendilerine hem gençlik, hem sağlık, hem hastalık, zayıflık hem de ölümü verdik. Hem kendilerini uyarıcı, ikaz eden ayetler ve peygamberler ve igaza layık, irşada layık mürşitler, alimler gönderdik. Hiçbir kavmi önce resul göndermeden, ikaz etmeden helak etmedik. Önce peygamberler, resuller gönderip söylettirdik, imana davet ettirip, ikazlar ettirip, ondan sonra helake layık olup, öyle helake karar verip, öyle helak eyledik buyuruluyor. Yani ayetin meali, bu kadar ayetler, irşatlar, ikazlar yaptırdıktan sonra, insanlar dünya aleminde imtihan koşusunda irade-i cüz’iyesini bakalım nasıl kullanacaklar," hangileri kendini yaradanı anlayıp, imanla Allah korkusunu kalpten çıkarmayarak, Allah (c.c.)’ın kanun-ı ilahi olan Kur’an-ı Kerim’in emirlerine uyup, dostluğuna erip sayısız, sonu bitmeyen nimet ve servetlere kavuşacaktır. Bakalım, hangileri bu dünya aleminin hayaline aldanıp, nefsin hevasına, şeytanın yalan vaadlerine, yalan yanlış kuru iğvalarına aldanıp, kendini yaradanı bırakıp, nefsin ve şeytanın esiri olup, Allah’a asilik, kanununa aykırı hareketlerde devam ede ede, Allah’ın gazabına çarpılacaktır. İnsanlar, büyük imtihan içindedirler.

Mülk suresi 2. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُۙ

 

Yani, Allahu Teala kanun-u ilahiyesine uymayıp, günah işleyip asi olanlara ceza ile, intikama kadir ve günahtan vazgeçerek nadim ve pişman, müteessir olarak tevbe eder, itaat eder ise, kusurlarını sitir ve affedicidir. Yani, Cenab-ı Hak daire-i taattan çıkanlardan intikama kadir ve düşmanları üzerine her zaman galiptir. İbadette ihlas üzere bulunanlara in’am ve ihsan ederek, nadim pişman olup, tevbe ettikleri günahlarını mahv ve izale edicidir.

Çok günahı olan kimse, Cenab-ı Hakk’ın mağfiretinden me’yus olmaz. Zira Cenab-ı Hak kusuruna nedametle tevbe edenlerin kusurlarını affedeceğini vaadettiğinden, mağfiret-i ilahiyeden me’yus olmak haramdır.

Yani, Allah korkusunu her an kalpten çıkarmayacağız. Allah korkusunu kalpten çıkarıp, Allah korkusundan emin olup, iftiharlı, ser-best olup, emniyete, eminliğe düşmemeye çok dikkatli olup, Allah korkusundan bir an emin olmayacağız. Hem de Cenab-ı Hakk’ın rahmetinden umudu kesmeyeceğiz. Umutsuzluğa düşmeyeceğiz. Cenab-ı Hak kuvvet, kudret sahibi olduğunu beyan etmek üzere, Mülk suresi 3. Ayet-i kerime’de buyuruyor ki;

 

اَلَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۜ

 

Yani, Allahu Teala, şu zat-ı ecell ve a’ladır ki, birbirine mutabık olarak yedi kat gökleri yarattı ve Rahman Teala’nın halk ettiği mahlukatı arasında bir intizamsızlık ve münasebetsizlik göremezsin. Zira her birerleri hüküm ve mesalihe mutabık olup, aralarında asla eğrilik ve uygunsuzluk yoktur.

Yedi kat gökleri birbirinin içinde ve fevkinde suret-i muntazamada halk buyurdu ki, her bir yekdiğerine mutabıktır ve nizam-ı aslisi üzere devam etmektedir. Semavatı bu intizam üzere halk etmek rahmet-i ilahiye eseri lütf-u ilahi olduğuna işaret olunmuştur.

Bu ayet-i celile vacip Teala’nın fail-i muhtar ve kudret-i kahire sahibi olduğuna delalet eder. Çünkü gökleri her birerleri siyak-ı vahit üzere yaratılıp, direksiz ve zincirsiz havada muallakda durması ve her birerlerinin hal-i hazırda miktar-ı muayyeninden ziyade ve noksan olması mümkün iken, miktar-ı muayyen üzere bulunması, kudret-i kahireye ve halıkının fail-i muhtar olmasına delalet eder.

Vacip Teala göklerin yaratı-lışında tefavüt, yani özür, bir noksanlık olmadığını beyanla ilm-i kemal ve kudret-i tam sahibi olduğunu beyandan sonra, şu beyanı tekit etmek üzere, Mülk suresi 3. Ayet-i kerime’de buyuruyor ki;

 

فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

 

Göklerin intizamında halel(kusur) olmayınca, sen tekrar semada delik ve yırtık gibi bir özür görür müsün? Yani, semaya bir kere bakmakta hata olmak ihtimaline binaen, belki tefavüt olmamasıyla hüküm edemezsin, veyahut hüküm edersen de itimat edemezsin. Binaenaleyh sen gözünü tekrar semaya doğru döndür, tekrar be tekrar bak ki, intizamda şüphe kalmasın ve yakîn tarikle semada yarık ve yırtık gibi bir ayıp ve noksan olmadığını bilesin ve haber verilen şeyde asla şüphe olmadığı bilinsin. Çünkü insanın hüküm vereceği bir şeyi layık-ı vechile tetkik etmesi lazımdır ki, hükümde hata olmasın. Onun içindir ki, hakimlerin hükümlerini kemal-i tetkik etmesi lazımdır ki, hükümde hata olmasın. Onun içindir ki, hakimlerin hükümlerini kemal-i tetkik üzere bina et-meleri, ehem ve elzemdir. Zira tetkik etmeden verilen hükümde hatadan selamet olmaz. Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri birliğine, kudretine delillerle ispat ediliyor;

Bakara suresi 163. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ۟

 

Ey insanlar, sizin ma’budunuz ma’bud-ı vahidtir, birdir. O’ndan başka ma’bud-ı bilhak yoktur. Şeriki yoktur, rahman, rahimdir ki, dünyada her kuluna ve bütün yarattığı mahlukatını rahmaniyetinden rızıklandırır ve ahirette yalnız iman ile ihlaslı ibadet ve emrine itaat eden kullarına ihsan edicidir. Vacibi Teala, zatına şirk edenleri bu ayetle tekzip etmiştir.

Tefsir-i Hazin’da beyan olunduğu vechile Allahu Teala’nın vahdaniyeti zatında, sıfatında, ef’alinde ve rububiyettedir. Zira ibadete istihkakında şeriki olmadığı gibi cümle eşyayı halk edip, terbiye etmesinde dahi şeriki yoktur ve ibadete istihkakını in’am sahibi olduğunu beyanla ispat etmiştir. Ancak elbette ibadete müstahaktır; çünkü nimetin şükrü emr-i ilahiyeye imtisal ve ibadettir.

Ayetin nüzulü; müşrikler tarafından, Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, sen Rabbinin sıfatlarını bize beyan et, demeleri üzerine; sure-i ihlas ile bu ayetin nazil olduğu mervidir. Esma bint Zeyd radıyallahu anh Resulullah’ın ism-i a’zam iki ayettedir; birisi Bakara suresinin 163. ayeti olan;

 

وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ۟

 

ayetidir. Diğeri sure-i Al-i İmran’ın 1. ve 2. ayeti olan;

 

الٓمٓ ﴿﴾ اَللّٰهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۙ

 

ayetidir. İşittim dediğini Ebu Davud ve Tirmizi kitaplarında rivayet ile hadis-i sahih olduğunu beyan etmiştir. Cenab-ı Hak Tea-la ve Tekaddes Hazretleri vahdaniyetini beyandan sonra, vücuduna delalet eden delillerden sekizini beyan etmek üzere:

Bakara suresi 164. Ayet-i kerime’de buyuruyor ki

 

اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَآءِ مِنْ مَآءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَآبَّةٍۖ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

 

"Yerin ve göklerin yaratılışında ve gece ile gündüzün ihtilafında ve nasın menfaati uğrunda deryada yürüyen gemilerde ve Cenab-ı Hakk’ın semadan inzal ettiği yağmur ile ve sularında ve o sular sebebiyle kurumuş arzı kuruduktan sonra, ihyasında ve yeryüzüne hayvanatın her nev’ini dağıtmasında ve rüzgarları bir taraftan diğer tarafa nakletmesinde ve yer ile gök arasında emrine muti olan bulutları istediği yere dönderip aktarmasında aklı olan kavim için Cenab-ı Hakk’ın birliğine, kudretine deliller, alametler vardır."

Çünkü semanın direksiz ve bağsız durması ve semayı tezyin eden yıldızların kendi kendilerine olur şeylerden olmadığından, Cenab-ı Hakk’ın kudret sahibi olmasına delalet eder.

Çünkü mahlukat cümlesi tağayyürata maruz oldukları cihetle hadistirler. Her hadis için de bir mevcudun vücudu lazımdır, yani her varlığı halk eden yaradan Cenab-ı Hakk’tır. Varlığına yaratıp halk eylediklerini götserip, haber veriyor.

İmam Malik Hazretlerinin yanına tabiatçılar her şey kendi kendine halk olur, diyen bir grup geldi. İmam Malik Hazretlerine haber verdiler, bir müddet geç geldi. Tabiatçılar dediler ki, biz geldik, haber verdik, niçin bu kadar beklettin, deyince; dedi ki, haberiniz geldi, yanınıza gelmeye çıktım. Önüme bir deniz geldi, bekledim. Acaba nasıl geçebilirim derken, baktım ki, suyun yüzüne kendi kendine bir tahta gelip durdu, bir tahta yine kendi kendine gelip o tahtaya yapışıverdi. Yine bir kısım tahtalar gelip, ustasız, zanaatsız kendi kendine bir kayık yapıldı. Ona bindim, öyle yanınıza geldim, deyince, tabiatçıların büyüğü, kalkın gidelim, deyince, öbürleri dediler ki, bizler oturup konuşacağız, deyince, büyükleri dedi ki: bu işi başından kesti, dedi. Biz buna desek ki, bu nasıl kelam, bu kelamı akıl, mantık kabul eder mi; bir kayık suyun yüzünde zanaatsız, ustasız yapılır mı, diyecek olsak, buna cevabı hazırlamış ki, bir ufak kayık zanaatsız, ustasız kendi kendine yapılma imkanı yok ise; bu yerler, gökler ve göklerdeki ay, güneş, yıldızlar ve gecenin gelmesi ve gündüzlerin gelip, alemi nur ile aydınlatması, bu alametler hiç kendi kendine olur mu, diyecek. Nasıl bir kayık ve buna benzeyen fabrikalar ürettikleri silah ve sair kumaşlar ve saire zanaatkarların çeşitli yaptıkları hepsi birer sanatkarın elinden yapılmıştır. O sanatkarın olduğunu ve zekasını ve yüksek zekaya sahip olduğunu gösteriyor, bu kadar göklerdeki yedi kat sema ay ve güneş, yıldızları göz ile görünüyor ve yerdeki göz ile görünenler ki toprakta bu kadar nebatatlar hepsinin kökü toprakta ve dış şekilleri ve lezzetleri, kalıpları ve kokuları ve şifaları ayrı ayrıdır.

İşte gerek kayık, gerekse sanatkarların yaptıkları her bir zanaatkarın elinden yapılmıştır ve ufak bir kayık ustasız, bir sanatkarsız yapılma imkanı olmaz ise, bu kadar yerlerde ve göklerde varlıklar hiç kendi kendine yapılır mı? Nasıl ufak bir kayık bir usta ve sanatkar elinden yapılmış ise bu kadar yerde, gökteki varlıklar da büyük kuvvet ve kudret sahibi hayyul kayyum olan Cenab-ı Hakk’ın muradı, iradesiyle yapılmıştır, diye cevaplandırmış.

Tabiatçıların dediği gibi olsa, her şey aynı, müsavi olması lazım gelir. Mesela kış yaz ayrı, mevsimler ayrı, toprakta bitenler ayrı, kadın erkek insandaki a’za parçalar, ayrı ayrı hepsi de et parçası, fakat vazifeler ayrı. Göz et parçasıdır, görme sırrı var; kulak et parçası, duyup işitme sırrı var. İki çene arasında dilde et parçasıdır; natıka, konuşma, kelam söyleme sırrı var. Bunların hepsi Cenab-ı Hakk’ın varlığını ve ne kadar büyüklüğünü ve ne kadar kuvvet, kudret sahibi olduğuna delil ve şahittir.

Al-i İmran suresi 18. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُولُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِۜ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُۜ

 

Allahu Teala, kendi zatından başka ma’budu bilhak olmayıp, ancak kendi zatı uluviyeti ma’bud-ı bilhak olduğuna adaletle kaim olduğu halde şahadet etti ve ma’bud-ı hakiki ancak zat-ı uluhiyet olduğuna melekler ve ilim sahipleri dahi şahadet ettiler ve ma’bud-ı bilhak olmadı, illa Allahu Teala oldu ki, O cümleye galip ve her şeyi bilir. Ef’ali hikmetten hali değildir, yani şehadet yakîn ile bilerek bir hakikati olduğu gibi haber vermektir. Buna nazaran Cenab-ı Allahu Teala’nın şehadeti Kur’an’da müteaddit delillerle vahdaniyetini haber vermesidir. Meleklerin ve erbab-ı esrar-ı sırra geçenler ve zandan yakîne geçen alimler de Allahu Teala’nın Vahid, bir hakiki olduğunu delilleriyle haber vermeleridir.

Al-i İmran suresi 26. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَآءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَآءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَآءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

 

Yani, Habib-i zişanım, sen, de ki; ey cümle mülkün sahibi olan Rabbim, sen dilediğin kuluna mülk verir ve dilediğin kimsenin elinden mülkünü alırsın ve istediğin kimseyi aziz eder ve istediğin kimseyi zelil edersin. Sen her şeye kadirsin, demekle dergahımıza niyaz et. Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri cümle kuvvet ve kudretin sahibi olduğu gibi, cemii mahlukata tasarrufu mümkün olduğundan, Malikü'l-mülk denilmiştir. Bütün mahlukatın malikidir.

İşte bu esasa binaen Cenab-ı Hak, Resulüne nübüvvet ve mülk ve saltanat vermekle aziz edip, Yahudilerden nübüvveti ve saltanatı almakla zelil kıldı. Yahudilerin bile bile inatları, Peygamber Efendimizi Cenab-ı Hakk Musa aleyhisselam’a, İsa aleyhisselam’a inen kitaplarda bildirmiş ve o peygamberlere de bildirmiş idi. Onlar da kavimlerine bildirdiler. Bu kadar ikazlar olduğu halde Yahudi ve Nasaranın bir kısımları inat ettiler, Peygamberimize çeşitli itirazlarda bulunanlar oldu.

Bu ayetin sebeb-i nüzulü, Mekke ahalisinin Medine’ye hücumları üzerine, Resulullah hendek kazılmasını ve her on iki kişiye kırk arşın yer kazmalarını emretti. Selman-ı Farisi ile arkadaşlarına isa-bet eden yerde büyük bir taş zuhur edip, Resulullah’a haber vermeleri üzerine, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem o taşı kırarken Rum ve Faris şehirlerini ve Yemen’de San’a’yı gördüğünü ve Cibril-i Emin’in gelip ümmetinin bu beldeleri fethedeceğini haber verdiğini ashabına haber verince, münafıklar ashab-i kirama; gördünüz mü Resulünüzü, siz korkunuzdan taşraya çıkamayıp, Medine etrafında hendek kazmakla meşgul olduğunuz bir zamanda bir takım hülyalarla sizi nasıl aldatıyor; Rum ve Faris memleketlerini ve Yemen’de San’a’yı gördüğünü ve oraları fethedeceğinizi haber veriyor. Bunların hepsi gülünç şeyler demekle, ashab-ı kiramdan bazılarının fikirlerini iğfale çalıştıkları zaman, bu ayetin nazil olduğu mervidir. Şu halde ayet-i celile Resulullah’ın haberini teyit ettiğini ve ileride o beldelere ümmetinin malik olacağını beyanla münafıkları reddetmiştir.

Çok zaman geçmeksizin ayetin sırrı zuhur etmiş ve ashab-ı Resulullah, fütuhat-ı azime ile malik-i Farise tamamen ve Rum memleketlerinden de birçoklarına malik olmakla aziz ve o beldelerin sahipleri zelil olmuşlar ve bu gibi fütuhatı pek uzak addeden münafık ve Yahudilerden sağ kalanlar da gözleriyle görmüşlerdir. Bu ayet Peygamber Efendimizin ileriyi görüp haber verdiklerinin hepsi ne söyledi ise, aynısı çıkıp görülünce ve bu söyledikleri mucizeden başka bir şey değildir.

Rahman suresi 19-21. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ ﴿﴾  بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِۚ ﴿﴾  فَبِاَيِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

 

Allahu Teala, iki denizi birbirine gönderdi, o denizler de birbirine kavuştular. Fakat birbirine karışmadı. Yani Allahu Teala suyu tatlı olan deniz ile suyu acı olan denizi gönderdi ki, o denizler birbirine kavuştuğu halde, her ikisi birbirine dokunduğu halde, aralarında kudret-i ilahiyeden mani var ki, onların uçları birbirine dokunduğu halde, birisi o birini iptal edemez, her biri kendi hassiyetini muhafaza eder, yani acı su acılığını ve tatlı su da tatlılığını muhafaza eder.

Şu halde, ey ins ve cin, bu kadar kuvvet ve kudretini gökte ve yerde bu kadar varlıklar kendi kendine olacak bir şey midir? Şu insanların ellerinden çıkan icatlara bakıp görüyoruz ki, çeşitli vesaitler, yerde yürüyenler ve havada uçanlar, bunlara bakıp görünce, bunları yapan insanın ne kadar zekaya sahip olduğunu düşünmez mi?

Cenab-ı Hak Teala’da kendi kuvvet ve kudretini halk edip, yarattıkları ile göstermektedir.

Hal böyle olunca, Allahu Teala’nın da yerde, gökte bu kadar halk eylediği varlıklar meydanda görülüp, dururken bunların hangisini tekzip edip, yalanlayabilirsiniz? Yerlerde denizlerin hali ve büyük ve küçük yerlerden çıkan nehirler durmadan akmaktadırlar. Gökteki halk olunan güneş ve ay ve gece ile gündüz halk olunduktan beri nasıl ayar-landı ise, o tertip ve düzen üzere hiçbir arıza olmayarak halk olunduktan itibaren bir an tehire gelmeden vazifelerine devam etmektedirler. Ey insanlar, ey cinler, bu kadar Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlar, tekzip edersiniz?

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>