canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

CENÂB-I HAKK’IN RAZI OLDUĞU VE RAZI OLMADIĞI ÜÇ HAL - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

CENÂB-I HAKK’IN RAZI OLDUĞU VE RAZI OLMADIĞI ÜÇ HAL

 

 

Sevgili Peygamberimiz, Efendimiz, Seyyidimiz, iki cihan serveri, sultanı enbiya Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi vesellem ebu Hureyre radıyallahu anhu hazretlerinden rivayet olunan bir hadisi şeriflerinde biz ümmetlerinin ayıkması, ikaz, irşad olması için şöyle buyuruyorlar:

إِنَّ اللَّهَ يَرْضٰى لَكُمْ ثَلٰاثًا وَ يَكْرَهُ لَكُمْ ثَلٰاثًا  يَرْضٰى لَكُمْ أَنْ تَعْبُدُوهُ وَلٰا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْأً وَ اَنْ تَعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَ اَنْ تُنَاصِحُوا مَنْ وَلَاهُ اللّٰهُ اَمْرَكُمْ  وَ يَكْرَهُ لَكُمْ ق۪يلَ وَ قَالَ وَ اِضَاعَةِ الْمَالِ وَ كَثْرَةَ السُّؤٰالِ  

Yani, “Muhakkak ki Allâhu Teâlâ hazretlerinin sizin üzerinizde üç halde rızası var, üç halden de ikrah eder, rızası yoktur. Razı olduğu üç hallerden birincisi, hiçbir şeyi şerik ortak koşmayarak Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerine ikhlasla amel etmek. İkincisi, müctemien hep beraber Allah’ın dinine yapışmanız. Üçüncüsü, Allah’ın üzerinize emir-yönetici tayin ettiği kimselere nasihat etmeniz. İkrah edip rızasının olmadığı üç hallerden birincisi, lüzumsuz dedi kodu, kılı kal malayani kelamlar. İkincisi, mallarınızı Allah’ın hoşlanmadığı israf yönlerinde zay etmeniz. Üçüncüsü, lüzumsuz çok soru sormanızdan ikrah eder rızası yoktur”[1] deyi buyuruyor.

Bu hadisi şerifi biraz açalım İnşaallahu Teâlâ:

Cenâb-ı Hakk’ın rızasının bulunduğu üç hallerden birincisi.

  أَنْ تَعْبُدُوهُ وَلٰا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْأً

“Hiçbir şeyi şerik ortak koşmayarak Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerine ikhlasla amel etmek.”

İki cihan serveri sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz bir hadisi şeriflerinde buyuruyor ki

أَتَخَوَّفُ عَلٰٓى اُمَّتِي الشِّرْكَ

Yani, “ümmetimin şirke kaymalarından korkarım.” Sahabeler tarafından soruldu.

يَا رَسُولَ اللّٰهِ!  أَتُشْرِكُ أُمَّتِكَ مِنْ بَعْدِكَ

“ya Rasulallah ümmetin senden sonra güneşe, aya, puta tapıp şirke mi kayacak?”

Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem cevap olarak buyurdu ki

إِنَّهُمْ لَا يَعْبِدُونَ شَمْسًا وَلَا قَمَرًا وَلَا حَجَرًا وَلَا وَثَنًا وَلٰكِنَّهُمْ يُرٰٓاؤُونَ بِأَعْمَالِهِمْ

Yani, “muhakkak onlar güneşe, aya, taşa, puta tapmayacaklar, onlara ibadet etmeyecekler. Velâkin amellerini riya ile yapacaklar”[2] buyuruyor.  

Cündüb bin Züheyr hazretleri sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizden sual edip buyurdular ki

 يَا رَسُولَ اللّٰهِ اِنّ۪ي أَعْمَلُ الْعَمَلَ لِلّٰهِ تَعٰالٰى وَ اُرِيدُ وَجْهَ اللّٰهِ تَعٰالٰى إِلّٰا أَنَّهُ اِذَا اطُّلِعَ عَلَيْهِ سَرَّن۪ي

“Ya Rasulullah, ben Allahu Teâlâ için amel ederim ve O’nun cemalına rızasına kavuşmayı istiyorum.  Fakat bir kimse yaptığım ameli görür bilir ise ben çok mesrur olup zevk alıyorum” deyince iki cihanın fahri sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdular

 

اِنَّ اللّٰهَ طَيِّبٌ وَلٰا يَقْبَلَ اِلَّا الطَّيِّبَ وَلٰا يَقْبَلَ مَا شُورَكَ ف۪يهِ

“muhakkak ki Allahu Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder ve şirk olunan ameli Allahu Teâlâ kabul etmez.”[3] Buyurması üzerine sevgili habibini tasdik etmek üzere Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin şu ayeti kerimeyi gönderdiği ibni Abbas radıyallahu anh hazretleri tarafından rivayet olunmuştur.[4]

Ayeti kerime.

فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَآءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا

Yani, “her kim, bir tek ma’bud olan Cenâb-ı Rabbısının rızasına ve cemaline nail olmak arzu eder isterse Rabbısına ikhlasla amel eylesin”[5] buyuruyor.

Yine sevgili peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde:

اَخْلِصُوا اَعْمَالَكُمْ لِلَّهِ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَقْبَلَ اِلَّا مَا خَلُصَ لَهُ

Yani, “amel ve ibadetinizi riyadan, masivadan, her türlü ağyarlardan temizleyip halis ediniz. Cenâb-ı Hak ikhlasla yapılmayan amelleri kabul buyurmaz”[6]  buyuruyorlar.  

İhlâs; yapılan ibadet, zikirlerde öyle halis niyet ihlâs gerek ki yemek kazanına konan pirinç nasıl ki tek tek seçiliyorsa zikir ve ibadetlerde de Allah sevgisi ve rızasından başka aruzların maksatların küllisi seçilip ataraktan yapılması gerekir. Halis niyet temeli tam ölçülü seviyeli bir temel gibidir.

Yaptığın amellerini, keşfini, kerametini halka göstermek halkın iyi demesine yarar maneviyatına zarar.

         Benzinin içinde su katılırsa, pislik olursa, motor düzgün çalışır mı? Zikrullah fikrullah, kılıncı ile başka maksatları vurup kalpten yok etmek üzere rabıta eyle.

         Nefsin heva heves yollarını kapatır, istikametini, hedefini Allah tarafına doğrultur yolunu Allah rızasına açarsın.

         Zahiren yıkanmak usulü, cesette olan elbiseyi çıkarıp ceset kısmını öyle temiz ediyorlar.

Manen de kalp âleminde Cenâb-ı Hakk’tan gayri arzu ve maksat elbiselerini kalpten çıkarıp öyle uğraşmak icap ediyor.

Diyorum ki insanlara, günah kirlerinden bir yıkanalım, hamama banyoya girip yıkanalım. Yalınız şu dünya elbisesini bir çıkarın öyle…” diyorlar ki “yok bizi böyle yıkayın.”  

Bu kalpten Hakk’tan gayri arzu, elbiseleri çıkıp soyulmazsa zahiren yıkanan cesette olan elbisesini çıkarmadan yıkanan kimse gibi olur.

Bu konumuza münasip olarak şeyhımız Bilal babam hazretlerinin bir rüyasını teberrüken yazalım inşaallah.

Bilal babam anlatıyor: “Rüyamda bir âleme vardım, çok geniş, askeriye kışlasından büyük muazzam bir yapı, büyük bir buçuk metre yükselmiş bir kapı takılmış, kapıyı çaldım, bir kız geldi. “gel” dedi, önüme düştü büyük bir havuzun başına vardık. Bir taht var elini koydu üstüne çıktı, bana da “gel” dedi. Taht, ağzımın beraberinde, merdiven yok çıkamadım. Çıkamıyorum dedim. Tekrar geri bir elinin ucunu koydu hemen bindi, “böyle bin” dedi. Binemiyorum dedim, “ver elini” dedi, elimden çekti çıkaramadı, elinde kemik yoktu. Dedi ki “bu yapı senin yaptığın ibadetin ve zikrullahın ile yapılıyor. Çalış, bu binaları tamamla, üzerinde biraz dünya ağırlığı var, hemde senden bu ağırlık gitsin, benim gibi sende binersin. Bu binalar senin, bende seninim” dedi, diyor.       

Evet, kardeşlerim, din yolunda yoldaşlarım, Allah rızasına nefsin arzu, rızasını karıştırmayalım. Allah muhabbetinin içine dünya sevgisini karıştırmayalım.

Çok uzak gurbete düşen, gurbette sevgilisinin hasret ateşi ile pişen nasıl olur, yüzü güler mi?   

         Bu âdemoğlunun dışarısında beş havas vardır tamamen bağlanmayınca batınından basiret gözü açılmaz. Zahirde gözü, kulağı, eli, ayağı ve dili. Bunları şeriatla bağlayıp şeriatın men ettiğine göndermemelidir.

         Hadisi şerif:

إِنَّمَاالْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ

Yani “Ameller niyete göredir.”[7]

Allahu Teâlâ’nın amellere bakması niyet sebebi iledir.

 

Niyet halis iman selamettir

Niyet fasık insan melâmettir

 

Kalbe daim iyi niyetleri tutup kötüyü atmak ve iyi niyeti icraatla da çalışması lazımdır.

Nasıl ki toprağa atılan sağlam tohum kuvvet bulup su ile yağmur ile lazım gelen hizmetler sonunda varidatlar alınıyor onun gibi o kalbte halis niyeti de ihlâslı amel ile suya yağmura rahmete benzeyen ihlâslı zikrullaha çalışılırsa ölü kalbi dirilir ve mahsulunu alır. 

Bu kalbi ihlâslı, rızalı zikrullah ve fikrullah ve havfullah üretimine devamlı çalıştırmayı heman cümlemize ihsan eylesin Cenâb-ı Hak âmin ya Muin.

         Temiz niyet, doğruluk, tevbe teslim, tecrid:

         İsa aleyhisselam, Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerine niyaz edip dedi ki “ya ilahi, seni göreyim ve sana vasıl olayım” dedi. Cenâb-ı Hak Teâlâ dahi İsa aleyhisselama buyurdu ki “beni görmek ister isen aç ol. Ve bana ulaşmak ister isen tecrid ol.” Yani, benden gayrisinden demek olur.

         Tecrid: Hakk’tan gayrisinden ayrılmak yaratana hakkıyla sarılmaktır.

Kalp çok kıymetli nazargahi ilahidir; ilhamı ilahi, nur yeri, ilham yeri, aşk, feyz yeri, esrar sır yeri. Böyle bir kalp her gelene verilir mi? içeri gelenler sürülüp atılmaz mı? Her kalbe geleni içeri alıp yerleştir o kalpte dost ile sohbet olur mu? Esrar-sırlar açılır mı? Her gelene kalbi ver, dostun sevmediklerini kalbe yerleştir, onlarla meşgul ol, dost orada durur mu?      

         Huzeyfetü’l-Yemani radıyallahu anhu, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize sordu ki “ya rasulallah ihlâs nedir?”

         Hazreti Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem cevap olarak buyurdu ki “ben Cebrail’e sordum ihlâs nedir? Cebrail dedi ki “ben Rabbu’l-Âlemine sordum ihlâs nedir? Rabb’ım buyurdu ki

اَلْإِخْلَاصُ سِرٌّ مِنْ سِرّ۪ي اِسْتَوْدَعْتُهُ قَلْبَ مَنْ اَحَبَّبْتُ مِنْ عِبَاد۪ي

         Yani, “ihlâs bir sırdır benim sırrımdan ki kullarımdan sevdiğim kulun kalbinde gönlünde emanet koydum”[8] demektir.

         Rasulü Ekrem efendimizi sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şeriflerinde:

اَخْلِصْ د۪ينَكَ يَكْف۪يكَ الْعَمَلُ الْقَل۪يلُ 

Yani, “Dinini ikhlasa erdir. İbadetini riyadan, süm’adan temizleyip halis et o halde az bir amel sana kâfidir”[9]buyrulmaktadır.

 Bu ayeti kerime ve hadisi şeriflerin hükmünce, amellerimizi riyadan, şirkten arî-temiz olaraktan sırf Allahu Teâlâ’nın rızasını umaraktan böyle temiz halis niyetle ihlâslı amel yapmamız vacip oluyor.

Cüneydi Bağdadi hazretleri buyuruyor ki

اَلْاِخْلَاصُ مَا تُرِيدُ اللّٰهُ تَعَالٰى بِه۪ مِنْ اَىِّ عَمَلٍ كَانَ

“ihlâs, hangi amel hangi iş olursa olsun yaptığın işte sırf Allah rızasını aramandır.” İşte Fatiha suresinde ki:

  اِيَّاكَ نَعْبُدُ

ya Rabbi kulluk namına her ne yapıyorsak ancak senin içindir, sana ibadet ederiz” ayeti burayı söyler.

إِلٰهِ أَنْتَ مَقْصُود۪ى وَرِضَاكَ مَطْلُوب۪ى

“Allah’ım her işimde maksudum sensin, matlubum isteğim senin rızan ya Rabbi”

 وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ

senin rızandan uzağa çekici, her türlü fiil, korkulardan ancak sana sığınırız” Rabbım bizleri razı olduğu ihlâsa ulaşanlardan eylesin, âmin.

Hadisi şerife devam edelim, Cenâb-ı Hakk’ın razı olduğu hallerden ikincisi:

 وَ اَنْ تَعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُوا

“müctemien Allah’ın dinine hep beraber sarılmanız senliği, benliği bir tarafa atıp Allah’ın dinine hep beraber sarılmak, hizmet yapmak tefrika yapmamaktır.” Bunda Allah’ın rızası var. Buna dair Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

Allah’ın ipine yani dinine hep beraber yapışınız, bölünmeyiniz, tefrika yapmayınız, fırka fırkaya ayrılmayınız”[10] buyuruyor.

Bunda Cenâb-ı Hakk’ın rızası var. Senliğe benliğe düşmede, mü’min kardeşin aleyhine geçip adavet buğuzlarda, dedikodu, çekiştirmelerde, su-i zanlarda Allah’ın rızası yoktur.

Bizler Allah’ın rızasını arayanlardan ve bulanlardan olalım, Allah’ın rızasından uzaklaştırıcı, Rabb’ımızın ikrah ettiği fiil ve hallerden uzaklaşanlardan olalım, inşallahu Teâlâ.

Ya Rabbi! Sana sığındık cümlemizi muhafaza eyle, sen bizlere sahip çık. Nefsin, şeytanın iki ayaklı avanalarının bizleri rıza yolundan azdırmasına meydan verme ya Rabbi, âmin.  

Evet, hadisi şerifte beyan olunan Cenâb-ı Hakk’ın razı olduğu hallerden üçüncüsü:

وَ اَنْ تُنَاصِحُوا مَنْ وَلَّاهُ اللّٰهُ اَمْرَكُمْ

“Allah’ın üzerinize emir-yönetici tayin ettiği kimselere nasihat etmeniz.”

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri hadisi kudside

حَقَّتْ مُحَبَّت۪ى لِلْمُتَـنَاصِح۪ينَ فِىَّ

“Benim muhabbetim-sevgim hak olur benim için nasihatlenenlere”[11]

Maksatsız, menfaatsiz sırf benim rızam için nasihatleşenlere benim sevgim hak olur o kimseleri severimbuyuruyor.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz İbni Abbas ve ebu Hureyre radıyallahu anhumadan rivayet olunan hadisi şerifte:   

اِنَّ الدّ۪ينَ النَّص۪يحَةُ اِنَّ الدّ۪ينَ النَّص۪يحَةُ اِنَّ الدّ۪ينَ النَّص۪يحَةُ قَالُوا لِمَنْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لِلّٰهِ وَلِكِتَابِه۪ وَلِرَسُولِه۪ وَ لِاَئِمَّةِ الْمُسْلِم۪ينَ وَ عَامَّتِهِمْ

“din nasihattir din nasihattir din nasihattir. Biz sorduk kimin için ya Rasulallah. Buyurdu ki

لِلّٰهِ  Allah için yani imanla beraber Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine hakkıyla imtisal, nehy ettiklerinden hakkıyla ictinab ve hasbetenlillah Allahı’n kullarına anlatmak.  وَلِكِتَابِه۪ Kitabı için yani kitabullaha imanla beraber neleri emrediyor nelerden sakındırıyor anlayıp ihlâsla amel etmek ve yanlış tevil ile kendi hevalarına uydurmaya çalışanlara karşı hasbetenlillah Allah’ın kullarına anlatmak.وَلِرَسُولِه۪  Rasulullah için yani sünneti Rasulullaha hakkıyla sarılıp ihyası için sa’yi gayret göstermek.

وَ لِاَئِمَّةِ الْمُسْلِم۪ينَ Müslümanların yöneticileri için yani onların salahı için dua etmek hak sözlerini kabul yanlışlarında güzellikle uyarmak.

 وَ عَامَّتِهِمْ

Ve bütün Müslümanlar için yani onlara hakkı hakikati anlatmak ve salahları için duacı olmaktır[12] buyruluyor.

 

Gelelim Cenâb-ı Hakk’ın rızası olmayıp ikrah ettiği şeylere, birincisi:

ق۪يلَ وَ قَالَ

“lüzumsuz dedi kodu kılu kal malayani kelamlar.”

Falan şöyle dedi, falan böyle dedi. Dünyana, ahretine faydası olmayan boş kelamlar, dedikodu, gıybet bunlarda Allah’ın rızası yoktur. Bu gibi haller insanı hak yolundan alıkor.

         Şimdiki vesaitlerden evvel şehirlerarası ihtiyaçlar için kervanlar olurdu. Kervan, biraz istirahate çekilir, erkenden kalkar yola koyulur.

Birazda tembelleri olur, falan gitti mi, falan kaldı mı? Der, kervan yoluna gider kendi öyle kalır.

Dikkatli olmalı, ıhvanlardanda falan şöyle dedi, falan böyle dedi, bunun peşinde olanlarda öyle yolundan kalır. Öyle olanlardan etmesin, Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, âmin.     

Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri Kur’an-ı Kerimi’nde buyuruyor ki:

لَا خَيْرَ ف۪ي كَث۪يرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِۜ

Yani, “çok sözde hayır yoktur, ancak şol kişiler ki halka sadaka etmeyi, hayır ve hasenat etmeyi buyura veyahut emr-i maruf eyleye, dargınları veya küskünleri barıştırmakla halkı ıslah etmek için söyleye bunlar müstesna”[13] buyuruyor.

Emr-i maruf, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini kendisi yapıp ve nehyettiklerinden de kendisi sakınıp halka da söylemektir.

Allah için sevip bağlı olduğumuz, ilminden, irfanından feyizlenip gıdalandığımız, şeyhımız, ustadımız Muhammed Bilal Nadir hazretleri mübarek kelamında:

“Bu halkın bir kısmı kırk elli seneden beri bir tarafı beni meth eder, bir tarafı da zem eder. Bu halkın methinden de usanmışım zemminden de usanmışım” buyuruyor.

Veysel Karanı hazretleri “Bu halkın içinde sizi tanıyan var mı kendinizi onlara unutturun” buyuruyor.

Bu halk nefsini tanıtmamaya sebep olur nefis de Allah’ınızı tanıtmamaya sebep olur.

Cenâb-ı Hakk’ın rızası olmayıp ikrah ettiği şeylerin ikincisi:

 وَ اِضَاعَةِ الْمَالِ

 “mallarınızı Allah’ın hoşlanmadığı israf yönlerinde zay etmeniz.”

Nefsin, şeytanın hava-arzusuna göre Cenâb-ı Hakk’ın nehy ettiği yerlerde malların zay edilmesinde rızası yoktur.

Cenâb-ı Hakk’ın rızası olmayıp ikrah ettiği şeylerin üçüncüsü

وَ كَثْرَةَ السُّؤٰالِ  

lüzumlu lüzumsuz çok soru sormanızda da Cenâb-ı Hakk’ın rızası yok ikrah eder” buyuruyor.

İki cihan serveri sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz bu konuda bizlerin ayıkmamız için söylediği Hazreti imamı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şeriflerinde:

إِذَا قَعَدَ أَحَدُكُمْ إِلٰٓى أَخ۪يهِ فَلْيَسْئَلُهُ تَفَقُّهًا وَلَا يَسْئَلُهُ تَعَنُّتًا

“sizden biriniz oturup kardeşinden soru sorduğu zaman anlamak için sorsun, yanıltmak için sormasın”[14]deyi buyuruyor.

Bu hadisi şeriften bilmediklerimizi öğrenmek, anlayamadıklarımızı anlamak için soru sorulması gerektiği ve caiz olduğu ama bir imtihana çekeyim, yanıltayım maksadıyla soru sormanın caiz olmadığı anlaşılıyor.

İlim babında öğrenip amel etmek için veya cemaat içinde bilmeyenlerin dinleyip öğrenmeleri niyetiyle sual sormak icab eder.

Buna dair Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz imamı Ali kerremalahu vechehu efendimizin rivayet ettiği hadisi şeriflerinde:

اَلْعِلْمُ خَزٰٓائِنٌ وَمِفْتَاحُهَا السُّؤَالُ فَسَلُوا يَرْحَمُكُمُ اللّٰهُ فَإِنَّهُ يُؤْجَرُ ف۪يهِ أَرْبَعَةٌ اَلسّٰٓائِلُ وَالْمُعَلِّمُ وَالْمُسْتَمِعُ وَالْمُحِبُّ لَهُمْ 

“ilim hazinedir, anahtarıda sual-soru sormaktır. İlim hazinesini sualle açınki Allahu Teâlâ sizlere merhamet etsin. Tahkik böyle yaptığınızda dört kimse ecir alır; soruyu soran, öğreten, dinleyen ve bunları sevip muhabbet eden”[15] deyi buyuruyor.

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ebu Hureyre radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şeriflerinde:

       أُتْرُكُون۪ي مَاتَرَكْتُكُمْ فَإِذَا أَحْدَثْتُكُمْ فَخُذُوا عَنّ۪ي فَإِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ بِكَثْرَةِ سُؤَالِهِمْ وَاخْتِلَافِهِمْ عَلٰٓى أَنْبِيٰٓاءِهِمْ

“ben sizi terk ettiğim zaman sizde beni terk ediniz. Ben size söylediğim zaman o sözü benden alınız. Yani emrettiklerimi gücünüzün yettiğince yerine getiriniz. Nehyettiklerimden sakınız. Zira sizden önce gelen geçmiş ümmetler lüzumsuz çok soru sorduklarından ve peygamberleri hakkında ihtilaflarından helak oldular”[16]buyuruyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ilim meclisleri ile ilgili olarak ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اِذَا ق۪يلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ

“ey Allah’a iman edenler! Size, dar olan meclislerinizde genişlik gösterin denildiğinde siz yüzünüzü eğmeksizin ve müşkülât göstermeksizin derhal kendi yerlerinizi biraz daraltarak meclisi genişletin. Kardeşlerinize yer açın, meclisin füyuzatından onlarda faydalansın, eğer böyle yaparsanız Allahu Teâlâ’da size genişlik verir.” Umum arzu­larınızda sizin üzerinize bolluk halkederek bütün darlıklarınızda bolluk ihsan eder.

Ayeti kerimenin devamı:

وَاِذَا ق۪يلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

“ve size kalkın denildiği zaman hemen kalkın. Allah, sizden imân etmiş olanları yükseltir ve kendilerine ilim verilmiş olanları ise dereceler ile yükseltir ve Allahu Teâlâ, sizin gizli ve aşikâr yapar olduğunuzdanhaberdardır.”[17]  Her amelinizi bilir ve ona göre cezasını verir. Al­lahü Teâlâ şu halde emre imtisal ederek sizin çıktığınızı bilir ve şu tevazuunuza münasip sevap verir ve derecenizi âlî kılar, yükseltir demektir.

 


[1] Sahihi Müslim c.3.s.1340/1715 (Beyrut). Sahihi ibni Hıbban c.8.s.182/3388 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.2.s.327/8316-c.2.s.367/8785 (Mısır). Müsnedü ebu Ivane c.4.s.165/6385 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.6.s.25/7399 (Beyrut). Tefsirü Hazin c.1.s.281 (Mısır).

[2] Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.4.s.284/4213 (Kahire). İmamı Ahmed ibni Hanbel c.4.s.123 (Mısır). 

[3] Tefsirü Kurtubi el-Camiu li ahkami’l-Kur’an c.13.s.398 (Beyrut)

[4] Tefsirü Kurtubi el-Camiu li ahkami’l-Kur’an c.13.s.398 (Beyrut)

[5] Kehf suresi 18/110

[6] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.9/34 (Osmanlıca baskı) Levamiu’l-Ukul şerhü Ramuzu’l-Ehadis c.1.s.147 Câmi’ü’s-Sağir İmamı Celaleddin es-Suyuti c.1.s.217/299

[7] Kenzü-l-irfan 1001 Haidis s.8/28, C.sagır muhtasarı -c.1.s.19/1(1:30/1)

[8] Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.187/4513 (Beyrut). El-Camiu li Ahkami’l-Kur’an c.2.s.424 (Beyrut). Kazvini, Ehadisü’l-Müselselat. İhya-i Ulumi’d-Din c.4.s.365 (Kahire). 

[9] Kenzü’l-İrfan 1001 hadis s.10/39 (Osmanlıca baskı) Levamiu’l-Ukul şerhü ramuzu’l-Ehadis c.1.s.146 Câmi’ü’s-Sağir İmamı Celaleddin es-Suyuti c.1.s.216/298

[10] Âli İmran 3/103

[11] Ebu Davud Tayalisi, Ahmed İbni Hanbel, Hâkim, El-Müstedrek, Sahihi İbni Hibban, c.2.s.338/577 (Beyrud), El- Makdisi El-hadis-il Muhtar c.8.s.312/376 (Mekke)

[12] Levamiu’l-Ukul şerhu Ramuze’l-Ehadis c.1.s.637–638. Sahihi ibni Hıbban, c.10.s.435/4574 (Beyrut). Sahihi Müslim, c.1.s.74/55(Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.4.s.102 (Mısır). Süneni ebu Davud c.4.s.286/4944. Süneni Nesai c.7.s.156/4197 (Haleb). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.2.s.54/1268 (Musul). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.97/11. 

[13] Nisa suresi 4/114

[14] Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.299/1183 (Beyrut). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.1.s.364 (Mısır). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.58/5.

[15] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.223/3. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.68/4192 (Beyrut). Münavi, Feyzü’L-Kadir c.4.s.389 (Mısır). Kazvini, et-Tedvin c.3.s.4 (Beyrut). Suyuti, Cem’u’l-Cevamii c.4.s.57/11403 (Mısır). 

[16] Garaibü’l-Ehadis bi Letaifi’l-Hıkem s.17–18 (Hicri 1285 tarihli İstanbul baskısı). Tirmizi, Sünen c.5.s.47/2679 (Beyrut). Sahihi ibni Hıbban c.9.s.19/3075 (Beyrut).  Ebu Ya’la, Müsned c.12.s.28/6676 (Beyrut). Camiu’l-İlim ve’l-Hikem s.90 (Beyrut).

[17] Mücadele suresi 58/11

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>