canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

SALMANI FARİSİ HAZRETLERİNİN MENKIBESİ - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

SALMANI FARİSİ HAZRETLERİNİN MENKIBESİ

 

İkinci konu: İran’lı, evveliyatı ateşe tapanlardan Salmanı Farisi hazretleri; hiç kimse soyuna boyuna güvenmemeli. Kim Allah’ın rıza yolunda ihlâslı çalışırsa Cenâb-ı Hak ona ihsanı ilahiyesini rıza-i ilahiyesini verir. Salmanı Farisi hazretlerinin hayatı buna delilidir.

Salman-i Farisi aslında İran’da ateşe tapan bir şahıs. Sonra islamiyete geçip Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kavlini, fiilini kendine şiar edinip zahirini, batını, temize çıkarttığı için Cenâb-ı Hakk’ın hoşuna gitti, Ehli beytten kayıt etti. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin amcalarından ebu Leheb’te imansız gitti.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Salman radıyallahu anhu hakkında:

 سَلْمَانُ مِنَّا أَهْلِ الْبَيْتِ

Yani “Selman (radıyallahu anhu) Benim ehli beytimdendir”[1] buyuruyor. Aslında Salman radıyallahu anhu ateşe tapan bir Farisi iken nefs ile mücahede edip kendini temize çıkardığından Ehlibeytten oldu.

Cenâb-ı Hak ayeti kerimede:

اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يرًاۚ

“Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak diler”[2] buyuruyor.

Çünkü nefsi temizlenmeyenin dinin iffetine noksanlık vereceğinden, yakın akrabalığından faydalanması olmaz. Çünkü Âli Rasul denildiğinde Ebu Leheb ve emsali dâhil olmaz. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Nuh aleyhisselam’ın oğlu Kenan hakkında;

إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ

“O kesinlikle senin âlin, ehlin değildir”[3] denildi. Hadisi şerifte:

كُلُّ حَسَبٍ وَنَسَبٍ يَنْقَطِعُ إِلَّا حَسَب۪ي وَنَسَب۪ي

“Her haseb ve neseb kesilir. Yalnız Benim hasebim ve nesebim kesilmez” [4] buyruluyor.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin hakiki nesli, takva olanlardır. Öyle ise her nerede takva olan varsa Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin manevi evladıdır, ister Haşimi’lerden olsun, ister olmasın. Buna dair hadisi şerif:

كُلُّ تَقِىٍّ آلِ مُحَمَّدٍ

Yani, “Dünya yüzünde her neredeki ehl-i takva vardır, hepsi manen Benim evladımdır”[5] buyuruyor.

Tekrar konumuza dönelim. Salmanı Farisi Hazretleri ilk önceleri İran’da ateşe tapan bir ailenin çocuğu idi birgün kardeşiyle bağ evine gittiler. Kardeşine “bu bizim dinimiz hoşuma gitmiyor, gel bir ateş yakalım, elimizi ateşe sunalım, eğer ateş bizi yakarsa bu dini terk edelim” dedi.

Ateşi yaktılar, ellerini sununca ateş ellerini yaktı. “Bu dini terk edelim” dediler.

Akşam eve gelince kardeşi Salman’ın dinden döndüğünü söyledi. Babası ceza olarak Salman’ı kırk gün katıksız hapsetti.

Sonra birgün yine bağ beklerken yakınına bir kervan kondu, kervandakiler abdest alıp namaz kıldılar. Bunların ibadeti, Salman’ın hoşuna gitti.

Onlara gelip hangi dinden olduklarını sordu. Onlarda bir olan Allah’a tapdıklarını, Allah’ın Peygamberi olan İsa aleyhisselamın şeriatında yaşadıklarını söylediler.

Salman, “benide bu dininize ve size yoldaşlığa kabul edermisiniz? Sizin hizmetinizde olurum” dedi, onlar da kabul ettiler.

Kervanla beraber Nusaybin’e geldiler.

Salman onlara “bu dinin uluları kimdir, beni ona götürün” dedi. Büyük din uluları olan bir ruhbana götürdüler, o ruhbanın hizmetine girdi. O öldükten sonra başka bir ruhbana hizmet etti.

Böyle böyle onaltı ruhbana hizmet etti. Onaltıncı ruhban ölüm halindeyken “senden sonra beni kime ısmarlarsın?” Dediğinde Ankara’da yüksek bir din adamının olduğunu ona gitmesini tavsiye etti.

Ankara’ya geldi, o ruhbanı buldu. Onüç sene ona hizmet etti. Onunda ahirete göç hali zuhur edince ona da sordu “ey din ulusu! Senden sonra beni kime ısmarlarsın, senden sonra kime gideyim?” dediğinde “bundan sonra hiçbir yere gitme, zira devri İsa bitti, devri Muhammed-i zuhur etti” dedi.

“Ey din ulusu onu nerde bulayım, ahir zaman peygamberi olduğuna almetleri varmıdır?” dediğinde

Cenâb-ı Hak, peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin vasıflarını daha önce İncil’de, Tevrat’ta bildirmiş idi.

O Arabistan’dan zuhur eder, kendini doğduğu şehre sığdırmazlar. Müşrikler çok eza, cefa ederler. Hicret etmeye mecbur olur. Hicret ettiği şehir, geldiği şehre karşı biraz yeşillik ve yayla olur” dedi.

“Başka alametleri” “sadakayı kabul etmez, ama hediyeyi alır.” “Daha başka alametleri var mı?” Sırtında, iki küreğinin arasında kuş yumurtası kadar yeşil nübüvvet mührü vardır” dedi.

Bu şekilde sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin vasıflarından bahsetmeye başlayınca Salmanı Farisi hazretlerinin batınını, zahirini bir aşk, bir feyzi Muhammedi her tarafını sarıp, hiçbir dünya muhabbetinin eseri kalmaz oldu. Yüreğinde hasret odu yanar oldu.

Buraya şeyhımız Muhammed Bilal Nadir Hazretlerinin Güresun’da sürgün iken hasretle yazmış olduğu bir kasidesini teberüken yazalım:

 

Bahçeler ektimde gülün dermedim

Artık dermenin zamanı şimdi

Yetişti fidanlar günün görmedim

Artık görmenin zamanı şimdi

 

Yetişti fidanlar günün görmedim

Artık görmenin zamanı şimdi

 

Ne emekler çektim de ektim bağları

Yeşillendi Ökkeşe’nin dağları

Acep ne oldu hastaları sağları

Artık sormanın zamanı şimdi

 

Acep ne oldu hastaların sağları sağları

Artık sormanın zamanı şimdi

 

Bozuldu tiyekler yeri bor kaldı

Sarardı yapraklar çiçekleri soldu

Bizim ortaklarda bakmaz mı oldu 

Artık bakmanın zamanı şimdi

 

Bizim ortaklarda bakmaz mı oldu

Artık bakmanın zamanı şimdi

 

Çok emekler çektim Allahım bilir

Demezdim mülkümüz böylece bor kalır

Emek çekenler emeğin alır

Artık almanın zamanı şimdi

 

Emek çekenler emeğin alır

Artık almanın zamanı şimdi

 

Bizi kavuşturmaya Allahım kadir

Batırmayın bağları dileğim budur

Samimi dostlarda bulunur nadir

Artık bulmanın zamanı şimdi

 

Samimi dostlarda bulunur nadir

Artık bulmanın zamanı şimdi

 

Huuu hu mevlam huuu

Aşkınla bu gönlümü yu

Arzeylediğim mevlam bu

Huu huu hu Allahım huuu

 

                 Hacı Muhammed Bilal NADİR

 

Evet, konumuza devam edelim. Salmanı Farisi hazretleri İsavi din ulusundan sevgili Peygamberimiz iki cihanın serveri sallallahu aleyhi vesellem efendimizin vasıfları dinleyince “içime bir ateş düştü” diyor. Bu ruhbanda ahirete göç etti. Fakat bu diğer hizmet ettiğim ruhbanlardan dürüst idi. Diğerlerinin ardından küplerle altınları çıktı, bu ardında bir şey bırakmadı” diyor.

“Onun ahirete göçünden sonra tek başıma kaldım, yâ Rabbî maksuduma nasıl müyesser olurum, Nasıl Arabistan’ı bulabilirim nasıl ora ulaşabilirim, diye gece gündüz ateşi içimi yakmakta idi.

Bir gün baktım Ankara’dan Şam’a bir kervan gidiyor. Kervana geldim, yalvardım, rica ettim, beni Şam’a kadar götürün” dedim.

“Şam’a kadar bizim bütün hizmetlerimizi yaparsın Şam’da da seni köle diye satarız, buna razıysan götürürüz” dediler.

“Canımı isteseler vereceğim, razı oldum, Şam’a geldik. Beni götürdüler pazarda bir yahudiye sattılar. Bir senede yahudinin kapısında çalıştım. Sonra kapısında çalıştığım yahudinin misafiri geldi, dönerken de beni ona hediye verdi.

O Yahudiyle beraber yola düştük, uzun bir seferden sonra bir şehre geldik. Şehre göz attım, baktım ki şehirde hurma ağaçları, yeşillikler, biraz havası güzel, Medine’yi münevvere imiş.

Bu defada ikinci yahudinin kapısında da çalışmaya başladım, ama hasret içimi yakıyor. O yahudiyle beraber başka bir yahudinin hurma bahçesine gittik. Kendileri oturdular, sohbet yapıyorlar, bende hurma ağacının başına çıktım, hurma kesiyorum. Konuştukları benim kulağıma geliyor.”

Diyorlar ki; “Mekke’den Medine’ye gelmiş, peygamberliğini ilan etmiş. Kuba köyüne gelmiş”

“Bu kelimeleri duyunca elim ayağıma dolaştı, sordum, beni azarladılar.”

Yahudi, “sen öyle şeylere karışma, işine bak” dedi.

“Ses çıkartmadım. Bir gün iki gün, derken, Medine’ye geldiğini duydum ama ben köleyim, nasıl olur da görebilirim yâ Rabbî düşünce arzusundayken, bir gün Yahudi, akşam yemeğime katık olarak hurma verdi, yemedim, sakladım, bir beze sardım. Yahudi uyuduktan sonra Medine’nin içine çıktım, şura derken, bura derken kaldığı evi buldum. Geldim, sahabelerle oturuyorlar. Bende oturdum, ilk yaşadığım olaylardan beri hepsini naklettim.

Çok acıdı, çok yandı. Getirdiğim hurmayı verdim.

“Bu nedir? Ya Salman” dedi. “Bu, sadaka ya Rasulullah” dedim. “Sadakayı kabul etmeyiz” dedi.

İkinci defa akşam yemeğinde yine hurma verdiler onu da yemedim. Gece Yahudi uyuyunca kalktım gittim, evi buldum, hurmayı önüne koydum. “Bu nedir? Dedi.

“Hediye ya Rasulullah” dedim. “hediyeyi kabul ederiz” dedi. Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem ve sahabeler birlikte yediler.

İtikadım çok kuvvetlendi, ama yahudinin elinde esir, köleyim. Yâ Rabbî nübüvvet mührünü de bir görsem diye düşünürken, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, yanı başındaki sahabenin birine “şu yanrımı-kuluncumu biraz ovala” dedi. Sahabe ovalarken, “elbisemi biraz yukarı sıyır etimden ovala” dedi.

Onun yanında idim gömleğini kaldırınca yeşil nübüvvet mührünü gördüm, hemen üzerine kapandım, muradıma erdim ama yahudinin yanında köleyim.

Çok acıdığından yahudiyi yanına çağırdı, “bu köleyi bana sat” dedi.

Yahudi, “bunun değerine senin gücün yeter mi? Ya Muhammed” dedi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem “ne istiyorsan söyle” dedi.

Yahudi, “beş yüz dirhem mücevher, vereceksin, birde benim tarlam var, oraya sekizyüz hurma dikip yetiştireceksin, hurmalar da mahsule binerse işte değeri budur” dedi.

Yahudi ne dediyse Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem kabul etti. “ya Selman şu parayı al attardan şunları al gel” dediklerini aldım geldim diyor.

Getirdiklerimin birazını ağzına aldı biraz yuvarladı çıkarttı ki mücevher tartdık ki beşyüzdirhem mücevher bana dedi “git o yahudinin tarlasına sekizyüz çukur eş, hazırla.”

Sahabelere de dedi ki “bu kardeşiniz din için, Allah için, bu kadar ateşlerde kavrulmuş, çok zahmet görmüş, gidin bahçelerinizden Allah için birkaç tane hurma şetili alın gelin.”

Sahabeler gittiler, sekizyüz tane şetili temin ettiler. Ben de çukuru eştim, hazır ettim.

 Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem sahabelerle beraber geldiler, her hurmanın köküne Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem tükürdü, parmağıyla toprağa bastı, eshaplarda çukurları doldurdular.

Sekizyüz şetil hurma, bir anda büyüyüp meyve verdi. İşte Selmanı Farisi’yi böyle kurtardı.

 

Dikti hurmayı ol şâhi cihan.

Diktiği saat yemiş verdi heman.

 

Salmanı Farisi hazretleri, sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme ciddi âşık olduğundan Cenâb-ı Hak zorlukları, güçlükleri kaldırarak Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi veselleme kavuşma yollarını açtı, netice olarak âşık maşukuna kavuştu. Zahirini, batınını temize çıkarınca Cenâb-ı Hak, Salmanı Farisi hazretlerini eylibeytten, evladı Rasülden kıldı.

Eğer soya baksaydı, Peygamber efendimizin yakınları bu devlete sahip olurlar idi. Nitekim amcası ebu Leheb, imansız gitti.

Nuh peygamber aleyhisselamın oğlu babası peygamber iken peygamberlikten bir fayda göremedi, helak oldu gitti. Lut aleyhisselamın hanımı aynı şekilde helak oldu gitti.    

 


[1] Hâkim, el-Müstedrek c.3.s.691/6539 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.6.s.212/6040 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.337/3522 (Beyrut). Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.6.s.130 (Beyrut).  

[2] Ahzab suresi 33/33

[3] Hud suresi 11/ 46

[4] Tabarani, el-Mucemü’l-Kebir c.3.s.44/2633 (Beyrut). Beyhaki, Sünenü’l-Kübra c.7.s.64/3172 (Mekke). Rağıb el-İsfehani, el-Müfredat s.7 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.255/4755 (Beyrut). Şerh ve Tercüme-i Delaili Abdulkadiri Geylani.

[5] Beyhaki, Sünenü’l-Kübra c.2.s.152/2693 (Mekke). Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.10.s.269 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.3.s.338/3332 (Kahire). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.418/1692 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>