canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ÖNEMLİ OLAN RUH VE İMANIN KEMAL BULMASIDIR - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

ÖNEMLİ OLAN RUH VE İMANIN KEMAL BULMASIDIR

 

İşte çalışanla, çalışmayan beraber midir? Allah hak yemez, kim çalışırsa ona verir. Bu din padışahlık gibi miras kalmaz. Kimse soyuna, boyuna güvenmesin. Allah hak edenin hakkını verir.

 

Allah’a âşık olan aşıkı sadıklar nediyor?

 

Eğer bin sene amel etsen Hak anı etmez kabul

Cümle arzulardan vazgeçip O’na aşıkı sadık olmayınca 

 

Çok sevip, zevk aldığımız dünyanın yapacağı, bizi mezara itip beden iskeletini yıkacak. Mezarın içinde önemli olan ruh ve imanın kemal bulmasıdır. Ruh, bedenden çıkınca beden yıkılıp yok oluyor, ruh ölmüyor.

Allah indinde kıymet değeri olan ruh ve imanın kemal bulmasıdır. Bedende ki olan azalar, organlar, bir sebzenin dalları ve yapraklarına benzer. Sahibinin yanında sebzelere, meyvesine, mahsuluna kıymet verirler. Dalına, sapına kıymet vermezler.

İnsanlarında, mezarda ki elleri, kolları, ayakları sair aza organları, ekinlerin dalına benzer.

Kıymet verilen, ekinlerin tohumu, ağaçların meyvesi, yerde biten sebzelerin tohum ve mahsulü, sahibinin yanında kıymet verilen bunlardır.

Sahibinin yanında kıymet verilen bedenin ruhla iman ve itikadına kıymet verilir.

Bedende azalara, dış kalıbına bakılmaz, bunlar dala, budağa, yaprağa benzer, bunlara kıymet verilmez.

Misalde hata olmaz İnşaallahu Teâlâ, daha iyi anlaşılması için; bu görünen iskelet, bir fabrikaya benzer. Dil, Allah’ı zikretmeye, akıl, Allah’ın yarattıklarını düşünüp fikretmeye, gözler, Allah’ın yarattıklarına ibretle bakmaya.

Ayakların yürümesi, ellerin tutması, vurması, dilin söylemesi, bu yaratılış; vücut fabrikasının çalıştırma iradesini yaratan Rabbimiz kullarının eline vermiştir.

Günahlar, sevablar, hayırlar kazanmaya müsait, ne kadar güzel yaratılmıştır.

Bu fabrikayı günaha kullanırsanız, günah üretimi çıkarır. Hayıra, yaratanın rızasına kullanırsanız ve yaratanı zikretmeye yani yaratanın kanuni ilahiyesi üzere çalıştırır iseniz, arkada mahsüller, sonu bitmeyen cennet var, cemal var, iki dünyanın serveti, saadeti var.

Eğer günaha, kanun dışı yerlere kullanırsanız, kulların ceza yerine benzeyen cehennem; hata ve suçlara göre ceza yeri var.

Ayakları, günahlar ve fuhşiyetler yollarına mı kullandın? Maddiyetle elde edilemeyen gözler ile harama mı baktın? Kulakları moderin sazlara, çalgıları çalanlara çevirip çalgıları mı dinledin?

Hiç maddiyetle ele geçmeyen, kimselerin yapamadığı dilleri fıskı fücure, gıybetlere, kanun dışı küfürlere mi kullandın?

İlhamı Rabbani gelen, ilmi hikmetler verilen, ilim, irfanlar, esrar-ı sirler, hissetmekler gelen kalbi nefsin mundar arzularına, fuhşiyet arzusuna, şehvet arzusuna mı kullanıyorsun?

Allah’ın nazargahı olan bu kalbi, Allah’ın hoşlanmadığı günahlara mı kullandın?

Bu yaratılan vücut fabrikası, öyle bir fabrikadır ki bu fabrikayı halk eden Rabbının emrettiği iyi yollara, her yerde dinelirken, yürürken, otururken, uzanıp yatarken, kelime-i tevhid ile zikrullaha çevirirsen, yaratanı zikredersen zikrullah üretimi yapar.

Kanun dışı, Cenâb-ı Hakk’ın nehyettiği yönlere, yollara kullanırsan, halk eden Hâlık’ıyın (yaratan Rabbiyin) yasak kıldığı yollara kullanırsan, günahlar, hatalar, kusurlar, Rabbiyin hoşlanmadığı, yasak kıldığı günah üretimleri çıkar, azaba layık olursun.

Yani hiç kimsenin yapamadığı ağır ceza yerlerini kazanır, iki dünyanı helak edersin.

Yaratan Rabbimizin rızasında kullanırsanız, iki dünyanızı kendi ellerinizle kazanmış olursunuz.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَآءُ لِمَنْ نُر۪يدُ

Yani, “bir kimse ameliyle yalnız dünya lezzetini murad ederse var himmetini, gayretini, ahreti bırakıp yalınız dünyaya sevk ederse Biz onun için dünyalığını dilediğimiz kadar veririz.” Ayeti kerimenin devamında:

ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُومًا مَدْحُورًا

Yani, “istediğini verdikten sonra, onun için biz cehennemi hazırlarız. Mezmum ve matrud olduğu halde o kimse cehenneme dâhil olur.”[1]

وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا

“Eğer bir kimse iradesiyle, ameliyle ahireti murad eder ahiret için iradesini güzel amele sa’y eden kimselerin sa’yleri makbul ve sevabı çoktur.”[2]

Yani, bir kimse iradesiyle, ameliyle, yalnız dünyayı murad eder ve himmetini dünyaya sarf eder, ancak istediğini dünya için ister ve ahiretten tamamen gafil olursa, o kimse için Biz istediğimiz miktarı dilediğimize veririz. Biz onların istediklerinden layık oldukları meta-ı dünyayı bilir ve iktizasına göre veririz. Ba’dehu o kimse için biz cehennemi hazırlarız. Matrud olduğu halde cehenneme girer.

Eğer bir kimse gönderdiğimiz Rasulümüze itaatle ahireti murad eder, ahiret için çalışır ve çalıştığı amelinde rıza-ı ilahiyeyi murad ederse Biz o kimseye dilediğimiz miktar dünyasını verir, ahirette vaad kıldığımız nimetleri veririz. Hem dünyasını veririz hemde ahrette.

Bu nasıl bir muazzam fabrika; her hangi yönlere gidilse onu üretiyor. Günah ve sevapları kontrolünden geçiren kâtip meleklerde bekliyorlar.       

    Cenâb-ı Hakk’a her şeyler malum iken, kullar mahşerde yaptıkları günahlarına itiraz yeri kalmaması için her insanın yanına ikişer de melek tayin etmiştir. O melekler yapılan hayır ve şerri yazarlar. Hem de yazdıklarına mahşerde şahitlik edeceklerdir. İşte buna dair ayeti kerime:

وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ ﴿﴾ كِرَامًا كَاتِب۪ينَۙ ﴿﴾ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

Yani, “muhakkak sizin üzerinizde gözcüler, bekçiler vardır ki, o bekçiler sizi hıfz ederler; sizin işlediğiniz amelin cümlesini bilir ve bildikleri üzere yazarlar. Hiçbir zerresini terk etmezler.”[3]

Misalde hata olmasın, daktilo makinasını karşına alıp hangi hangi harfe parmağını basarsan karşına aynısı çıkıyor. Kâtibin melekleri, günahı, hayrı kaydetmeye tayin olunmuşlar.

Hayrı şerri kalbine aldın, daha yazılmıyor. Ne zaman hangi hayrı, hangi şerri niyetine aldın, niyete aldığın hayır ve şer yoluna iradeni ne zaman kullanır, sarfedersen Cenâb-ı Hakk onu o anda halkeder, melekler onu o anda deftere kaydederler.

Vücut fabrikasında tefekkür edecek olursak ne kadar acaib, garaib haller var: Bir et parçası olan dil, türlü lisanı konuşmaya, her türlü kelamlar konuşmaya ne kadar kabiliyetli yaratılmış.

Bunlara bakınca derhal bizleri halkeden Halıkımızı düşünüp, bilip O’na yakîn hâsıl edip, O’nun rızasıyla, sevgisine kavuşup ahretimize öyle yolcu olmayı Cenâb-ı Hak cümlemize nasip müyesser eylesin, Habibinin hürmetine, âmin.

 

Ben bilmedim ki ben kimem

Hayrattayım hayratta

Hiç ben bana ben diyemem

Hayretteyim hayrette

 

Gözümdeki kimdir gören

Gönlümdeki kimdir duran

Kimdir nefes alıp veren

Hayretteyim hayrette

 

Dilimde kimdir söyleyen

Kulakta kimdir dinleyen

Kimdir bu idrak eyleyen

Hayretteyim hayrette

 

Bu adımım kimdir atan

Ağzımdaki lezzet neden

Bu çiğneyip kimdir yutan

Hayretteyim hayrette

 

Elimdeki kimdir tutan

Tuttuğunu geri atan

Kimdir alan kimdir satan

Hayretteyim hayrette

 

Tenimdeki canım neden

Gözümdeki kanım neden

Bu dinim imanım neden

Hayretteyim hayrette

 

Seyyid Nizamoğlu heman

Her iş Hakk’ın tutma güman

Ya pesnedir yahşi yaman

Hayretteyim hayrette

                          Seyyid Nizamoğlu

 

Vücut fabrikasını, acaib yaratılış hallerini, işleyiş hallerini görünce derhal fabrikayı yaratanı düşünüp tefekkür etmemiz gerekir.

Fabrikanın çalışma müddeti, vücut fabrikamızı yok iken halkeden Halıkımızın emrine, O’nun emri iradesine bağlı. O, fabrikanın çalışma müddetini dilerse uzatır, dilerse kısaltır. Dilerse vücut fabrikasını çalıştırır, dilerse durdurur, O’nun emri iradesine bağlı.

Bu konulara münasip acaib haller var Cenâb-ı Hak Kuran-ı Keriminde bizlere bildiriyor.

Üzeyir aleyhisselamın bakara suresi 259. ayeti kerimesinde beyan olduğu üzere; yüz sene Kudüs civarlarında hiçbir şeyi zay olmadan yatıp, yüz sene sonra kalkması, Üzeyr aleyhisselam uykudan uyandı kendine baktı bir değişiklik yok. Yalınız merkebi bağladığı yerde merkeb ölmüş bir köme kemik yığını var. Taaccüp edince Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

كَمْ لَبِثْتَۜ

“ya Üzeyr burada ne kadar yatıp kaldın?”

Cevaben:

قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ

“bir gün veya bir günün az bir vakti yattım ya Rabbi.

Cenâb-ı Hak dedi ki:

بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ

 “ya Üzeyr sen burada yüz sene yattın.”

فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْۜ

“yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulmamış.” Yatarken yanında yiyecek olarak inciri birde içeceği varmış o süre zarfında bozulmamış.

وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًاۜ

“hele eşeğe bak, bütün bunları, seni insanlara karşı kudretimizin canlı bir âyeti kılayım diye yaptık. Hele oeşeğin kemiklerine bak onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?”[4]Çürümüş, kül olmuş kemikler toplanmaya başladı, çatıldı, deri geldi, merkep silkindi, bağırmaya başladı, sanki ölüp dirilen kendisi değil.

Sure-i kehfte anlatılan eshab-ı kehfin üçyüzdokuz sene yatıp gözleri açık olarak ölmeden kalkmaları, Cenâb-ı Hak:

وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ

“uykuda oldukları halde görsen onları uyanık zannederdin, biz onları sağlarından sollarına döndürüyorduk”[5]

وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ

“köpekleri kıtmir ayaklarını uzatmış bir halde mağaranın eşiğinde bekliyor.”[6]

وَلَبِثُوا ف۪ي كَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا

“onlar mağaralarında ölmeden uyku halinde üçyüzsenenin dokuzda fazlası olarak üçyüzdokuz sene yattılar”[7]buyuruyor. Tam üçyüzdokuz sene yattılar, yattıkları yaşta kalktılar.

Buna benzeyen acaib haller çoktur.

İşte bu vücut fabrikalarının çalışmayıp son bulması, vücutta ki olan ekleme yerleri ayrılıp, her hareketten kesilip durmasıyla fabrikanın çıkarttığı ürün, üretimleriyle fabrikayı kullananın ve fabrika ile ne ameller kazananların hali ne olacak?

Daha büyük mahkeme-i kübrada daha ince elemelerden, çok ince süzgeçlerden geçecek.

Birinci soru mezarda başlayacak. Fabrikayı halkeden yaratanın rızasına O’nun memnun olduğu üretime çalışmaların mezarda belli olacak.

Yaptıklarının karşılığında azap yahut mükâfat mezarda başlayacak. Daha ileride büyük hesaba çekilecek.

Fabrikayı yaratanın emrinde kullananlara ileri büyük hesaplara varmadan mezarda ikramlar, saygılar, lütuflar başlayacak, daha büyükleri ilerde meydana çıkacak.

     

 

Dem be dem kan ağla ey çeşmim

Bir gün turab olsan gerek

Hakk’a ta’at eyle çeşmim

Harab olsan gerek

 

Uyan ey miskin uyan

Bir gün erer ansız ecel

Kabir içinde nice yıllar

Mest-ü havab olsan gerek

 

Mürşide erip eğer

Derde deva buldunsa sen

Zerre-i aciz iken

Bir af-i tab olsan gerek

 

Gel eğer pak eyledinse

Gayriden dil mülkünü

Âlem’e pürtü salar

Bir mah-i tab olsan gerek

 

On sekiz bin âlemin

Sen defter divanısın

Dest-i kudretle yazılmış

Bir kitab olsan gerek

 

Emr-i Hakk’ı terk edip

Olma esir-i nefs-i şun

Ruz-u mahşer her ne ettinse

Hesab olsan gerek

 

Men arefe sırrından agâh ol

Nizamoğlu bugün

Bahr-i vahdetten zuhur etmiş

Hübab olsan gerek

                               Seyyid Nizamoğlu

 


[1] İsra suresi 17/18

[2] İsra suresi 17/19

[3] İnfitar suresi 82/10–11–12

[4] Bakara suresi 2/259

[5] Kehf suresi 18/18

[6] Kehf suresi 18/18

[7] Kehf suresi 18/25

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>