canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ZİKRİN MERTEBELERİ - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

ZİKRİN MERTEBELERİ

 

Zikrin beş mertebesi vardır; biri dildedir. Zikir dilde olunca çok devam ile gönle iner. Fuad derler. İkinci fuad, üçüncü kalb, dördüncü sanavberi, beşinci lübtür.

Evvala zikrullah dilde çok devam ede ede sonra fuada yani gönle geçer insana bir aşk düşer. Söylemek, gümrenmek bir inilti ile zikir eder.

Yine zikrullaha çok devam edilince zikrullah kalbe geçer. Kalpte sızlamalar, çarpmalar, hareketler olur. Daha devam sonunda ilham kapısı açılır.

İlham dört türlüdür; ilhamı Rabbani, ilhamı meleki, ilhamı nefsanî, ilhamı şeytani. Bunlar birbirini takip eder. Biri birine mani olmaz. Ancak iman seçer. Şeriatla ölçülür. O zaman meydana çıkar.

Bu ayeti kerimeye dönüp ciddi bakmalı. Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerimi okuyanları ikiye ayırıyor. Buyuruyor ki “ya Muhammed sana inen Kur’an-ı Kerimi hakkıyla bilenler ile bilmeyenler kalpleri körler beraber midir?”

Bildikleri dıştadır, maddidir, müsbet ilme dayanırlar da maneviyatı bilmezler. Maneviyat tarafına gözleri kördür. Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki

وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى

“her kim bu dünyada kör ise o ahirette de kördür.”[1] İşte ayette ki kör budur. Bu sözlerin hepsi âlimim ben diyenlere söylenir. Allahu Teâlâ haberdar ediyor. Ben âlimim deyip kafanı kaldırma.

Âlimler iki türlüdür. Biri hakbeyn, biri hudbeyn. Biri hakkı hak anlar ve anlatır. Hocaların biri hakkı hak görür batılı batıl görür. Biri de hakkı batıl görür batılı hak görür. Bunların dilinden neler çekmiş olan büyük zatlar, ulul elbab olanlar Allahu Teâlâ’ya şöyle yalvarmışlardır.

اَللّٰهُمَّ اَرِنَاالْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَاَرِنَاالْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتَنَابَهُ

Yani “Allah’ım bize hakkı hak göster ve ona tabi olmak nasip eyle ve batılı batıl olarak göster ve ondan da sakınmak nasip eyle” [2] diyerek yalvarmışlardır.

İşte ayette kör olanlar hakkı batıl batılı hak görenlerdir. Buda hocalarda çoktur. Hakbeyn olanlar hakkı görürler anlar gözlüdürler. Hudbeyn olanlar hakkı, haklıyı haklı göremezler. Onlarda onun için kördürler. Rasulü Ekrem efendimiz buyuruyor:

اِنَّ الْقُرْآنَ ظَاهِرًا وَ بَاطِنًا حَتّٰى سَبْعَةِ اَبْطِن

Yani “Kur’an’ın zahiri var batını var hatta yedi batna kadar var.”[3] İşte o kör olanlar Kur’an’ın yalınız zahirinde kalırlar batına girişemezler ve anlayamazlar. Bunu için batınını bilenlerle mücadele ederler. Çünkü kör olan kimseye alı, yeşili, kırmızıyı, karayı nasıl gösterebilirsin.

Şimdi bu hakikatleri Allahu Teâlâ gelecek ayetlerde nasıl açıklar, sen dikkat et iyi dikkat et. Bu ayeti kerimede:

   اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِۙ

Ancak Kur’an-ı Kerim’in batın manalarını zahir manalarını zikrullah derecesini lübbe yetiştirenler bilirler.” [4]

  فَسْـَٔلُوٓا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Yani “eğer siz bilemez iseniz ehl-i zikirden sorunuz”[5] diye buyurdu. Ehl-i zikir de zikrullah derecesini sağ böbrek olan lübbe yetiştirmiş, Allahu Teâlâ’nın akıllı dediği bunlardır.

Dördüncü, zikrullah derecesi sanavberi, göbekten iki parmak yukarıdadır. Kalpte zikrullah devamla çok olunca bu sanavberiye geçer. İşte o zaman bütün vücuda zikrullah duyulur; tepeden tırnağa kadar çarpar, yanar. Ef’al-i ilahiye keşf olur. Acaib, garaib haller zuhur eder. Yine zikrullahın çok devamıyla çalışa çalışa lübbe geçer.

Beşincisi lüb, sağ böbreğin olduğu yerdir veya kendisidir. Orada içeriden yumruk ile vurulur gibi seğirir, oynar, açık aynı çocuk oynaması gibi olur.

Bunların sonunda Cenâb-ı Hak tarafından ilmü irfan kapıları açılır. Esmaül Hüsnaların sırrı hikmeti zuhur eder. Kur’an-ı azimüşşanın manaları, esrar-ı ilahi, hikmet-i ilahi zuhur eder. Cenâb-ı Hakk’ın hadis-i kudsisi:

اَنَاسِرُّ الْاِنْسَانِ وَسِرّ۪ى سِرَّهُ

Yani, “Ben insanın sırrıyım ve sırrım onun sırrındadır”[6] buyurduğu zuhur eder. İşte ulu’l-elbab olup Allahu Teâlâ’nın, bilenler dediği ve lüb sahibi, akıl sahibi olanlar bunlardır, sahib-i irşad bunlardır.

 


[1] İsra suresi 17/72.

[2] Piri tarikat Abdulkadir Geylâni, Sırru’l-Esrar s.14 (Mısır).

[3] Tefsirü’l-Geylâni c.4.s.157 (Beyrut).

[4] Sure-i Raad 13/19.

[5] Enbiya suresi 21/7

[6] Ruhu'l-Beyan Tefsiri c.3.s.8.(Beyrut), Cevahiri’l-Kur’an s. 12

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>