canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

EHLİ BİD’AT - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

EHLİ BİD’AT

 

Ebu Umame radıyallahu anhudan rivayetle hadisi şerif:

اَهْلُ الْبِدَعِ كِلَابٌ اَهْلُ النَّارِ

“bid’at ehli olanlar cehennem ehlinin köpekleridir.”[1] Bir sünnet kalkar yerine bir bid’at oturur. Her kim sünneti rasulü tam tutmuyor ise cehennemdekilerin köpeğidir. Bunlar Kur’an-ı Kerim’i kendilerine kazanç yolu vasıtası ederler.

Burada bahis Kur’an, birkaç hadisi şerifler: Enes ibni Malik radıyallahu anhu hazretlerinin rivayet ettiği hadisi şerifte iki cihanın fahri sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

 لَيْسَ الْقُرْآنُ بِالْتِّلٰاوَةِ وَلَاالْعِلْمُ بِالرِّوَايَةِ وَ لٰكِنَّ الْقُرْآنَ بِالْهِدَايَةِ وَالْعِلْمُ بِالدِّرَايَةِ

“Kur’an okumak için değil ilim de rivayet için değildir. Velâkin Kur’an hidayet içindir, ilim de dirayet içindir. ”[2]

Kur’an hidayet içindir dediği, Kur’an-ı Kerim’i okuyunca ne dediğini düşünerek seni Hakk’a hidayet yani hak yolunu tanıtıcı irşad ve ikaz edici sözlerini anlayıp ayıkmak, uyanmak, aklını başına toplamak ve ondan anladığın gibi amel edip Allahu Teâlâ’nın azabından korkmak içindir.

Kur’an-ı Kerim’i okursun içerine hiç korku düşmezde yalınız bir ses edersen kibirli, gururlu okursan bundan sana hiç fayda olmaz.

İlimde dirayet içindir diyor. İlim, hikâye gibi rivayet için değildir dirayet içindir. İlim Allahu Teâlâ’yı bilmektir. Allahu Teâlâ’yı bilen dirayetli olur. Allah’tan başka kimseden korkmaz. Sözünde sohbetinde dirayetli olur, cesaretli olur.

Yani ilimden maksat Allahu Teâlâ’yı bilmektir. O’nu kendine çok yakın bilir. O’na bakıp O’nun hoşuna gelecek sözü ağanın beyin hoşuna gelmeyecek diye geri durmayıp dirayetli olmaktır. İşte Kur’an’da ilimde böyledir. Dikkatle oku bak anla vesselam.

     اِنَّ هٰذَا الْقُرْآنَ صَعْبٌ مُسْتَصْعِبٌ لِمَنْ كَرِهَهُ مَيَسَّرٌ لِمَنْ تَبِعَهُ وَاِنَّ حَد۪يث۪ي صَعْبٌ مُسْتَصْعِبٌ لِمَنْ كَرِهَهُ مَيَسَّرٌ لِمَنْ تَبِعَهُ مَنْ سَمِعَ حَد۪يث۪ي فَحَفِظَهُ وَ عَمِلَ بِه۪ جٰٓاءَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَعَ الْقُرْآنُ وَمَنْ تَهَاوَنَ بِحَد۪يث۪ي فَقَدْ تَهَاوَنَ بِالْقُرْآنِ وَمَنْ تَهَاوَنَ الْقُرْآنَ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةُ

“Muhakkak bu Kur’an güçtür ve güç gelir hoşlanmayanlara ve kolaydır Kur'an’a tabi olanlara, Benim hadisime inanmayanlara da hadisim güçtür. Hadisime tabi olanlara hadisim kolaydır. Her kim Benim hadisimi duyarsa ezberlesin ve amel etsin onunla ki o kimse kıyamet gününde Kur’an ile gelir. Her kim benim hadisimi kıymete almaz ve hiçe sayar ehemmiyet vermez ise inanmaz ise o kimse Kur’an-ı Kerim’i hiçe saymış ve inanmamış olur. Her kim Kur’an-ı Kerim’i hiçe sayar inanmaz ise hem dünyada hem ahirette büyük zarardadır”[3] hem dünyası yıkılır maazallah Allah’a sığınırız.

Yani Kur’an-ı Kerim ile hadisi şerifte birbirini bırakmaz. Kuran’da ne var ise hadisi şerifte de var hadisi şerifin aynı Kur’an’da da var.

Bir hadiste “şehid iki parmak sıktığı kadar acı duymaz” diyor. Evliyaullahtan biri Kur’an’da bulamadım diye Rasulullahtan sormuş. Sureyi Yusuf’u oku demiş. Okumuş anlayamamış. Yine sormuş kadınların parmaklarını doğradığını işaret etmiş. Kadınlar acı duysalar kesmezler idi.

اِنَّمَا بُعِثْتُ خَاتِمًا فَاتِحًا وَاُعْط۪يتُ جَوٰامِعَ الْكَلِمَ وَفَوَاتِحَهُ وَاخْتُصِرَ لِىَ الْحَد۪يثُ اِخْتِصَارًا فَلَا يُهْلِكَنَّكُمْ اِلَّا الْمُتَهَوِّكُونَ

“ancak ben gönderildim ki peygamberlerin sonuyam. Bana bütün kelamların cem’i verilmiştir ve bütün fütuhat bana açılmıştır. Hadisi şerifler bana kısa ve toplu muhtasar olarak güzel kelimeler ile kısadan çok büyük manalı olarak gelmiştir. Bu hadisi şeriflerime uyar ve amel ederseniz helak olmazsınız. Yalınız hadisi şerifimi hiçe sayarak kıymete almayanlar helak olurlar.”[4]

اِنَّ اَحَاد۪يث۪ي تَنْسَخُ بَعْضُهَا بَعْضًا كَنَسْخِ الْقُرْآنَ 

“benim hadsilerimde birbirini nesheden hükmünü bozanlar var. Kur’an Kerim’in ayetlerinin birbirini neshediphükmünü bozanlar olduğu gibi.”[5] Ayetlerde nasıh ve mensuhlar vardır.

Ebu Ümame radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

إِذَا قَرَأَ الرَّجُلُ الْقُرْآنَ وَ احْتَشَى وَمَنْ أَحَاد۪يثِ رَسُولُ اللّٰهِ وَ كَانَتْ هُنَاكَ عَز۪يزَةٌ كَانَ خَل۪يفَةً مِنْ خُلَفٰٓاءِ الْاَنْبِيٰٓاءِ

“Kur’an-ı Kerim’i korkarak okuyan Rasulullahın hadisi şeriflerine de aynı hürmeti yapan kimse bu dünyada aziz bir kimse olur işte bu kimse peygamberlerin halifelerinden bir halifedir.”[6]

Bak kardeşim hadisi şeriflere hürmet eden peygamberlerin halifelerinden bir halife oluyor.

İmamı Malik radıyallahu anhu hazretleri bir hadisi şerif söyleyeceği zaman gider gusul eder öyle gelir hudu’ huşu ile hadisi şerifi okur imiş.

Kur’an okuyanlarda bayılanlar olurdu. Okuyan kimse mümkün mertebe manasını anlamaya çalışmalıdır ki kendine tesir etsin. Yalınız bir ses dinlemek olmamalıdır.

    اَتَخَوَّفُ عَلٰى اُمَّت۪ى يَتْرُكُونَ الصَّلٰاةَ وَالْقُرْآنُ يَتَعَلَّمَهُ الْمُنَافِقُونَ يُجَادِلُونَ بِه۪ اَهْلُ الْعِلْمِ

Hadisi İmam Tabarani Ukbe radıyallahu anhudan rivayet etmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki“Benim en ziyade korktuğum ümmetimin üzerine namazı ve Kur’an-ı Kerim’i terk ederler, sonra da münafıklar öğrenirler, onunla ümmetimin âlimleriyle, ehl-i ilim sahipleri ile mücadele ederler.”[7] Yani münafıklar âlim olduklarını iddia ederler.

İbni Abbas radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki

يَأْت۪ى عَلٰى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَعَلَّمُونَ ف۪يهِ الْقُرْآنِ فَيَجْمَعُونَ حُرُوفَهُ وَيُضَيِّعُونَ حُدُودَهُ وَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا جَمَعُوا وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا ضَيَّعُوا

“Ahir zamanda ümmetimin ilim sahibi olanlar, Kur’an okuyanlar, harfine dikkat ederler. Hakiki manasını terk ederler, veyl onlara, okuduklarına” [8] diye buyurmuştur.

İşte bu zamanda şu harf mu’cemedir, şu şudur diye harfleri şöyle çıkardı böyle kısalttı derler. Kur’an’ın ne dediğini okumayı, öğrenmeyi bırakırlar. Yalnız harfine, tecvidine, kıraatine bakar; şöyle okumalıydı, böyle okumalıydı diye dinleyenler de okuyanlar da bu akıldadırlar. Kur’an-ı en iyi okuyan kimdir? Bak Hadis-i Şerif:

اَحْسَنُ النَّاسِ قِرَأَةً اَلَّذ۪ى اِذٰا قَرَأَ رَأَيْتَ اِنَّهُ يَخْشَ اللّٰهُ

Hadisi Ebu Musa’l-Eş’ari ile Halid İbni Fadale rivayet etmişlerdir: Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;“Nasın en iyi Kur’an okuyanı sen onu Allah’tan korkar görürsün, okurken Allah’tan korkarak okuyandır.”[9]İşte en iyi okuyan budur.

Kur’an-ı Kerim her derde şifadır. İmamı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhu efendimizden rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

اَلْقُرْآنُ هُوَ دَوٰٓاءٌ

Yani “Kur’an bütün ilaçtır.”[10]

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri Kur’an-ı Kerimde:

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَارًا

“biz Kur’an-ı Kerimi mü’minlere şifa ve rahmet olarak indirdik”[11] deyi buyurmuştur.

Sünneti Rasule ve hadisi şeriflere kıymet vermeyenler ehli bid’attır ve münafıktır.

Muaz bin Cebel radıyallahu anhudan rivayet edilen hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

اِذَا ظَهَرَتِ الْبِدَعُ وَلَعَنَ آخِرُ هٰذِهِ الْاُمَّةِ اَوَّلَهَا مَنْ كَانَ عِنْدَهُ عِلْمٌ فَلِيَنْشُرَهُ فَاِنَّ كَاتِمَ الْعِلْمِ يَوْمَئِذٍ كَكَاتِمِ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى مُحَمَّدٍ

 “Bid’atler ve bid’atçiler zuhur edip meydana çıktıkları zaman evvelkilere lanet ederler. Her kimde ilim var ise o zaman ilmini sarf etsin, söylesin. Her kim söylemez, saklar ise Muhammed Rasulullah üzerine inenleri saklamış olur.”[12]

O münafıklara, o bid’atçılara karşı ilmini saklayan, o da münafıktır, o da bid’atçıdır. Allahu Teâlâ bid’at ehlinin ibadetini kabul etmez.

Ehl-i bid’at, ehl-i sünnetin aksidir ve zıddıdır. Bir sünnet kalkar bir bid’at yerini alır. Bir bid’at kalkar bir sünnet yerini alır.

Hadis-i Şerif:

اِنَّ اللّٰهَ لاَيَقْبَلُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلَاصَلٰوةً وَلَاصَدَقَةً وَلاَحَجًّا وَلاَعُمْرَةً وَلاَجِهَادًا وَلاَصَرْفًا وَلاَعَدْلًا حَتّٰى يَخْرُجُ مِنَ الْاِسْلٰامِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعْرَةُ مِنَ الْعَج۪ينِ

Huzeyfe radıyallahu anhu buyurdu ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Tahkik, Allahu Teâlâ bid’at ehlinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfiyatını, adaletini kabul etmez. Hatta İslamlıktan, deriden kılın ayrıldığı gibi çıkar ayrılır.”[13]

Bunlar kendilerini çok beğenirler, sünnete kulak asmazlar. Dini sağlam olanları tenkit ederler. Yani ayıplarlar, daima ayıbını ararlar. Fısk ve fücur ehlinin keyfine giderler. Ona göre dini, diyaneti ona uydururlar. Bunların ibadetleri halkın gördüğü yerde gösterişli olur. Başka yerde sözüyle ameli birbirini tutmaz ve sözünde, her işinde korkusuz olur. Allah korkusu az olur.

اَخْشٰى اُمَّت۪ى مَاخَشَيْتُ عَلٰى اُمَّت۪ى كِبَرُ الْبَطْنِ وَمُدَاوَمَةُ النَّوْمِ وَالْـكَسَلُ وَضَعْفَ الْيَق۪ينِ

Cabir radıyallahu anhudan rivayetle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ümmetimin üzerine en ziyade sakındığım şunlardır: Kendini besleyip, karınlarını büyütürler ve çok uykuya devam ederler. İbadette tembel olurlar ve yakînleri zayıflar, gaflete düşerler.”[14]

İşte ümmetimin ulemasıyım diyenlerde bunlar olursa o âlimin kafası işlemez. Hakk’tan uzak düşmüş bir zihin ile Hakk’a yakîni azalır. Yani Hakk’a tasdiki, bilmesi, anlayışı azalır. Hakk’a dayanmak, Hakk’a güvenmek, Hakk’ı anlamak kalmaz. Olsa da çok zayıf olur. İşte bunun için korkuyor.

Rasulü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem efendimiz İbni Abbas radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte buyuruyor ki:

اَبَى اللّٰهُ اَنْ يَقْبَلَ عَمَلَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ حَتّٰى يَدَعَ بِدْعَتَهُ

“Allahu Teâlâ bid’at sahibi olanların ibadetlerini amellerini kabul etmez. Meğerki bid’atı terk ederse kabul eder.”[15]

Bunlar sünneti şerife, tarikata kıymet vermezler. Hakiki Müslümanların ibadeti iki türlüdür: biri ruhsatla amel etmek derler ki bu fetva ile amel etmektir. Biride azm ile amel etmektir. Tarikat, hakikat amelidir.

Ehli takva bu yolda şeriatın bile müsaade ettiğinden sakınır. Şeriatta mubah olan tarikatta küçük günahtır. Hakikat ehline büyük günahtır. Tarikatta zarar görür.

İşte bid’at ehli şeriatta bile men edilen, sünnete muhalif olan şeyleri yaparlar. Halleri neye varır biliniz.

Enes radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

اِنَّ الْعَبْدَ اِذَا عَمِلَ بِالْبِدْعَةِ خَلَاهُ الشَّيْطَانُ وَالْعِبَادَةِ وَالْقَى عَلَيْهِ الْخُشُوعِ وَالْبُكٰۤاءِ

Bir kul, bid’at ile Allahu Teâlâ’ya ibadet ederse, şeytan o ibadetine ve kalbine girer, müdahale eder ve ona korku verir, ağlatır yani evham verir, kalbini sıkar.[16]

Bid’at, ikiye ayrılır; Bid’at-ı Hasene, Bid’at-ı Seyyie.

Bid’at-ı Hasene; dine zarar vermeyenler, faydası olanlar; kaşık, minare ve hoparlörler. Bunların İslamiyet’e yardımı var. Teypler iyiye kullanılırsa ne kadar güzel bid’at-ı hasenedir ki bir vaizin vaazını çoğaltıyorlar.

Bid’at-ı Seyyie; sünnetin aksidir. Bir bid’at gelirse, bir sünnet kalkar. Bir sünnet gelirse, bir bid’at gider.

Ehl-i bid’atın alameti; sünnete kıymet vermezler, sünneti Rasulullahtan konuşulursa dayanamazlar. Sen sünneti bırak, bize ayetten haber ver derler. İşte ehl-i bid’atin alameti açığa çıktı. Hadis-i Şerifte buyruldu ki

كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاٰ لَةٌ اِلَّا ف۪ى عِبَادَةٍ

Kenzü’l İrfan’da: Hep bid’atler dalalettir, şaşkınlık ve azgınlıktır. Yalnız ibadette değildir.”[17]

İbadet zikrullah ederken olan bid’ati hasene dalalet değildir, haram değildir.

Zikrullah ederken sallanmak, coşmak, hareket etmek, camilerde minare ve lambalar, elektrikler, hoparlörler bunların İslamiyet’e faydası vardır. Kaşık bid’ati hasenedir, temizliğe yardımı var. İnsanın sesini alan teypler ne kadar güzel bid’ati hasenedir ki bir vaizin vaazını çoğaltıyorlar. İslamiyet’e ne kadar güzel yardımı var.

Rasulü Ekrem efendimiz buyuruyor ki “dininize yarayanları alınız” diyor.

Bid’ati seyyie var ki sünnete Rasule muhalif olanlar bid’ati seyyiedir.

Dine, temizliğe-nezafete, şeriata, tarikata uygun olanlar bid’at ise de bid’ati hasenedir.

İşte hep bid’atler dalalettir. Yalınız ibadette olan bid’atler değildir.

İbni Abbas radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem sünnetler hakkında buyurmuştur.

اَلْقٰٓائِمُ بِسُنَّت۪ي عِنْدَ فَسَادَ أُمَّت۪ي فَلَهُ اَجْرُ مِائَةٌ شَهِيدٌ

“ümmetimin fesada gittiği zamanda sünnetimi kaim olup tutanlara yüz şehit ecri vardır.”[18]

  Yine ibni Abbas radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifinde Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki

رَحِمَ اللّٰهُ مَنْ حَفَظَ لِسَانَهُ وَعَرَفَ زَمَانَهُ وَاسْتِقَامَتْ طَر۪يقَتَهُ

Ne diyor bak! “Allah’ım sen rahmet et ümmetimden kim ki diline sahip olur ve zamanını bilir neler oluyor bu zamanda birde tarikatında istikamette olup ayrılmaz Allah’ım sen bu ümmetime rahmet et”[19] yani merhamet et, ona acı, onu beladan koru ve sahip ol demektir.

İşte bu hadisi şerifte kendinin beğendiği ve sevdiği ümmet kimdir onu haber verdi.

Bir adam diline sahip olursa birde kendi bulunduğu zamandan haberdar olup dinin aleyhinde kimlerdir? Ne yapıyorlar? Ne kurgu kuruyorlar? Müslümanların, dinin aleyhinde neler yapıyorlar? Müslümanlar dünya yüzünde neler çekiyorlar? Bunları bilmek birde tarikatında devamlı olmak, kimsenin sözüne münafıkların inkârına bakmayıp fâsık okumuşların caiz değildir, günahtır, ayette hadiste böyle şeyler yoktur deyi zihinleri karıştıran sözlerine bakmayıp tarikatına devamlı olanları seviyor.

Hal böyle olunca bu münafık ve fasık okumuş olanlar Allahu Teâlâ’dan korkmaz aşikâre yalan söyleyip tarikata çalışanları şaşırmak isterler. Aynen bunlar bu işin harisi olmuşlar. Ne bahasına olursa olsun bozmak karıştırmak isterler.

Bak Rasulü Ekrem ve Nebiyi Muhterem sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hadisi şerifinde ne buyuruyor:

  أُذْكُرُ اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًا حَتّٰى يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ لَكُمْ تُرٰٓاؤُونَ

“siz Allah zikrini yapınız. Münafıklar size mürailik yapıyorsunuz derler. Öyle dedirinceye kadar zikrullahı çok yapınız”[20] deyi buyurmuştur.

Enes radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifinde Rasulü Ekrem efendimiz şöyle buyuruyor:

اَلٰٓا اَدُلُّكُمْ عَلَى الْخُلَفٰٓاءِ مِنّ۪ي وَ مِنْ اَصْحَاب۪ي وَمِنَ الْاَنْبِيٰٓاءِ قَبْل۪ي هُمْ حَمَلَةُ الْقُرْآنِ وَالْاَحَاد۪يثِ عَنّ۪ي وَعَنْهُمْ فِي اللّٰهِ وَ لِلّٰهِ

   “bilmiş olunuz size haber vereyim benim halifelerim, ashabımın halifeleri ve peygamberlerin halifeleri Kur’an-ı Kerim’i bilenler ve hadisi şerifi bilenler benim hadislerimi ve onların hadislerini Allah yolunda ve Allah için söylerler, bunlar halifelerimizdir.”[21]

Hadisi şerif:

اِذَا لَمْ تَحُلُّوا حَرَامًا وَ لَمْ تُحَرِّمُوا حَلَالًا وَاَصَبْتُمُ الْمَعْنٰى فلَا بَأْسُ

“haramı helal ve helâlıda haram etmedikçe hadislerin manasına isabet etmese de beis yoktur.”[22]

Süleyman ibni ekmiyetü’l-leysi babasından o da ceddinden rivayetle:

قُلْنَا يَا رَسُولَ اللّٰهِ اِنَّا سَمِعْنَا مِنْكَ الْحَد۪يثِ وَلَا نُقَدِّرُ عَلٰى تَاْدِيَتِهِ كَمَا سَمِعْنَا مِنْكَ

Yani, “biz dedik ki ya Rasulallah, senden hadisi şerifi duyduğumuz gibi eda edemiyoruz söyleyemiyoruz”[23]deyince işte bu yukarıda yazılan hadisi şerifi söylemiştir.

Ebu Hureyre radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifinde sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

تُحَدِّثُوا عَنّ۪ي وَلَا حَرَجَ وَ مَنْ كَذِبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأُ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ   

“benden hadisi şerif söylemekte günah yoktur velâkin bile bile yalan hadisler yani kendi düzerek uydurma söylerse onun oturağını cehennem ateşine koyarlar”[24] deyi buyurmuştur.

İmamı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhu efendimizden rivayet olunan hadisi şerifte

ذَرُوا الْعَرِف۪ينَ الْمُحَدِّث۪ينَ مِنْ أُمَّت۪ي لَا تُنْزِلُوهُمُ الْجَنَّةَ وَالنَّارَ حَتّٰى يَكُونَ اللّٰهُ الَّذ۪ى يَقْضِى ف۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ 

“bırakınız ümmetimden mülhem olan arifleri hadisçileri. Onlar cennete de cehenneme de inmezler. Hatta onlar Allahu Teâlâ ile olurlar. Kıyamette o günde onları Allahu Teâlâ meydana çıkarır.”[25] Yani onlar ümmeti Muhammed’e yardım için çıkarılırlar. İşte hadisi şerifleri halka söyleyerek kendileri de amel edenlerdir, arifibillahlardır.

Cabir radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerif:

    سَارِعُوا ف۪ي طَلَبِ الْعِلْمِ فَالْحَد۪يثُ مِنْ صَادِقٍ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا مِنْ ذَهَبٍ وَ فِضَّةٍ

“ilim hadis yolunda çalışınız. Sadık bir kimseden öğrenilen bir hadis kendisine dünya üzerinde bulunan altın ve gümüşten hayırlıdır.”[26]   

Hadisi şerife inanmayan kendi dinini itham etmiştir dininde şüphelidir. O kimse azgındır.

Birçok sahabeler Rasulü Ekrem sallallahu aleyhi vesellemden rivayet ederler ki

  اِنَّهُ مَنْ حَفَظَ عَلٰى اُمَّت۪ي اَرْبَع۪ينَ حَد۪يثًا مِنْ اَمْرِ د۪ينِه۪ بَعَثَهُ اللّٰهُ تَعَالٰى يَوْمَ الْقِيَامَةِ ف۪ي ذُمْرَةِ الْفُقَهٰٓاءِ

“ümmetimin üzerine bir kimse kırk hadisi ezber eder dini öğretirse onu Allahu Teâlâ yevmi kıyamette âlimler ve fukaha zümresine ilhak eder. Onlar ile haşr olur.”[27]

 وَ ف۪ي رِوَايَةٍ بَعَثَهُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَق۪يهًا عَالِمًا

Diğer bir rivayette: “onu Allahu Teâlâ âlim ve fakih olarak haşreder.” [28] 

اَوْ ف۪ي رِوَايَةٍ آخَرَ مَنْ تَرَكَ اَرْبَع۪ينَ حَد۪يثًا بَعْدَ مَوْتِه۪ فَهُوَ رَف۪يق۪ي فِي الْجَنَّةِ وَ كُنْتُ لَهُ شَافِعًا وَ شَه۪يدًا

Diğer bir rivayette: “her kim kırk hadisi şerif yazıp öldükten sonraya bıraksa o kimse benim refikım yoldaşım olur cennette benimle olur ve ona şefaatçı olurum ve şahid olurum.”[29] 

وَ عَنْ اِبْنِ مَسْعُودْ رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُ قَالَ اَنَّهُ ق۪يلَ لَهُ اُدْخُلْ مِنْ اَىٍّ اَبْوَابِ الْجَنَّةِ شِئْتَ فَالْتَمِسْ مِنْ مَنْ رٰٓائِي غَيْرِ مَا اسْتَخْرَجَ الْقَيِّمَ

İbni Mesud radıyallahu anhudan gelen bir rivayette ise “o kimseye denir ki hangi kapıdan dilersen o kapıdan cennete gir ne istersen ondan al ye iç artık senin için buradan çıkmak yoktur” [30] denilir buyurmuştur.

Dinin afatı üçtür: İbni Abbas radıyallahu ahudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki

آفَةُ الدّ۪ينِ ثَلَاثَةٌ فَق۪يهٌ فَاجِرٌ وَاِمَامٌ جٰٓائِرٌ وَ مُجْتَهِدٌ جَاهِلٌ  

“dinin afatı üçtür: facir hocalar, zalim hükümdarlar ve cahil müctehidler”[31] bunlar dini bozarlar.

Facir hocalar yukarıda ki hadis şerifte söyledik. Bunlar o kadar facir ki şeriata, tarikata aykırı iddiada bulunur sünneti tutmazlar. Kendi menfaatlerine ilmi alet ederler. Sünneti bozarlar.

Bunlarda tarikat olmaz, güzel ahlak olmaz, cömertlik olmaz. Allah için söylemek olmaz, hakikat halini bilmezler. Bunların hakkında yakînleri zayıftır deyi buyurmuştur.


[1] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.155/4

[2] Ramuze’l-Ehadis c.2.s.362/9. Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.3.s.398/5214 (Beyrut).

[3] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.133/6. İbni Hacer el-Askalani Lisanu’l-Mizan c.4.s.391/1193(Beyrut)  

[4] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.139/5. Beyhaki Şuabu’l-İman c.4.s.308/5202(Beyrut).

[5] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.111/9 Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.1.s.235/902(Beyrut). 

[6] İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.1.s.471/2339. et-Tedvin fi Ahbari Kazvin c.1.s.127

[7] Tabarani, el-Mu’cemu’l-Kebir c.17.s.296/818 Mısır.

[8] Ramuze’l-Ehadis c.2.s.504 Abdulaziz Bekkine R. Aleyh. Tercümesi kenarı Ebu Nuaym’dan, Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.5. s.443/8686(Beyrut). İmamı Suyuti c.12.s. 821/27606.

[9] Ramuze’l-Ehadis, c.1.s.18/12.

[10] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.227/8

[11] İsra suresi 17/82.

[12] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.54/8. İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.1.s.444/2184.

[13] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.92/1. Sünenü ibni Mace c.1.s.19/49(Beyrut). Kenzü’l-Ummal c.s.221/1115(Beyrut)

[14] Ramuze’l-Ehadis c.1.s. 20/10. Münavi Feyzü’l-Kadir c.1.s.215(Mısır) 

[15] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.6/5 İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.1.s.63/82.

[16] Ğaraibü’l-Ehadis s.66. Kenzü’l-Ummal c.1.s.221/1114(Beyrut)

[17] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 126/810, Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab, c.3.s.260/4771(Beyrut)

[18] Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.4.s.198/6608 (Beyrut). Beyhaki Zühdü’l-Kebir c.2.s.118/208 (Beyrut). Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya c.8.s.200 (Beyrut).

[19] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.290/11

[20] Levamiu’l-Ukul Şerhu Ramuze’l-Ehadis c.1.s.439. Beyhaki, Şuabu’l-İman c.1.s.397/527(Beyrut). İbni Asım, Kitabu’z-Zühd s.108 (Kahire). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.2.s.85 (Mısır). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.3.s.81 (Beyrut). Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.12.s.169/12786 (Musul)

[21] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.166/8. İmamı Suyuti, Cem’u’l-Cevamii c.1.s.303/9033. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.135–136/476 (Beyrut). 

[22] Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.7.s.100/6491 (Musul). İbni Hacer el-Askalani, İsabe, c.6.s.341/8532 (Beyrut). 

[23] Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.7.s.100/6491 (Musul). İbni Hacer el-Askalani, İsabe, c.6.s.341/8532 (Beyrut). 

[24] İmamı Ahmed, Müsned c.3.s.12/11107 (Mısır). Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.1.s.151. (Beyrut)

[25] Levamiu’l-Ukul şerhu Ramuze’l-Ehadis c.3.s.283. Münavi, Feyzü’l-Kadir c.3.s.562 (Mısır). Halidi Bağdadi, Tarihi Bağdad c.8.s.292/4395 (Beyrut).

[26] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.295/2. İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.5.s.215/14757.

[27] Levamiu’l-Ukul c.4s.354. ebü’l-Ferec Abdurrahman ibni Cevzi el- Ilelü’l-Mütenahiye c.1.s.125/179–122/170 (Beyrut)

[28] Levamiu’l-Ukul c.4s.354. ebü’l-Ferec Abdurrahman ibni Cevzi el- Ilelü’l-Mütenahiye c.1.s.125/179–122/170 (Beyrut)

[29] Levamiu’l-Ukul c.4s.354, Ramuze’l-Ehadis c.1. s.7. (önsöz),  ebü’l-Ferec Abdurrahman ibni Cevzi el- Ilelü’l-Mütenahiye c.1.s.120/164 (Beyrut)

[30] Ramuze’l-Ehadis c.1. s.7. (önsöz), ebü’l-Ferec Abdurrahman ibni Cevzi, el- Ilelü’l-Mütenahiye c.1.s.119/162 (Beyrut),

[31] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.4/5. İmamı Suyuti, Cem’u’l-Cevamii c.1.s.54/24.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>