canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

YAKÎN - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

YAKÎN

 

Ebu Hureyre Radıyallahu anhudan rivayetle Hadisi şerif:

  اِنَّمَا اَتَخَوَّفُ عَلٰى اُمَّت۪ى ضَعْفَ الْيَق۪ينِ

Bak bu ümmet için ne buyuruyor: “ancak ümmetimin üzerine yakînlerinin zayıflamasından korkarım.”[1]

Bak şimdi bu yakînleri zayıf olanlar kimlerdir? Bunlar maneviyata kıymet vermezler. Tarikata hiç kulak asmazlar. Evliyanın kerametine hiç kıymet vermezler. Allahu Teâlâ’nın kullarına yakîn olup esrarı ilahi kuldan zuhur ettiğine inanmazlar. Kuldan ne beklenir derler. Ümmeti Muhammed sallallahu Teâlâ aleyhi vesellemde ne esrar olduğuna inanmazlar. Allahu Teâlâ’ya tamamen inanamazlar.

Yakîn üçtür: ayne’l-yakîn, ilme’l-yakîn, hakka’l-yakîn. Yakîni hâsıl edip yakînen inanmak ancak halis mü’minlere mahsustur. İman edilecek şeylere tamamen yakînen inanmak ancak yakîn ilmini ustazından, şeyhından öğrenenlerde yakîn hâsıl olur. Bak, yakîn öğrenmekle olur imiş.  Sevr radıyallahu anhudan rivayet olunan hadis-i Şerifte buyruluyor ki

تَعَلَّمُوا الْيَق۪ينَ كَمَا تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ حَتّٰى تَعْرِفُوهُ فَاِنّ۪ى اَتَعَلَّمُهُ

Yani, “ilm-i yakîn öğreniniz. Kur’an-ı Kerim ilmini öğrenir gibi öğreniniz. Hatta onu iyice bilesiniz ben de öğreniyorum”[2] demiştir. Bu yakîn ilmi, ehl-i yakîn olan meşayıhlardan öğrenilir. Ayet-i Kerime’de, “vesile arayınız”[3]dediği, Allahu Teâlâ’ya yakîn hâsıl edip hakka’l-yakîn Hakk’ı tanıyınız demektir.

Meşayıhlar dualarında;

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى جَعَلْـنَا مِنْ اَهْلِ الْـيَق۪ينِ

Yani, “Allahu Teâlâ’ya hamd olsun bizleri ehl-i yakînden eyledi” derler.

Tarikat yolu yakîn öğrenmek yoludur. Yakîn öğreniniz, Kur’an öğrenir gibi, diye buyurduğu budur.

Şeriat ehli şeytanın elinden kurtulup da bu yola girmez ki şeytan fırsat vermez. Kurtulanlar şeriatı tamam uygulayanlardır.

Şeriatı tamam olanlar ve tarikatı tamam olanlar ve kötü bidatlerden kurtulup, şeriat ile amel, tarikat ve takva ile çalışan kimseler her daim şeytan ile harptedir. Bazı şeytan kendini, bazı da kendi şeytanı bastırır. O zaman esrar-ı ilahiden bir şeyler sezer, batın esrarını anlamaya başlar, yakîn kuvvet bulur.

Mesela karanlık bir eve girmek isteyenlerin kimi bu evde bir kimse var imiş kimide yok imiş diye iddia ederlerken bir kimsede o evi iyice dinlemekle o evde bir kimsenin var olduğunu iyice tamamen tasdik ile yakîn hâsıl olur. Hiç şek şüphesi kalmaz. İyice inanır.

İşte ümmetimin üzerine yakîni zayıf olmasından korkarım dediği budur.   

Bu sırra ermeyenler, bundan haberdar olmayanlar belki de inkâr eder. Keramet-i evliyayı inkâr eden alimler çoktur, küfürdür. Bu inkâr edenler yakînlerinin zayıflığındandır. Bu gönül esrarının meyvesidir.

Bunun için Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki yakîn ilmini Kur’an öğrenir gibi öğreniniz. Bunu ayırt ederek bak, dikkat eyle.

Hazreti Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhudan rivayet edilen hadis-i şerif;

عِلْمُ الْبَاطِنُ سِرٌّ مِنْ اَسْرٰرِ اللّٰهِ تَعَالٰى وَحِكَمٌ مِنْ حِكَمِ اللّٰهِ تَعَالٰى يَقْذِفُهُ ف۪ى قُلُوبِ مَنْ يَشٰٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪

Yani “İlm-i batın Allah’ın sırlarından bir sırdır ve Allah’ın hikmetlerinden bir hikmettir. Bunu dilediği kulunun kalbine koyar.”[4]

İşte burada meydana çıktı ki Rasulü Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, “ben ümmetimin üzerine korkarım ki yakînleri zaafa düşer.”

İşte Tarikatı, maneviyat batın ilmini, evliyanın kerametini inkâr edenler, yakînleri zayıf olanlardır.

İsterse bu adam Kur’an bilsin, yakînleri zayıftır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin korktuğu budur. Çünkü İslamiyet’in kuvvetini, ümmet-i Muhammed’in kerametini, ayetlerin tesirini, Kur’an-ı Kerim’in mu’cizat-ı Muhammedi’ye olup ondan her esrarın zuhur edeceğini takdir edemiyorlar. Yakînleri zayıftır.

Birisi yazmış ki mürşid ararsan hazreti Kur’an yeter demiş. Hâlbuki bu yanlıştır. Bu şöyledir: Kur’an-ı Azimmuşşan’ın esrarı senin okuman ile zuhur etmez. Mürşidi kâmilin ağzından zuhur eder. Kur’an durduğu yerde sana bir şey anlatmaz. Dua o dua ama ağız İsa aleyhisselamın ağzı değildir. Esrar çoktur ama ehlinden zuhur ederse.

Mesela Kur’an’da barut var, kurşun var, azze var fakat tüfek lazımdır ki hedefe ulaştırsın. Ehli yakînin yani mürşidi kâmilin ağzı kalbi tüfektir. Onların ağzından çıkan Kur’an, dua hedefi vurur.

Ebu Said radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerif:

اِتَّقُوا فِرٰاسَةُ الْمُؤْمِنِ هُمْ يَنْظُرُ بِنُورِ اللّٰهِ

Ebi Said, Ebu Umame ve ibni Ömer radıyallahu anhuma buyurdular ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;“Mü’minin ferasetinden sakınınız. Onlar Allahu Teâlâ’nın nuru ile bakarlar”[5] dediği budur.

Bunlar ehli yakîndir, mürşidi kâmildir. Allahu Teâlâ’nın nuru esrarına ermişlerdir. Yoksa yakîn ehli olmayan zayıf olanlar değildir. Yüksek âlim olsa da yakîn zayıftır. Allahu Teâlâ böyle yakîni zayıf olan âlimlerin ağzının şerrinden ümmeti Muhammedi korusun. Buraya kadar yakîni söyledik Allah bildirsin. Şimdi Kur’an-ı Kerim’de sure-i bakarada ayet 151:

كَمَآ اَرْسَلْنَا ف۪يكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّ۪يكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَۜ        

    Yani, “size sizden rasul gönderdim. Ayetlerimizi okudu, aklınızı kavileştirdi, sizi ahlakı zemimelerden ve her türlü kötülüklerden tezkiye eden size kitap ilmini yani Kur’an-ı öğretti birde hikmet ilmini öğretti bilmedikleriniz birçok şeyleri öğretti. Evvel bilmez idiniz.”[6]

   İşte Kur’an ilmini kitap ilmi diye ayırıyor. Hikmet ilmi diye yakîn ilmini ayırıyor. Tarikatla yakîn ilmi hâsıl olur.

Bu ilmi yakîni az olanlar camilerde Allahu Teâlâ’yı zikretmeyi men ederler. Kendileri zikrullah etmezler edenleri de men ederler. Allahu Teâlâ’dan korkmazlar. Serbest olarak camilerde zikrullah edenleri tekdir ederler.


[1] Ez-Zühdü li İbnü’l-Mübarek, c. 1, s. 196/557 (Beyrut), Tabarani Mu’cemu’l-Evsat, c. 5.s.354/8869 (Kahire), Beyhaki Şuabu’l iman, c.1.s.63/301 (Beyrut), Deylemi, el-Firdevsu bi Me’suri’l-Hıtab c.4.s.44/6294 (Beyrut).

[2] Ramuze’l-Ehadis, c.1.s.254/1. Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.s.95 (Beyrut).

[3] Maide suresi 5/35

[4] Ramuze’l-Ehadis, c.2.s.317/3, Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.42/4104(Beyrut). Ahmed ibni Hambel Müsnedinden.

[5] Ramuze’l-Ehadis, c.1.s.14/12. Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.3.s.312/3254 (Kahire). Tirmizi, Sünen c.5.s.298/3127 (Beyrut). Beyhaki, Kitabu’z-Zühdü’l-Kebir hadis no:358 (Beyrut) 

[6] Bakara suresi 2/151

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>