canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

MAHŞERE ÜÇ SINIF OLARAK GELİNMESİ - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

MAHŞERE ÜÇ SINIF OLARAK GELİNMESİ

 

Sure-i vakıa:

وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ﴿﴾ فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَآ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿﴾ وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَآ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿﴾ وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ﴿﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ﴿﴾ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿﴾

“siz o kıyamet günü mahşer yerine üç bölük gelirsiniz. Biri Allahu Teâlâ’nın emrini kabul edip amel edenlerdir. Biri Allahu Teâlâ’nın emirlerine uymayanlar ve tutmayanlar amel etmeyenlerdir. Biri Allahu Teâlâ’ya sevilmek için zikrullahı çok, namazı çok cömertliği çok edenlerdir. İşte onlar cenneti naimdedir.”[1]

Bunların biri ashabı meymene ve biri ashabı meş’eme, biride sabıklardır.              

Bunları Rasulü Ekrem efendimiz şu hadisi şerifi ile bildiriyor:

يَحْشُرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلٰى ثَلَاثَةِ أَصْنَافٍ صِنِفٌ مُشَاةٌ وَ صِنِفٌ عَلٰى وُجُوهِهِمْ وَصِنِفٌ رُكْبَانٌ

“nas mahşere üç bölük olarak gelirler. Biri yaya olarak arkalarında yükleriyle gelirler. Biri yüzlerinin üstüne yürüyerek gelirler” deyince Aişe-i sıddıka validemiz,

ق۪يلَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَ كَيْفَ يَمْشُونَ عَلٰى وَجُوهِهِمْ؟

“ya Rasulallah, insan yüzü üstüne nasıl yürür” deyince

قَالَ: إِنَّ الَّذ۪ينَ أَمْشَاهُمْ عَلٰى أَقْدَامَهُمْ قَادِرٌ عَلٰى أَنْ يَمْش۪يهِمْ عَلٰى وُجُوِهِهِمْ

“O Allahu Teâlâ ayaküstünde yürüttüğü gibi yüz üstüde yürütür” deyi buyurmuştur.

وَصِنِفٌ رُكْبَانٌ

Üçüncüsü binekler üzerinde bunlar ibadette sabıklar ileri geçenlerdir.”[2] Bu üçüncü, kabirlerinden güneş gibi nurlu kalkarlar. Cennetten Burak gelir melaike etrafını alır nuru mahşeri ışıtarak alay halinde gelirler.

Bunları mahşer halkı görünce bunlar kimlerdir bize belki yardım ederler. Bunlar peygamberler midir diyerek beklerler.

Yaklaşınca görürler ki bunlar dünyada iken Allahu Teâlâ’yı çok zikreden, çok namaz kılan, çok cömertlik yapan, Allah için sevişen dervişlerdir. Â! bu bizim komşumuz derviştir. Âh! Komşumuz, halimize bak! Sen çok yüksek nur sahibi olmuşsun. Ayeti kerime:

نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ

Yani “nurunuzdan bizde istifade edelim”[3] derler.

Onlar şunu derler:

ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرٰٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا

Yani “geri arkanıza dünyaya dönünüz. Oradan nuru arayınız”[4] derlerde alay ederler. Dünya nerde kalmış ki nur arasınlar.

Yani sizler, dünyada bu nuru kazanmak için zikrullahı çok ederken, namazı çok kılarken, bizi alay ederdiniz. Şimdi de bize geldi sıra. Allahu Teâlâ’ya yüz binlerce şükür olsun biz bulduk, sizde gördünüz. Bu sırada Cenâb-ı Hak aralarına sur çeker çarpınarak kalırlar.

İşte ashabı meymene, şeriatla amel edenlerdir. Bu asker sevkiyatı gibi yükleri arkalarında yayan yürüyerek mahşere gelirler. Artık beklerler ki sevapların günahların tartılmasını.

Terazide sevabı ağır gelenler imanı itikadı sağlam ise cennete ayrılırlar. Amelinde noksanı olsa da itikadı sağlam ise cennete en son gider. Cehenneme girse de gününü bitirir çıkar.

İtikadında zerre kadar noksan olursa ebedi cehennemden çıkmaz. Maazallahu Teâlâ. Allah’a sığınırız. İtikada müteallik olanlara çok dikkat lazımdır.

Hele şu ashabı Rasulullah hakkında aleyhinde söz söyleyenlerin vay haline! Çünkü davacı Rasulullahtır.

Buyuruyor ki:

“benim şerefimi, hürmetimi, dinimi düşünmeyip benim şerefim olan ashabıma yanlış itikad edenlere lanet olsun” deyi buyuruyor.

  Allahu Teâlâ’yı zikredip ona çok namaz kılıp çalışanlara eza, cefa yapanlara lanet olsun deyi buyurmuştur.

Bu haller ashabı meymene de çok olur. Hasidlik, kibir, ucub, riya gibi dünya sevgisi çok olur. Bunun için hesaba, suale çekilirler. Fasık, cahil fakihler, itirazcılar kendini beğenenler çok olur. Bunun için bunların kurtulması güç olur.

Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin has yolu olan şeriatı, tarikatı, hakikati birbirinden ayırırlar itiraz ederler. Bu halleri inkâr edenler yanarlar.

Gelelim ashabı meş’eme şunlardır ki onlar Allah korkusunu çekmemiş, dünyada gaflet ile Hakk’ı düşünmeyip, Allahu Teâlâ’yı zikretmeyip dini, diyaneti inkâr edip diyanete kör bakmışlar, kör kalmışlar. Hakkı hakikati inkâr etmişler. İşte bunlar yüz üstü yürüyerek gelirler. Bu dünyada ahret derdine düşmemişler. Cehennem kendilerini yakacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de:

 فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ﴿﴾ وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ

“çok şiddetli kaynar suların hazırlandığı cehenneme inerler orada kalırlar”[5] deyi buyuruyor.

Bu ize vakıatü’l-vakıa suresi yarın nasın üç sınıf olup mahşere geleceğini yani, biri şeriatla amel edenlerdir ashabı meymenedir. Biri şeriatla amel etmeyen ashabı meş’emedir. Biri hem şeriatla hem tarikatla amel eden sabıklar mukarreblerdir.

Allahu Teâlâ’nın has kulları, Rasulullahın has ümmetleri, bu sabıklar mukarreblerdir. Allahu Teâlâ’nın evliyalarıdırlar. Bu sure bunların şanının, hürmetinin yüksek olduğunu söyler.

Hem şeriat ehlini, hem cehennem ehlini, hem de tarikat ehlini tafsilatıyla söyler.

Kurbiyeti ilahi isteyenler dikkat etsinler. Yukarıda bu kadar ayetlere bak, hadisi şeriflere bak, tarikat hakkında neler söylüyorlar insafa gel. Allahu Teâlâ’ya gel, Rasulullaha gel.

Bu dünya elinden gider. Malın, oğlun fayda etmez. Ancak kalbin nuru fayda eder.

Ayeti kerimede:

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿﴾ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

“o günde, yani yevmî mahşer günü geldiğinde size dünyadaki malınızdan, evladınızdan hiç birinden bir fayda yoktur. İlla bir temiz kalb ile geldiniz ise size o kalbten fayda vardır”[6]

Bu dünyada zikrullah ile kalbini nurlandırmış Allahu Teâlâ bir selim kalp ihsan etmiş ola. İşte bu kimseler kurbiyeti ilahi ehli olurlar, sabıklardır bunlar. Allahu Teâlâ bizleri bunların himmetlerinden, şefaatlerinden ayırmasın, âmin.

Hakkıyla mü’minler kimlerdir? Cenâb-ı Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem ve Allahu Teâlâ haber veriyor.

Evvela şu hadisi şerife bakalım:

مَنْ لَمْ يَكُنْ مُؤْمِنُ حَقًا وَهُوَ الْكَافِرُ حَقًّا

Yani “her kim hakkıyla mü’min değilse hakkıyla kâfirdir”[7]

Buluğ çağına kadar günah yazılmadı, ondan sonra peygamberler ile evliyalar ile Kur’an-ı Kerim ile yapılan ikazlara karşı küfründe inad, yanlış itikadlarında inad edip inadından da dönmeyerek devam ede ede kâfirlik makamına ulaştılar. Mü’minlerin itikadı ve amelini alay-istiza yapa yapa ٰkâfire benzeyip inatlarında devam edenler ٰkâfir oldular. Çünkü yaşantıları islam yaşantısının haricine çıktılar. Küfür inadından dönmediler, işte bu yüzden ٰkâfir oldular. Pişman olup tevbede yapmadılar.

Yarım hoca dinden yarım hekim-doktur candan eder derler. Yarım hoca hakkıyla mü’min olmayanlardır. Yakînleri inançları zayıf olanlardır. Kitabın başından beri yakînleri zayıf olanları kuvvetli olanları ayetlerle hadislerle anlattık.

Yakînleri en kuvvetli olanlar sabikûnlar ve mukrrebûnlardır. Bunlar şeriat ile amel ve tarikat ile sülûk ile buldular. (sabikunun anlamı; bunlar hayrat yolunda, ibadet, itaat, zikrullah yolunda ileri geçen, ibadet koşusunda sebkat edip ileri geçen kullardır.)

 


[1] Vakıa suresi 56/7–8–9–10–11–12

[2] İbni Hacer el-Askalâni, Fethu’l-Bari c.8.s.492/4482 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.5.s.305/3142 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.2.s.354/8632–363/8740 (Mısır). Rudani c.5.s.382

[3] Hadid suresi 57/13

[4] Hadid suresi 57/13

[5] Vakıa suresi 56/93

[6] Şuara suresi 26/88–89

[7] Sevadü’l-Azam, tezkiratü’l-Mevduat li’l-Kuteybi

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>