canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ALLAHU TEÂLÂ NURA, ŞEYTAN ZULMATA ÇEKER - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

ALLAHU TEÂLÂ NURA, ŞEYTAN ZULMATA ÇEKER

 

Şeytanın vaadleri hep yalandır. O sizi şaşırmaya aldatmaya çeker zulmata çeker. Ben sizi nura çekerim. Buna dair ayeti kerime bak ibret al.

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ  وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوٓا اَوْلِيَآؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟

Manası: “Allahu Teâlâ iman edenlerin dostudur. Bunları zulmat karanlıktan nura çıkarır. Şol inkâr küfredenlerde şeytanın dostudur. Onları nurdan zulmata çıkarır. Cehennem ehli olurlar. Onlar ebedi orada kalırlar.”[1]

İşte Allahu Teâlâ kullarını daima iyiliğe çeker, iyi olmalarını ister. Kullar O’nu bırakıp O’nun dediklerine kulak asmayıp nefsin hevasına, şeytanın sözlerine gösterişine bakar. Allahu Teâlâ’yı unutur asi olur, azgınlaşır. Böyle olmadıkça Allahu Teâlâ kullarını cehenneme attırmaz. Buna dair hadisi şerif:

Ebu Ümame radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifinde Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki 

اَلاٰ كُلُّكُمْ يَدْخُلُ الْجَـنَّةَ اِلَّا مَنْ شَرَدَ عَلَى اللّٰهِ شِرٰادَ الْـبَع۪يرِ عَلٰى اَهْلِه۪

Yani “Bilmiş olunuz ki hepiniz cennete gidersiniz. Yalınız sahibine ve ehline asi olan deve gibi Allahu Teâlâ’ya asi olmadıkça cennete girersiniz.”[2]

İşte Allahu Teâlâ, kulunu kolay kolay cehenneme sokmaz. Asi camuz, asi deve gibi olmadıkça. Sahibine asi olan deve gibi kükreyip, kibirlenip, şişip, söz dinlemeyip ve vaaz ve nasihate, ayete, hadis-i şerife karşı durup meydan okurcasına ayete, hadis-i şerife kıymet vermez, itirazlar eder burnunu kıvırır geçer.

Hiç Allahu Teâlâ’dan korkmaz. Sonum neye varır demez. Dinini, diyanetini hor görür. Bu kadar olduğu halde, yine Allahu Teâlâ geçmez, sonunu bekler. İpe sapa gelmeyeceğini iyice bekler. Ayrıca kullarının ağzından da ikrarlarını alır. Azgın olduğunu herkes söyler. İşte ümit tamamen kesildikten sonra cehenneme koyar. Kendi omuz zoru ile zorlaya zorlaya cehenneme girer.

Böylece Allahu Teâlâ nura çeker, yani kulunun kalbine iyilikleri ve iyi şeyleri koyar. Şeytan da zulmete çeker, o da kendine dost olana vesvese verir. Dine, şeriata, tarikata, hakikate ve marifete itirazlar koyar.

Allahu Teâlâ iman edenlere ilham eder, tasdikler, muhabbetler koyar. Böylece insan bu ikisinin arasındadır. Cenâb-ı Hak, rüyalar ile ayıktırmak ister. Şeytan da rüyalar ile azdırmak diler.

İşte sen sana düşün. Sen şeytanın dediklerini kabul ediyor, Allahu Teâlâ’nın dediklerini kabul etmiyorsun. Bir de Allahu Teâlâ’ya bahane bulursun.

Allahu Teâlâ peygamberleri ile söyletti. Kur’an’da aşikâr söylüyor, rüyalar gösteriyor, âlimler söylüyor, kitaplar söylüyor. Bunları hiçe sayarak şeytanın vesvesesine, nefsin hevasına uyup, nefsini kendine ilah ediyorsun. Ayeti kerimede:

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ

Manası: “Ya Habibim, görmedin mi şol kimseler ki nefsinin hevasını kendine ilah yaptı”[3] diye buyuruyor.

İşte Allahu Teâlâ’yı bırakıp nefsinin, şeytanın hevasına uyanlar, kimseyi beğenmez, sözünü de beğenmezler. Böyle olmadıkça cehenneme girmezler.

Allahu Teâlâ bir kulunu severse ondan hiçbir şey esirgemez. Sevilmeğe ne lazım ise onları da söylüyor, vaad ediyor. Sevilmeye çalışanları muhakkak sever. Sen O’nu seversen vallahi O’da seni sever. Allahu Teâlâ’nın sözleri, vaadi haktır.

Vaad ediyor Kur’an-ı Kerim ile yeminler ile hadisi kudsiler ile peygamber efendimizin hadisleri ile kesin olarak söylüyor. Siz beni severseniz ben sizi severim diye vaad ediyor.

Cenâb-ı Hak hadisi kudsisinde şöyle buyuruyor:

يـَقُولُ اللّٰهُ عَذَّ وَجَلَّ اِذَا كَانَ الْغَالِبُ عَلَى الْعَبْدِ الْاِشْتِقَالُ بِىَّ جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى اِذَا جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ اِذَا عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ رَفَعْةُ الْحِجَابَ ف۪يمَا بَيْن۪ى وَبَيْنَهُ وَصَـيَّرْتُ ذٰالِكَ تَغَالُبًا عَلَيْهِ لَايَسْهُوا اِذٰا سَهَا النَّاسُ اُولٰٓئِكَ كَلَامُهُمْ كَلَامُ الْاَنْبِيٰٓاءِ اُولٰٓئِكَ الْاَبـْطَالُ حَقًّا اُولٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اِذَا اَرَدْتُ بِاَهْلِ الْاَرْضِ عُقُوبَةً اَوْعَذٰابـًا ذَكَرْتَهُمْ فَصَرَفْتُ ذٰالِكَ عَنْهُمْ

Rasulü Ekrem ve Nebiyy-i muhterem efendimiz sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem buyurdu; “Allahu Teâlâ ve Tekaddes buyurdu ki izzet ve celaliyle dedi ki bu hadis-i kudsi uzundur. İyi anlaşılması için parça parça yazacağım inşaallah. Bir kul Allahu Teâlâ’ya çalışırsa Allahu Teâlâ hem dünyada hem ahirette aziz eder. Bak: (Hadis-i kudsi)

اِذَا كَانَ الْغَالِبُ عَلَى الْعَبْدِ الْاِشْتِـقَالُ بِىَّ

Yani “bir kulun üzerine Benim ibadetim ile meşgul olmak galebe çalarsa yani Benim ibadetime dalarsa ve ibadetim ile meşgul olursa; (Hadis-i kudsinin devamı)

جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى

Yani, “onun gönlünün arzusunu ve lezzetini zikrime koyarım.” Benim zikrimden lezzet alır, zikrimi yapmaya doymaz. Arzusu Ben olurum. Daima Beni arzular, söyler, ağlar Bana. (Hadis-i kudsinin devamı)

اِذَا جَعَلْتُ بـُغْـيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ

“Ne zaman ki onun gönlünün arzusunu ve lezzetini zikrime koydum mu o Bana âşık olur. Ben de ona hemen âşık olurum.”

Bakınız, Allahu Teâlâ, kendini çok zikir edenlere âşık oluyor. Bir kula Allahu Teâlâ âşık olursa cehennem nerede kalır. İnsafla düşün, bak. Allahu Teâlâ’nın vaadi haktır, kelamı sadıktır. Vaadinde durur, Rasulünün sözü doğrudur. Kat’iyyen yalan yoktur.

Böyle olunca kardeşim, sen iman et ve amel-i salih ile zikrullahı çok et. Muhakkak Allahu Teâlâ seni sever. O da seni sevdikten sonra O’na güven, O’na inan. Sıdk u sadakatten, doğru istikametten ayrılma, çalış. O seni sevdikten sonra, başkalarından hiç korkma. Sen O’nu sev, O’ndan hakkı ile kork; gittikçe terakki eder yükselirsin. Düşmezsin, inşaallahu Teâlâ. (Hadis-i kudsi devam ediyor)

فَاِذَا عَشِقَن۪ى وَعَشِقْـتُهُ رَفَعْةُ الْحِجَابَ ف۪يمَا بَيْن۪ى وَبَيْنَهُ

“Ne zaman o kulum bana âşık, Ben de o kuluma âşık olunca aramızdaki perdeleri kaldırırım” buyuruyor.

وَصَـيَّرْتُ ذٰلِكَ تَغَالُبًا عَلَيْهِ

Yani “onun üzerine benim esrarım galebe çalar” başka hale geçer, başkalaşır. Esrar-ı ilahi kendinden zuhur etmeye başlar. Aklı, fikri, imanı, itikadı kendisi kemal bulur. Ulu’l-Elbabtan olur, kemal sahibi olur.

لَايــَسْهُوا اِذٰا سَهَا النَّاسُ

“O kulum nasın yanıldığı zaman yanılmaz.” Çünkü dersini âşıkından alır. Onun için o yanılmaz.

اُو۬لٰٓئِكَ كَلَا مُهُمْ كَلَامُ الْاَنْبِيٰٓاءِ

“Onların sözleri Peygamber sözüdür.” Onlar Rableri Allahu Teâlâ’dan alır, söylerler.

اُو۬لٰٓئِكَ الْاَبْطَالُ حَقًّا

“Onlar hakkıyla ebtaldırlar.” (Hak yolunun gerçek kahramanlarıdırlar.)

Diğer bir Hadis-i Şerifinde Rasulü Ekrem:

اَبـْدَالُ اُمَّت۪ى اَرْبـَع۪ينَ نَفَـرًا

“Benim ümmetimin ebdalları kırk kişidir; biri ölse yerine birini getirirler. Kıyamete kadar yeryüzünde bulunurlar. Onların dualarıyla harpler kazanılır, belalar kalkar” diye buyuruyor.

Böylece birçok hadisler vardır. İşte bu kullarım hakkıyla ebdaldırlar.

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اِذَا اَرَدْتُ بِاَهْلِ الْاَرْضِ عُقُوبَةً اَوْ عَذَابـًا

“Onlar öyle kullarımdır ki yeryüzüne ukubet yahut azap vermek istersem;”

ذَكَرْتَهُمْ فَصَرَفْتُ ذٰلِكَ عَنْهُمْ

“Onları anarım, onlar için vaz geçerim. Ukubet, azap vermem”[4] diye buyurmuştur. Bu hadisin ravisi Hazret-i İmam Hasan radıyallahu anhudur.

Kardeşim, canım, ciğerim, dikkat et. Sen Allah yolunda çalışır isen Allahu Teâlâ seni, bu söylediği adamlardan edeceğini vaad ediyor. Kimsenin sözüne bakma. Allah’ın sözüne bak ve Rasulünün sözüne bak. Zikrullaha çalışmayanların ve zikrullaha itiraz edenlerin sözlerine bakmayınız. Onlara dua edelim. Onlara da zikrullah etmek nasip olsun.

  Zikrullah yapılan evler diridir. Yapılmayan evler ölüdür. Buna dair hadisi şerif:

اِنَّ الْبَيْتَ الَّذ۪ى يُذْكَرُ اللّٰهُ وَالْبَيْتِ الَّذ۪ى لَمْ يُذْكَرْ كَالْحَىِّ وَالْمَيِّتِ

“Zikrullah edilen ev ile zikrullah edilmeyen ev ölü ile diri gibidir”[5] buyurdu. Zikredilmeyen ev ölüdür. Zikrullah edilen ev Allahu Teâlâ yanında diridir.

Yine bir hadisi şerif, Abdurrahman ibni sabit radıyallahu anhudan yapılan rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem:

اِنَّ الْبَيْتَ الَّذ۪ي يُذْكَرُ اللّٰهُ ف۪يهِ لِيُض۪يءِ لِاَهْلِ السَّمٰٓاءِ كَمَا يُض۪يءُ النُّجُومِ لِاَهْلِ الْاَرْضِ

 Manası: “zikrullah yapılan evlerin nuru, ziyası gökte ki meleklere varır. Yıldızların ziyası yeryüzüne indiği gibi”[6] deyi buyurmuştur. Şu anda zikrullah edilen yeri kazıyıp atmalı diyen hocaların, kimselerin halı Rasulullahın huzurunda ne olacağını düşününüz.

 


[1] Bakara suresi 2/257

[2] Ahmed ibni Hanbel, Müsned, c.5.s.258/22.280 (Mısır).

[3] Casiye suresi 45/23

[4] Ramuze’l-Ehadis, c.2.s.517/3. Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya c.6.s.165. (Beyrut)

[5] Ramuze’l-Ehadis c.2.s.391/2. C.Sağir muhtasarı c.3.s.294/3465 (5:506/8129). Münavi, Feyzü’l-Kadir c.5.s.506 (Mısır). Sahihi Müslim c.1.s.539/779 (Beyrut). Ebu Ya’la, Müsned c.13.s.291/7306 (Dımışk). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.1.s.401/536 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’süri’l-Hıtab c.4.s.143/6442 (Beyrut).  

[6] Münavi, Feyzü’l-Kadir c.2.s.325 (Mısır).

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>