canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

RABITA-İ ŞERİF VE HUZUR ŞÖYLEDİR - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

RABITA-İ ŞERİF VE HUZUR ŞÖYLEDİR

 

Bir mekânda oturup evvela Allahu Teâlâ bana benden yakındır ben göremiyorum o beni görüyor rabıta ile gözleri kapalı esrarı ilahiyeyi ve işareti hemen görecekmiş gibi hazırda huzurda olur.

İkinci: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin nuru nübüvveti başımın üstünde güneş gibi doğmuştur bilerek huzur eder.

Üçüncü: pirimiz şeyh Abdulkadir Geylâni efendimizin sağ eli başımın üstündedir. Himmeti hazır bilmelidir.

Dördüncü Mürşidim benimle beraber ben onun kalbindeyim der.

Ne kadar rabıta-i şerifte kalsa böyle tefekkür eder.

Beşinci tezekkürü mevt; kendini ölmüş yapar, yıkatır, kefene sardırır, kabre koydurur, melekleri getirir, sual verir, mahşeri mizanı düşünür. Bu tefekkür hakkında hadisi şerif:

تَفَكُّرُ سَاعَةٌ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ سَنَةٍ

“Bir saat tefekkür bin seneden hayırlıdır”[1]  demektir.

Bunların delilleri: birinci; Allahu Teâlâ buyuruyor ki Ayeti kerime:

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ

 “ben kuluma kalbindeki şah damarından daha yakınım”[2] buyuruyor.

İkinci Rasulü Ekrem efendimiz buyuruyor ki “Cuma günü getirilen salâvatı şerifeyi bizzat ben kendim alırım. Sair günlerde melekler var onlar getirir” deyi buyurmuştur. Ehlullaha her gün cumadır. Hakikatte nübüvveti güneş gibi her gündür.

Üçüncü: Primiz Abdulkadir Geylâni buyuruyor ki

   

عِزَّتِ رَبّ۪ى لَايَزَالُ يَدِ عَلٰى رَأْسِ مُر۪يد۪ي

Manası: “Rabbimin izzetine yemin ederim ki kıyamete kadar elim müridimin başı üzerinden gitmez” kıyamete kadar devam eder.

 

 

 

Dördüncü: hadisi şerifte:

اِنَّ اللّٰهَ يَنْظُرُ اِلٰى قُلُوبِ اَوْلِيٰٓاءِ فَمَنْ وَجَدَهُ رَحِمَهُ

“Allahu Teâlâ evliyasının kalbine nazar eder bakar onda kimi bulursa rahmet eder.”

İnabe tarikat nedir diyenlere cevap: maneviyatta, batında Allahu Teâlâ’ya kavuşturucu bir yoldur. Gönül yoludur. Gönüllerden giden yoldur. Batın yoludur. İzin almak intisab inabe el almak bunun özelliği ahdi misakı tazelemek yenilemektir.

Allahu Teâlâ hazretlerinden gayri yok iken evvel Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin nurunu kendi nurundan yarattı.

أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ى

Yani “Allahu Teâlâ evvela Benim nurumu halk etti” [3] demektir.

O nuru dörde böldü: birinden arşı, kürsü, levhı, kalemi yarattı. Birinden melekleri yarattı. Birinden yerleri gökleri yarattı. Birinden Rasulullah Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin ruhunu yarattı.

İnsan suretinde olan bu ruha beni zikret dedi. Esmaü’Hüsnadan zikrederken Rahman ismine gelince zuhuratı gördü. Bütün besleyici, ٰkâfir mü’min demeyip Rahmaniyetinden gelir görünce utandı, nimeti ilahiden terledi, damlalar düştü. Onlardan bizim ruhlarımız halk olundu. Peygamberlerin ruhlarını seçti. Cümle ruhların başıdır.

اَبَاالْاَرْوَاح 

Ruhlar babasıdır.

Onlardan ahdi misak aldı. Dünyaya gelince kullarıma zikrimi ve sevgimi söyleyeceksiniz, dedi onlarda söz verdiler, ahdi misak yaptılar. Sonra bizim ruhlarımızdan ahdi misak aldı. Dünyaya gelince benim sevgimden zikrimden ayrılmayacağınıza vaad ediyor musunuz? Ve

  اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ

Yani, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”

 

قَالُوا بَلٰى

Dediler ki “beli sen bizim Rabb’ımızsın” vaad ve ahdediyoruz ki zikrinden sevginden ayrılmayacağız dediler. Sonra dünyaya gelince nefsin hevasıyla birçokları unuttu.

Peygamberler bu ahdi tazelemeyi ne kadar söylediler ise de birçoğu inanmadılar fakat inananların ahdi misakını inabe ve intisab mübayaa yani ellerinden biat aldılar, ahdi misakı tazelediler böylelikle.

Bir kısmı ahdi misakı bozdular. Allahu Teâlâ buyuyor ki

وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَآ اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ

“şunlar ahdi misakı yaptıklarından sonra bozdular ve birde üstelik kullarının Allahu Teâlâ’ya kavuşmak için emrettiği yolu kestiler.” [4] Kulların, ahdi misakı tazeleyip o yolda Hakk’a vasıl olacakları yolu kestiler, mani oldular.

Birde ahdi misakı bozmayanlara buyuruyor ki

اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ

Bunlar yukarıda var amma tekrarında tekrar anlaşılacaklar vardır. Kur’an’da aynıdır. “şunlar ki ahdi misakı bozmayıp ahdlerinde vefa ettiler.”[5]

Bu ahdi tazelemenin biride hacerü’l-Esved’e elini yüzünü sürmektir, öpmektir.

Hazreti Ömer radıyallahu anhu Hecerü’l-Esved’e elini sürüp “senden bir şey beklemiyorum. Emri ilahi olduğu için seni mes ediyorum” deyince imamı Ali kerremallahu vechehu “deme ya Ömer” dedi. “Cenâb-ı Allahu Teâlâ kullarından ahdi misakı alınca onu hacerü’l-Esved’in içine koydu. Kullar gelip o ahdi misakı tazelerler, buda şahit olur” deyince “Allah senden razı olsun ya Ali ben bunu bilmezdim” demiştir. 

Misak iki türlü yenilenir; biri hacerü’l-Esved, biride Allah için biattir, inabe intisaptır. Ahdi misakı tazelemek budur.

 اِنَّ الَّذ۪ينَ يـُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يـُبَايِعُونَ اللّٰهَ

“Ey Habibim, Senin elinden tutanlar, biat edenler Hak Teâlâ’ya eylemişlerdir”[6] ayeti bunu söyler.

Ne zaman ki yeryüzünde Kâbe-i şerifi zikrullah ederek tavaf edenler hacerü’l-Esved’e istilam edenler kalmaz o zaman kıyamet kopar. Çünkü Beytullah’ın etrafında gece gündüz kış ve yaz her dakika zikrullah edilmektedir.

Allahu Teâlâ dünyayı yaratıp Âdem aleyhisselamı yeryüzüne indirdikten sonra emredip Kâbe-i şerifi yaptırıp kullarım tavaf etsinler, beni sevsinler ve beni zikretsinler diye emreyledi ve yapıldıktan sonra Nuh aleyhisselam tufanında kayboldu. Sonra İbrahim aleyhisselama yaptırdı. Kullarım kıyamete kadar beni zikretsinler dedi.

Böylece zikrullah yüksek ses ile yapılmaktadır. Böylece zikrullah yeryüzünde gece gündüz kesilmeden yapılmaktadır. Kıyamete kadar devam edecektir.

Hoca ne anladın, senin hoş görmediğin cehri zikrullah böylece hiçbir an yok ki zikrullah cehri edilmesin. Şefaatı inkâr edenlere cevap, hadisler yukarıda yazıldı. Yine bir hadisi şerif:

Osman radıyallahu anhudan gelen rivayette rasulullah sallallahu aleyhi vesellem:

اَوَّلُ مَنْ يَشْفَعُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلْاَنْبِيٰٓاءُ ثُمَّ الْعُلَمٰٓاءُ ثُمَّ الشُّهَدٰٓاءُ

“kıyamet gününde en evvel şefaat eden peygamberlerdir. Sonra âlimlerdir. Sonra şehidlerdir”[7] deyi buyurmuştur.

Ulema dediği hem şeriat hem tarikat ilmini bilen arifi billahlardır. Yalınız fıkıh ilmini bilene fakih derler. Hem fıkıh hem de tarikatı bilenlere ulema derler. Bunlar mürşidi kâmildir, şeyhlardır ki hem şeriatla hem tarikatla amel ederler ve ettirirler.

Bunlar nefsi emmarelerini levvameye sonra mülhimeye sonrada Mutmainneye yetiştirmişlerdir. Allahu Teâlâ’nın yolunda, zikrullah yolunda pişmişler, ne belalar çekmişler.

Hocaların bazıları bunları çekemezler. Demişler ki halk bunların yanına yarın şefaat eder diye gidiyorlar. Hâlbuki kimse kimseye şefaat edemez. Ancak peygamberimiz şefaat eder demiş. Hocaların hepsi değil bazısı meşayıhları çekemediklerinden güneş gibi aşikâre olan hakikatleri inkâr ederler. Etmesinler, yazıktır. Hâlbuki meşayıhların şefaat edeceğine hadisi şerifler vardır amma bu hakikat mürşidi kâmilleredir. Yoksa her sahte şeyha değildir. Bak bunlar evliyaullahlar mürşidi kâmillerdir.

Cabir radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem: 

يَفْتَقِدُ أَهْلِ الْجَنَّةِ قَوْمًا كَانُوا مَعَهُمْ فِى الدُّنْيَا فَيَنْطَلِقُونَ اِلَى الْأَنْبِيٰٓاءِ فَيَقُولُونَ لَهُمْ اِشْفَعُوا لَهُمْ فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ فَيَصُبُّ عَلَيْهِمْ مٰٓاءَ الْحَيَاةِ فَيَكُونُونَ مِثْلَ التَّعَار۪يرِ فَيُسَمُّونَ الطَّلَقٰآءِ وكُلُّهُمْ طَلَقٰٓاءِ

Manası: “Ehli cennet bir kavmi ararlar dünyada onlarla beraber oldukları için Peygamberlere giderler onların şefaatleriyle ateşten çıkarılırlar üzerlerine hayat suyu dökülür tertemiz olurlar onların isimlerini talaka koyarlar.[8]

 Allahu Teâlâ’nın izni ile müridlerini talaka ederler. Talaka azadlamaktır, cehennemden çıkarırlar.

Şimdi dünyada beraber oldukları kimseleri arıyorlar diyor. Bunlar dünyada Allah için sevişenlerdir ki müridlerdir. Allahu Teâlâ için bir birlerine muhabbet ederler. Vaadler ile ahidler ile bağlanırlar.

Allah yolunda beraber ücretsiz birbirine hizmet ederler hiç ücret istemezler.

Arayanlar şeyhlardır, arananlar müridlerdir. Müridlerden cehenneme gidenler kendini kurtaramayanlardır fakat büyüğü olan şeyhının şefaatiyle kurtulurlar.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem çekinmeden şefaati söylüyor, biz söylemeğe neden çekinelim.

Primiz Abdulkadir Geylâni efendimiz buyuruyor ki

عِزَّتُ رَبِّى لَاُقِفَنَّ بَابُ جَهَنَّمُ اَنْ يَعْبُرَ كُلُّ مُرِيدِى         

Yani “Rabb’ımın izzetine yemin ederim cehennemin kapısına duracağım müridlerimin hepsi geçinceye kadar”demektir.

Bakınız, bu kadar aşikâre olan hadisleri kıymete almamak billahi insanı kör eder. Hoca, kafana gitme. Billahi ehlullahta ne salahıyetler var. Allahu Teâlâ onlara vermiştir. Gözünü aç, karanlıkta kalma. Bu karanlık, senin kendi itikadın, yanlıştır, onun karanlığıdır.

Artık yeter ehlullahlara dil uzatma. Sen sana yaparsın. Kimseye bir şey olmaz, sana olur.

Hâlbuki küçük çocukların ve ğariblerin bile şefaat edeceklerine hadisler var.

Kur’an-ı Kerim’de ayetü’l-Kürsi’de şefaat ayeti:

  مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ

Yani, “Allahu Teâlâ’ya karşı kimse kimseye şefat edemez yalınız izin verdikleri kimseler şefaat ederler.”[9]Allahu Teâlâ bizi bu kullardan eylesin. Bu mürşidi kâmillerde neler var. Biz biliyoruz, tasdik ediyoruz.

Cenâb-ı Hak,

  وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Sadıklar ile beraber olunuz”[10] dediği budur.

يَهْدُونَ بِالْحَقِّ

“Hakk’a hidayet ederler”[11] dediği bunlardır.

Enes ibni Malik radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz,

بَجِّلُوا الْمَشَايِخَ فَاِنَّ تَبْج۪يلَ الْمَشَايِخِ مِنْ اِجْلَالِ اللّٰهِ فَمَنْ لَمْ يُبَجِّلْهُمْ فَلَيْسَ مِنّ۪ى

Manası “Şeyhlere tazim ve hürmet ediniz çünkü şeyhlara yapılan Allahu Teâlâ’yadır. Her kim şeyhlara tazim ve hürmet etmez ise Benden değildir”[12] hoca dedi ki şeyh ihtiyara derler dedi. Ben dedim ki bir kâfire şeyh dersen imanın gider. İhtiyar yaşlı olan kâfire, fasığa, münafığa da denir. Arabçada musiyn derler. Şeyh Müslümanların büyüklerine denir. Amma bir kâfire, ya fasığa, ya münafığa şeyh ya şeyh diyenin dini gider.

Kur’an-ı Kerim’de Şuayb aleyhisselamın kızları Musa aleyhisselama

أَبُونَا شَيْحٌ كَب۪يرٌ

Yani “Babamız büyük şeyhtır”[13] diyor. Onlar kâfirlere söyleneni babalarına söylemezler.

İbrahim Halilullah aleyhisselamın ailesi Sâriye validemiz doksan yaşında İbrahim aleyhisselam yüz yirmi yaşına gelmiş Cebrail aleyhisselam gelip de sizin çocuğunuz olacak dediğinde Hazreti Sâriye validemiz diyor ki:

وَهٰذَا بَعْل۪ي شَيْخًاۜ

Yani “bu benim kocam bir şeyhtır”[14] diyor. Kemal sahibi demektir.  İbrahim Halilullahın ailesi bir kâfire söylenen sözü İbrahim aleyhisselama söylemez aklını başına topla da iyi düşün öyle konuş dedim.

Yine ibni Rafi’ radiyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

 اَلشَّيْخُ ف۪ي أَهْلِه۪ كَالنَّبِيِّ ف۪ي أُمَّتِه۪

Yani “Şeyh ehli arasında ümmeti arasında ki peygamber gibidir.”[15] Efendimiz hiçbir kâfire, bir münafığa, bir fasığa peygamber gibidir demez. Hoca gözünü aç terazili konuş. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ihtiyar kâfire, fasığa, münafığa peygamber gibidir demeyeceğine inanmalısın.

O sözünde yanılmaz, Hakk’tan söyler. Hoca! Bu hadislere itiraz edersen gözün kör olur. Şeyhları inkâr edeceğim derken dininden olma.

Enes ibni Malik ve ebu Hureyre radıyallahu anhumadan rivayet olunan hadisi şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

    اَلْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ

Manası “Mümin müminin aynasıdır”[16] demektir. Hoca efendi sen bu hadisi şeriften ne anladın hele söyle. Allahu Teâlâ:

 مَاوَسَعَن۪ي أَرْض۪ي وَلَٓا سَمٰٓائ۪ي اِلَّا قَلْبُ الْمُؤْمِنِ

“Yerlerim ve göklerim Bana geniş gelmedi. Ancak mü’min kulumun kalbi geniş geldi”[17] dediği mürşidlerin kalbidir. İbrahim aleyhisselamın kalbinde olan mürşidi kâmillerdir. Evliyasının kalbine bakar kimi bulursa rahmet eder dediği mürşidi kâmillerin kalbidir. 

Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kaim

Vechi Muhammed’den Allah görünür daim.

 

أَنَا سِرُّ الْإِنْسَانِ وَسِرّ۪ي سِرَّهُ

 “Ben insanın sırrıyım sırrım O’nun sırrındadır[18]  budur. Bu kalb mürşidi kâmillerin kalbleridir. Şeraitle amel tarikatla sülûk eden kemal sahibi olan babalardır, mürşidi kâmillerdir. Eğer hoca hadisleri inkâr edersen ahrette gözlerin kör mahşere gelirsin. Buna benzer nice ayetler ve hadisler var. Eğer imanın var ise artık inad etme.

Din meselesinde imamlar bir hadisle ispat ederler. Çok bilirler birini delil getirirler öbürü derhal kabul eder. Size bu kadar hadisler delil iken yine inad edersin.

Allahu Teâlâ’dan korkunuz. İmanı olanlara bir ayet bir hadis yeter. İmansıza yüz ayet yüzde hadis getirsen faydasızdır. Çünkü Allahu Teâlâ’dan korkan ayetten hadisten korkar. Allahu Teâlâ’dan korkmayan ayetten hadisten korkmaz. Bu kadar yazdığım kâfidir.

Kur’an’da ne var ise hadiste aynısı onda olan aynıdır. Birinde olan öbüründe tamam vardır. Hadis Kur’an’a uymaz ise kabul değildir.

Bu mürşidi kâmillerin himmeti yardımı çağıranlara yetişir. İnkâr edenlere cevap hadisi şerifler, ayetler vardır. Bunların hakkında kitabın yukarısında kalbleri İbrahim aleyhisselam kalbi gibidir dediği, benim sırrım onun sırrındadır dediği, kalbleri metin kayalar gibi dediği, kalbleri yerlerimden göklerimden geniş dediği, kalblerine bakar bulduğunu affeder, rahmet eder dediği, bunlardır.

Bu mürşidi kâmillerin himmeti ölmüş kalbleri diriltir. İmanımız vardır, çağıranlara yetişirler. Buna dair hadisi şerif:

Utbe ibni Gazvan radıyallahu anhudan rivayetle rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdular.

اِذَا اَضَلَّ اَحَدُكُمْ شَيْئًا اَوْ اَرَادَ اَحَدُكُمْ غَوْثًا وَهُوَ بِاَرْضٍ لَيْسَ بِهٰٓا اَن۪يسٌ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَاللّٰهِ اَغ۪يثُون۪ى يَاعِبَادَاللّٰهِ اَع۪ينُون۪ى فَاِنَّ اللّٰهِ عِبَادًا لَا يـُرَاهُمْ

“biriniz şaşarsanız, azarsanız bir şeyde yahut yardımcı, muhafaza edici isterseniz hiç kimsenin size yoldaş olmadığı naçar kaldığınız yerde deyiniz ki ey! Allah’ın has kulları, beni muhafaza ediniz. Ey! Allah’ın has kulları bana yardım ediniz, deyiniz çünkü Allahu Teâlâ’nın kulları var ki onlar yardıma gelirler görünmezler”[19] dedi.

Hoca inkârın nerede kaldı. Bu hadisi oku, insandan ne beklenir dediğin nerde kaldı. Bu hadis sultanı enbiyanındır. Ravileri kuvvetli, kitapları sağlamdır. Senin sözün Müslümanları dinden birde mürşidi kâmilden soğutmak içindir. Başka bir bildiğin yoktur.

Bu ümmeti Muhammed’de neler var. Senin kötü gördüğün, beğenmediğin adamlar var ki sen onları azgın sanarsın. Hâlbuki belki onun inancı seninkinden sağlamdır. Ümmeti Muhammed’in hepsine hüsnü zannın olsun.  

 اِذَا قَالَ الرَّجُلُ هَلَكَ النَّاسُ فَهُوَ اَهْلَكُهُمْ

“Her kim nas helake gitti derse o kimse nasın en ziyade helake gidenidir”[20] deyi buyuruyor.

Allahu Teâlâ sizin suretinize ve amelinize bakmaz. Belki kalbinize ve niyetinize bakar. Senin suretin Müslüman amma kalbin Yahudi Mahallesi gibi olursa ne faydasını görürsün.

O sureten gördüğün adamın kalbi senin kalbinden Allahu Teâlâ’ya karşı belki daha temizdir. Sende bir gurur var ki ancak bilen sensin, Müslüman’da sensin. Milletin aleyhinde atarsın, hükümetin aleyhinde atarsın, Müslümanların aleyhinde atarsın, şeyhların, dervişlerin aleyhinde atarsın.

Hâlbuki kastın başka bir şey, kalbinde bir kastın var maksadın odur. Ya bir ağanın fikrini okşuyorsun. Hasbetenlillah Allah için olmuş gibi vaaz etmiyorsun. Allah için vaazda hiç kimsenin aleyhinde olmayarak Allah’ın kullarına Allah’ı sevdirmektir.

O aleyhinde söylediğin kimseleri ne biliyorsun? Belki senin zannın gibi değil ise Allahu Teâlâ yanında yüzün kara olur.

Mesela hükümetin aleyhinde söylüyorsun. Belki o yaptığını mecburiyet ile yapıyorsa sözün nerde kaldı. Hepsi böyledir. Ötesine aklın yetmediği şeye karışman büyük hatadır. Sen kendini düşünüyorsun hükümet bütün milletinin selametini saadetini düşünüyor.

Mürşidi kâmiller, hakkıyla arifi billâh olanlar bunları düşünür. Sen çıkarını düşünürsün. Onlar daima ümmeti Muhammed’in iyiliğini refahını isterler. Allahu Teâlâ’da sana hayırlı, uslu akıllar versin. İşte bunların himmeti dağları yürütür.

Sultan Muhammed Fatih ne diyor:

 

İmtisalı cahidu fillah oluptur niyetim

Hamdülillah var gazaya hazaren rağbetim

Enbiya-i evliyaya istinadım var benim

Himmeti ricalullah ile ehli küfrü kahreylemektir niyetim

 

 

Enbiya evliya dediği ölmüşlerdir. Ricalullah dediği dirilerin ruhlarıdır.

 

Bu Mürşidi Kamillerin Yüz Yılda Bir Geleceğine Dair

Ebu Hureyre radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerifte rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

إِنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ الْاُمَّةِ عَلٰى رَأْسِ كُلِّ مِائَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا د۪ينَهَا

"tahkik muhakkak Allahu Teâlâ bu ümmete ba’s eder. Gönderir. Her yüz senede bir kimse din işlerini yeniler, tazeler"[21] diye buyurmuştur. Ba’s eder demektir. Peygamber, Rasül ba’s ettiği gibi ba’s eder. Bu ümmette bunlar mevcuttur.

Ayeti kerimede:

 وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ

“Sizden bir taife halkı hakka davetle meşgul olanlar olur.”[22]

Bunlar ehli Hakk’tır bunlar din işlerini tazelerler, din işleri şeriat, tarikat, hakikat, marifet, zikrullah işleridir. Bu zat şeriatın tarikatın hakikatin marifetin erkânını bilen bir zattır demektir.

Bu tarikatın ne kadar büyük olduğu hakkında Abdullah ibni Sercüs’ül-Müzeni radıyallahu anhudan rivayet olunan hadisi şerif:

اَلسَّمْتُ الْحَسَنُ وَالتُّوَدَّةُ وَالْاِقْتِصَادُ جُزْءٌ مِنْ اَرْ بَعَةِ وَعِشْر۪ينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ

Manası: "Hakkı ile ihlâslı şeriatı tamam olarak tarikat yoluna gitmek ve Allah için sevişmek, malını sarf ederken iktisatlı, yani Allah yolundan başkasına gelince hesaplı, idareli olmak. Bunlar peygamberliğin yirmi dörtte biridir”[23] deyi buyurmuştur.

 


[1] Piri Tarikat Abdulkadir Geylâni Sırru’l-Esrar s.15. Deylemi Müsned 2/46

[2] Kaf suresi 50/16

[3] Ferâidü-l-Fevâid fi beyani-l-Akâid s.87 (Osmanlıca baskı.), Sireti Halebî İnsanu’l-Uyun c.1.s.175 (Mısır). Rûhu'l-Beyan tefsiri c.2.s.370 (Beyrut). Şerh ve Tercüme-i Delaili Abdulkadiri Geylâni s.145 (Osmanlıca baskı). Kettani Mütavatir hadisler.

[4] Sure-i Raad 13/25

[5] Raad suresi 13/20.

[6] Fetih suresi 48/10

[7] Beyhaki, Şuabu’l-İman c.2.s.265/1707 (Beyrut). Hatibi Bağdadi, Tarihi Bağdad c.11.s.177/5888 (Beyrut).

[8] Tabarani el-Mu’cemu’l-Evsat c.3. s.243/3044 (Kahire).

[9] Bakara Suresi, 2/255.

[10] Tevbe Suresi, 9/119.

[11] Araf suresi 7/181

[12] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.243/6. Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.9/2082 (Beyrut). İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.4.s.244/12251. 

[13] Kasas suresi 28/23.

[14] Hud suresi 11/72

[15] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.216/14. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.373/3666 (Beyrut). Abdulkerim el-Kazvini, et-Tedvin fi Akhbari Kazvin c.3.s.96 (Beyrut).

[16] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.230/7. Beyhaki, Sünenü’l-Kübra c.8.s.167 (Mekke). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.6.s.113/7644 (Beyrut). Sünenü ebu Davud, c.4.s.280/4918. Tabarani, el-Mu’cemü’l-Evsat c.2.s.325/2114 (Kahire).  Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.7.s.264 (Beyrut). Müsnedü’ş-Şehab c.1.s.105/124 (Beyrut).  

[17] Tefsirü’l-Geylani c.1.s.117 (Beyrut). Gazali ihya-i Ulumi’d-Din (Arslan yayınları) c.6.s.44-Tabarani’den. Müzekki’n-Nüfus, Ahmed İbni Receb el-Hanbali Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem s.398 (Beyrut), Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.174/4446 (Beyrut), Münavi Feyzu’l-Kadir, c.2.s.496 (Mısır).

[18] Ruhu'l-Beyan tefsiri c.3.s.8 Beyrut), Cevahiru’l-Kur’an, s. 12

[19] Ramuze’l Ehadis c.1.s.32/7. Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.17.s.117/290 (Musul).

[20] İmamı Malik Muvatta c.2.s.984/1778(Mısır). İmamı Ahmed Müsned c.2.s.465/10006(Mısır). Beyhaki Şuabu’l-İman c.5.s.288/6685(Beyrut). Sahıhi Müslim c.4.s.2204/2623(Beyrut). Süneni ebu Davud c.4.s.296/4983. Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya c.6.s.345(Beyrut). İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.1.s.461/2282. Ramuze’l-Ehadis c.1.s.56/10.

[21] Hâkim el-Müstedrek c.4.s.567/8592 (Beyrut).  Ebu Davud, Melahim 1, (4391).

[22] Âli İmran suresi 3/104

[23] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.214/1. İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii c.3.s.764/11047. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.346/3567 (Beyrut).v

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>