canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

BELKIS’IN KÖŞKÜ - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

BELKIS’IN KÖŞKÜ

 

Burada başımazdan geçen hali söyledik: bu bahsimiz kerameti evliyayı inkâr edenleredir. Ayetle hadisle cevaplar verilecektir inşaallahu Teâlâ.

Vahhabi mezheblilerle karşılaştım. Onlar evliyanın kerametini inkâr ederler. Ölülerin yardımını inkâr ederler. Hazreti şeyh Abdulkadir’in ve hazreti Mevlana’nın kerametlerinden söylerken şeyh Abdulkadir Geylâni kaddese sirrehu’l-aziz efendimiz buyuruyor ki “bir adam denize düşse dibine inse bana çağırsa yetişirim, kurtarırım” diyor deyince onların yetiştirdiği bir hafız dedi ki “ölmüş gitmiş adam nasıl olurda denizin dibinde ki adamı kurtarır?” dedi.

Bende böyle demesini bekliyordum. Dedim ki “ey Müslüman kardeşlerim! Ben şimdi Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle söyleyeceğim. Her kim zerre kadar itiraz ederse dini gider, imanı gider, avradı boş, kendi ٰkâfir olur.” Çünkü Kur’an’ın ayetleriyle cevap vereceğiz İnşaallahu Teâlâ.

Sure-i Nemlde sultan Süleyman aleyhisselam muazzam tahtıyla giderken karıncanın biri:

يَآ اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

“ey karıncalar meskenlerinize giriniz. Süleyman ve askeri geliyor, sizi mahvederler. Bilmeyerek sizi ezmesinler.”[1]

Süleyman aleyhisselam yüksek gittiği halde bu karıncayı getirin dedi. Getirdiler, “ben zalimmiyim sen böyle söyledin” karınca dedi, “ben onların büyüğüyüm senin askerin belki oraya konar, ezilirler. Cenâb-ı Allahu Teâlâ benden sorar” deyince geri yerine gönderir.

Süleyman aleyhisselam yere indi o kadar askere su lazım idi. suyun yerini hüd hüd kuşu bilirdi. Hüd hüd kuşunu aradı.

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ

Sultan Süleyman aleyhisselam kuşları teftiş etti.”[2]

فَقَالَ مَا لِيَ لَآ اَرَى الْهُدْهُدَۘ

   “bana ne oldu ben hüd hüdü göremiyorum dedi”

اَمْ كَانَ مِنَ الْغَآئِب۪ينَ

“yoksa gaiblerden mi oldu.” [3]

Eğer onu bulursam gelirse onu kendinin zıttı olan bir kuşun karşısına koyar kendini dövdürürüm. Yahut boğazlarım. Yahut ki bana hayırlı bir haberle gelsin. Derken sultan Süleyman aleyhisselam bu sözü bitirince hüd hüd kuşu geldi, dedi ki “ya Nebiyyallah ben bir memlekete gittim. O memleketin adı sebe, Yemen’de. O sebe memleketinde onlar güneşe tapıyorlar.”

 يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ

“güneşe secde ediyor, güneşe tapıyorlar”[4] onların bir kadın padişahları var. Onlar onun hükmünün altındalar. 

وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ

“onun büyük bir köşkü var”[5] o Belkıs’ın ki onbinlerce adam alan köşk, deyince sultan Süleyman aleyhisselam diyor ki öyleyse sana bir mektup yazayım, vereyim, götür onun yastığını üstüne koy, sen pencereden bak bakalım ne diyecek.

Mektubu alıyor kuş gidiyor. Belkıs o kızın adı. Belkıs’ın yattığı uyuduğu yerde mektubu yastığının üstüne koyuyor. Pencereye çıkyor bakalım ne konuşacaklar ne yapacaklar. Kız uyanıyor bakıyor ki bir mektup. Okuyor okuyunca aklı karışıyor. Askerinin başkumandanlarını, paşalarını, vezirlerini çağırıyor. Diyor ki bana bir mektup geldi. Ben bu mektubun sahibinden sakınıyorum, size mektubu okuyayım diyor. Mektubu okuyor diyor ki:

    اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَاْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟

“bu mektup Süleyman’dandır. Rahman ve Rahim olan Allahu Teâlâ’nın adıyla başlıyorum. Bana karşı kafanı kaldırma Müslüman olarak bana gel”[6] deyince diyor ki ne diyorsunuz? Kavmi diyor ki

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَاْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ

“bizim askerimiz kuvvetli, kuvvetimiz çok her şeyimiz yerinde emir senindir”[7] o zaman kız diyor ki:

اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا اَعِزَّةَ اَهْلِهَآ اَذِلَّةًۚ

“bir hükümdar bir hükümdarı harb ile yenipte o memlekete girerse o memleketi ifsad eder. O memlekette ki aziz olan adamları zelil eder, zelil olan adamları aziz eder.”[8] 

Onun için biz bunun bakalım gücümüz yetecek mi yetmeyecek mi bunu bir görelim teftiş edelim. Bunun askeri nasıl, kendi nasıl. Öyleyse sen bilirsin diyorlar. Bir heyet gönderelim diyor.

Bir heyet gönderiyor. Birçokta hediye gönderiyor sultan Süleyman aleyhisselama.

O adamlar geliyor bakıyorlar ki kocaman bir taht Kudüs’te. Aslanlar, kaplanlar nöbet bekliyor. Ejderhalar etafında nöbet bekliyor. Kuşlar üstüne gölge yapmış. Öyle bir muazzam saltanat ki daha dünya yüzünde ne kimse görmüş, ne kimsenin başına gelmiş, nede gelecek.

Bunu görünce çar naçar varıyorlar yanına, diyorlar ki böyle böyle biz Belkıs’ın elçisiyiz. Sebe memleketinden geldik. Sana şu hediyeleri getirdik deyince:

 بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

Yani “o sizin hediyeleriniz sizi ferahlandırır”[9] benim yanımda sizin hediyelerinizin hiç kıymeti yoktur. Gidin söyleyin bana Müslüman olarak gelsin. Yoksa Müslüman olarak gelmezseniz sizin hediyeniz, bütün malınızı, servetinizi, mülkünüzü, hepsini bağışlasanız faydasız.

Ordan gidiyor bunlar. Belkıs’a varıyorlar, hali ahvali söyleyince Belkıs diyor ki ben gideyim bakayım.

Belkıs çıkıyor, yanına bir alay asker alıyor, birçok bilgin adamlar alıyor yanına gelirken sultan Süleyman aleyhisselamın haberi oluyor diyor ki:

اَيُّكُمْ يَاْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا

o gelmeden onun köşkünü bana hanginiz getirebilir”[10]

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ

“cinnilerden bir ifrit diyor ki sen oturduğun yerden kalkmadan ben o köşkü getiririm”[11] deyince Asaf bin Berhiya isminde sultan Süleyman aleyhisselamın ashabından kendi ümmetinden bir zat vardı ki evliyaullahtandı. O diyor ki:

 اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ

   “sen gözünü çevirip bakana kadar getiririm”[12] diyor. Sultan Süleyman aleyhisselam gözünü çevirip bakıyor ki köşk karşısına gelmiş, diyorki:

  قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠

“işte bu benim Rabbımın fazlıdır”[13] deyi secdeye kapandı. Yani benim ümmetimde bu gibi keramete eren evliyaullah zuhur etmiş, bu benim Rabbımın fazlıdır, kendi getirtmiyor, ümmetinin içinde ki evliyaları sınamanın için hanginiz getirebilirsiniz diyor.

Asaf bin Berhıya radıyallahu anhu hazretleri ben diyor sen gözünü çevirip getirene kadar getiririm.

Hazreti şeyh Abdulkadir Geylâni efendimiz hazretleri diyor ki “Asaf bin Berhıya Kayyum ismine mazhardı. Cenâb-ı Hakk’ın esamaü’l-Hüsnasından Kayyum ismine mazhardı. Ya Hayyu ya Kayyum ya ze’l-Celali ve’l-İkram demiye kalmadı köşk geldi” diyor.

İşte hafız dedim dikkat! Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem peygamberlerin sultanı, sultanı enbiya Rasulü kibriyadır. Sultan Süleyman aleyhisselamın ümmetinde öyle keramet sahibi olunca sultanı enbiyanın ümmetinde olmaz mı? Belki daha on misli kuvvette olur dedim.

Hafız dedi ki “ya bizim hocalarımız… Demeye kalmadı hem hacı hemde hoca bir zat “hafız diline sahip ol. Dinin imanın gider. Evvelinde ne dedi” deyince sesi kesti. Bu ümmeti Muhammed’te neler var bilmezler.

 


[1] Neml suresi 27/18

[2] Neml suresi 27/20

[3] Neml suresi 27/20

[4] Neml suresi 27/24

[5] Neml suresi 27/23

[6] Neml suresi 27/30–31

[7] Neml suresi 27/33

[8] Neml suresi 27/34

[9] Neml suresi 27/36

[10] Neml suresi 27/38

[11] Neml suresi 27/39

[12] Neml suresi 27/40

[13] Neml suresi 27/40

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>