canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Peygamberlere İman - (Sırru'l-Esrar 2.cilt)

Peygamberlere İman

 

İmanın şartlarının dördüncüsü; peygamberlere imandır. Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri, kullarının dünya ve ahret saadetlerine ermeleri, ikaz ve irşad olmaları için peygamberler rasuller gönderdi, onların kimi rasul, kimi nebidir.

Büyükleri Âdem, İbrahim, Musa, İsa ve Hazreti Muhammed Aleyhimüsselamdırlar.

Her bir Peygamber bir esmanın mazharıdırlar. Esmaü’l-Hüsna ne kadar ise o kadar peygamber meşrebi vardır. Her bir peygamberin sallallahu Teâlâ aleyhim ecmain meşrebinde bir evliya vardır, kıyamete kadar böyledir.

Allahu Teâlâ’ya iman, Rasullerine iman ile tamam olur ve peygamberlerin tarafı ilahiden tebliğ ettikleri ahkâmı tamamen tasdik etmedikçe iman muteber olmayacağından peygamberleri ve getirdikleri ahkâmı tamamen tasdik lazımdır.

 

Peygamberlerin bazısını inkâr etmek hepsini inkâr etmek gibidir:

Buna dair Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimede:

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلًاۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّاۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًا

“tahkik ve muhakkak Allah'ı ve peygamberlerini inkâr eden kimseler ve Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler ve (peygamberlerin) "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar hakkıyla kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”[1]

Ayeti kerimelerde böyledir. Birazını kabul edip birazını kabul etmeyenler küfre varırlar. Allah muhafaza etsin.

Peygamberlerin bazısına iman edip bazısını inkâr etmek Yahudi ve Nasaranın yani Hıristiyanların batıl adetlerindendir. Çünkü Yahudiler Musa aleyhisselama ve Tevrat’a iman edip İsa aleyhisselamı ve İncil’i ve peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimiz ile Kur’an-ı Kerim’i inkâr ederler.

Nasara ise hazreti İsa aleyhisselama ve İncil’e iman eder bizim peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellemi ve Kur’an-ı Kerim’i inkâr ederler.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, iman edenlerin hallerini ve nail olacakları dereceleri beyan ettiği ayeti kerimede:

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْت۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟

“Şol kimseler ki onlar Allahu Teâlâ’ya ve Rasullerine iman ettiler ve Rasullerden bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr ederek aralarında ayırım yapmayarak Rasullerine iman edenlere işte onlara Cenâb-ı Hak mükâfatlarını verecektir. Allahu Teâlâ, tarıkı haktan onları uzak kılan günahlarını mağfiret edici ve onlara envai nimetini ihsan etmekle merhamet buyurucudur.”[2]

Bu ayeti celile; Yahudi ve Nasaradan ehli kitabı, ahir zaman Peygamberi şefaat kanımız Hatemü’l-Enbiya Rasulü Kibriya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme iman etmeye teşvik için sevk olmuştur.

Zira imanda muteber olan cümle peygamberlere iman etmektir. Yahudi ve nasaranın imanlarının sahih olmadığını ve ancak sahih bir imanın hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimize imanla mümkün olacağını beyan etmektedir. Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

“Eğer bir kimse İslam’dan başka bir din ararsa o aradığı din o kimseden kabul olunmaz. Hâlbuki İslam’dan başka din arayan kimse ahirette zarar edenlerdendir”[3]

Yani, dini İslam’ın zuhurundan sonra sair dinler mensuh olduğundan Allah indinde makbul olan din, dini İslam’dır. Şu halde İslam’dan başka dine süluk eden kimse ahirette faydasını göremeyeceğinden emekleri zayi ve amelleri batıl ve din zannıyla ihtiyar ettikleri kendileri hakkında vebaldir. Zarardan başka bir şey değildir.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin vasıflarını evvelki peygamberlere inzal ettiği kitaplarda haber verdiğini beyan ediyor. Buna dair ayeti kerimede:

اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ

“Dünyada ve ahirette haseneye müstehak olan şol kimseler ki, onlar Kur’an-ı Kerim kendine vahy olunan Rasule ve mucize sahibi olan ümmi peygambere hiçbir kimseden bir şey okuyup yazmamış olduğu halde yalnızca Allah'ın vahyi ve ilhamı ile kendisine geçmiş ve geleceğin bilgilerinin verildiği Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme tâbi olurlar. O peygamber ki Ehli kitap O’nun sıfatını yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılmış bulurlar.”[4]

 İşte ehli kitap yani Yahudi ve Hıristiyanların bir kısımları Tevrat ve İncil’de Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin şanını, şerefini, sıfatlarını okuyup insafa gelip Müslüman oldu. Bazısı da inatlarında ısrar edip küfür üzere kaldılar.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin son peygamber olduğunu ve O’nun şan ve şerefinin Cenâb-ı Hak katında ne kadar yüksek olduğunu bilirler ama inatları yüzünden küfürlerinde ısrar eder gerçeği saklarlar idi.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz dünyaya gelmezden evvel bunlar kitaplarında peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin vasıflarını, Allahu Teâlâ hazretlerinin indinde yüksek derecesini okuyup bildiklerinden sıkıştıkları zamanda Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemi vesile ederek dua eder, Cenâb-ı Hakk’tan yardım isterlerdi.

Buna dair ibni Abbas radıyallahu anhu:

كَانَتِ الْيَهُودَ قَبْلَ بِعْثَتِ نَبِيِّنَا صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا قَاتَلُوا قَالُوا اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ بِحَقِّ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ الَّذ۪ي وَعَدَّتَنَا أَنْ تُخْرِجَهُ لَنَا ف۪ي آخِرِ الزَّمَانِ إِلَّا نَصَرْتَنَا فَكَانُوا يُنْصَرُونَ

“peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin bi’setinden önce yahudiler harb ettikleri zamanlarda “ey Allahım! Bize ahir zamanda göndereceğini vaad ettiğin Nebiyyi’l-Ümmi hakkı için bize yardım etmeni senden isteriz” derlerdi ve böylece yardım olunurlardı”[5] deyi rivayet eylemiştir. Buna dair Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

وَلَمَّا جَآءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْۙ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَلَمَّا جَآءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِه۪ۘ فَلَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ

“ne zaman ki onlara yanlarındaki Tevrat ve İncil’i tasdik eden kitap Kur’an-ı Kerim geldi evvelce kâfirlere karşı(gelecek olan ahir zaman nebisi sallallahu aleyhi vesellem ve kitabı Kura’n-ı Kerim) ile fetih ve nusrat istiyorlardı. Fakat o bildikleri Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi vesellem ve Kur’an-ı Kerim kendilerine gelince sırf hasedleri yüzündeninkâr ettiler. Artık Allahu Teâlâ’nın laneti kâfirlerin üzerinedir”[6] deyi buyuruyor.

Yine Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Yahudi ve Nasaraya (Hıristiyanlara)  hitaben;

يَآ اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

 “Ey ehli kitap! Hakkı batıla niçin karıştırırsınız ve hakkı hak olduğunu bildiğiniz halde niçin saklarsınız.”[7]

 Yani, ey ehli kitap! Siz Rasulü Ekrem’in vasıflarını, nübüvvet ve risaletini kitaplarınızda okuyup ayan açık bildiğiniz halde kendi batıl sözlerinizle tevil ederek niçin hakkı batıl ile karıştırıyorsunuz? Ve insanlara hakkı batıl olarak ve batılı hak olarak göstermeğe çalışıyorsunuz? Demektir.

Fahri Razi’nin beyanı vechile ehli kitap ulemasının iki sıfatları vardır.

Birincisi; Rasulullah efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin risaletini, bildikleri halde lisanları ile nübüvvetini inkâr ederek küfretmektir.

İkincisi; Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin vasıflarını ve hallerini kitaplarında beyan olunan vasıflara tamamen mutabık olduğu halde o ayetleri tahrifle hakkı gizleyip batılı kabul ettirmektir.

Cenâb-ı Hak onları bu ayeti kerimesi ile zem ve tekdir etmiştir. Çünkü onlar tarafı ilahiden nazil olan ayetleri kendi batıl sözlerine karıştırarak Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin vasıflarına işaret eden ayetleri işaret etmeyen ayetlere karıştırıp kendi arzularına göre tevil ederek halkı aldatırlar idi.

 

Mübahese için Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme gelen Necran Hıristiyanları

Necran beldesinde bulunan Hıristiyanların ileri gelenlerinden kafile halinde altmış kişilik bir gurup gurur ve azamet ile mübahase etmek tartışmak için sevgili peygamberimiz Eşrefi mahlûkat, Serveri kâinat hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimizin huzuruna geldiler.

دَخَلُوا مَسْجِدَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ يُصَلِّى الْعَصْرِ عَلَيْهِمْ ثِيَابُ الْحَبَرَاتِ جُبَبٌ وَأَرْدِيَةٌ

“ikindi namazını kılarken Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin mescidine girdiler. Üzerlerinde yemen elbiseleri cübbe ve ridaları vardı.”

يَقُولُ مَنْ رَآهُمْ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا رَأَيْنَا وَفْدًا مِثْلُهُمْ   

“onları gören Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin ashabından bazıları bunlar gibi bir heyet görmedik dediler.”

وَقَدْ حَانَتْ صَلَاتُهُمْ فَقَامُوا لِلصَّلٰاةِ ف۪ي مَسْجِدِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَمَ فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَمَ دَعُوهُمْ فَصَلُّوا إِلَى الْمَشْرِقِ فَلَمَّا فَرَغُوا كَلَّمَ السَّيِّدُ وَالْعَاقِبُ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَمَ

“onların namaz vakti gelince Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin mescidinde namaz kılmaya kalktılar. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem sahabelere “bırakın” karışmayın dedi. Onlarda şarka yani doğuya doğru dönerek namazlarını kıldılar. Namazlarını bitirdikten sonra Seyyid ve Akıb adında ki reisleri Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ile konuşmaya başladılar.”

 فَقَالَ لَهُمَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَمَ أَسْلِمًا

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem onlara “Müslüman olun” dedi.”

قَالٰا قَدْ أَسْلِمْنَا قَبْلَكَ

“onlarda, “biz zaten senden evvel Müslüman’ız” dediler.”

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَمَ كَذَبْتُمَا يَمْنَعُكُمَا مِنَ الْإِسْلٰامِ

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, “yalan söylüyorsunuz. Sizi İslamiyet’ten men eden üç şey var.

 Birinci,

دَعْوَاكُمَا لِلّٰهِ وَلَدًا

 “Allahu Teâlâ’ya oğul isnad ediyorsunuz” hâşâ İsa Allah’ın oğludur dedikleri için.  

İkinci,

وَعِبَادَتُكُمَا الصَّل۪يبَ

 “ve haç’a ibadet ediyorsunuz.”

Üçüncü,

وَأَكْلُكُمَا الْخِنْز۪يرَ

“ve hınzır-domuz eti yiyorsunuz” deyi buyurdu.

قَالَا إِنْ لَمْ يَكُنْ ع۪يسٰى وَلَدُ اللّٰهِ فَمَنْ أَبُوهُ وَخَاصِمُوهُ جَم۪يعًا ف۪ي ع۪يسٰى

“onlar, “eğer İsa Allah’ın oğlu değilse İsa’nın babası kimdir? Deyip hepsi birden tartışmaya başladılar”

فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَمَ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ لَا يَكُونُ وَلَدٌ إِلَّا وَهُوَ يُشْبِهُ أَبَاهُ

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, “siz bilmiyor musunuz? Her hangi bir çocuk babasına benzer, dedi”

قَالُوا بَلٰى

“evet,” biliyoruz dediler”

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَبَّنَا حَيٌّ لَا يَمُوتُ وَأَنَّ ع۪يسٰى يَأْت۪ى عَلَيْهِ الْمَوْت

“bilmiyor musunuz? Muhakkak bizim Rabbımız Hay’dır hayat sahibi olup diridir ve hayatına zeval yoktur ve muhakkak İsa’ya ise ölüm gelecektir” dedi.

قَالُوا بَلٰى

“evet,” biliyoruz doğru dediler”

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَبَّنَا قَيِّمَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ يَحْفِظُهُ وَيَرْزِقُهُ

“siz bilmiyor musunuz? Muhakkak Rabbımız her şeyleri idare eder, muhafaza eder ve rızıklandırır” dedi.

قَالُوا بَلٰى

“evet,” biliyoruz dediler”

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

فَهَلْ يَمْلِكُ ع۪يسٰى مِنْ ذٰالِكَ شَيْئًا

“öyleyse İsa bunların birine sahip midir? Yani İsa’da bu özelliklerin biri var mıdır?” dedi. Onlar:

قَالُوا لٰا

“hayır” yoktur dediler.”

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem:

أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمٰٓاءِ

“siz bilmiyor musunuz? Muhakkak yerde ve göklerde Allahu Teâlâ’ya gizli hiçbir şey yoktur.”  

قَالُوا بَلٰى

“evet,” biliyoruz dediler”

Rasulü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

فَهَلْ يَعْلَمُ ع۪يسٰى مِنْ ذٰالِكَ إِلَّا مَا عُلِّمَ

“öyleyse Allahu Teâlâ bildirmedikçe İsa bunlardan bir şey bilir mi?”

قَالُوا لَا

“hayır” bilemez dediler.”

İkin cihan fahri sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَبَّنَا صَوَّرَ ع۪يسٰى فِي الرَّحْمِ كَيْفَ شٰٓاءَ وَرَبُّنَا لَا يَأْكُلُ وَلَا يَشْرُبُ

“siz bilmiyor musunuz muhakkak Rabbımız Teâlâ hazretleri İsa’yı ana rahminde dilediği gibi şekillendirdi ve Rabbımızın bir şey yemediğini ve içmediğini bilmiyor musunuz?” Dedi.

قَالُوا بَلٰى

“evet,” biliyoruz dediler”

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ ع۪يسٰى حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كَمَا تَحْمِلُ الْمَرْأَةُ ثُمَّ وَضَعَتْهُ كَمَا تَضَعُ الْمَرْأَةُ وَلَدُهَا ثُمْ غَذَّى كَمَا يُغْذِىَ الصَّبِيُّ ثُمَّ كَانَ يَطْعِمُ وَ يَشْرِبُ وَيَحْدِثُ

“siz bilmiyor musunuz? Muhakkak annesi İsa’ya kadınların hamile kalması gibi hamile kaldı. Sonra diğer kadınların çocuklarını doğurduğu gibi doğurdu. Sonra diğer sabi çocuklar gibi ona süt verdi. Sonra yedi, içti ve sair ihtiyaçlarını görmeye başladı. Siz bunları bilmiyor musunuz?” dedi.  

قَالُوا بَلٰى

“evet,” biliyoruz dediler”

Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

فَكَيْفَ يَكُونُ هٰذَا كَمَا زَعَمْتُمْ

“öyleyse nasıl olurda sizin zannettiğiniz gibi İsa hâşâ Allah’ın oğlu yahut ilah olabilir”[8] deyince o zaman bir cevap veremeyip sustular.

Bunun üzerine Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Ali İmran suresinin başından itibaren seksen ayet indirdi, yinede inatlarından vazgeçmediler. İsa aleyhisselamın yaratılışı hakkında Cenâb-ı Hak ayeti kerimede:

اِنَّ مَثَلَ ع۪يسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَۜ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

 

“tahkik muhakkak Allah indinde yaratılış bakımından İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Allahu Teâlâ Âdemi anasız babasız olaraktan topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi oda hemen hayat sahibi bir insanoluverdi.”[9]

Hazreti Âdem aleyhisselam anasız ve babasız olarak Allah’ın kudretiyle vücuda geldi. İsa aleyhisselamda babasız olarak yine Allah’ın kudretiyle vücuda geldi.

Necran Hıristiyanlarından gelen gurup inatlarında devam edince Cenâb-ı Hak şu ayeti gönderdi:

 فَمَنْ حَآجَّكَ ف۪يهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَآءَنَا وَاَبْنَآءَكُمْ وَنِسَآءَنَا وَنِسَآءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا وَاَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِب۪ينَ

“ya Habibim! Rabbın Teâlâ tarafından İsa aleyhisselamın ahvaline dair sana ilmi yakın geldikten sonra eğer bir kimse onun hakkında seninle mücadele ederse sen onlara deki, Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımızı ve kadınlarınızı kendilerimizi ve kendilerinizi çağıralım sonra canu gönülden Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun diyelim”[10]

Said ibni Vakkas radıyallahu anhu diyor ki “bu ayet nazil olunca Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, hazreti Ali, Fatımatü’z-Zehra ve Hasan ile Hüseyin efendilerimizi radıyallahu anhum ecmain çağırıp:

 اَللّٰهُمَّ هٰؤُلٰٓاءِ أَهْل۪ي    

 

“Allah’ım işte benim ehlim bunlardır”[11] deyi buyurdu.

Hıristiyanlar endişeye kapılıp kendi aralarında müşavere ettiler, liderleri olan:

وَاللّٰهِ لَقَدْ عَرَفْتُمْ أَنَّهُ هُوَ النَّبِيُّ الْمَوْعُودُ ف۪ي كِتَابِكُمْ وَلَقَدْ جٰٓاءَكُمْ بِالْفَصْلِ ف۪ي أَمْرِ صَاحِبِكُمْ  وَاللّٰهِ مَا بَاهَلَ قَوْمٌ نَبِيًّا إِلَّا هُلِكُوا فَإِنْ أَبِيْتُمْ إِلَّا إِلْفُ د۪ينَكُمْ فَوَادِعُوا الرَّجُلَ وَالنْصَرَفُوا  

“Vallahi O Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin kitabınızda size vaad edilen peygamber olduğunu anladınız. Size İsa aleyhisselam hakkında açık deliller getirdi. Vallahi bir kavim peygamberi ile lanetleşirse onların hepsi helak olur. Eğer dininizden dönmek istemiyorsanız onunla vedalaşıp dönün” dedi.

Ertesi günü tekrar Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin yanına geldiler.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz, hazreti Ali efendimiz, Fatıma validemiz ve Hasan ile Hüseyin radıyallahu anhum ecmain efendilerimizi yanına alıp:

إِنَّ أَنَا دَعَوْتُ فَأَمِّنُوا أَنْتُمْ

“Ben dua edeceğim sizde âmin deyin”[12] diye tembihlemişti. 

فَقَالَ أُسْقُفْهُمْ يَا مَعْشَرَ النَّصَارٰى إِنّ۪ي لَأَرٰى وُجُوهًا لَوْ سَأَلُوا اللّٰهَ أَنْ يَز۪يلَ جَبَلًا مِنْ مَكَانِه۪ لِأَزَالَهُ فَلَا تَبَاهِلُوا فَتَهْلِكُوا    

“Hıristiyanların başlarında ki papazları, “ey Hıristiyan topluluğu! Tahkik ben karşımda öyle yüzler görüyorum ki eğer Allah’tan bir dağın yerinden koparılmasını isteseler Allahu Teâlâ o dağı yerinden kaldırır. Sakın lanetleşmeyin, helak olursunuz dedi.”[13]

Bunun üzerine onlar lanetleşmeğe cesaret edemeyip Müslümanlarla harb etmemek ve senede belli bir miktar cizye vermek üzere ahidleşip memleketlerine gittiler.[14]

Bu hadisi şeriften anlaşılıyor ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin peygamber olduğunu tasdik etmedikçe onların kuru bilgilerinin kendilerine hiçbir faydası yoktur.

İşte Cenâb-ı Allahu zü’l-Celal hazretleri onların bildikleri halde niçin Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizi tasdik etmediklerini şu ayeti kerimesi ile bizlere beyan ediyor:

اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠

“tahkik ve muhakkak Allah indinde din İslam’dır.”[15]

Yani Allahu Teâlâ indinde makbul olan ve Allah’ın razı olduğu din, İslam’dır. Dini İslam’ın zuhurundan sonra dini İslam’dan başka makbul bir din yoktur.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ayeti kerimenin devamında ehli kitabın yani Yahudi ve Hıristiyanların İslam dininde ihtilaf etmelerinin sebebini bildiriyor:

وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ

“o kendilerine kitap verilen Yahudilerin, Hıristiyanların ve önceki kavimlerin Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin hakka peygamber olduğuna ve dininin hak din olduğuna dair onlara ilim geldikten sonra ihtilafta bulunmaları riyaset talebinden dolayı hasedlerindendir.” [16] 

Yani bir kısmının tereddütsüz ahir zaman nebisi sallallahu aleyhi vesellemi ve İslam dinin tasdik ettikleri halde bir kısmının inat ederek tasdik etmemeleri veyahutta O’nun peygamberliği bize mahsus değil kendi kavminedir diyerek çeşitli tevillerle inkâr ederek halkı aldatmalarının sebebi hakikati bildikleri halde kendilerine tabi olan toplum içerisinde ki mevki, makamlarını kaybetme korkusu ve hasedlerinden dolayıdır. Ayeti kerimenin devamında:

 وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ   

“artık herkim de Allah’ın ayetlerine küfreder yani inkâr ederse muhakkak yakında cezasını görür zira Allahu Teâlâ’nın hesabı seridir.”[17] 

فَاِنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِۜ

“ya Habibim! Buna karşı seninle münakaşaya kalkışırlarsa onlara deki ben ve bana tabi olanlar birlikte kendimi Allah’a teslim ettim”

وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ

“ya Habibim! O kitap verilen ehli kitaba ve sair ümmi olan cahiliye kavmine de ki siz İslam’ı kabul ettiniz mi? eğer inadı bırakır İslam’ı kabul ederlerse hidayete ermiş olurlar.” 

وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟

“yok, eğer senin davetinden yüz çevirir kabul etmezlerse sana düşen tebliğ etmektir. Sen vazifeni yapmış oldun. Allahu Teâlâ kullarının her halını hakkıyla görendir. Her birinin hakkında itikadına, ameline göre mükâfat ve ceza verir.[18]  

Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretleri ehli kitap hakkında diğer bir ayeti kerimesinde:

وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ

          “Eğer ehli kitap olan yani, kendilerine evvelce Peygamberleri vasıtasıyla ilâhî kitapların hükümleri beyan buyrulmuş bulunan Yahudi ve Hıristiyan taifeleri, ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem ile O’na indirilen Kur’an-ı Kerim'e iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların günahlarını, kötülüklerini affeder ve onları Naim cennetlerine koyardık,”[19] deyi buyuruyor.

          Kadı Beydavi’nin beyanı veçhile ehli kitabın günahları her sınıfın günahından daha büyük olduğuna işaret vardır. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin evsafını ve nübüvvetini kitapları beyan edip kendileri de bildikleri halde hased, riyaset ve dünya malı gibi adi, kıymetsiz şeylere uymaları sebebi ile küfrü terk etmeyip devam etmeleri günahlarının büyük olduğuna delalet eder.

          Bilerek yapılan günahın cezası bilmeyerek yapılan günahtan elbette büyüktür.

          İmanı kabul edince küfür halında yapmış oldukları günahın kâffesine imanın kefaret olacağına bu ayet delalet ettiği gibi ehli kitabın ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme iman etmedikçe cennete giremeyeceklerine de bu ayet delalet eder.

          Buna dair ebu Hureyre radıyallahu anhu hazretlerinin rivayet ettiği hadisi şerifte sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem:

وَالَّذ۪ي نَفْس۪ى  ‏بِيَدِه۪ ‏ ‏لَا يَسْمَعُ ب۪ي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ اْلأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلَا نَصْرَانِيٌّ ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذ۪ي أُرْسِلْتُ بِه۪ إِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ ‏

          Yani, “nefsim yedi kudretinde olan Cenâb-ı Allah’a yemin ederim ki her kim Yahudi olsun Hıristiyan olsun benim peygamberliğimi işitip de bana ve bana gönderilen ahkâm ne ise cümlesine iman etmeden ölse o kimse cehennem ehlinden olur”[20] deyi buyuruyor.

Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi veselleme uyan ümmetinin vasıflarından bahseden ayeti kerimede:

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ

“Rasul-i Muazzam, Rabbisinden kendisine inzal olunan Kur’an’a iman etti ve mü’minlerin küllisi Allah’a ve meleklerine ve kitaplarına ve bilumum rasullerine iman ettiler.”[21]

لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠

 “Biz peygamberler arasında ayırım yapmadan hepsine iman ederiz.”[22] Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı gibi peygamberlerin bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr etmeyiz. Hepsinin Allah tarafından gönderilmiş hak peygamber olduğunu kabul ederiz, derler. Zira imanda muteber olan cümle peygamberlere iman etmektir.

Peygamberlerin bazısının derecesi bazısından üstündür. Buna dair Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۢ

         “Biz Rasullerimizin bazısını diğer bazısı üzerine faziletli kıldık.”[23]

         Fahri Razi ve Hazin’in beyanı veçhile bütün peygamberler risalet ve nübüvvet mertebesinde müsavi iseler de fazilet ve hasais de bazılarının bazılarından faziletli olduğuna bu ayet delalet eder. Ayeti kerimenin devamı;

مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّٰهُ

         “O rasullerden kimi vardır ki, Allah’u Teâlâ onunla bilavasıta, vasıtasız olarak konuşmuş-kelam etmiştir.”[24]

         Hazreti Musa aleyhisselama Turisina’da, Bizim peygamberimiz iki cihan serveri Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimize de Necm suresinde

 فَاَوْحٰى اِلٰى عَبْدِه۪ مٰا اَوْحٰىۜ

         Yani, “Allah’u Teâlâ abdi ahassi olan rasulune vahy ettiği şeyi vahyetti.”[25]  Ayeti kerimesinde beyan edildiği üzere leyle-i Miraçta vasıtasız olarak hitab buyurmuştur. Bakara suresi 253. ayeti kerimesinin devamında;      

وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍۜ

         “O rasullerimizin bazısını da birçok derecelerle daha yükseklere çıkardık.”[26]

Bu yüksek dereceleri haiz olan en büyük peygamber, mi’rac gecesinde Sidretü’l-münteha’dan geçirilip.

        

         قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ

         “İki yay kadar yahut daha yakın.”[27] Sırrı ile mutlak yakınlık makamında âlemlere rahmet olarak herkese gönderilen, makam-ı Mahmud sahibi, Habibi Kibriya, Hatemü’l-Enbiya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemdir.

 

 


[1] Nisa suresi 4/150–151

[2] Nisa suresi 4/152

[3] Ali İmran suresi 3/85

[4] Araf suresi 7/157

[5] Levamiu’l-Ukul Şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.286. el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an Tefsirü Kurtubi c.2.s.249 (Beyrut). İmamı Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensûr fi Tefsiri bi’l-Me’sûr c1.s.474–476 (Beyrut). 

[6] Bakara suresi 2/89

[7] Ali İmran suresi 3/71

[8] Tefsirü Hazin c.1.s.228 (Mısır).Tefsirü Beğavi Mealimü’t-Tenzil c.2.s.5. (Riyad).  

[9] Ali İmran suresi 3/59

[10] Ali İmran suresi 3/61

[11] Sahihi Müslim c.4.s.1871/2403 (Beyrut). Hâkim, el-Müstedrek c.3.s.163/4719 (Beyrut). Tirmizi, Sünen c.5.s.225/2999 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.1.s.185/1608 (Mısır).  

[12] Tefsiru Geylâni c.1.s.285 (Beyrut).

[13] Tefsirü Geylâni c.1.s.285.

[14] Tefsirü Hazin c.1.s.258 (Mısır). Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an c.5.s.159 (Beyrut). Tefsirü Beğavi Mealimü’t-Tenzil c.2.s.48 (Riyad). Mearicü’n-Nübüvve s.590 (Osmanlıca baskı).

[15] Ali İmran suresi 3/19

[16] Ali İmran suresi 3/19

[17] Ali İmran suresi 3/19

[18] Ali İmran suresi 3/20

[19] Maide suresi 5/65

[20] Mevahibü ledünniye c.2.s.68 (Osmanlıca baskı),  Sahıhi Müslim, babu’l-İman c.1.s.134/153 (Beyrut)

[21] Bakara suresi 2/285

[22] Bakara suresi 2/285

[23] Bakara suresi 2/253

[24] Bakara suresi 2/253

[25] Necm suresi 53/10

[26] Bakara suresi 2/253

[27] Necm suresi 53/9

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>