canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mİ’RAC - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

Mİ’RAC

 

Âlemlere rahmet, sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimizin mi’racından sual olunuyor; Mi’rac, ruh ve cesetle beraber mi oldu? Yoksa yalınız ruhla mı oldu? Ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem mi’racında Cenâb-ı Allahu Teâlâ hazretlerinin cemalını bu ten gözü ile mi gördü yoksa rü’yada mı gördü? Diye soruluyor. Bunlara da Cenâb-ı Allahu zü’l-Celal hazretlerinin izni ve lütfu ile cevaplar verilecek İnşaallahu Teâlâ.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:

سُبْحَانَ الَّذ۪يٓ اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ

“her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahu Teâlâ ki abdi ehassi-en has kulu olan Habib-i Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemi gecenin az bir kısmında mescidi haramdan etrafını mübarek kıldığımız mescidi aksaya kudretimize delalet eden ayetlerimizden göstermek için götürdük”[1] deyi buyuruyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri bu ayeti kerimede peygamberler içinde ancak sevgili habibine mahsus olan bir mucizeyi beyan etmiş ve bu mucizeyi beyana her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu bildirerek başlamıştır.

Bu ayeti kerimede isra ve mi’racın ruh ve cesetle beraber olduğuna delalet vardır. Çünkü ayeti kerime ‘bi abdihi’ diye devam ediyor. Lisanı Arab’ta ruhla beraber cesede abd denilmesi Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin miracının rü’yada olmayıp ruh ve cesediyle beraber olduğuna açık bir şekilde delildir.[2]

İki cihan serveri sevgili Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem miraca davet buyrulduğunda yedi kat semaları geçerek bizzat ceset gözü ile Rabbisinin cemalini görüp aynen geri dünya âlemine gelip bu gördüklerini haber verip söyleyince imansızlar, müşrikler ellerini birbirine vurup şakırdı yapıp; “bakınız, dinleyiniz, Ebu Talib’in yetimi Muhammed neler söylüyor. Mantık, akıl dışına çıkmış, akıl, zekâ kayıp etmiş, hâşâ bunamış, akıl zekâyı kayıp etmiş” diye çok alay istihzalar yaparak gülüştüler.

Eğer rüyada olmuş olsa idi hiç kimsenin itirazına hedef olmazdı. Çünkü rü’yada her kes birçok yerler gezip acaib garaibler görebilir. Şu halde Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin miracı uyanık halinde mübarek cesediyle beraber vaki olmuştur ki müşriklerin aklı şaştı, itiraza kalkıştılar.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri habibi Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimizi tasdik için Necm suresinde:

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿﴾ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿﴾

Bu ayetlerde Fahri Razı ve Hazinin beyanları vechi ile mealen buyuruyor ki:

Dalalette ve sapkınlık içinde olanların doğru yolu bulabilmeleri için bir rehber olması hisabıyla Necm (yıldıza) benzediğinden Cenâb-ı Hak sevgili Habibine ve Kur’an-ı Kerim’e yemin ederek şöyle buyuruyor:

Küfür, fısku fücur, dalalet karanlığında size yol gösterici bir yıldız rehber olan habibime ve Kur’an-ı azime yemin ederim kisizi irşad için tarafı ilahiden gönderilen sahibiniz Rasulümüz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem tarıkı Hakk’tan ayrılmadı ve batıl cihetine gitmedi.”[3]

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ

yemin ederim ki, sahibiniz, sizi irşad için gönderdiğimiz rasulümüz kendi arzu ve emeline muvafık batıl söz söylemez. O’nun söylediği taraf-ı ilahiden vahyolunan şeydir.”[4] O’nun söylediği sözler kendi tarafından icad olunmuş değildir. Her ne söylerse, söylediği söz vahiydir.

عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ

çünkü O’na çok şiddetli bir kuvvet sahibi olan Allahu Teâlâ öğretti” [5]

ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ

“sonsuz kuvvet ve kudret sahibi Allahu Teâlâ’nın öğretmesiyle sahibiniz Muhammed sallallahu aleyhi vesellemhemen istiva etti” [6] yani İlmi ilahi ve nübüvvetle yükseldi.[7]

      وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ

 

“ve O en yüksek ufukta idi” [8]

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ

“sonra yaklaştı, ilahi çekim kuvvetiyle daha da yücelere yükseldi” [9]

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ

“derken iki yay kadar yahut daha yakın”[10] sırrı ile mutlak yakınlık makamına erdi.

فَاَوْحٰىٓ اِلٰى عَبْدِه۪ مَآ اَوْحٰىۜ

“Allahu Teâlâ abdi ahassi olan rasulune vahyettiği şeyi yani ahkâmı ilahiyesini vahy etti.”[11]

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَاٰى

“O’nun gördüğünü gönlü yalanlamadı” [12] 

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى

“Şimdi siz Rasulümüzün gördüklerine karşı inkâr edip onunla mücadele mi ediyorsunuz?”[13]  

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰىۜ

“yemin ederim ki Rasulullah gördüğü şeyi sidreti’l- müntehada ikinci defa olarak yine gördü. O sidreti’l- munteha indinde şüheda ve muttakilerin ruhlarına mesken olan cenneti me’va vardır.”[14]

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ  مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى

“o vakit sidreyi İlahi tecelliler kaplıyordu fahri âlem sallallahu aleyhi vesellemin gördüğü şeyden gözü yerinden kaymadı meyletmedi.”[15]

Bu ayet-i celile o makam-ı kudside Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin kemal-i tazim ve edeple göreceği şeyi gördüğüne delalet eder. Zira akıllar müşahedesinde hayran olan nur-u izzeti gördüğünde kemal-i edeple nazarında sebat edip, metanetini kaybetmediğini ve ğaşyan gelip, nazarını kesmediğini beyan etmiştir.

Hâlbuki nur-i ilahinin dağ üzerinde zuhur etmesiyle Hazret-i Musa’ya ğaşyan gelip secdeye kapandığı ve o esnada nazarını kestiği diğer ayette bildirilmiş ve Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme ise böyle bir hal arız olmadığını bu ayet beyan etmiştir.

Binaenaleyh leyle-i miracta Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem gördüğünü tamamıyla görüp noksan olmadığına ve her ne haber verdi ise hepsi doğru olduğuna bu ayet delalet etmiştir.

Mi’rac gecesinde Cebrail aleyhisselamın makamına vardıkları zamanda Cebrail aleyhisselam:

لَوْ دَنَوْتُ أَنْمُلَةً لَاحْتَرَقْتُ

Ben bundan öte gidemem “eğer bir parmak ucu daha yaklaşsam muhakkak yanarım”[16] dedi. Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz tereddüt etmeyip kendini nur içine saldı, hiçbir yere iltifat etmeyip makamı alaya vasıl oldu.[17]

Bu manayı Merhum Süleyman çelebi te’lif etmiş olduğu mevlidi şerifte şöyle beyan ediyor:

 

Ger geçem bir zerre denlü ilerü

Yanaram baştan ayağa ey ulu

 

Buradan öte şerh olunmaz. Nasıl şerh olunsun ki Cebrail aleyhisselam bir parmak ucu geçsem yanarım demiştir.

Rasulullah sallalahu Teâlâ aleyhi vesellem bir hadisi şeriflerinde:

“Arşa vardığımda ayakkabılarımı çıkarmak istedim. Bu sırada Cenâb-ı Hak tarafından: “ya Habibim! Ayakkabılarını çıkarma ki arşım onlarla şereflensin” buyruldu. Bunun üzerine ben: “ya Rabbi, sen Musa’ya:

   فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ

“ayakkabılarını çıkar, çünkü sen mukaddes Tuva vadisindesin”[18] buyurmuştun deyince Rabbım bana cevaben dedi ki “ya Ebe’l-Kasım, yaklaş bana, sen benim yanımda Musa gibi değilsin. Muhakkak ki Musa benim kelimimdir. Sen ise benim habibimsin”[19] deyi buyurduğunu rivayet eylemiştir.

Yine Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri ile bizzat nice bin kelam konuşmalar arasında Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri“ya Habibim! Senin en sevgili dostun sana zahirde yer ile yedi kat göklerden yukarı Arş’tan uzak mesafede ise mana âleminde bir hatve yani bir adımdır ya Habibim” deyi buyurmuştur.[20] 

Hazreti pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani kaddesallâhu sırrahu efendimiz Gunyetu’t-Talibin kitabında şöyle buyuruyor:

Biz Rasulullah sallallâhu aleyhi vesellem efendimizin mi’racda rabbısını rü’yeti yani görmesinin baş gözü ile olup kalb ile ve menamda (uykuda) olmadığına iman ederiz. Zira Cabir ibni Abdullah radıyallahu anhu Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin necm suresi 13. ayet:

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ

Ayeti celilesi mantuku âlisince

رَأَيْتُ رَبّ۪ي جَلَّ اسْمُهُ مُشَافَهَةً لَا شَكَّ ف۪يهِ

“ben Rabb’imi şeksiz olarak müşâfeheten ve mukâbeleten rü’yet eyledim”[21] (gördüm) dediğini ve necm suresi 14. ayet

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى

Mefhumu münifince

رَأَيْتُهُ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى حَتّٰى تَبَيَّنَ ل۪ي نُورُ  وَجْهِه۪

“ben sidre-i müntehada Rabb’imi gördüm. Hatta nuru vechi benim için zahir oldu”[22] deyi buyurduğunu rivayet eylemiştir.

İbni Abbas radıyallahu anhu isra suresi 60. ayet

 وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪يٓ اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ

ya Habibim! Biz sana mi’rac gecesi gösterdiğimiz acaib garaibleri insanlara bir imtihan vesilesi kıldık”[23] deyi buyurduğu ayeti celilesinde ki rü’yeti, rü’yeti ayn yani, baş gözüyle görme ile tefsir eylemiştir ki Allahu Teâlâ hazretleri leyle-i miracta kendisini habibine aynen müşahede ettirmiştir deyi buyurdu.[24]

Çünkü Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri miracını ve gördüğü garaibleri haber verince kâfirler taana başladılar. Bunu vesile ederek tekziblerini, tuğyanlarını artırdılar.    

Eğer baş gözü ile olmayıp rü’yada olsa idi kimsenin itirazına hedef olmazdı. Çünkü rü’yada herkes birçok acaib garaib haller görebilir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin daha önce Mescidi Aksa’yı görmediğini bildiklerinden “bize Mescidi Aksa’nın alametlerinden haber ver” dediler.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem:

‏فَسَأَلُون۪ي عَنْ أَشْيٰٓاءِ مِنْ ‏ ‏بَيْتِ الْمَقْدِسِ ‏لَمْ ‏‏أُثْبِتْهَا ‏‏فَكُرِبْتُ ‏كُرْبَةً ‏مَا كُرِبْتُ مِثْلَهُ قَطُّ قَالَ فَرَفَعَهُ اللّٰهُ ل۪ي أَنْظُرُ إِلَيْهِ مَا يَسْأَلُون۪ي عَنْ شَيْءٍ إِلّٰٓا أَنْبَأْتُهُمْ بِه۪

“halk bana Mescidi Aksa’nın bazı şeylerinden sual ettiler. Öyle huzursuz oldum öyle gam çektim ki asla öyle olmamıştım. Zira gidip gelirken etrafıma bakıp ta iyice hatırıma almamıştım. Cenâb-ı Hak gözümden perdeyi kaldırdı ne sorarlarsa Mescidi Aksa’ya bakar onlara haber verirdim”[25] deyi buyuruyor. 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem mi’racta iken Cenâb-ı Hak ya Muhammed kullarıma haber ver beni memnun etsinler birkaç şeylerle dedi.

“Kalplerinde daima pişmanlık, nadimlik, mahzunlukla beni memnun etsinler. Benim rızam için ağlayıp gözyaşı döksünler. Kendilerine verdiğim azalar ile bana ibadet yapsınlar.

Ya Habibim! Sana bir gam ve gussa olsa beni zikreyle o zaman ben sana nefsinden yakınım.

Mazlumun bedduasından hazer eyle. Zira ana hicap yoktur, kâfir bile olsa elbette mazlumun duasını kabul ederim.

Şiddetlere sabır eyle. Tecbir ve tekbirden hazer eyle (sakın). 

Dünyaya mağrur olma, onunla iftihar eyleme. Zira dünya hayırsız veledtir, kimseye vefadarlık etmez.  

Emrolunan beş vakit namazı huşû ve edeple vaktinde eda eyle.

Emri bil ma’ruf nehyi ani’l-münker eyle, zira din bunların ile kaimdir Ya Habibim.”[26]

Yani tekbir denilen; büyüklenmekten ve gurura düşmekten sakın. Tecbir denilen; halkın hürmet, hizmet saygı göstermelerinden çok sakınmaktır.

Mazlumun bedduası demek; mazlum o ki her ne gibi hakaret yapsan karşılık verecek hiçbir gücü olmayan kimsedir.

Emri bil ma’ruf nehyi ani’l-münker demek; yüce Rabbımızın emrettiklerini kendimiz yapmak nehy ettiklerini de yapmamaktır. Aynı bu vazifeyi bizler yaptığımız gibi gücümüz miktarı halkada yapılmasını öğretmektir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenâb-ı Hakk’a Benim ümmetimin mi’racı nedir? Ya Rabbi dedi. “beş vakit namazdır” buyurdu Her kim huşu ve edeple beş vakit namazı kılarsa yedi kat göklerdeki meleklerin yaptıkları ibadetin sevabını alırlar.

Melekler yaratıldığından kıyamete kadar kimi kıyamda, kimi rükûda, kimi secdede, kimi diz çökmüş tahıyyatta, Allah’ın aşkına şavkına gark olmuşlardır.

Biz kılmış olduğumuz namazın her rekâtında bu meleklerin yaptığı ibadetin tamamını yapıyoruz. Hakkıyla namaz kılanlar gökyüzündeki meleklerin yaptığı tüm ibadetlerin sevabını alırlar.[27]

Bir kimse hakkıyla huzuru kalb ve huşu ile namazını kılarsa namaz kıldığı bir mekân için kendine itikâf sevabı verilir, yönünü Kâbe’ye döndüğünden dolayı hac sevabı verilir. Kalbine gelen vesvese havatırları, nefsanî fikirlerini atmaya çalışırsa din yolunda küffarlar ile harp eden gazilerin ecir sevabını alır.

Cebrail aleyhisselama Cenâb-ı Hak emretti; Habibime cenneti cehennemi gezdir, dostlarımın karargâhını görsün, düşmanlarımın da azap yerini görsün buyurdu. Cehennemi gezerken cehennemin birinin kapısında

فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ

“Burası Allah’ın zikrini terk ettiğinden dolayı kalpleri katılaşmış olanların yeridir”[28] yazılıydı.

Allah’ın zikrini bırakmış, terk etmiş, Allah zikrini bıraktığından dolayı kalbi katılaşmış, sertleşmiş, kalbinde ne insanlara karşı bir sevgi merhamet ne de Allah sevgisi kalmamış olanların yeridir diye yazılmıştır.[29] 

Cehennem Malik’i cehennemin tabakalarını açtı. Birinci tabakaya gelince, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz“burası kimlerin yeridir?” diye sordu.   

Cehennem maliki de hayâ ettiğinden dolayı söyleyemedi. Cebrail aleyhisselamın kulağına eğildi “hafi olarak kendinin ümmetinin asilerinin yeri” dedi.

Cebrail aleyhisselam, “kendisine söyle” dedi.

Cehennem Maliki mahcup, mahzun, sıkılaraktan “ya Muhammed! Burası senin ümmetinin asilerinin yeri” dedi.

O zaman Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem merhametinden ağladı.

Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri, “ya Habibim! Bizim sana cennet cehennemi gezdirdiğimizdeki gaye benim sevdiğim sevgili dostlarımın yerini gör. Beni sevmeyenlerin ve Benim de kendilerini sevmediğim düşmanlarımın azap yerlerini gör, onun için gezdirdim. Sen neden kendini bu kadar üzüp müteessir oluyorsun? O cenneti âlâ da gördüğün cennet eğer bizden izinsiz bir gücü olsaydı Âdem aleyhisselamı dünyaya atmaması gerekti. Cehennemdeki ateşlerin eğer kendi kendine bir yakma gücü olsaydı İbrahim aleyhisselamı yakıp kül etmesi lazımdı. Ya Muhammed kullarıma haber ver bir kulum rızamda oldu mu isterse cehennemin yedi kat dibinde olsun onun nuru ateşi söndürür. Yeri gül gülistan olur.[30]

Şimdi burada ne anlaşılıyor? Ne yapıp yapıp Allah’ın rızasını bulmamız lazım.

Ya Rabbi ben Seni nasıl razı edeceğim diyerekten her işimizde Allah’ın rızasını gözetmeliyiz. Cenâb-ı Hakk’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yok. Bizim kalbimizin düzelmesi, nurlanması için O’na ibadet itaat etmeye ihtiyacımız var.

Rabbım cümlemizi mesul olacak hallerden muhafaza eylesin. Bizleri bir an dahi olsa nefislerimizin hava arzularına, mel’un şeytanın ığvasına, dünyanın geçici zevkine aldanıpta rıza yolundan geri kalmaktan muhafaza eylesin, âmin.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretlerini, Cenâb-ı Allahu Teâlâ miraca davet ettiğinde, sekiz cennet ziynetleriyle nurlanıp, sağ yanına getirdi ve dünyayı da süsleyip sol yanına getirdi, koydu. Acaib garaibler gösterildi. Bak Ya Muhammed derlerdi. Hiçbir tanesine iltifat etmedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dostunun yolunda istikametinden ayrılmayınca dediler ki:

Bu gösterilenlere iltifat edip bakmadın Ya Muhammed, ya neye bakar neye nazar edersin? Deyince buyurdu ki:

Bu gösterilenleri yaratanın cemaline ve lütfunun kemaline bakar nazar ederim ki beni bir nutfe iken terbiye ile alaka etti. Alaka iken cenin etti. Veled iken hamid etti. Yetim iken azim etti. Garib iken beni Habib etti. Fakir iken beni gani zengin etti. Muhtaç iken sahibi Mi’rac etti. Ümmü iken beni arif etti. İbni Abdullah iken Muhammedün Rasulullah etti. Bugün bu ihsanları bana münasip reva gördü. Daha yarın kıyamet günü yevmi legadır. Yani kavuşma günüdür ki. Kevser ırmağını bana müyesser kılıp elime şefaat âlemini verip işf’a teşf’a nidası ile arasayı arasatı memlû edip, “velesevfe yu’tîke rabbüke feterdâ” nidası ile müşerref ve muteannim eyleyip mutebiat edenleri cehennemden halas ederim. Maksatı ala ve menzili aksaya eriştiririm. Böyle bir ikramı lütfu şefkatı bol kendisinde bu şefkat ihsanlar ikramlar mevcut olan Yüce Rabb’ım dururken başkalarını sevip meyil edip eğleşmem reva mıdır?[31] Cevabı verildi.

         Rabb’ısının cemaline kavuşunca Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri sordu. Ya Muhammed, bu gösterilen acaiblerin hiç birisine iltifat edip bakmadın. Cennet ise senin dostlarının makamı, yerleri idi. Cennete neden bakmadın? Ya habibim deyince.

          Ya Rabbi, ben senin cennetine âşık değilim. Ben senin rızana aşkına sevgi muhabbetine dostluğuna kavuşmak arzu isteğindeyim senin cemalına aşığım ya Rabbi. Maşukumda sensin. Senden gayrilerine iltifatım, muhabbetim-sevgim yoktur ya Rabbi. Deyince Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

Ya Habibim, kuşlar kanatları ile yani kanatları hareket etmekle ererler neye ererlerse, âdemoğulları sa’yı gayretleriyle ererler neye ererlerse. Eğer o gösterilenlerin her hangi birisine iltifatla bakıp eğleşsen idi bu dereceye bu makama eremezdin ve ulaşamazdın ya Habibim.

Bu konuda ruhen batın seferi ile mücadele ederek Rabbısına kavuşmak ve esrarı-sirlere kavuşmak, ilhamı Rabbanilere ermek, Allah’ın sevgisine-muhabbetine, aşkına, rızasına kavuşmak, başka arzu maksatların hepsinden savuşmak, Rabb’ısının dostluğuna kavuşmak isteyenler, işte Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin mi’raca yükselmesinde azmi ve istikameti.

Allah’ın, yüce Rabb’ımızın rıza ve cemalına kavuşmak yolculuğu, mi’ractaki hal ve ahvalları istikameti Rabb’ısına kavuşmak idi. Gösterilenlerin hiç birisine iltifat etmedi.

Batın seferi ile Cenâb-ı Hakk’ın rızasına kavuşmak isteyenlere büyük bir ibret, bir hikmet bir numune değil mi?

Bizlerde bu rıza yolunda keşfe, keramete, şiş topuz vurmaya, halkın hürmetine, gerekse halkın buğuz nefretine, hiç birisine eğleşmeyip istikamet yüce Rabb’ımızın rızasına kavuşmak olsun. İnşaallahuteâlâ.  


[1] İsra suresi 17/1

[2] İmamı Kastalani, Mevahibü’l-Ledünniye c.2.s.5 (Osmanlıca baskı). Tefsirü’r-Razi Mefatihu’l-Ğayb c.20.s.151 (Beyrut).

[3] Necm Suresi 53/1–2

[4] Necm Suresi 53/3–4

[5] Necm Suresi 53/5

[6] Necm Suresi 53/6

[7] Tefsirü’l-Geylâni, c.5.s.442 (Beyrut).

[8] Necm Suresi 53/7

[9] Necm Suresi 53/8

[10] Necm suresi 53/9

[11] Necm suresi 53/10

[12] Necm suresi 53/11

[13] Necm suresi 53/12

[14] Necm Suresi, 53/13.14. ve 15 ayetler.

[15] Necm suresi 53/16

[16] Tefsirü’r-Razi Mefatihu’l-Ğayb c.28.s.291 (Beyrut). Mearicü’n-Nübüvve s.325 (Osmanlıca baskı).

[17] İmamı Kastalani, Mevahibü’l-Ledünniye c.2.s.13. (Osmanlıca baskı)

[18] Taha suresi 20/12

[19] Hidayetü’l-Mürtab fi Fedaili’l-Ashab s.55–56. Envaru’l-Aşıkıyn s.211 (Osmanlıca baskı).

[20] Mearicü’n-Nübüvve s.327 (Osmanlıca baskı).

[21] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.100 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.98 (Beyrut).

[22] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.100 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.98 (Beyrut).

[23] İsra suresi 17/60

[24] Gunyetü’t-Talibin c.1.s.100 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.98 (Beyrut).

[25] İmamı Kastalani, Mevahibü’l-Ledünniye c.2.s.41–42 (Osmanlıca baskı). Sahihi Müslüm c.1.s.156/172 (Beyrut).  Meraicü’n-Nübüvve s.357 (Osmanlıca baskı). Nesai, Sünenü’l-Kübra c.6.s.455/11480 (Beyrut).

[26] Mearicü’n-Nübüvve s.352 (Osmanlıca baskı).

[27] Mearici’n-Nübüvve s.354 (Osmanlıca baskı).

[28] Zümer Suresi 39/22.

[29] Mearicü’n-Nübüvve s.350 (Osmanlıca baskı).

[30] Mearicü’n-Nübüvve s.351 (Osmanlıca baskı).

[31] Mearicü’n-Nübüvve s.373 (Osmanlıca baskı). Tarihi Taberi Kebir.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>