canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Bozuk Mezhebler - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

BOZUK MEZHEPLER

 

İşte yanlış mezheplerin itikadını bu ayetler tard ediyor. Onların dediği gibi, her işler, hayır şer ezelde kulun hakkında ne yazılmış ise, yazılan bozulmaz. Muhakkak başına gelecektir. Kulun elinde hiçbir şey yoktur, derler. Yazılan, bozulmaz derler. Yazıyı kul bozamaz, ama Allah dilerse bozar. Kimse karışamaz.

Ra’d suresi 39. Ayet:

 

يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَآءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ

 

Yani Allahu Teala dilediği şeyi siler, mahveder ve dilediğini sabit eder ve Allahu Teala dilediği ahkamı siler, imha eder ve dilediğini yerinde sabit eder ve hafaza meleklerinin yazdıkları şeylerden istediğini siler, imha eder ve istediğini sabit eder.

Cebri mezhepleri, her şeyler ezelde takdir olmuştur. Kulun elinde hiçbir şey yoktur. Ezeldeki takdirin yazılması ile oluyor, derler.

Kaderiye mezhepleri, kul kendi yapacağı, kendi fiilinin kendi halıkıdır. Allah’ın medgali yoktur, derler. Bunun ikisi de dalalet fırkasıdır.

Bizim ehl-i sünnet itikadı irade-i cüz’iyye ayetlerine göre, kul iradesini ne işe sarf ederse, Cenab-ı Hak’da o şeyi halk eder. Me-lekler de o şeyi, o zaman yazarlar. Bu bozuk mezheplerinin dediği gibi olsa, katip, meleklerin de gereği kalmaz. Tevbenin de faydası olmaz. Mahşerde hesaba gerek kalmaz. Tevbe etmekle günahlar da af olunmaz.

İrade-i Cüziyye:

İrade-i Cüziyye hakkında ayet, İsra suresi 19. Ayet: Bu ayet yukarıda yazılmıştı. Kul iradesini hayra ve şerre sarf etmesinde muhayyer bırakılıyor ki, kimseye itiraz yeri kalmasın. Misalde hata olmasın, inşaallah, bir ceza hakimine suç ve cinayet yapan, dev-letin kanununu tanımayıp, çiğneyen kimse, ceza veren hakime, bu cezayı bana niçin veriyorsun? Diyecek olursa, hakim de, sen kendin kanunlarımızı tanımayıp, şu suçu, cinayetleri kendi irade elin ile sen yaptın. Yapmana bir cebir de yok idi. Bu sana verilen ceza, yapmış olduğun suçun cezasıdır. İradenle bu suçları yapmasa idin, sana bu ceza verilmez idi. İşte kulların da kendini yaratan, ismi cismi yok iken, kendini halk eden halıkını tanımaz ve O’nun kanunlarını tanıyıp, itaat etmez, emirlerine gitmez, asilik yapar, fuhşi-yatlar yapar, zalimlikler yapar, verilen nimetlere şükür etmez, bü-tün nimetlere küfür etmeye devam eder, zerre kadar pişman olup, tevbe de etmez, Allah’ın gönderdiği Resullerinin emirlerine itaat, Allah’ın halk ettiği aza ve organları gayri meşru ve haram olan yerlere ısrarla devam eder, dönmez ise, işte Allah’ın azabına bu kötü fiiller sebep oluyor. Yoksa durup dururken, Allah kimseye a-zab, gazab etmez. Çünkü bütün insanları kendi nurundan seve seve halk etmiştir. Sırf azab etmek için halk etmemiş, kendini tanı-yıp, itaat ve ibadet etmek için halk etmiştir. Günah işleyenleri hemen gazaba gelip, helak etmiyor. Çok da mühlet veriyor. Ne zaman iman eder, pişman olur, tevbe eder, rızalı amel ederse, bütün günahlarını affeder. Günahlarını da sevaba tebdil eder, sevaba çevireceğini de vaad ediyor.

Allah’ın görmediği hiçbir şey yoktur. O’nun iradesi, O’nun emri, muradı olmadan hiçbir şey olmaz ve halk olmaz. Ayet-i kerimelere göre kullara irade-i cüziyye verilmiştir. Kul niyetine aldığı işi tamamen karara geçer, karar verir, iradesini de karar verdiği işe sarf eder, Allah’ta o işi o zaman halk eder.

İmam-ı A’zam Efendimize sordular, levh-i mahfuz’da yazı var mı, yok mu? Şöyle buyurdu ki, levh-i mahfuzda yazı vardır; sizin dediğiniz gibi değildir. Cenab-ı Hak, levh-i mahfuzdaki yazısı vasıf sıfatı ile yazılmıştır. Yani kullarım iradelerini emrettiğim amellere sarf ederlerse, vaad ediyorum, çok mükafatım vardır. Cennetim, Cemalim, ihsanlarım vardır. Emrime uymayıp, asi olup, inkar eden-lere de gazabım vardır. Asiler de tevbe eder, pişman olur, bana döner, boyun büker, tevbe edenlere de tevbelerini kabul edip, affı mağfiretim vardır.

İşte levh-i mahfuzdaki yazı, vasıf, sıfat ile yazılmıştır, siz di-yorsunuz ki, filan kulum cennetliktir, filan kulum cehennemlik diyorsunuz. Öyle değil, bütün ruhlar nurani, temiz fıtrat-ı asliyetlerinde İslam olarak dünyaya gelmişlerdir.

Hadis-i Şerif:

كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلٰى فِطْرَةِ الْاِسْلٰامِ

 

Yani “bütün anadan doğan çocuklar, İslam olarak doğar”[1] buyuruyor. Yine bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyorlar ki, ümmetimin üzerinden üç yerde günah kaldırıldı; bir, bir çocuk ana rahminden dünyaya gelip, akıl buluğa gelinceye kadar, günah yoktur. İki, sar’a yani bayılan kimse ayıkana kadar günah yoktur. Üç, uyuyan kimse uyanıncaya kadar günah yoktur, buyuruyorlar.

Bozuk fırkaların dediği gibi olsa, tevbe etmenin de faydası olmaz. Onların sözlerine bakmayalım. Allah ve Resulünün sözlerine bakalım.

Hicr suresi 49. ve 50. Ayet:

 

نَبِّئْ عِبَادِيٓ اَنِّيٓ اَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُۙ ﴿﴾ وَاَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْاَلِيمُ

 

Yani, ey Habibim, kullarıma haber ver ki, ben tevbe edenleri mağfiret eder ve ibadet edenlere sevap vermekle merhamet ederim. Ve asilik edip, isyana devam edip, tevbe etmeyenlere de azabım acıdır. Yani, ey Habibim, sen mü’min ve kafir, muti ve asi cümle kullarıma haber ver ki, onların hulus-ı kalp ile pişmanlıkla tevbe edenlerin tevbelerini kabul eder, merhamet ederim. Ve şunu da haber ver ki, asilik edip, küfür üzere ısrar edip, tevbeye yanaş-mayan ve masiyet üzere ısrar edip, tevbe istiğfar etmeyen asilere azabım elimdir. Benim azabım başkalarının azabına benzemez. O’nun lütfu, ihsanı, merhameti ve rahmeti ve şefkati ve keremi ve affı mağfireti de başkasına benzemez. Şu halde bizler daimi surette Allah’tan korkup, yaptığımız küçük ve büyük günahlarımıza bakıp, tevbe istiğfara gözyaşlarıyla devam edip, tazarru ve niyaz ile de duaya devamda bulunmalıyız ve kalan zaman, ömrümüz ne kadar kaldığı belli olmadığından çok dikkatli olup, yaptığımız günahları unutmayarak tevbe ve istiğfara ve duaya devam ile ihlaslı amele ve huzur-ı kalp ile kendin duyacak kadar zaman vakitleri zikrullah ile geçirmeye gayret edelim.

 


[1] Münâvi Feyzu’l-Kadir, c. 6, s. 135 (Mısır).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>