canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Secde-i Sehv (Yanılma Secdesi) - (Sırru'l-Esrar 2.cilt)

Secde-i Sehv (Yanılma Secdesi)

 

Sehv secdesi; namazda elimizde olmayarak, unutarak ve istemeyerek yaptığımız fazla veya eksik kusur ve hataları tamamlayıp giderir.

Namaz kılan kimsenin sehven yanılarak farzın tehiri, vacibin terki ve tehirinde sehv secdesi yapması gerekir.

Sehiv secdesi yapmak icab ettiğinde namazın sonunda tahıyyatı okuduktan sonra imam olan bir tarafa tek isek iki tarafa selam verilip Allahu ekber denilerek secdeye varılılır iki sefer secde yapılıp oturarak tahiyyat, Allahümme salli… Allahümme barik ve Rabbena duasından sonra selam verir.[1]

Üç ve dört rek’atlı farz, vacib ve sünnet-i müekkede namazlarının birinci ka’desinde (oturuşunda) “Ettehiyya­tü”den sonra (Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed) denilse, üçüncü rek’atın farz olan kıyamı tehir edilmiş olur. Burdaki gaye Rasulullahın ismi anıldığı için değil farz mahalinden tehire bırakıldığı için sehv secdesi gerekir.

Son tahiyyatta oturmak lazım iken yanılarak sehven beşinci rek’ata kalkan kimse bir rükün eda edecek kadar durduktan sonra hatırına gelerek oturursa farz olan ikinci tahiyyati tehir etmiş olur. Bu gibi hallerde sehv-i secde yaparız. Sehv secdesi düzeltir.

Bir kimse yanılarak Fatiha suresi okumazsa veya zammi süreyi okunmazsa vacibi terk ettiğinden sehiv secdesi yapması gerekir.

Zammı surenin arkasından yanılarak fatihayı tekrar okusa sehiv secdesi yapması gerekmez.[2]

Vitir namazında Kunut duasını okumazsa sehiv secdesi gerekir. Vitir namazı kılan kimse kunut duasını okumadığını Rükû sırasında veya rükûdan sonra hatırlasa mahali fevt olduğu için kunut duasını okumaz, sonunda sehiv secdesi yapar.

İmam olan kimse Kur’an açıktan okunacak yerde mesela, sa­bah, akşam ve yatsının farzlarında yanılarak gizli okusa veya gündüz kılınan öğle ikindinin farzlarında gizli okunacekken yanılarak aşikâre okusa sehiv secdesi yapması icab eder.

Gizli okunacak yerde, Fatiha’nın çoğu yanılarak aşikâre okunsa, geri kalanı yine gizlice okunur. Aksine olarak aşikâre olarak okunacak bir namazda Fatiha'nın bir kısmı gizli okunup ondan sonra aşikâre okunacağı, hatırlansa, Fatiha yeni baştan aşikâre okunur.

Tek başına namaz kılan cehri okunan namazlarda (Sabah, Akşam ve Yatsı namazlarında) gizli ve aşikâr okumakla sehiv secdesi vacip olmaz. Zira bu vakitlerde tek başına namaz kılan muhayyerdir. Dilerse cehri okur, dilerse gizli okur.

Tek başına namaz kılan kimse gizli okunacak yerde aşikâre okursa bunda ihtilaf vardır. Bir rivayette sehiv secdesi vacib olmaz. Bir rivayette sehiv secdesi vacip olur. İbni Hümamın kavli de böyledir. Zira tek başına namaz kılana gizli okunan namazlarda (öğle ve ikindi) gizli okumak vacib olduğundan vacibi terk etmiş olur.

Öğle namazı gibi gizli okunacak yerde kasten aşikâre okursa, günah işlemiş olur. Tek başına namaz kılanın gündüzün kılacağı nafile namazlarda aşikâre okuması mekruhtur.

Cehri okunan namazda sehven gizli okunursa bunun tafsilatı şudur ki eğer Fatiha suresinin tamamını yahut çoğunu gizli okusa ya da bir surede üç kısa ayet miktarı veya bir uzun ayet gizli okusa sehiv secdesi lazım olur.[3]

İmam sabah namazında Fatiha suresini sehven gizlice okuyup sonra hatırlasa, ekleyeceği süreyi aşikâre okur, Fatiha’yı iade etmez. Sonunda sehv secdesi yapar.

Sabah, akşam ve yatsı namazlarından bir namaza başlamış olan ve Fatiha'yı gizli okumuş bulunan bir kimseye, başkası gelip uysa, o kimse imam olmayı arzu ederse sureyi aşikâre okur.

Farz bir namazda ikinci rekâttan sonra oturulmayıp da üçüncü rekâta yanılarak kalkmaya yeltenenin durumuna bakılır; eğer kalkışı otur­maya yakın ise, oturur, sehiv secdesi gerekmez. Fakat doğrulması kıyama yakın ise, kalkar ve ondan sonra sehiv secdelerini yapar. Çünkü bu durumda vacib olan birinci oturuş terk edilmiştir.

İmam tam doğru­lup kalktıktan sonra kadeye dönerse, namazı bozulur. Çünkü bu takdirde farz olan kıyam bozulmuş ve namazın sırası büsbütün değiştirilmiş olur.[4]

Bir kimse namazı tamam ettim zannederek ilk tahiyattan sonra selam verse sonra iki rekât kıldığını hatırlasa namazını tamamlayıp sehiv secdesi yapar. 

Dört rekâtlı farzlarda ikinci oturuş yapılmaksızın yani ettahiyyatüye oturmadan secdeden direk beşinci rekâta kalkılacak olsa, henüz beşinci rekât için secde edilmedikçe oturuşa dönülür. Ettahiyyatüden sonra selam verilip sehiv secdeleri yapılır. Çünkü farz olan son oturuş geciktirilmiştir. Bu geciktirme ise vacibi terk sayılır.

Fakat beşinci rekât için secde yapılmış olursa, farz namaz bozulup bu namaz nafileye dönmüş olur. Artık buna bir rekât daha ilave edilir ve tam altı rekâtlı bir nafile namaz kılınmış olur. Sahih olan görüşe göre, bu durumda sehiv secdesi gerekmez. Bu mesele İmam Azam ile İmam Ebu Yusuf’a göredir.

Dört rekâtlı bir farz namazın son oturuşunda ettahiyyatüden sonra yanılarak selam vermeden ayağa kalkılsa, secdeye varmadan hatırına gelirse hemen ettahiyyatüye dönülüp selam verilir ve sehiv secdesi yapılır. Fakat beşinci rekât için secdeye varılmış olunca, buna bir rekât daha ilave edilir. Bu durumda önceki dört rekât ile farz tamamlanmış olur. Diğer iki rekât da nafile sayılır. İstihsanen (güzel olarak) da sehiv secdeleri yapılır.[5]

Akşam namazında son oturuştan sonra bir dördüncü rekâta kalkıldığında eğer dördüncü rekâtın secdesi yapılmamışsa geri tahiyyata dönülür eğer dördüncü rekâtın secdesi yapılmış ise beşinci rekate kalkılıp tahiyyata oturulur selam verilir sehv secde yapılır bu kılınan beş rekâtın üçü akşamın farzına, ikisi ise nafileye sayılır.

Eğer akşam namazının ikinci tahiyyatına oturmadan dördüncü rekâta kalkılmışsa secdeleri yapmamışsa geri tahiyyata döner secdesini yaptıktan sonra hatırlarsa tahiyyata oturup okur ve
selamını verir, bu namaz nafileye sayılır, akşam namazını tekrar kılması lazımdır.

Yok, eğer beşinci rekate kalkmışsa eğer beşinci rekâtın secdesini temamlamamışsa geri dönerek tahiyyata oturur selamını verir bu da nafileye sayılır. Eğer beşinci rekâtın secdesini yapmışsa altıncı rekatle namazını temamlar bu namaz da nafileye sayılır. Akşam namazını tekrar kılması lazımdır.

Sabah namazında da tahiyyata oturuştan sonra bir üçüncü rekâta kalkılsa eğer secdeye varmadıysa geri tahiyyata döner varmışsa bu namazı dörde tamamlar ikisi farza ikisi nafileye sayılır.

Eğer sabahın ikinci rekâtında tahiyyata oturmadan üçüncü rekate kalkılmışsa eğer secdeye varmadıysa geri döner secdeye varmışsa yine dörde tamamlar. Bu namaz tamamen nafile olur sabah namazını yeniden kılması lazımdır. Bu hareket­ler kasıtlı olarak yapılmadığı için mekruh sayılmaz. Tercih edilen görüş budur.

Fakat son oturuşlarda teşehhüdden sonra Kur’an okunması, dua edilmesi ise sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu oturuş dua ve hamd yeridir. Kur’an ise hem dua hem de hamdi kendisinde toplar. Namazda zikirlerin, duaların ve teşehhüdün (Tahiyyat’ın) aşikâre okunması da sehiv secdelerini gerektirmez.

Üç veya dört rekâtlı farz namazların son rekâtlarında bir kimse Fatihayı iki sefer okusa veya Fatihadan sonra zammı sure okusa sehiv secdesi icap etmez.[6]

Namaz içinde bir rükün yerine getirilecek kadar düşünceye dalınsa, başlangıç (İftitah) tekbirini aldım mı, almadım mı diye o kadar düşünülse de, sonra tekbir alındığı hatırlansa veya alınmamış olması sanılarak tekrar bir tekbir daha alınsa, sehiv secdesi gerekir.

Yine, üç rekât mı, dört rekât mı kıldığında şüphelenip durulsa veya Fatiha okunduktan sonra hangi surenin okunacağı üzerinde bir rükün miktarı düşünülse, yine sehiv secdeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda vacib geciktirilmiş olur. Bir rüknü veya bir vacibi yerine getirirken meydana gelecek bir dalgınlık ve bir düşünce ise, sehiv secdelerini gerektirmez.[7]

Bir kimse kıldığı namazın rekât sayısında şüphe etse zannı galibine göre hareket eder.

Eğer kaç rekât olduğu konusunda bir rükun miktarı düşünürse sonunda sehiv secdesi yapar.[8]

Böyle şüpheye düşen kimsenin eğer ömründe ilk defa oluyorsa namazını tekrar etmesi uygun olur.

Eğer zannı galibi yoksa kaç rekât kıldığında kalbi kanaat gelmiyorsa en az rekât üzerinden devam eder. Sonunda sehiv secdesi yapar.[9]

İmamla cemaat ihtilâf ederler, meselâ cemaat üç rekât kıldık, imam ise dört kıldım derse imam ne kadar kıldığını yüzdeyüz bildiği takdirde o namazı yeniden kılmaz.

Amma imam tam kanaat gelemiyor ise namazı iade ederler.[10]

Dört rekâtlı namazlarda, kılınan, rekâtın dördüncü rekât mı, beşinci rekât mı olduğunda ve sabah namazında kılınan rekâtın ikinci rekât mı, üçüncü rekât mı olduğunda, akşam ile vitir namazlarında da kılınan rekâtın üçüncü rekât mı, dördüncü rekât mı, olduğunda şüpheye düşülse, sonunda oturulur ve teşehhüdden sonra kalkılıp bir rekât daha kılınır. Çünkü bu rekâtı üçüncü, dördüncü veya beşinci rekât olması muhtemeldir. O halde ilave edilen birer rekât ile fazla olan miktar nafile olmuş olur. Sonunda da sehiv secdeleri yapılır.[11]

Namazda Fatihadan önce başka bir sure bir harf olarak dahi yanılarak okunsa, iade edilerek önce Fatiha, sonra da o sure okunur. Nama­zın sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu sıra işinde yapılan noksan rükû halinde bile hatırlansa, kıyama dönülerek tekrar Fatiha ve zammı sure okuması gerekir. Sonunda da sehv secdesi yapılır.[12]

Mesbuk, yani (imama ilk rekâtta yetişemeyip sonradan gelip uyan kimse) imam ile beraber yanılarak selâm verse, kendisine sehiv secdeleri lâzım gelmez. Çünkü o anda imama bağlıdır.

Fakat imamın selâmından sonra selâm verecek olsa, lâzım gelir. Çünkü birinci halde henüz imama uymuş, ikinci halde ise tek başına namaz kılan kimsedir. İmama uyan kimseye kendi yanılmasından dolayı sehiv secdesi secde lâzım gelmez.[13]

Yanılan kimse namazın sonunda sevh secdesini unutsa selam verdikten sonra hatırına gelse, kıbleden dönmek veya konuşmak gibi bir fiilde bulunmadıysa secde-i sehv eder. Namaza aykırı bir hal zuhur ederse sehiv secdesi o kimseden sakıt olur.[14]

 


[1] Halebî Sağir Tercümesi s.284 (Osmanlıca baskı). Mülteka Tercümesi Mevkûfat c.1.s.231

[2] Halebî Sağir Tercümesi s.289 (Osmanlıca baskı).

[3] Halebî Sağir Tercümesi s.286–287 (Osmanlıca baskı).

[4] Halebî Sağir Tercümesi s.287–288 (Osmanlıca baskı).

[5] Halebî Sağir Tercümesi s.292 (Osmanlıca Baskı).

[6] Halebî Sağir Tercümesi s.289 (Osmanlıca Baskı).

[7] Halebî Sağir Tercümesi s.294 (Osmanlıca Baskı).

[8] İbni Abidin c.2.s.562 (Riyad).

[9] İbni Abidin c.2.s.562 (Riyad). Halebî Sağir Tercümesi s.302 (Osmanlıca Baskı).

[10] İbni Abidin c.2.s.562 (Riyad).

[11] Halebî Sağir Tercümesi s.303–304 (Osmanlıca Baskı).

[12] Halebî Sağir Tercümesi s.304–305 (Osmanlıca Baskı).

[13] Halebî Sağir Tercümesi s.295 (Osmanlıca Baskı). Mülteka Tercümesi Mevkûfat c.1.s.233

[14] İbni Abidin c.2.s.542 (Riyad).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>