canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İlm-i Ledün - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

İLM-İ LEDÜN

 

İlim Hakkında: Musa aleyhisselamın Hızır aleyhisselama ilm-i ledün ilmini öğrenmek için gitmesi, Kehf suresi, 65. Ayet:

 

فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَآ اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا

 

Yani, bizim kullarımızdan bir kulumuzu buldular ki, o kulumuza biz kendimizden nimet verdik ve biz onu kendimizden bir ilimle talim ettik ki, o ilim kitap veya bir üstazdan talim vasıtasıyla değildir. Bizim ona bildirdiğimiz bazı esrar sırrımızdır ve eşyadan bazı şeyin ledünniyatını ona bildirdik.

Şimdi burada hulus-ı kalp ile Cenab-ı Hakk’a tazarru ve niyaz ile duaya devam edilmesi lazım olduğu, bir de günahlarımızın affı için tevbeye, istiğfara devam edilmesine, bir de Cenab-ı Hak, bir vasıta arayınız, sadıkları bulunuz, beraber olunuz, yani sadıkların aşısından aşılanınız, diye buyuruyor.

Öyle ise bizler de sadıkları, kamilleri arayacağız. Musa aleyhisselamın Hızır aleyhisselamı aradığı gibi. Hem zahir kitap ilmini hem de batın ledün ilmini öğrenmek için aradığı gibi arayacağız.

Bu konuya bakmak isteyen, Kehf suresi 61. Ayet-i kerimesinde; Hazret-i Musa’nın Hızır’ı aramasının sebebi şöyledir: Firavun’un ve kabilesinin helakinden sonra Musa aleyhisselam Beni İsrail’e bir vaaz edince, bazı kimseler tarafından, yeryüzünde senden alim bir kimse bilir misin, denildiğinde, Musa aleyhisselamın bilmem, demesi üzerine Cenab-ı Hak, Hızır’ın alim olmasını beyan edince, Musa aleyhisselam Hızır’dan tahsil-i ilme talip olup, nasıl bulacağını Cenab-ı Hak’tan sual eder. Cenab-ı Hak’da Rum deniziyle Faris denizinin birleştiği yere kadar gitmesini ve orada Hızır aleyhisselamı bulacağını haber veriyor.

Bu konunun hepsini yazmaya hacet yoktur. Anlamak istediğimiz Cenab-ı Hak bir peygamberi ilm-i batın, ilm-i ledün ilmini öğrenmek için bir peygamberi bir peygambere göndermesini düşünüp, işte Allah’ın arayınız sadıkları bulunuz, beraber olunuz, dediği ilm-i hikmet zuhur eden ve ilm-i batın ilm-i ledün ve esrarı zuhur eden ve şeriatı düzgün olan ve bid’attan arınmış ve nam ve şöhretten ve hürmet ve menfaatlerden arınmış olan ve Allah’a yakîni kuvvet bulan Allah ile ünsiyette olan işte bu zatlara tam teslim olursan, seni de temize çıkarırlar. Bunlar vefat ettikten sonra da ruhaniyetlerinden de fayda, menfaat görülür. Şundan deneyiniz; esneme gelirken, hemen Peygamber Efendimizi kalbinize getirin veya da onun halifelerinden bir zatı kalbinize getirin, esnemeniz geri çekilir.

İşte bu zatlar, Allah’ın dininin bekçiliğini yapmışlar, Allah’ın kullarını ikaza, irşada çalışıp, Allah ile dostluk kazanıp, öyle ahirete göçmüşler. Hayatta olanlar da aynen vazifelerine devam etmektedirler. Bunlar nefisleriyle ve şeytanlarıyla çatışa çatışa, savaşlardan yılmayıp, devamla mürşid nazarı altında eğitim, staj görmüş bir manevi dahiliye uzmanı bir doktor gibidirler ki, bunlar senin maneviyatını, batınını tedavi eder, temize çıkarırlar ki, senin nefsin de manevi emrazlar var ki, kibir, ucub, riya, hased, hırs, tama’ buhl, pintilik, gazab; o ki dünya sevgisi, işte bunlar tedavi olup, kalpten çıkarılıp, atılmaz ise, o kalpte bunlar kökleşir, yerleşir. Günden güne kuvvetleşir ise, o kalp manevi kanser torbası haline gelir. İmanını, hayasını, edebini, vakarını, vera’ını, takvasını tahrip eder. Allah’a uzak eder.

İlim konusunda idik, ayet-i celile ilmin cümle fezailden, efdal olduğuna delalet eder. Zira Cenab-ı Hak, melekler üzerine Hazret-i Adem’in ilimle faziletini ispat etmiştir. Eğer insan ve melekler için ilimden ziyade bir şeref olmuş olsa idi, Adem aleyhisselama onu verir idi. Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri Adem aleyhis-selamın faziletini ilimle ispat etmiştir. Şu halde insan için ilimden ziyade bir fazilet ve meziyet olmadığını bu ayetle beyan buyurmuştur.

Amir Cüheni radiyallahu anh’ın rivayet ettiği bir hadiste, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; Yevmî kıyamette talab-i alimin mürekkebi ile şehidin kanı huzur-ı ilahiye gelir. Talab-i alimin mürekkebi şehit olan kimsenin kanı üzerine efzal olunur, buyurmuştur.

Bu ulema ikidir; biri ulema-i sufiyye, ikincisi ulema-ı fıkhiyye. Ulema-i sufiyye tarikatta süluk eden ve sülukunu tamam eden ulema-i billahdırlar. Ledün ilmine vakıf ulema-i amilinden bunlar hal ile Hakk’a vasıl olanlardır. Sözleri, halleri şeriata uygundur. Ulema-i fıkhiyye kitaplarını okuyup ve ilmi ile amil ulemadır. Sözleri, amelleri şeriata uygundur. Bunların ikisinin sözü birbirini tutar. Sözleri birbirini tutmayanların ikisinin de noksanlığından ya-hut fasıklığındandır. İlim sahibi olanlar evvela kendi hakkı ile düzelip, tedavi olması lazımdır ki, başkalarını tedavi edebilsin. Kendi tam kamil değil ise, noksanlardan ise, başkalarına da noksanlık aşılar.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde;

 

اَشَدُّ النَّاسِ عَذٰبًا يَوْمَالْقِيٰامَةِ عَالِمٌ لَمْ يَنْفَعْهُ عِلْمُهُ

 

Yevmî kıyamette eşedd-i azab ile müazzeb olan, ilminden fayda görmeyen, yani ilmi kendi kötü huy, ahlak-ı zemimelerden kurtulmamış, ilminden kendi tedavi olmamış, cahil hareketlerden kurtulmayan kimselerdir.[1]Hadis-i şerif:

 

مَنْ اِزْدٰادُ عِلْـمًا وَ لَمْ يَزْدَدْ فِى الدُّنْيَا زُهْدًا لَمْ يَزْدَدْ مِنْ اللّٰهِ اِلَّا بُعْدًا

 

Yani, “bir kimse ilmini güzel ziyadeleştirir, zühdü kanaat olmazsa, Cenab-ı Hakk’a uzak kalmaktan başka bir şey kazanamaz.”[2]


[1] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 40/222.

[2] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 40/224.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>