canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Evradlar - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

EVRADLAR

 

İşte huzur-ı kalp ile huşu, korku, edep ile dili, kalbi Allah zikrinin üretimine bağlayıp, halis niyet ile çalışanlar zikrullah evradı.

Birincisi, estağfirullahe'l-azim, bir kimse günde yüz kere okur ise, sabun ile yüz kere yıkanan gibi olur. Bu tevbedir, Allah’tan af istemektir. Hem de şeriatın emirleri ile amel ederse.

Hadis-i Şerif’te buyuruluyor ki;

اَلتَّآئِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

Yani, “günahlarına bir daha yapmamak niyeti ile piş-manlık, müteessirlik ile tevbe istiğfar ederse, günahı affo-lur”[1]. Hiç günah işlemeyen gibi olur.

İkincisi, salavat-ı şerife, en az günde yüz kere okur ise, Ce-nab-ı Hak bin hacetini bitirir ve bin de kaza ve belasını def eder ve müşkil ve zor işlerini bitirir ve dahi kendi vücudunda nur olur ve Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, her kim benim üzerime günde beş yüz salavat getirmeyi adet etse, yemin ederim ki, o kimse iki dünyada hor, hakir olmayıp, yüksek, aziz adam olacağına yemin ederim, buyuruyorlar. Her kim bana günde bin salavat getirirse;

حَرَّمَ اللّٰهُ جَسَدَهُ عَلٰى النَّارِ

Cenab-ı Hak o kimsenin cesedini cehennem ateşine haram eder[2], buyuruyorlar.

Hazret-i Peygamber Efendimizin ismi anıldığı vakitte, salavat-ı şerife getirmek vacip olur. Her işin evvelinde veya vaaz ve nasi-hatte ve her vakit salavat-ı şerife getirmek lazımdır. Çünkü belanın kalkanıdır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, müşkül, sıkıntılı zamanlarda benim üzerime çok salavat getiriniz, buyuruyor.

Üçüncüsü, tevhid zikri lailahe illallah. Bu zikir de Cenab-ı Hakk’ın kal’asıdır. Her kim, girerse korktuğundan kurtulur, azaptan emin olur, buyurmuştur. Hadis-i Kudsi’de:

لٰٓااِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ حِصْن۪ى مَنْ دَخَلَ حِصْن۪ى اَمِنَ مِنْ عَذَابِى

Yani, “bu lailahe illallah benim bir metin kal’amdır. Her kim girer çıkmaz ise, her türlü korktuğundan kurtulur. Azabımdan emin olur”[3], buyuruyor. Kalbi nur ile dolduran, kalpte türlü hikmetler doğduran budur. Buna devam eyleyen mut-lak kabul ve Allah’a yakın olur. Gönülde ağaç gibi biter, dalı budağı arş-ı a’layı tutar.

Dördüncü, Allah, Allah, Allah celle celaluhu zikrine devam etmek bir ateştir. Ateşi körüklemeye benzer. İnsanın vücudunu, kalbini, pişirir. Yakıcıdır, çiğ kalpleri pişirir, nur verir. Kalbi nur ile doldurur. Onun ziyası ile arş’a ferş’e kadar seyr eder.

Tevhid zikri ilm-i hikmet bitirir, gönlünde Allah ismi ile nur doldurur. Cenab-ı Hak cümlemizin kalplerimizi, birinin nuru ile, birinin ilmi ile kalplerimizi doldursun. Habibinin hürmetine, amin!

سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرْ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظ۪يمُ

Bunu da her kim günde yüz kere okursa, kıyamette ondan makbul olan, ondan ziyade okuyandır. Tesbih dedikleri budur. Bunda çok büyük kuvvet vardır. Feyzine hiçbir tesbih, zikir yetişe-mez. Dünya dolusu feyzin cem’idir.

Yukarıda hadis-i şerifte, veyl cehennemi onlara ki elini, dilini şerre açmışlardır. Bunlar kimlerdir? Ayet: (Casiye suresi, 23)

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ

Yani, Habibim, görmüyor musun şu kimseyi, nefsinin hevesini kendine ilah etmiştir. Allah’ın emrini ve Resulünün emirlerini bırak-mış, nefsi neye emrederse onu tutuyor. Allah’ın, Resulünün dedi-ğini tutmuyor.

İşte nefsinin hevasına uyanlardan şeytanın haline bakacağız. Şeytanı, nefsi kibire, hasede sevk etti. Lanete layık oldu. İnsanlar da nefsi hevasına, şeytanın iğvasına uyanlar da elleri, dilleri şerre açılanlardır. O güzel eller harama, diller küfre, gaybete, harama, kalp nefsin fesat arzularına, şeytanın iğvalarına kibir, gurur, ucub, riya, hırs, tama’, buhl, gadap, kin, adavet, şehvani arzulara, kanser torbası olmuş, şerre açılmış, şerler üretiyor.

Yine hadis-i şerifte:

اِنَّمٰٓا اَخَافُ عَلَيْكُمْ كُلُّ مُنَافِقٍ عَل۪يمٍ يَتَكَلَّمُ بِالْحِكْمَةِ وَيـَعْمَلُ بِالْجَوْرِ

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ancak sizin için en ziyade korktuğum şudur: Münafıklar ilim öğ-renir, ilmi alırlar ve hikmetten söylerler ve cevrü cefa et-mekten geri kalmazlar.”[4] Yani size yanıltıcı, şaşırtıcı sözler ve hikmetlerden bahsederek aldatırlar. Sünnet-i Resulü bozarlar, dini-nizi bozarlar. Hiç de anlatmadan bozarlar. Ayetten, hadisten yanlış olarak beğendirirler. Bunlar Sünnet-i Resule kulak ve kıymet ver-mezler. Ehl-i bid’attırlar. Bak hadis-i şerif:

اَهْلُ الْبِدَعِ كِلاَبُ اَهْلِ النَّارِ

“Ehl-i bid’at olanlar, cehennem ehlinin köpekleridir-ler.”[5] Bir sünnet-i Resul kalkar, yerine bid’at oturur. Her kim sün-net-i Resule kıymet vermiyor, tutmuyor ise, cehennemdekilerin köpeğidir. Bunlar Kur’an-ı Kerim’i kendilerine kazanç yolu, vasıtası ederler. Bid’at ehli olanlar, Peygamber Efendimize ve onun sünnet-lerine kıymet vermezler. Tarikata kıymet vermezler. Zikrullaha kıy-met vermezler. Onların yanlarında Peygamber Efendimizden ve hadis-i şeriflerinden ve sünnetlerinden bahsedersen dayanamazlar. Derler ki, bırak hadisi, sünneti, sen bize Kur’an’dan konuş, derler. İşte ehl-i bid’at olduklarını anlarsanız, sorunuz, Kur’an ne diyor? Kur’an’ın dediğini yazalım, inşaallahu Teala: Al-i İmran suresi, 31. Ayet-i Kerime;

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

Yani, ey Habibim, sen irşad etmek istediğin kimselere de ki, eğer siz Allahu Teala’ya muhabbet ve sevmek istiyorsanız, bana uyun, ittiba edin ki, Allahu Teala’da size muhabbet edip, sizi sev-sin, buyuruyor. Eğer siz Allah’a muhabbet iddianızda sadıksanız, emrine itaat edin ve nehyinden sakınmanızla beraber bana da uyun, tabi olun ki, Allahu Teala’da size muhabbet etsin ve günah-larınızı mağfiret etsin. Bunların cümlesinin esası ise, Allah’ın Resu-lüne ittiba ve O’nun sünnetini ihya etmek olduğunu Cenab-ı Hak bu ayetinde beyan buyurmuştur.

Cenab-ı Hak Teala zat-ı uluhiyetine muhabbetin ancak Resu-lüne uyup, tabi olmakla hasıl olacağını beyandan sonra kendine ve Resulüne itaatin vacip olup, itaatten iraz etmenin küfür olduğunu beyan etmek üzere: Al-i İmran suresi 32. Ayet-i Kerime’de buyu-ruyor ki;

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

Yani, ey Habibim, sana ittiba etmeyenlere, sen de ki, siz Al-lah’a ve Resulüne iman ve emirlerine itaat, imtisal ve nehylerinden çok sakınıp, içtinap etmek suretiyle itaat edin, zira itaat etmeniz vaciptir. İtaat vacip olunca, eğer siz itaatten yüz döndürürseniz, Al-lah’ın azabına müstahak olursunuz. Çünkü Allahu Teala kafirleri sevmez ve fiillerinden razı olmaz. Küfür onlara muhabbet yerine Allah’ın gazabını ve nimet yerine cehennemin azabını celb eder. Allah’ın cemii ahkamını kullarına tebliğ eden Resulü olduğu cihetle, Resulullah’a ümmetin ona uyup, itaat etmesi vaciptir. Çünkü Allahu Teala Resulüne itaat etmeyi kendine itaat etmekte müsavi kıl-mıştır.

Beyzavi’nin ve Ebu’s – Suud Efendinin beyanları vechile Re-sul-i Ekrem Efendimize itaat etmemek ve itaattan i’raz etmek küfür olduğuna bu ayet dalalet eder.

Enbiya suresi 107. Ayet-i Kerime:

وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

Ey Habibim, biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönder-dik. Alemleri irşad etmekle alemlere rahmet olmak için gönderdik.

Hulasa, Resulullah sallallahu Teala aleyhi ve sellem alemlere rahmettir. Ama o rahmetten istifade etmek isteyenler, O’nun fey-zinden istifade etmişler ve istifade etmeyenler de onun şeriatını in-kar ettiklerinde onun rahmetinden feyz ve irfanından mahrum ol-muşlardır. O’nun feyz ve rahmetinden faydalanmak, ancak O’nun kavline, fiiline hal ve evsafına uymakla, sünnetine ve şeriatına hakkı ile uyup, O’nun üzerine huzur-ı kalp ile sevgi tazimle çok salavat-ı şerife getirmekle olur. Ehl-i sünnetin dışında olan Vehhabi mezhebinde olanlar, ehl-i bid’at olanlar, Peygamber Efendimize ve O’nun sünnetlerine kıymet vermezler. Onun için, O’nun rahmet, feyzinden mahrum kalmışlar.

 


[1] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 103/653.

[2] Delâili’l-Hayrat Şerhi, s. 27-28 (Osmanlıca Baskı)

[3] Deylemi, Firdevs, 5/244, Münavi Feyzü’l Kadir, 4/480, Ebu Nuaym Hilye, 3/192, Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 2, s. 302/1955 (3: 378/3694)

[4] Müsnedi Abd bin Hamid, s. 32/11 (Kahire).  Ramuze’l-Ehadis c.1.s.137/4

[5] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 155/4.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>