canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Ölüm Helinde Büyük Tehlikeler - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

ÖLÜM HALİNDE BÜYÜK TEHLİKELER

 

Hayatta iken irade-i cüz’iyyesini nelerle meşgul etmiş ise, o meşgul olduğu işlerin endişe ve hayalleri kalbe aynen film ve foto-kopi gibi geçmekte olduğundan kalpte yer tutup, yerleşiyor. Bir teybin içine koyduğun bandı nelerle konuşup, doldurdun ise, düğ-meye basınca ne ile doldurdun ise, onu konuşmaya devam ediyor. İşte bu kalp misalen teyp makinasına benzer. Kalp teybi dil neler söylüyor, kalp ne fikirde, ne endişelerle meşgul oluyorsa, kalp onu teybin banda aldığı gibi alıp kalıyor. Eğer sildiremezsen ölüm ha-linde mezarda da meydana o çıkıyor. Kendi gözümle gördüm, buna şahit olduğundan birisi şudur ki, bir İslam din kardeşimiz, sigara, tütün içerdi. Tütün tiryakisi idi. Ölüm döşeğine yatmış idi. Artık bu yanındakilerle ilgisi kalmamıştı. Ara sıra bakıyordum ki, elini çıka-rıp, döşeğin altına sokup, tütün tabakasını arıyor idi. Tiryakilerin yanlarında çok yattım idi. Yatar iken sigara içerler, tütün tabakasını da döşeğin altına koyarlar. Gece çok öksürerek uyanırlar, kalkıp yine içerlerdi. Bu hasta kardeşimiz döşek altına elini sokup, tütün tabakasını alıp, parmak arasına kağıt koyuyor, tütünü de koyuyor, sarıyor. Parmak arasına alıyor, ara sıra parmakla sigaranın külünü de parmak ucu ile de külünü döküyor idi. Yanında oturanlar da bu hale bakıp, üzülerek dua edip, ibret alıyorduk.

İşte başka tehlikeler; içki, kumar, aşırı derecede çok yemek ve gece gündüz sırf haram olan zina, şehvet peşinde, düşüncesin-de yaşamak. Allah ibadetini bırakıp, hırs ve tamahla, gece ve gündüz dünya malı, para, servet yığmak sevdasında olmak, halk ara-sında nam, şöhret kazanmak sevdasında olmak, daima riya, ucubla sırf halka görünmek için kendini, konuşmasını daima, halk iyi de-sinler, beğensinler, sevdasında olmak ve Allah (c.c.) rızasını bıra-kıp, dilini, kalbini meşgul eder de, bunları dilden ve kalpten atmaz ise, işte bu haller ile kaldığı için ölürken yine bu haller zuhur edi-yor. Mezara, mahşere bu haller ile gidiyor.

Abese suresi, 34-35. Ayet-i Kerime’lerde buyuruluyor ki;

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ ﴿﴾ وَاُمِّهِ وَاَب۪يهِۙ

Yani, mahşer günü insanlar anasından, babasından, kardeşin-den kaçacaklar. Şeyh Safi rahimehullah hazretlerine sordular ki; Kı-yamet gününde birbirinden niçin kaçarlar? Şeyh cevap buyurdu ki, onlar dünyada iken kötü, çirkin huyları ve kötü, çirkin fiilleri yüzün-den, iç, batın yüzleri layık olduğu hayvan, canavar şekline çevrilmiştir. Dünyada iken sa’y, gayret edip, bu sıfatı kendilerinden gidermediler. Mahşer yerine bu suretler ile geldikleri için kaçarlar.

İmdi ey biçare, içini ve dışını arıt, temizle. Suretin bir türlü, siretin bir türlü olmasın ki, mahşere bu sıfatlar ile gelmeyesin ki, için dışına dönse gerektir. Bütün gizli hallerin aşikare meydana çıkıp rüsvay olsan gerek.

Beni İsrail zamanında bir kısım insanların sureti döndü; kimi maymun, kimi hınzır gibi suretlere döndüler. Ama şimdi senin su-retin dönmedi ise, gönlünün sureti, sıfatı layık olduğun surete dön-müştür. Ve lakin senin haberin yoktur. Sonra ileride haberini alır, bilirsin, ve lakin çare bulamazsın.

Ey dünyada sağ olanlar, büyük felaketlere dünyada iken ça-relerini bu dünyada bulup, ahirete öyle yolcu olalım. Temiz, nurlu bir kalp ile mezara ve mahşere öyle yolcu olalım.

Hadid suresi, 12. Ayet-i Kerime:

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ

Yani, Fahr-i Razi’nin beyanı, ehl-i imanın amel defteri önlerin-den ve sağ taraflarından verileceğine göre ibadet nurunun parla-masını beyanda bu iki cihet zikir olunmuştur: Herkesin nuru önünde ihlaslı amelinin nispetinde olur. Resulullah buyuruyor ki; Bazı mü’minin yevmî kıyamette nuru ziyası Medine’den, San’a’ya kadar bir mesafeyi kaplar, ihata eder ve bazı kimselerin nuru, ziyası da hemen ayaklarının ucuna kadar ziya verir, diye buyurmuştur.

Bu hadis-i şerife göre, herkesin nuru ameli miktarı olacağına delalet eder. Bu nura ihtiyaç mezarda, mahşerde ve sıratta daha çok ihtiyaç olacaktır. Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri ehl-i imanın ibadetlerinin nuru parlayacağını beyandan sonra o günde melekler tarafından nail olacakları iltifatı beyan etmek üzere: (Ayetin devamı)

بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ

Yani, ey ehl-i iman, işte sizin için bugün müjde vardır ki, ebe-di içinde kalıcı olduğunuz halde, altından nehirler akan cennetler vardır. İşte şu cennetlere duhul edip, girmeniz sizin için büyük bir kurtuluştur. Ve her türlü saadete nail olmaktır.

Fahr-i Razi’nin beyanı üzere, bu ayet; Kamil olan mü’minlerin yevmî kıyametin şiddetini görmeyeceklerine delalet eder; çünkü onların nurlarının parlaması ve cennetle tebşir, müjde olunmaları bilkülliyye kıyametin mihnetinden kurtulduklarına delildir. Zira cen-netle tebşir, müjde olunca onlar için hiçbir endişe kalmaz. Cenab-ı Hak mü’minlerin halini beyandan sonra, münafıkların hallerini be-yan ediyor.

Hadid suresi 13. Ayet-i Kerime’de:

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ

buyuruyor. Yani, ey Resul-i Ekrem şol günü zikir et ki, o günde erkek ve kadın münafıklar ehl-i imana hitap ederek, ey mü’minler, bizim tarafımıza dönün, teveccühle nazar edin de nurunuzdan biz de ziya alalım, fayda görelim, demekle mü’minlere yalvarırlar. (Ayetin devamı);

ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَآءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًاۜ

Münafıklara hitaben, arkanıza, dünyaya dönün, nuru oradan arayın, diye cevap verirler.

Hadid suresi 13. Ayet-i Kerime:

فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ

Münafıklar mü’minlerden nur talep edince, aralarına Cenab-ı Hak tarafından bir duvar, yani perde çekilince, mü’minleri göre-mezler. O perdenin bir tarafında bir kapı olup, rahmetle dolu cen-net olup, dış tarafında münafıklar kalarak cehennem ve aynı azap olacaktır.

Hadid suresi, 14. Ayet-i Kerime:

يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَآءَ اَمْرُ اللّٰهِ

Yani, münafıklar mü’minleri nida ederler. Derler ki, ey ehl-i i-man, dünyada bizler de sizinle beraber olmadık mı idi. Yiyip, içmedik mi, burada bizden ne için ayrılıyorsunuz? Cevap olarak, evet, siz bizimle bulundunuz, ve lakin siz mü’minlere adavet ve buğz, husumet ederdiniz ve Allah’ın Resulüne buğz ve adavet ederdiniz. İşte bu ef’alinize ceza olarak zulmet içinde kaldınız, derler.

Şimdi Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri dünyada na-sıl yaşamalarımızı ayetleri ile Resulleri ile alim ulemaları ile hepsini bildirmiştir. Emir ve kanuna uyup, ibadet ve itaat edenlere karşılık olarak sevgisini, feyzini, cennetini ve cemalini daha akla gelmeyen nimetler ihsanlar vereceğini vaad ediyor. Allah’ın vaadi haktır;  وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا buyuruyor. Emir ve kanuna ve Resulüne uymayanlara isyan ve asiliklere devam edenlere de ayet:

Hadid suresi, 20. Ayet-i Kerime;

وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ

İşte Allah’a ve Resulüne uymayıp, asilik edenlere de ahirette çok şiddetli azap vardır, buyuruyor.

Gelin kardeşim, Cenab-ı Hak kullarına şefkat ve merhametini açıp bildiriyor. Kullarına ne imkanlar, fırsatlar, ne mühletler veriyor. Her ne kadar günahkar küçük büyük günahlardan kurtuluş beratını müjde edip, bildiriyor.

Ey keremi, şefkati, merhameti bol Allah’ım, canlar yoluna feda olsun. Allah’ım, bu kullarına seni lütfunla bildir ki, seni seninle bilelim. Allah’ım, senden gayrisini inayetinle atıp, kalpten ebedi senin aşkın, rızanla kalalım. Allah’ım, sen bizlere hidayet kıl, seni se-ninle bilip, bulalım. Allah’ım Habibin Muhammedenil Mustafa’nın hürmeti, duamızı kabul eyle Allah’ım. Amin!

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>