canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Af ve Mağfiret - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

AF VE MAĞFİRET

 

Hicr suresi, 49. ve 50. Ayet;

نَبِّئْ عِبَاد۪يٓ اَنّ۪يٓ اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ﴿﴾ وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ

Yani, ey Habibim, kullarıma haber ver ki, ben tevbe edenleri mağfiret ederim ve ibadet edenlere sevap vermekle merhamet ederim ve tevbe etmeyenlere azabım acıdır. Yani ey Habibim, sen mü’min ve kafire muti ve asi cümle kullarıma haber ver ki, hulus-ı kalp ile tevbe, istiğfar edenleri mağfiret ederim ve küfr üzere ısrar edip, tevbeye yapışmayan, günah üzere ısrar edip, tevbe, istiğfar etmeyenlere azabım elimdir, benim azabım başkalarının azabına benzemez. Furkan suresi, 70. Ayet-i kerime: Tevbe hakkında; ya-pılan günahlara nadim pişmanlık ile bir daha yapmamak niyeti ile hoş niyetle tevbe edenler hakkında:

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

Ayetin sebeb-i nüzulu; İbn Mes’ud hazretlerinin Resulul-lah’dan, hangi günahın en büyük olduğunu sordu. Hangi günah büyüktür, ya Resulullah deyince, şirk etmektir buyurdular. Bundan sonra hangisi büyüktür, deyince; rızk korkusundan evladını öldür-mektir, buyurdu. Bundan sonra hangisi büyüktür sualine cevap, komşusunun haremine, yani zina etmektir, buyurdular.

İşte Cenab-ı Allah’a iman eder, günahlarına pişman, nadim bir daha yapmamaya da hulus-ı kalp ile tevbe eder, amel-i salihaya devam eder, işte affü merhameti çok olan Allahu Teala günahları affedeceğini hem de günahları sevaba tebdil edeceğini vaad ediyor.

Bu konular yukarıda yazılmıştı; Maksadımız, Cenab-ı Allah’ın kullarına azabından rahmeti daha çok olduğunu bildirmektir. Hem de çok korkmak, hem de umutsuzluğa düşmemektir.

Zümer suresi, 53. Ayet-i Kerime:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰىٓ اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ

Ayetin nüzulü; Hazret-i Hamza’nın katili Vahşi’yi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem İslam’a davet edince, ben çok günah iş-ledim, acep nasıl İslam olabilirim, demesi üzerine, bir de ehl-i Mek-ke’den bazıları dediler ki, biz adam öldürdük, zina etmek gibi bü-yük günah işledik; Muhammed sallallahu Teala aleyhi ve sellem de, bu günahlar affolunmaz buyuruyor. Şu halde bizim İslam ol-maklığımız mümkün olamaz, demeleri üzerine, bir de Müslüman-lardan Ayyaş, Ubey bin Rebia, Velid ve daha bazı Mekke’de kalan Müslümanlar, bunlar İslam olduktan sonra, bazı fitne yüzünden Mekke’den hicreti terk ettiklerinden Medine’ye hicret eden Müslü-manlar, bunların hicreti terk ettikleri için tevbelerinin kabul olunmayacağını söylemeleri sebebiyle oldu.

İşte bu konular üzerine, bu ayet nazil olunca, Hazret-i Ömer bu ayeti Mekke’ye gönderdi. Ayeti görünce orada kalan Müslü-manlar, Medine’ye hicret etmişlerdir. İşte bu ayet-i kerime gelince, Vahşi ve diğerleri de affolundu. Şu halde kulun daima tevbe üzere bulunması lazımdır. Çünkü tevbe vaciptir. İşte bu ayetin mealinde, ey Habibim, sen bizim lisanımızla de ki, ey nefsi üzerine zulüm e-dip, günah yönünden israfa geçen kullarım, siz Allah’ın rahmetin-den ümidinizi kesmeyin. Zira o Allahu Teala günahların cemiisini affü mağfiret eder. Ey günahlar işlemekle nefislerine zulüm ve israf eden kullarım, günahlarınıza bakarak, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin ve günahınızın büyüklüğüne bakıp, tevbenizin kabul olunmayacağını zannetmeyin. Zira Allahu Teala günahların küçük ve büyük cemiisini af ve sitr eder. Allahu Teala tevbe ve istiğfar e-den kullarının günahlarını af ve sitr eder ve cidden tevbe ile kendi-ne yalvarıp, iltica edenleri geri boş çevirmeyip, lütfu ihsanına gark eder. Hadis-i Şerif:

اَلْـكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْاَحْمَقُ مَنِ اتَّـبَعَ هَوَاهُ وَتَمَنّٰى عَلَى اللّٰهِ الْاَمَانِىَّ

Yani, “akıllı insan odur ki, Hakkı hakkı ile hakkal yakîn bilip, nefsini tanıyıp, nefsini hevai heveslerden ve fasid fikirlerden, şer ve şehvet ve şöhret ve dünya muhabbetlerine bırakmayıp, daima kontrol altında tutanlardır.Ve nefsini ıslah edip, kötü huylarını, güzel huylara çevirenlerdir ve dünya hayatı bitip, ölümden sonraki hayatını düşünüp, sonsuz, ebedi hayatı için tedarikli ve hazırlıklı olan ve kendini yaradanı unutmayıp, ve O’ndan çok korkup, O’nun rızasının dışına çıkmaya-rak yaşayan kimseler akıllıdırlar. Ahmak kimseler de yaradanı unutup, nefsine, şeytana esir olup, hayatı vaktini günah ve zarar yerlere harç eden kimseler de ahmak kimselerdir. ”[1]

İbrahim Edhem rahmetullahi aleyhi buyuruyor ki; Cebel-i Leben’de zümre-i ricalullah ile müsahib oldum ve sohbette bulundum ve onların cümlesinin bana vasiyeti, ehl-i dünya ile buluştuğun za-man onlara dört hikmetle vaaz ve nasihat eyle; her kim ki, çok yer ise, o kimse ibadet lezzetini bulamaz ve her kim ki uykuyu çok uyur ise, o kimse ömrünün bereketini bulamaz. Ve kim ki fuzuli söz, kelamı çok konuşur ise, onun kalbi ölür, hayat bulmaz. Ve kim ki, dünya maksatları için Allah’ı bırakıp, halkın rızasını talep eder ise, o kimse Allah (c.c.)’ın rızasını bulamaz.

Allah rızasının dışında başka maksatlarla halkı ile meşgul olmak halk kendi nefsini tanımaya perde olur. Kendi nefsin de Allah’ı tanımaya perde olmaktadır.


[1] İbni Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, c. 9, s. 342/4948 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>