canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İlim Öğrenmek - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

İLİM ÖĞRENMEK

 

İlim öğrenmek için lazım olanlar;

Birincisi; gece namazı, teheccüd namazı, en aşağısı iki re-kattan on iki rekata kadar kılınır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, dört rekattan aşağı, on iki rekattan fazla kılma-mıştır. Hadis-i Şerif’de:

رَكْعَتَانِ ف۪ى جَوْفِ اللَّيْـلِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا ف۪يهَا

Yani, “her kim gece kalkıp, en az iki rekat namaz kılsa, dünya malının hepsi kendinin olup, hepsini fi sebilillah sa-daka etmekten daha hayırlıdır”[1], buyuruyorlar. Cenab-ı Hak, ehl-i iman cümlemize ihlaslı olarak hayratını ihsan etsin, amin!

Gece namazını kimse görmediğinden, riya karışmadığından, fazileti çok oluyor.

İkincisi, abdestli durmaya devam.

Üçüncüsü, takvaya devam, gizli ve aşikare.

Dördüncüsü, helal yemek.

Beşincisi, misvak kullanmak.

Gece namazı kılmak şudur ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuştur ki, beş şey kalbi nurlandırır:

Birinci, gece kalkıp namaz kılmaktır ki, gece namaz kılanın gündüz yüzü nurlu olur. Gecenin kabul zamanı üçte biri kaldıktan sonra, şafak yeri ağarıncaya kadar kılınır. Zikrullah etmekte çok güzel, çok iyidir.

İkincisi, abdeste devam etmek şudur ki, abdeste devam et-mek, insanı muhafaza eder. Abdeste devam edenin gönlünde ilim, hikmet kapıları açık olur. Her daim şeytan fırsat bulamaz. Feyz-i ilahi her zaman onun kalbine akar, hıfzı kuvvet bulur, ezber etmek kolay olur. Abdest Müslüman’ın silahıdır, zikir etse şeytan yanar, asla yakın olamaz. Gözünü harama bakmaktan muhafaza eder, dilini lüzumsuz kelamlardan, gıybetten muhafaza eder ise, abdesti bozulmadıkça, o kimse ibadet üzerinde kaimdir.

Üçüncüsü, gizli, aşikar, takvaya devam, hadis-i Şerif’de buyu-rur: Bir kimse üç şeyi tutar ise evliyadır: Biri gizli aşikare gusül et-mek, gizli ve aşikare namazını kılmak, gizli ve aşikare oruç tut-maktır. Gizli ve aşikare takva, yani Allahu Teala kendini görüyor, kendine kendinden yakın bilip, emrini tutmaya ve nehyi ve yasak kıldığını yapmaya korkandır. Yap dediğini, yapma dediğini bilir.

Dördüncü, helal yemek şudur ki, helal yiyenin gönlünde nur olur, kalbine feyz olur. Bir kimse helal yemekten yerken, güzel bir huzur ile yerse, o kimsenin kalbinde bir nur yanar, yüreği kaynar, ağzından bir ateş gibi çıkar. Hemen ansızın bir ah çeker, bir geniş nefes alır, yüreği kaynar, yanar.

İşte o hal ehli olan kimse helal yemekte böyle olur. Haram da hastalıktır.

Beşincisi, misvak kullanmaktır. Misvak gözün nurunu artırır, kalbin nurunu artırır. Gönülde manevi bir lezzet hasıl olur. Dili açı-lır. Kelam söylemek kolaylaşır. İlim, hikmet söyler. Kalbinde feyz o-lur. Haklıyı, haksızı fark eder. Cenab-ı Hak kendine bu ilmi verir. Başı en tesirli olan ibadet edenlerin başıdır. Helal lokma ile yerken huzurlu, besmeleyle niyeti de ya Rabbi, bu yemeği yemekteki mak-sadım, sana ibadet yapmaya kuvvet olsun diye yiyorum niyeti olur-sa, o yemek içeride nura tebdil olur:

Birincisi, cezbe ile aşk, ikinci mücahede ile zühd, üçüncü de-vam ile teslim, dördüncü muhabbetle ibadet, itikat ile edeb, cezbe, aşk şudur; öyle bir şeydir ki, her kimde bunlar var ise, Cenab-ı Hak o kimseye iki dünyanın saadetini vermiştir. Cezbe şudur: Bir kimse, Cenab-ı Hakk’ın nurunu ta kalbine, ruhuna yetiştirmiş ise, o nur-ı ilahi onun kalbinde elektrik gibi çarpar. Kulun kalbi Cenab-ı Hakk’ın nurunun şevkine dayanamaz. İşte o zaman titremeler, haykırma-lar, çarpınmalar olur. Hazret-i Ömer üç gün yatardı, bir kimse bundan kalırsa, o kimse terakkiden kalmış demek olur.

Aşk, muhabbet, cezbe üçü bir demektir. Bunlar olmadan menzil alınmaz.

Beşinci itikat ile edep şudur; itikat dinde şöyle olmalıdır ki, Cenab-ı Hakk’a güvenip, ibadet edenleri muhakkak mahrum et-mez. Allahu Teala hazretleri varı yok, yoku var eder. Muradını ve-rir. Muradı ve maksadı sırf Allah rızası olmalıdır. Edep öyle gerektir ki, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda olduğunu bilir. Biraz ayağını uzatır gibi olsa, hemen geri toplar, Hakk’ın gördüğünü muhakkak bilir.

Üçüncü, beş kimse beş şeyi terk etmelidir: Birinci, Müslüman haramı, yalanı; ikinci, münkeri, inkarı, fıskı; üçüncü ulema tamaı, ruhsatı; dördüncü, havas dünyayı, beşinci, mukarreb mürşid-i ka-mil dünya ve ahiret sevabı, birinci. Müslüman yalanı, haramı terk etmek; şudur ki, yalan söylemek haramdır. Ehl-i hal olup da, yalan söyler ise, muhakkak bir ceza çeker. Yalan söylemek ehl-i halin feyzini keser, halinden düşürür, kalbini körleştirir. İman tadını bulamaz.

Haram yemek vücudun nurunu söndürür. Haram yemek, ehl-i halin cehennemidir. Haram yer ise, mutlak bir hastalık gibi bir şeye uğrar. O haramın vücudundan çıkması için bir meşakkat, bir cefa çeker. Öylece o haramdan temizlenir.

İkinci, münkir inkarı, fıskı terk etmek şudur ki; bazı kimseler çok şeyleri inkar ederler. Tarikatı inkar etmek fasıklıktır. Fasıkta bunu terk etmelidir. Çünkü Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hira dağında mağarada tarikat usulünü Cebrail Aleyhis-selam vasıtasıyla çalıştı.

Üçüncü, ulema tamahı ki, ruhsatı terk etmeli demek şudur; ulemanın en şerlisi tamahkar olanlardır. Alim, ulemalar tamahkar olur ise, dini yıkar. Alim vera’ üzere olursa, dini yapar. Ulema ta-mahkar olur, halktan bir şeyler umar, toplar ise nazardan düşer, ulemaya hürmet kalmaz olur. Din yıkılır. Ulema Hakk’a mütevekkil olup, bunu terk etmelidir.

Dördüncü, havas dünyayı ve Hak’tan gayriyi terk etmek şu-dur ki; tarikata girip süluk edenler, bu yolda gidenlerdir. Havas o-lan kimse, dünya malını ve sevgisini terk etmeden ibadetinde tat bulamaz ve sonunda yıkılır, gider. Bunu terk etmedikten sonra Ce-nab-ı Hak’tan gayri sevgileri terk etmez ise, Hakk’a yol bulamaz, Hakkı ile Hakk’a güvenen mahrum kalmaz.

Beşinci, mukarrebler mürşidlerdir ki, bunlar Allah’tan başka dünya, ahiret arzularını terk etmişler, ehl-i imana, Allah ile dostluk kazanmak isteyenlere bir numune;

Peygamber Efendimiz sallallahu Teala aleyhi ve sellem miraca çıkışında, bütün acayipler gösterildi; bak ya Muhammed, denildi. Hiç birine iltifat edip, bakmadı. Cennet Allah’ın emri ile nurlanıp, sağ yanına geldi. Dünya süslenip, sol yanına geldi. Bak ya Muham-med, diye arz olundu. Hiç birine bakıp, iltifat etmedi. Cenab-ı Hakk’ın cemaline kavuşuncaya kadar hiçbir şeylere bakıp, eğleş-medi. Cenab-ı Hak sordu, ya Habibim, bu kadar acayipler arz olun-du, bakmadın. Fakat cennet senin dostlarının makamı idi, ona neden bakmadın, deyince, ya Rabbi, ben senin cennetlerdeki ev-lerin aşığı değilim; ben senin cemalinin aşığıyım. Çoktan beri senin cemalini görmek için sakladığım bu gözlerimle başkalarına bakmak, reva mıdır ya Rab, deyince, Cenab-ı Hak Teala Hazretleri, ya Ha-bibim, o arz olunan acayiplerin herhangisine bakıp, iltifat edip, eğleşse idin, bu makam dereceye kavuşamaz idin.

İşte iyi düşünür isek, anlaşıldı ki Allah’ı sevenler, Allah’a aşık olanlar, O’nun cemaline aşık olanlar, Allah’tan gayri sevgi, endişe, hayalleri ve Allah’tan gayri maksat ve arzuların külli cümlesini kalp-ten atıp, daima istek, arzu ve maksadı Allah rızası, Allah (c.c.) aşkı olmalı.

Burada Yunus Emre Hazretlerinin hikmetli beyitleri yazılması münasip oldu:

 

Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dünü günü

Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirem

Ne yokluğa yerinirem

Aşkın ile avunuram

Bana seni gerek seni

 

Aşkın aşıkları öldürür

Aşk denizine daldırır

Tecellisi ile doldurur

Bana seni gerek seni

Aşkın zencirini şeşem

Mecnun olup dağa düşem

Sensin dünü gün endişem

Bana seni gerek seni

Aşıklara sohbet gerek

Zahidlere cennet gerek

Mecnunlara Leyla gerek

Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler

Külümü göğe savuralar

Toprağım anda çağıra

Bana seni gerek seni

Cennet cennet dedikleri

Birkaç ev ile birkaç huri

İsteyene ver anları

Bana seni gerek seni

Yunus durur benim adım

Dün gün artar benim derdim

İki cihanda maksudum

Bana seni gerek seni

 


[1] Levâmiu’l-Ukûl fi Şerhu Ram’uze’l-ehadis c.3.s.318, Müzekkin Nüfus, Ayrıca Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 291/9 (Değişik Lafızla).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>