canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Peygamberimize Uymak - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

PEYGAMBERİMİZE UYMAK

 

Al-i İmran suresi 31. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

 

Ey Habibim, Sen, kullarıma de ki, eğer siz Allahu Teala’ya muhabbet ederseniz, bana ittiba edin ki Allahu Teala size muhabbet etsin, günahlarınızı mağfiret buyursun. Yani, ey Resul-i Mükerrem, Sen kabahatlerini ibadet addedip, sana iman etmeyen kafirlere de ki; eğer siz Allah’a muhabbet iddianızda sadıksanız, emrine ve nehyine inkıyad etmenizle beraber, bana ittiba edin ki, Allahu Teala size muhabbet etsin. Zira, bana ittiba etmek, Allah’a muhabbet cümlesindendir. İttibanız muhabbet-i ilahiyeye sebep olunca, onun eseri olarak Allahu Teala günahlarınızı mağfiret eder. Çünkü Allahu Teala gafur ve rahimdir.

Hülasa, Allahu Teala’ya muhabbet, Resulüne ittiba ile olacağından, Resulullah’a ittiba etmeyince, Allah’a muhabbet iddiası yalan olduğu bu ayette açıktır.

Al-i İmran suresi 32. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

قُلْ اَطِيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

 

Ey Resul-i muazzam, Sen irşad etmek istediğin kimselere de ki, Allah’a ve Resulüne itaat edin. İtaat etmezseniz ceza verir. Yani, ey Habibim, Sen kullarıma haber ver, de ki; siz, Allah’a ve Resulüne iman edin ve

emirlerine imtisal ve nehylerinden içtinap etmek suretiyle itaat edin. Zira itaat etmeniz vaciptir. İtaatten yüz döndürürseniz, Allah’ın azabına müstahak olursunuz. Çünkü bütün cemii ahkam ve emirleri ve nehylerini kullarına tebliğ edip, haber veren Resulleridir. Onun için Resullere uymak vaciptir, çünkü Allahu Teala, Resulüne uyup, itaati kendine itaat müsavi kılmıştır. Resulullah’a uymanın işareti emirlerine uymak ve nehylerinden kaçmak ve O’nun sünnetine uymakla olur. Bu şekilde olmaz ise, uymuş olmaz, çünkü Cenab-ı Hak sevgili Habibini;

 

وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

 

Rahmeten lilalemin olarak göndermiştir (Enbiya suresi, ayet 107). O’nu kendine kavuşmak ve dostluğuna kavuşmak için kapı kılmıştır ve bütün Kur’an’ın ahkamlarını, O’nun mübarek lisanından zuhur ettirmiştir ve bütün hadis-i şerifler O’nun mübarek lisanından zuhur etmiştir ve O’na uymak Allah’a uymak olunca, O’na uymayı ve sünnetine hakkı ile uyup kaim, daim olmayı Cenab-ı Hak cümle ümmetine müyesser eylesin (Amin).

O’nun sünnetlerine tabi olup ve kabul etmedikçe, Allahu Teala sevmez. O Sultan-ı Enbiyanın sünnetlerinin hepsini kabul edip ve onunla amel ve itikat etmedikçe, Allahu Teala’ya sevilemezsin. O’nun akvaline ve ef’aline ve ehvaline ve evsafına, bu dört sünnet-i azimesine hakkıyla iman ve itikat ve amel etmedikçe, Allahu Teala seni hakkıyla sevmez. Çünkü Allahu Teala, O’na uyup, tabi olmayı emir buyuruyor. Bu dört sünnete hakkıyla uymadıkça, Allahu Teala’ya sevilemezsin ve Allahu Teala’ya yakınlık kazanamazsın. O’nun akvali şeriattır, ef’ali tarikattır, ahvali hakikattir, evsafı marifettir. Bunları tamamen kabul ve amel lazım. Bir kısım okumuş olanların, yalnız bize şeriat yeter, diyenleri vardır. O dört büyük, kıymetli sünnetinin birini kabul, üçünü kabul etmiyorsan, tarikat, hakikat, marifet nerede kaldı?

Hazret-i Ali kerremallahu veche’den bildirilen hadis-i şerif’de:

 

اَلشَّرِيعَةُ اَقْوٰالـِى وَالطَّرِيقَةُ اَفْعَالِى وَالْحَقِيقَةُ حَالِى وَالْمَعْرِفَةُ سِرِّى وَذِكْرُ اللّٰهِ اَنِيسِى

 

Yani “Benim sünnetlerim şunlardır: Şeriat kavlimdir, tarikat fiilimdir, hakikat halimdir, marifet sırrımdır, zikrullah enisimdir.”[1] Yani, gece gündüz ayrılmadığım eşim ve yoldaşımdır, diye buyurmuştur. Sen, bana şeriat yeter diyorsun. Şeriat sünnetlerin birisidir. Allah’a ve Resulüne itaatin şartı, Allah’ın ayetlerinin hepsini kabul edip ve uymak lazımdır. Ve Resulullah’ın da sünnetlerinin hepsine uyup, tutanlar hakkı ile alimdirler. Bunları yapmadıktan sonra, sen Resulullah’ın izine tamamen gitmiş değilsin. Allahu Teala Kur’an’ı gönderdi, içinde şeriat, tarikat, marifet ve zikrullaha ait hepsi vardır. Bunların hepsine iman ve itikat etmemizi emir eyledi ve amel etmemizi haber verdi.

Kardeşim, biz Allahu Teala’ya kul iken ve Resulüne ümmet iken, neden bu ayetlerin ve Resulünün bu sünnetlerinin bazısını kabul eder, bazısını kabul etmezsin? Allah’a sevgi ve itaat ve O’nun çok sevgili Resulüne sevgi, itaat nerede kaldı ve alimlik nerede kaldı? Eğer bu kadar ayetleri ve bu kadar hadis-i şerifleri hiçe sayar kıymet vermez isen, Allah’ın kanununa uymayanların ve O’nun Resulünün sünnetlerine ve şeriatına uymayanların ceza yerlerini düşünürsen, bu kanuna hakkı ile noksansız uymamız lazımdır.

Bizi yaratan Allah’ımızın bu kanun-ı ilahiyesine uyar, itaat eder isek ve O’nun sevgili Resulünün şeriat ve sünnetlerine hakkı ile uyulursa, Allah ve Resulünün vereceği nimet ve ihsanları iyice düşünürsek anlaşılır. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın azabı da, verecek ihsanı, mükafatı kullarının cezası ve ihsan ve mükafatı gibi değildir. Çünkü derin derin düşünüp, kendimizi toparlayıp, nefsimizin terbiyesine ve ıslahına gece gündüz çalışıp, ölümümüzü ve mezarımızı unutmamamız lazımdır. Allah korkusu, her an kalpten çıkmaması lazımdır ki bütün kötü fiiller ve sapık arzular, serbestlikler ölüm, mezar ve Allah korkusu unutulmaktan ileri geliyor.

Ancak hakkı ile çok korkmaya ve sevmeye ve ihlaslı ibadet etmeye layık olan O Allah’tır. Allah’tan başka nereye muhabbet, nereye yapışıp kafa yorduk ise, hepsinin sonu, zevali vardır. Sonu boşa çıkacaktır. Allah’tan kaim daim şefkati, merhameti çok, ihsanı çok, affı çok, keremi çok sağlam, güvenilir hiçbir kimse bulunmaz. Öyle ise, O’nun emirlerine uymayıp da hayat düşmanı, ömür sermayemizi Allah’ımızın emirleri dışında heva-ı arzular ve sapık arzularda haya-tımızı çürütüp, Allah’ın nimetlerine nankörlükte olan bizi yaratan Allah’ımıza asilikte bulunan ve utanç verici ve mahşerde bizi rüsvay edici zalim nefsimize mi itaat edeceğiz? Yoksa Adem Babamıza ve kıyamete kadar onun evlatlarına gece gündüz düşmanlığını sür-düren, bizlere Allah’ı unutturup, Allah’ın emirlerinin haricine çıka-rıp, Allah’a asilik yapmaya çalışan iman düşmanımız olan mel’un şeytana mı ve o mel’unun kanununa mı uyup, ona mı uyup, hizmet edip, onu mu dost edineceğiz, yoksa gece gündüz bizi yaratanı ve O’na itaat ve ibadeti unutup, gece gündüz hırs ve tamah ile çok sevip, meşgul olduğumuz yalan dünya ve sonunda göğsümüzden yitip, bizi mezara dolduran dünyaya mı, hayatımızı harç edeceğiz? Sonunda gönlün olsa da, olmasa da dünyayı ve bütün hayallerini ve çok sevdiğimiz ayal, evlat ve ahbaplarımızı bırakıp ve çok süslü, ütülü kıyafetine zevk alıp, toz kondurmayıp giydiğimiz süslü takım elbiselerden soyulup, yolu geri dönmeyen mezar bekleme iskelesine gideceğiz. Öyle ise bunları düşünecek akıl, fikir sahibi olan insanlara bu ibretler yetmez mi? Tekrar gene bizi yaratan Rabbimizin ayıkmamız, uyanmamız için, Vakıa suresi 84. Ayet-i kerimede buyuruluyor ki;

 

فَلَوْلَآ اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ﴿﴾  وَاَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ

 

Ruhların boğazlara gelip, can çıkmak üzere bulunduğu vakti keşke düşünmüş olsanız işlediğiniz günahların hepsinden vazgeçersiniz. Halbuki o vefat etmek üzere hazır olan kimsenin ruhu boğazına geldiğinde ne gibi zahmetler çektiğini siz etrafında nazar eder görürsünüz. Şu halde böyle sizden evvel vefat edenlerin o hallerinden ibret almanız lazımdır.

Vakıa suresi 85. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ

 

Halbuki, Bizim ilmimiz ve kudretimiz ve tasarrufumuz o muhtazar olan kimseye sizden daha yakındır, ve lakin siz onu göremezsiniz. Çünkü biz hal-i sekeratında onun çektiği elemi ve üzerinde cereyan eden ahvali tamamiyle biliriz. Binaenaleyh, istersek ruhunu pek kolay alır ve istersek pek güçlük çektirerek alırız. Zira cümlesi yed-i kudretimizdedir. İstihkakı her ne ise, onu noksansız veririz. Fakat siz bunların hiç birini idrak edemezsiniz. Çünkü ef’alimize cahilsiniz ve sekerat-ı mevtte onun üzerine nazil olan azaptan bir zerresini bile def’e kadir değilsiniz.

Vakıa suresi 86. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

فَلَوْلَآ اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَۙ

 

Eğer sizin dediğiniz gibi haşir ve neşir yok da, hiçbir ceza görmeyecekseniz, bu sözünüzde sadık iseniz, o canı hulkuma gelen ve o zahmette olan boğazına gelen ruhu, geri cesedine iade edin. Ne için iade etmiyorsunuz? Bir imkanınız var mı, o ruhu boğazına dayanıp, çıkmak üzere bulunan kimse sizin indinizde ne kadar kıymetlidir? Eğer muktedir olsanız, bir nefesine dünyayı feda edersiniz, ve lakin bir dakika bile tehirine kadir olamazsınız. Şu halde hakikat sizin dediğiniz gibi değildir. Her şeyin mutasarrıf-ı hakikisi Allahu Zulcelal’dir.

Bütün ayetler, bir kısmı emir ve nehyler, bir kısmı uyarılar ve ikazlar, hadis-i şerifler ve ikazlar, bu kadar ayetlere ve hadis-i şe-riflere hakkı ile inanıp, itikat etmeyi ve ihlaslı amel etmeyi Cenab-ı Hakk cümle Ümmet-i Muhammed’e nasip ve müyesser eylesin (Amin).

Yine mevzuumuz itikat konusu idi. Peygamber Efendimizin yetmiş üç fırkanın hepsi cehennemi boylayacak, birisi kurtulacak dedi ki, Ben ve ashabım ne itikatta isek, onlardır, buyuruyor. Cenab-ı Hakk’da şöyle buyuruyor ki, ey Habibim, kullarıma haber ver, de ki: Eğer siz Allah’a sevilmek ve sevmek istiyorsanız, bana tabi olun, diye buyuruyor. O’na tabi olmak, O’nun kavline ve fiiline ve sünnetlerine ve haline uymakla olur. Hazret-i İmam Ali kerre-mallahu veche sormuştur ki; Ya Resulullah, sünnetlerin nelerdir? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki;

 

اَالشَّرِيعَةُ اَقْوٰالـِى وَالطَّرِيقَةُ اَفْعَالِى وَالْحَقِيقَةُ حَالِى وَالْمَعْرِفَةُ سِرِّى وَذِكْرُ اللّٰهِ اَنِيسِى وَالصَّوْمُ حُجَّتِى وَقُرَّةُ عَيْنِى فِى الصَّلٰاةِ

 

Yani şeriat emrettiğim, muhakkak yapınız dediğim şeylerdir. Tarikat kendim yaptığım, gece gündüz zevk alıp, çalıştığım ve çok acayipler ve garaiplere onunla erdiğim şeylerdir. Hakikat aşk ve muhabbet, aşıklık maşukluk hal-leridir. Bunda Allahu Teala ile kul arasında nice haller olur ki, bu da benim halimdir. Marifet sırrımdır. Zikrullah, gece gündüz eşim yoldaşımdır. Oruç hüccetimdir, namaz iki gözümün ışığıdır.[2] Bunların hepsini anlayıp, tutmayı ve uymayı, O’nun hürmetine cümle ümmetine nasip eylesin (Amin).

İki dünyanın saadet ve selameti Allah’a kuvvetli iman ve itikat ile, emirlere itaatle ve nehylerinden sakınmakla ve ihlaslı amel ile ve O’nun sevgili Resulünün şu hadis-i şerifindekilerin hepsini kabul edip uymakla ve onun üzerinde durup, ihlaslı çalışmakla olur. Bir kısım insanlardan diyenler var ki, sen tarikata, zikrullaha kulak asma diyenler ne kadar yanlış, noksanda, geride kalmışlar ve nice de insanların yanlışa gidip, geride kalmalarına ve bu saadet-i sermayeden mahrum kalmalarına sebep olmuşlar. Diyenler var ki, sen beş vakit namazı kıl yeter. Hepsi bunun içindedir, diyenlere cevap:

Sen, bu mühim sünnetlerin birisini kabul edip, öbürlerini ka-bul edip yapmıyorsun. İyice düşün, acaba Resulullah’a uymuş oluyor musun? İşte bu sünnetlerin hepsini tutup, ihya edenlere Cenab-ı Hakk’ın hesapsız nimetleri, cenneti, cemali olduğunu beyan eder.

Cenab-ı Hak Al-i İmran suresi 31. Ayet-i kerime’de buyuruyor ki;

Ey Habibim, kullarıma haber ver ki, de ki, eğer siz Allah’ı sevmek ve sevilmek isterseniz, Bana tabi olun ki, Cenab-ı Hak’ta sizi sevsin. Şimdi sevgili Peygamberimizin hadis-i şeriflerine dikkat edelim, inşaallahu Teala. Evvela şu ayetle başlayalım:

Bakara suresi 41. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًاۘ

 

Yani, Hakk’ın ayetlerini kolay, az pahaya sayarak kulaktan geçirmeyiniz deyip, tembih buyurmuştur. Resulullah’ın hadis-i şe-riflerine aynı hürmet ve emirlerine tabi olmak farz gibidir. Fahr-i Alem Efendimize tabi olmak farz olduğu şu emr-i celilinden zahirdir:

Maide suresi 92. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ

 

Elli dört farzın yirmi dördüncüsü Allah’a ve Resulüne itaat etmektir. Bu farz olan itaatin şartı altıdır:

 

اَصْحَابِى كَالنُّجُومِ بِاَيِّهِمْ اِقْتَدَيْتُمْ اِهْتَدَيْتُمْ          -1

 

Yani, “Benim ashabım yıldızlar gibidir; herhangi birine ittiba edip uyar iseniz hidayete erersiniz”[3] demiştir.

2- Sünnet-i seniyyesine imtisal, kendisine benzetip, her ne sünnet işlediyse, onu işlemektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki;

 

مَنْ اَحْيَا سُنَّتِى فَقَدْ اَحْيَانِى فَقَدْ اَحَبَّنِى مَنْ اَحَبَّنِى كَانَ مَعِىَ فِى الْجَنَّةِ

 

Yani, “her kim sünnetimi ihya eylese, beni ihya eyledi ve sevdi. Her kim beni sevdi, yarın cennette benim iledir.”[4]

Hadis-i şerifte buyuruldu ki;

 

مَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِى فَلَيْسَ مِنِّى

 

“Her kim sünnetime uymaz, sünnetimi terk ederse, o kimse benden değildir”[5]. Gene şu ayeti delil getirelim:

Al-i İmran suresi 31. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

 

Yani, eğer siz Allah’a sevilmek ve sevmek isterseniz, bana tabi olunuz ki, Allah’da sizi sevsin, diye buyurdu.

3- Resulullah’a tabi olmak, bid’at ehlinden sakınmaktır. Bid’at ehli olanlar, Peygamber Efendimizin sünnetleri ve hadislerine kıymet vermezler.

4- O’na uymanın dördüncü şartı, salih ve sadık kimselerle bulunmaktır. Ayet ve hadislerde, bir kısımlarda tekrar gelenler vardır; kıymetli, faydalı kelamda fayda vardır. Sadıkları aramak ve beraber olmak ile ilgili olarak:

Tevbe suresi 119. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

 

Yani ey mü’minler, Allah’tan korkunuz ve sadıklar ile beraber olunuz diye buyuruyor. Bu sadıklar kimlerdir? Bunlar dördüncü işaret salih kimseler ile bulunmaktır ve onlar ile beraber olmaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki;

 

مِثْلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَالْجَلِيسِ السُّوٓءِ كَمِثْلِ صَاحِبِ الْمِسْكِ وَالْحَدَّدْ اِلٰى اَخِرِ

 

Salihler ile kötülerin meclisi, misk kokusu dükkanıyla demirci dükkanı gibidir ki, miskçinin kokusu sana siner. demircinin çınkıları, tozu sana gelir.[6]

5- Beşinci şartı, Ümmetin fesada gittiği zaman, sünnet-i se-niyyelerinden birini ihya etmeyi kendine büyük ganimet bilmektir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki;

 

اِنَّ الْمُتَمَسِّكَ بِسُنَّةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ عِنْدَ فَسٰادِ الْخَلْقِ وَاِخْتِلَافِ الْمَذَاهِبِ وَالْمِلَلِ كَانَ لَهُ اَجْرُ مِائَةٌ شَهِيدٍ فَاِنَّـهُ كَالْقَابِضِ عَلَى الْجَمْرِ

 

Tercümesi: Halk fesada gittiği zamanda, Sultan-ı Enbiya’nın sünnetini tutana yüz şehit sevabı vardır. O kimse, kırmızı ateş avuçlamış gibidir.[7] Fetih suresi 10. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

اِنَّ الَّذِينَ يـُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يـُبَايِعُونَ اللّٰهَ

 

Ey Habibim, Senin elinden tutanlar, biat edenler Hak Teala’ya eylemişlerdir, buyurdu. Bu surenin evvelinde beyan olunduğu Hudeybiye denilen yer, Mekke ile Medine arasında Mekke’ye daha yakın, bir konak mesafede bir kuyunun ismi. İşte bu kuyunun yanında Mekke ahalisi ile sulh akdolunduktan sonra, o mahalde büyük bir ağaç altında bin dört yüz ashaptan her biri vefat edinceye kadar, Resulullah’a yardım edip, asla harpten dönmeyeceklerine dair söz verip, Resulullah’la ittifak etmişlerdir. Esnay-ı biatte, ashab-ı kiram Resulullah’ın elini musafaha etmek suretiyle, biat vukuu bulduğundan, keenne Resulullah’ın eli Allahu Teala’nın eli makamına kaim olduğunu beyan için, yedullah varit olmuştur. Çünkü Resulüne itaat, Allahu Teala’ya itaat olduğu gibi, Resulüne biat, Allahu Teala’ya biat demektir. Buna nazaran Allah’ın Resulüne biat ahdi ve misak etmek, Allahu Teala’ya ahd ve misak etmek gibi olduğunu, bu ayetle Vacib Teala kullarına beyan buyurmuştur.

6- Resulullah’a uymanın altıncısı, O’nun sünnet-i seniyyesine ittiba ile sünnetine tabi olup ve onunla da büyük devlete ermekliği ve ihsan-ı ilahiyenin kendisine çok büyük olacağını Hak’tan ummaktır. Bu bin dört yüz ashaptan hepsi ahdinde durmuşlar, yalnız bir münafık ahdini bozup, devenin ardına gizlenmiştir.

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

مَنْ حَفِظَ سُنَّتِى اَكْرَمَهُ اللّٰهُ تَعَالٰى بِاَرْبَعِ خِصَالٍ اَلْمُحَبَّةُ فِى قُلُوبِ الْبَرَرَةِ وَالْهَيْبَةُ فِى قُلُوبِ الْفَجَرَةِ وَالسَّعَةُ فِى الرِّزْقِ وَالثِّـقَةُ فِى الدِّينْ

 

“Her kim, sünnetimi okuyup, öğrenip tutanlardan ise, Hakk Teala ona dört büyük mertebe verir:

1-    Kalbi pak olan Müslümanların kalbine sevgisini koyar. Hep mü’minler o kimseyi canı gibi severler.

2-    Fasık ve Facir münafıkların kalbine de bu kimsenin hey-betini düşürür. Bu kimseyi gördüklerinde korku düşer.

3-    Bu kimsenin geçinmesini kolaylaştırır ve rızkına genişlik verir.

4-    Din yolunda kavi, sağlam olur. Bu kimsenin dini kuvvetli olur.”[8]

Hülasa, bu hadisleri okuyup sonra yine O’nun sünnetine sarılmayanlara ne diyelim, yazıklar olsun!

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى فَهُوَ اُمَّتِى مَنْ لَمْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى لَيْسَ اُمَّتِى

 

“Her kim sünnetimi tutar ise, o kimse ümmetimdir. Tutmayan ümmetim değildir”[9] buyurmuştur. Ya Resulullah, Senin sünnetin nedir, diye İmam Ali kerremallahu veche tarafın-dan soruldu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

 

اَالشَّرِيعَةُ اَقْوٰالـِى وَالطَّرِيقَةُ اَفْعَالِى وَالْحَقِيقَةُ حَالِى وَالْمَعْرِفَةُ سِرِّى وَذِكْرُ اللّٰهِ اَنِيسِى وَالصَّلاَةِ قُرَّةُ عَيْنِى وَالصَّوْمُ حُجَّتِى اِلٰى اٰخِرِ الْحَدِيثِ شَرِيف

 

Şeriat emrim ve nehyim ve söylediklerimdir. Her kim tutmaz ise, azaba müstahak olur. Tarikat kendim nafile olarak işleyip, size gösterdiğim yoldur. Her kim tutar ise, yukarıdaki dört hasleti Cenab-ı Hak o kuluna verir. Dünyadaki budur. Batında ve ahirette vereceği daha çoktur. Hakikat kendi halimdir ki, onu yalnız Hak Teala bilir ki, bazen zuhur eden hallerdir. Marifet sırrımdır, zikrullah daima yoldaşım, eşimdir. Namaz iki gözümün nurudur ve oruç hüccetimdir.[10] Hadis-i şerif böyle. Daha gerisi de vardır. İşte Resulullah’a itaatin şartı, bu altı şarttır. Hakkıyla ümmet olmak isteyen, bu altı şarta dikkatle devam eder. Resulullah’a tabi olmanın altı şartı bir kimsede tamam olur ise, hadis-i şerifteki dört hasletlere sahip olur. Tabi olmanın altı şartı şunlardır:

1-     Ashabına tabi olmaktır.

2-     Sünnet-i seniyyesini imtisal edip, onun yaptıklarını yapmaktır.

3-     Resulullah’a tabi olmak, bid’at ehlinden sakınmaktır.

4-     Salih kimse ile maiyetinde bulunmaktır.

5-     Ümmetin fesada gittiği zamanda, sünnetinin birini ihya etmeyi kendine büyük devlet bilmektir.

6-     Sünnetine tabi olup ve bunun ile büyük devlete ereceğine inanıp ve Hak’tan onu ummaktır.

O dört devlet ki dünyada verir, yukarıda geçen hadis-i şerifte buyurmuştur ki, şunlardır:

1-     Cenab-ı Hak Teala o kimseyi cümle Müslümanlara ve mü’minleri sevdirir. Sevgisini onların kalbine koyar. Hazret-i Sıddık, hutbesinde hamd-u senasında; Allah’a şükürler olsun ki, beni mü’minlere sevdirdi, demiştir.

2-     Fasıkların, facirlerin, münafıkların, kafirlerin kalbine hey-betini koyar; gördüklerinde korkarlar.

3-     Sünneti tutan kimsenin rızkı geniş olur, geçimi kolay olur. Hak Teala yardım eder.

4-     Sünneti tutan kimse dininde sağlam, kavi ve metin olur. Kalbine kuvvet olur. Her kim bunlara iman edip, inanmazlar ise, kafir olur. İnanıp tutanlar, buna ve bu devlete ererler. Çünkü Re-sulullah’a tabi olmak ayetler ile sabittir. Cenab-ı Hak buyuruyor: (Bakara suresi ayet-41)

 

وَاٰمِنُوا بِمَآ اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوٓا اَوَّلَ كَافِرٍ بِهِۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًاۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ

 

Yani, Hakk’ın ayetlerini kolay pahaya sayarak kulaktan geçirmeyiniz deyip, tembih eylemiştir. Resulullah’ın hadis-i şerifleri de aynı öyle hürmet ve emirlerine tabi olmak farz gibidir. Fahr-i Alem Efendimize tabi olmakla alakalı Maide suresi 92. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ

 

Yine Resulullah’ın şeref ve şanına dair Ahzab suresi 56. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

 

Allahu Teala Nebisi üzerine medh ve sena eder ve melekler de dua ederler. Ey mü’minler, siz de nebiniz üzerine şanının a’lasına dua edin ve selam ihda etmekle selam edin. Yani Allahu Teala ve melekleri Nebi zişan üzerine enva-ı rahmet ve kerametle itina ederler ve Resulullah’ın şan ve şerefine tazim ve kadr-i alilerinin terakkisine melekler dua ederler. Allahu Teala ve melekler, enva-ı kerametle ikramda bulununca, ey mü’minler siz de Resulünüze hayırla dua edin, bilhassa ismini işitince, salavat-ı şerife getirin ve selametle dahi dua edin ki, ahirette ecir ve sevaba nail olun ve selamet bulun.

Bu ayetin hükmünce, Resulullah’ın ismini işiten her mü’min üzerine salavat-ı şerife getirmenin vacip olduğuna bu ayet delalet eder. Resulullah’ın hal-i hayatında nasıl tazim lazım ise, hal-u vefatından sonra da aynı ismi zikrolunduğunda, aynı tazim ve ihtiram lazım olduğuna delalet eder. Çünkü Resulullah, cümle mükellefin vel-i nimeti ve tarik-ı istikamete sevk eder bir mürşid-i kamil olup, ehl-i imanı imana davet eden ve insanların Allah’ın hidayet ve rızasına kavuşmalarına, dünya ve ahiret saadetlerine yegane sebep olmuştur. Bu misillü nimetlerin şükrünü, tazimle, sevgi ile, O’na çok salavat-ı şerife ile eda etmek, her mü’min üzerine lazımdır ve vaciptir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Yarın mahşerde bana en yakın olanınız, sünnetime tabi olup, huzur-u kalp ile sevgi, tazimle çok salavat getireninizdir. Ahzab suresi 45-46. Ayet-i Kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًاۙ ﴿﴾  وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا

 

Ey Nebiyy-i zişan, Biz Seni ümmetinin üzerine şahit ve ehl-i imanı cennetle tebşir ve ehl-i şirki cehennemle inzar ve Allah’ın izniyle kullarını Allah’ın tarikatına ve tevhidine davet eder ve zulumat-ı şirki, nur-u nübüvvetle izale edici olduğun halde, kullarımızı irşad için gönderdik ki, Sen iman edenleri cennetle tebşir eyle ve iman etmeyenleri cehennemle inzar eyle ve Allah’ın kullarını emr-i ilahi vechile şeriata ve tevhidine ve rıza yoluna davet edesin. Zira Biz, Seni yanar bir çıra, bir ampul gibi bütün alemi nurlandırıcı ve ziyalandırıcı bir nur olarak gönderdik.

Enbiya suresi 107. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

 

Yani, ey Habibim, Biz Seni ancak alemlere rahmet olduğun halde gönderdik. Alemleri irşad etmekle rahmet olmak için gönderdik. Zira Senden sonra bir nebi ve şeriatından sonra bir şeriat ol-mayacağı cihetle, dünyanın ahirine kadar, alemlere rahmet olarak seni Resul gönderdik. Sen baas olunduktan sonra, bütün milletlerin tevhide vuslatı ve rızaya nail olmaları ve necat bulması, ancak Senin dininle tedeyyün etmeleri ve uymaları zaruriyat-ı diniyyedendir, yani bu kadar ayetle hakkında nazil olan Allah’ın Habibi olan ve alemlere rahmet ve alemler zulumata, karanlığa düştüğü zaman ve insanlar putlara tapıp, kız evlatlarını diri diri toprağa gömdükleri zamanlarda Cenab-ı Hak O’nu bütün alemlere rahmet olarak göndermiştir. O’nun gösterip, kurmuş olduğu yola uyup gidenler, iki dünyada selamet ve saadete kavuşup, Cenab-ı Hakk’ın rızasına, cennetine, cemaline kavuşur. O’na uymaz, muhalefette olanlar, iki dünyada rezil, felakette ve dalalettedirler. Allah’ın gazabı onlaradır. Bunların dünyadaki işlerinin dünyaca rahatlıkla yaşı-yorlar dersen, onlara Cenab-ı Hak, bir zaman mühlet ve meydan veriyor. Sen sonuna bak, aşırı gidenlerin sonu hüsrandır. Buna delil Enfal suresi 5 ve 6. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

كَمَآ اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّۖ وَاِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَۙ ﴿﴾  يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ

 

Bedir vakası, tafsili şöyledir ki, Kureyş’in kırk kişi bulunduğu halde Şam’a gitmiş olan çok kıymetli mal ile Şam’dan çıktığını, Kureyş’in de bu kervanı muhafaza için çıkacaklarını, Cibril-i Emin’in haber vermesi üzerine, Resulullah, ashabıyla istişareye mübaşeret buyurdu. Cenab-ı Hakk’da muhayyer kıldı ki, kervana muhafaza için gidenlere döner harp mi edersiniz, veyahut Şam’dan gelen kırk kişi ile beraber mal getirenlere mi gidersiniz? Hangisine giderseniz nusret edeceğiz, buyurdu. Resulullah’ın kararı, Mekke’den muhafaza için, birçok gelen kuvvete karşı çıkmak oldu ve ashapların sayısı az idi. Silah kuvveti az idi. Cenab-ı Hakk’ın nusreti yetişti. Kafirler helak oldular. Resulullah’ın duası kabul oldu. Zira harbe karar verilince, Resulullah ashab-ı kiramla beraber dua ederek, Allah’dan nusret talep ettiler. Resulullah dua etti, ashabı amin, dediler. Bedir gazasında imdada gelen meleklerin sayısı bin adet idi. At üzerinde beyaz elbise ve beyaz sarıklı ve sarıklıların arkasında taylasan olduğu mervidir.

Bu rivayet, kisve-i İslamiye olduğuna delalet eder. Çünkü İslam’a imdada gelen melekleri, Cenab-ı Hakk’ın sarık kisvesiyle göndermesi, sarığın İslamiyet için indallah müntehap bir kisve olduğuna delil-i kafidir.

Bir hadis-i şerifte, sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan namaz üzerine yetmiş derece fark var, diye buyuruyor.

Enfal suresi 20. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوٓا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ

 

Ey mü’minler, Allahu Teala’ya ve Resulüne itaat edin ve bilcümle ahkam-ı şer’iyyeye Resulünden işitir olduğunuz halde, Allah’ın ve Resulünün emrinden i’raz etmeyin, yani Allahu Teala’ya itaatin, Resulüne itaatle hasıl olacağını tembih içindir. Bu ayet-i tekrar yazmaktaki maksat, çok ağızlardan işittim ki, biz yalnız Allah’a bakar, O’nun emrine bakarız. Peygamber öldü, gitti. Sünnetinin ne gereği kaldı deyip, kendileri sünnet-i Resulullah’a kıymet vermezler ve sünneti tutanlara da mani olup, Vehhabi mezhebinden olup, fırka-i dalalet olurlar. Yazıklar olsun ki Kur’an’da okurlar. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, ya Habibim, kullarıma haber ver ki eğer siz Allah’ı sevmek ve sevilmek istiyorsanız, Bana tabi olunuz ki Allah’da sizi sevsin, diye buyuruyor. Çünkü altı bin altı yüz altmış altı ayet-i kerimeler, O’nun mübarek ağzından, lisanından zuhur etmiştir.

Hülasa-i kelam, iki dünyanın saadete ve selameti; Allah’ın emir ve kanununa hakkı ile uymak, nehyinden hakkı ile sakınmakla ve O’nun Resulüne, kavline ve fiiline, haline ve emirlerine uymakla olur.

Yine yüce şanına delil, Cenab-ı Hak Teala buyuruyor ki:

 

لَوْ لٰاكَ لَوْ لٰاكَ لَمَّا خَلَقْتُ الْاَفْلٰاكَ

 

Yani, “Habibim, Sen olmasaydın yerleri ve gökleri halk eylemezdim”[11], diye buyurmuştur. Miraç’taki ümmetinin üzerine olan ihsan, şefkatlerinden, eski evvel kavimlerdeki haller ve amel-ler, evvelki kavimlerin bir kısımları hınzır şekline dönenler oldu. Gazab-ı ilahi ile bir kısmı, maymun sıfatına dönenler oldular. O’nun duası hürmetine bu ümmetin bu dünyada sıfatları dönmüyor. Fakat ahirette yüzlerde ayrılıklar olacağına dair ayetler:

Al-i İmran suresi 106. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌۚ

 

Yarın o günde, mahşerde bazı yüzler beyaz nurlu olacak, bazı yüzler siyah, kara zulumatta olur.

Abese suresi 38-41. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ ﴿﴾ ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ ﴿﴾  وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ ﴿﴾  تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ

 

O günde birçok yüzler, nur-u imanın ziyasıyla nurlu, parlak olacaktır.

Ziya ve nurun eseri, ihlaslı namaz ve ihlaslı Kur’an ve ihlaslı zikrullahın ve abdestin nurlarıdır. Bu dünyada iken; ihlaslı namaz, Kur’an ve zikrullaha çok devam edenlerin kalbi nurlanır. Kalp nurlanırsa, eseri yüze de vurur.

Hadis-i Şerif:

 

حَدِيثِ شَرِيفْ: اِنَّ النُّورَ اِذَا دَخَلَ الْقَلْبَ فَانْفَسَخَ فَانْشَرَحَ

 

Her kimin kalbine nur inerse, o nur, o kalbi temizler.[12] Nur inen kalpte kötülük eğleşmez ve birçok kimselerin mahşer gününde yüzlerinde nur olmaz. Yüzleri çirkin, karanlık ve zulumatlı olur. İşte o mahşer günü de yüzleri zulumatlı olanlar, bu dünyada yaşayıp irade elinde iken, iradesini Allah ve Resulullah’ın gösterdiği kanunlarını tanımayıp itaat etmeyip, iman düşmanımız olan şeytana, hayat düşmanımız zalim nefsimizin heva ve arzularına uyup, Allah’ın kanun dışı kötü fiillere devamla olunur. Geri dönüp pişman da olmaz, tevbe etmez ise, Cenab-ı Hak’da çok mühletler ve süreler veriyor. Bu mühletler ve sürelerde geri dönüp, iman eder pişman olup, bir dahi bu kötü fiilleri yapmayacağına tevbe ederse, amel-i salihaya da devam ederse, bütün günahlarını afv ve mağ-firet edip, nura çıkarıyor. Eğer kötü fiiller başından dönmez, dönmek niyeti de olmayıp, devamın sonucu gide gide Allah’ın gazabına uğruyor. Allah’da gazabını çevirince, artık söz de fayda etmiyor, zulmete düşüp, iki dünyada rezil, hüsranda helak olup, gidiyor. Şeytana da daha kolaylıklar oluyor ki, o kimseleri nurdan, cennetten, cemalden, ihsan-ı ilahilerden mahrum edip, cehenneme ve zulmete çekiyor. Bakara suresi 168. ayette buyuruluyor ki;

 

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًاۘ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

 

Yani ey insanlar, ey nas, sizin için yeryüzünde halk olunan nimetlerin helal olanlarını yiyin ve rızkınızı kazanmak için çalışırken ve her zaman her vakit şeytanın vesvesesine uymayın. Zira, şeytan sizin için açık bir düşmandır. O, sizi daima harama teşvik eder. Onun sözüne aldanmayın, gösterdiği batıl yollara ittiba etmeyin. O, size helali haram, haramı helal göstermek suretiyle, heva ve heve-se sevk eder. Çünkü o şeytan, sizin için açık bir düşmandır.

Bakara suresi 256. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

 

Yani ayetler inip, Allah’ın Resulü ve o ayetleri insanlara, hak-kı, batılı ve doğruyu bildirdi. Küfür yolunu ve hidayet yolunu bildirdi. Her şey meydana çıktı, şüphe kalmadı. İman ve küfür zahir olunca, eğer bir kimse şeytana uymaz, nefs-i emmaresine uymaz ve bunlara küfür eder ve Allah’a ve Resulüne iman ve itaat ederse, gayet çok sağlam ve muhkem olan ipe benzeyen delillere yapıştı ki, onlar için kırılmak ve kopmak yoktur.

Bakara suresi 257. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذِينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ

 

Allahu Teala şu kimselerin velileridir ki, onlar, Allah’a hakkı ile iman ve itaat, Allahu Teala’da onları zulumat ve küfürden, nur-u imana çıkarır. Ayetin devamı:

 

وَالَّذِينَ كَفَرُوٓا اَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِۜ اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ۟

 

Ve şu kimseler ki, onlar inkar, küfür ettiler. Onların da dostları şeytan olur. Şeytan da onları nur-u imandan çıkarır, zulumat-ı küfre çıkarır. İşte şeytanla dost olanlar, onun iğvasına uyup, ona tabi olanlar, Allah’a asi olanlar da ebedi cehennemde kalıcıdırlar. İşte bu gibi şeytanın tarafları mahşerde yüzleri çirkin, korkunç, kara, çirkin halde olacaklar ki, Abese suresi 33-36. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor;

 

فَاِذَا جَآءَتِ الصَّآخَّةُۘ ﴿﴾ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخِيهِۙ ﴿﴾ وَاُمِّهِ وَاَبِيهِۙ ﴿﴾ وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِۜ

 

İsrafil’in sura ikinci defa üfürmesiyle hasıl olan sayha-i kıyamet geldiğinde hal müşkül olur. Zira o sâdayı işitince, herkes kendi derdi ile meşgul olur. O günde herkes derdi ile meşgul, kişi biraderinden ve anasından ve babasından, hatunundan ve çocuklarından kaçar, firar eder. Sebebi hem derdi ile meşgul, hem de kötü fiillerinin cezası, hakaret ettiği hak sahiplerinin haklarını isteyecekleri kötü fiillerin eseri zulmetli, kara çirkin yüzler meydana çıkınca, o zaman bu şekilde olanlar birbirinden firar edecekler. İşte bu felakete düşmemek için, bütün varlıkları halk eden Allah’ın emirlerine uyup, itaat ve O’nun Resulünün emirlerine uyulursa, çok sağlam, çok kuvvetli, çok kaim ve daim olan Allah’a yapışmış oldu. Cenab-ı Hakk da bu şekilde olan kimselerin velisi olur. Onları her türlü kötülüklerden ve her türlü zulmetlerden nuruna, cennet ve cemaline kavuşturacağını vaadediyor.

Allah’ın ayetlerine ve O’nun birliğine, kudret ve kuvvetine ve O’nun Resulünün tebliğine ve ayan, açık mucizatlarına inanmayıp, isyankar olanlar, yaradılışı aslı Cenab-ı Hakk’ın nuru, O’nun nurundan Peygamber Efendimizin nuru, O’nun nurundan O’nun ruhu, O’nun ruhundan da bütün insanların ruhu yaratılmış. İnsanın ruhaniyeti bu kadar temiz, asliyeti temiz ve çok nuraniyetten gelmiştir. Bu dünya aleminde zaman, vakit, hayat geçmeden asliyetimizi anlayıp, nereden gelip, nereye varacağımızı anlayıp, tedarik ve tedbirde olmayı, Cenab-ı Hak kendi sevgisine ve Resulünün sevgisine kavuşmayı, başka sevgi ve maksatlardan savuşmayı cümle Ümmet-i Muhammed’e nasip ve müyesser eylesin (Amin).

 

 


[1] Ruhu’l-Beyan, c. 4, s. 257. Şerhi Ramuz 456, Mecmatu’l-Cevahir, El camiu’l-Usul, Şerh ve Tercüme-i Delâili Abdulkadir Geylani, s. 174.

[2] Ruhu’l-Beyan, c. 4, s. 257, Şerhi Ramuz 456, Mecmuatu’l Cevâhir, El-Camiu’l-usul, Şerh ve Tercüme Delâili Abdulkadir Geylani, s. 174.

[3] Münavi Feyzu’l-Kadir, c. 6, s. 297 (Mısır), Ebul Faldı İbni Hacer el-Askalani, Lisanu’l Mizan, c, 2, s. 137/594, Beyrut.

[4] İbni Hacer el-Askalani, Lisanu’l mizan, c. 2, s. 373/1544 (Beyrut), Münavi Feyzu’l-Kadir, c. 6, s. 40 (Mısır).

[5] El-Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 3, s. 321/3540 (6:42/8357).

[6] Süneni Beyhakiyyü’l Kübra, c. 6, s. 26/10. 904 (Mekke), Müsnedi EbuYa’la, c. 13, 293/7307.

[7] Ramuze-l-Ehadis-2/502-10-Nolu hadis

[8] Ruhu’l Beyan Tefsiri c.3.s.343, Mecmau’l-Adab s.36. (Osmanlıca baskı)

[9] Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 3, s. 321/3540 (6:42/8357) Değişik lafızla.

[10] Ruhu’l-Beyan Tefsiri, c. 4, s. 257. Şerhi Ramuz 456, Mecmuatu’l-Cevahir, El Câmiu’l-Usul-Şerh ve Tercümei Delâili Abdulkadir Geylani, s. 174.

[11] Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadiri Geylani, s. 152, Deylemi El firdevsü 6, Me’suru’l-Hıtab, c. 5, s. 227/8031 (Değişik lafızla)

[12] Münavi Feyzu’l-Kadir, c. 1, s. 186 (Mısır).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>