canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HACI MUSTAFA GÜNEŞ EFENDİ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİ 5 (MܒMİNLERİN MİRACI NAMAZ) - (BAHRU'L-VEFA)

 

HACI MUSTAFA GÜNEŞ EFENDİ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİ 5

5. Sohbet: MÜ’MİNLERİN MİRACI NAMAZ

 

Hacı Mustafa Güneş Efendi Hazretlerinin Sohbeti:

(14.11.1978 Tarsus)

 

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri O sevgili Habibinin hürmetine buraya gelip toplanan kardaş ve bacılarımızı ve cümlemizi birlikte niyetlerimizi Habibinin hakkı için tam kendinin rızasına uygun ve muvafık olaraktan gelip gitmemizi ve konuşmamızı rızasına uygun olmayı nasip müyesser eyleye. Cemaatimize münasip ve kendinin rızasına uygun olaraktan konuştursun Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri.

Evvela inşaallahu Teâlâ Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin izniyle Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerine salavat-ı şerifeden konuşuyorduk; Peygamberimiz Sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

مَا اجْتَمِعَ قَوْمٌ ثُمَّ تَفَرَّقُوا عَنْ غَيْرِ ذِكْرِ اللّٰهِ وَصَلٰاةٍ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اِلَّا قَامُوا عَنْ اَنْتَنِ مِنْ ج۪يفَةٍ

“Bir cemaat bir yere toplanıp, oturup benim üzerime salavat-ı şerife getirmeden dağılırlarsa onların maneviyatında cife kokar”[1] diyor.

Her yapılan duaların önünde ve sonunda sevgili Peygamberimize salavat-ı şerife olmazsa dualar mahaline ulaşmaz diyor. Mümkün mertebe o sevgili Peygamberimize her dualarımızın başlangıcında besmele-i şerifle ve salavat-ı şerifeyi bulundurmayı Cenâb-ı Hak bize hatırlatsın ve nasip müyesser etsin.

Namaz hakkında; hoca efendi mirac okudu miracın sonunda bu beş vakit senin ümmetine aynen mi’rac kıldığım bu dereceyi bu sevabı ümmetine namazda verdim. Namazı mi’rac kıldım, onların mi’racı beş vakit namaz diyor Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerinin ulaşmış olduğu o dereceye hiçbir Peygamber ulaşmadı.

Bizim peygamberimizle beraber altı peygamberin mirac ettiğini haber veriliyor. Fakat hiçbir tanesi yukarı çıkamadılar. Hazreti İbrahim Halil peygamber aleyhisselamın dört veyahutta altıncı katta olduğu hatırıma geliyor rivayete karşı. Oraya çıkınca diyor hazreti İbrahim Halil peygamber aleyhisselam, Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri yeryüzünde ki olan bütün mahlûkat, fiilleri, halları kendine ayan etti. Cenâb-ı Hakk'ın her şeye gücü kuvveti yeter.

وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ

“O Allah her şeye kadirdir”[2] her şeye muktedirdir. Yeryüzündeki insanların fuhşiyetlerine bakınca bir insanın böyle Allah'a karşı böyle bir fuhşiyete dalmasını görünce

Aman ya Rabbi dedi şu kulunu helak et.

Duası müstecaptır derhal helake gitti.

İkincisine baktı ki ondan daha eşed, daha fazla bir fuhşiyete dalmış, Allah muhafaza etsin cümlemizi. Tahammülü kalmadı aman ya Rabbi şu kulunu helak et dedi görünce, oda gitti helake.

Yeryüzünde insan çok; üçüncüye gelince ondan daha beterini görüyor, aman ya Rabbi şu kulunu helak et deyince Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri dedi ki; ya İbrahim, dur. Sen o kullarımın bir sefer böyle hallarını, hata ve günahlarını görünce tahammülün kalmadı. Sen böyle olursa yeryüzünde insan koymayacaksın. Ben onların yevmiye gün belki yetmiş sefer, belki daha ziyade hatalarını, ayıplarını, kusurlarını görmekteyim. Birisini helak etmiyorum. Ayıplarını sitrediyorum, bekliyorum. Belki bu fuhşiyetten, bu niyetten vazgeçer, tövbe istiğfar eder, bu yapmış olduğu günah kirlerinden yıkanır, temiz olaraktan gelir bana. Bunu bekliyorum.

Eğer şayet günah kirinden tövbeyle yıkanmayaraktan gelir veyahutta arkasında bir salih evladı doğar, bırakır dünyada onun sebebiyle affederim kendini.

Çünkü arkada bir salih evlat bırakma; onun annesi ve babasının öldükten sonra defteri kapanır fakat arkada böyle bir salih evlat varsa onun amel defterine devamlı işler, kesilmez onun defteri, kapanmaz.

Allah cümlemizi salih amele ve evlatlarımıza da o imanı o salihliği versin Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri.

Tekrar namaz hakkında; ya Rabbi bana bu kadar ihsan-ı ilahi yaptın hiçbir Nebiye Peygambere yapmadın, benim ümmetimin mi’racı nedir ya Rabbi?

Senin ümmetiyin mi’racını beş vakit namaz kıldım diyor.

Her kim, günde böyle namaza devam eder, huşu ve edep erkânıyla aynen mi’rac mukabelesinde mi’rac yapmış olur diyor.

Hazreti Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerine kavuşunca Cebrail Aleyhisselam; ya Muhammed, Rabbına kavuştun, Rabbına selam eyle dedi. Rabbının huzuruna kavuştun Rabbına selam eyle, tazim eyle.

Derhal böyle diz büktü Peygamberimiz sallalahu Teâlâ aleyhi vesellem diz büküp böyle huşu ve edep ile selam verdi:

اَلتَّحِيَّاتُ لِلّٰهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ

Bizzat ettehiyyatüne oturmak huzur-u Allah'ta Allah’a selam vermek.

اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ اَيُّهَاالنَّبِيُّ وَرَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Burasını Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Peygamberimizin selamını alıyor. Bunun için selam vermek büyük sünnettendir selamı almakta farzdır.

Namazın ilk emri elli vakit; elli vakit sevabını alır diye geçti ya, namazın ilk emri elli vakit olaraktan emrolundu.

Fakat Musa aleyhisselamın sözüyle; ya karındaşım, ya Muhammed dedi, ben bu halkı gördüm, bu elli vakite tahammül getiremez ümmetin. Bunu sen Cenâb-ı Hakk’a iltica et hafifleştir bunu dedi. Bu ağır, bunlar tahammül getiremezler.

Her gitmesiyle beşer vakit inmesinde sonunda beş vakte kaldı. Yine ağır olur deyince dedi ki; ya Musa, benim bundan öte yüzüm kalmadı.

Onun üzerine beş vakit namaz mü’minlerin mi’racı oldu. Bizzat böyle huşu edep erkânıyla günde beş sefer namaza durmak huzur-u ilahiye mi’rac yapmaktır.

Bütün yedi kat gökteki meleklerin her birisinin bir türlü taati var Cenâb-ı Hakk'a. Bir kısmı kıyamda, hep bunlara nazar etti. Bir kısmı rükûda bir kısmı tahiyyatında böyle devamlı olaraktan.

Bütün semadaki olan meleklerin amelleri beş vakit namazın içinde mevcuttur. Yedi kat semadaki bütün meleklerin kılmış olduğu, yaptığı amellerin sevabını alır diyor, beş vakit namazın içinde.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri tekrar kendiliğinden beş vakit namazla kalmadı. Bize beş vakit namaz farz oldu. Ona birde teheccüd namazını emretti Cenâb-ı Hak. Teheccüd gece namazını hiç geçirmedi Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem. Niçin O'nun gelmiş gelecek günahları affolunmuşken kendini öyleyse bu gecelerin altında bu kadar zahmete koştu? Bu bize bir örnek numune değil mi?

Nafileye itiraz edip inkâr edenlere yazıklar olsun.

Tekrar teheccüd namazı, kuşluk namazı, işrak namazı, evvabin namazı, abdest namazı, tövbe namazı, huşu namazı, yolculuk namazı şu bu derken bunların hepsini Peygamberimiz yapmış. Bunlarınla beraber elli vakidi tamamladı. İlk Rabbimin ağzından elli vakit çıktı ya, onu gene geri tamamlamış oldu.

Fakat bizler hiç olmazsa mümkün mertebe şu beş vakit denilen Müslümanlığın daha birinci basamağı bu. Bunu da yapmazsak nasıl o bize sahip çıkacak, nasıl biz ona sahip çıkacağız?

Her kim beş vakit namazı diyor böyle huşu ve edep erkânıyla eda ederse elli vakit namazın sevabını alır. İşte mevlid de de söyledi ya.

Fakat hem amel lazım hem de yapılan amelin içinde ihlas lazım.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

 

هَلَكَ الْعَالَمُونَ

“Âlemler helake gider

 

إِلَّا الْعَالِمُونَ

“Âlimler gitmez.

 

هَلَكَ الْعَالِمُونَ

“Âlim olanlardan da helake gidenler olur.

 

إِلَّا الْعَامِلُونَ

İlle Allah korkusuyla ilmiyle amel yapanlar kurtulur.

Onların hakkında ne diyor?

هَلَكَ الْعَامِلُونَ

Amel yapanların hepsi kurtulur mu? “Amel yapanların içinden de helake gidenler olur diyor.

إِلَّا الْمُخْلِصُونَ

“İlle amellerini ihlasa getirenler kurtulur.”[3]

İlle amellerini riyadan, süm'adan, halkın şöyle böyle demesinden bizzat namazı rabbısına böyle kılıp ihlasa getirenler kurtulur.

Amellerini ihlasa getirenler. İhlasın açıkça manası bizim hepimizin anlayabileceği şekilde nedir? Mesela bizim kardaşımız buradan süt götürüyor değil mi şehre?

Evet.

Bu sütü buradan halisen muhlisen olduğu gibi kabına doldurursa bu ihlastır. Bir de bunun içine su katarsa bu süt ihlaslı değil.

Yapılan ameller, okuduğumuz Kur’anlar, kıldığımız namazlar, verdiğimiz vaazlar, bütün bunların hepsinin dış sureti var, birde iç sureti var. Halk dış suretini görür. Kur’an'ımızın, namazımızın, konuşmalarımızın halk dış tarafını görür. Halık, iç tarafına itibar eder. Halık iç tarafa nazar eder. Halık, Cenâb-ı Hak Teâlâ, biz mahlûk, O, Halık'tır. Bizi halkeden odur.

Ben sizin suretinize nazar etmem diyor. Sizin niyetinize nazar ederim, kalbinize.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki; bütün yapılan ameller, Allah indinde kıymet değeri niyet halisliğinde. Niyeti ne kadar temiz, halis, Allah'ın rızası mevcud. Başka katkıntı yok; o kadar onun kıymet değeri yüksek Allah indinde.

Ne kadar Davut Aleyhisselamın diyor yapmış olduğu amel ve ibadetleri yerdeki mahlûk ve gökyüzündeki olan mahlûkların hepsinin yaptığı amele bedeldi. Arkasından diyor ki bu vücutla yapılan bir amel değil.

Çünkü gece gündüz bir nefesini de boşa vermese yer mahlûkunun gök mahlûkunun yaptığı amelin bedeli imkânı yok. Bu nasıl oluyor?

Bu, bunun içindeki niyetinin halisliği ve ihlaslılığıdır.

Ne anlaşılıyor en kısadan daha bahsi; en kıymetli bir dostun var uzak bir memlekete buradan bir hediye düzeceksin değil mi? Neyin varsa burada; portakalın mı var, üzümün mü var? Bu dostuna düzeceğin hediyeyi yaramıyanlarını, uluğunu, deşiğini hoşuna gelmiyeceklerini içine korsan hediye ne kadarda çok gitse makbule geçmez. Bunu göndermektense hiç gönderme der. Bana gönderiyorsan bari az olsun temiz olsun.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri de kulları gücünün yetmediğinden sormaz. Aklımızın ve gücümüzün yettiği kadar ihlaslı olmaya çalışmalıyız. Allah cümlemizi o ihlasa kavuştursun.

 

MÜRŞİD-İ KAMİLE İHTİYAÇ

Ayet-i Kerime:

   وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ

“Ben kendi kuluma şah can damarından kendisine daha yakınım”[4] diyor Cenâb-ı Hak.

Biz diyeceğiz ki bu kadar bize yakın Rabbimiz var iken bu mürşid neyin nesi? Tabi bunları diyenimiz var değil mi? Bu neyin nesi?

Hiçbir şeyden örnek almıyorsan, hiçbir delil bulamıyorsan Peygamberimizden kıymetli hiçbir yaratılan bir şahıs var mı?

Buna hepimizin imanı var değil mi? Yer ve gökteki olan mahlûkatlardan, bütün varlıklardan en kıymetlidir. O'nun yüzü suyu hürmetine halkolunmadı mı bu? Bu Cebrail nedir Allah'la Peygamberinin arasında? Bu nedir bu, ne gereği var bunun? Arada bir mesela posta veyahutta bir delil lazım gelmesi olmasaydı Cebrail'e vasıtaya hiç lüzumu yoktu değil mi? Bizzat yapacağını kendi söyleyemez miydi?

İkinci Kur’an-ı Kerim'de delil: Musa Aleyhisselam, ilm-i ledün istediğinde Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinden niçin sen git deniz kenarında aba altında yatıyor Hızır aleyhisselam, git ilmi ledünü ondan öğren dedi? Bu inkâr mı Kur’an-ı Kerim'de?

Gel ben sana ilm-i ledünüde vereyim dese olmaz mıydı? Arkadakilere bir örnek ve yol göstermek; bakınız ben Peygamberi Peygambere gönderiyorum ilm-i ledün öğrenmek için. Sizde kendi nefsinizin kibir, gurur ipi sizi bağlayıp tutmasın. Yani, bir örnektir.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri:

 

    مَجَالِسَةُ الْعَلَمٰٓاءِ تَز۪يدُ الْعِلْمَ

“Ulema meclislerine devam edin, uzaklaşmayın, bilginiz artar. Allah için, din için, din babında ilminiz, bilginiz artar.

   مَجَالِسَةُ الْحُكَمٰٓاءِ يُحْيِى الْقَلْبَ

“Daha bu ulemaların içinde Allah'a yakîn hâsıl etmiş Mü’min-i kâmillerin meşayıh sınıfında olan yüksek dereceli, Allah indinde sadık kulların meclisine gider gelir devam ederseniz ölü kalbiniz dirilir”[5]  diyor.

Burada şimdi motor diriliyor. Biraz önce konuşmamızda bütün kalbe dayandıydı değil mi her iş? Makinenin karoserini cilalı boyattık değil mi, karoserde tamam. Kaportası da her şeyi de tamam, boyası mükemmel, motora kıymet verilmezse bu seni menzile götürür mü?

Karoser de lazım, kaporta da lazım, tekerde lazım fakat bu parçalarla önce mühim olan motor lazım değil mi? Hepsi birlikte lazım. Motor olmazsa menzile kavuşulmaz. Bütün yapılan amellerde kalbteki niyet halisliği, ihlaslısı ne kadar dürüstse o kadar makbul.

Dünyadan bahsettik.

Şimdi mürşidden biraz konuşmuş olduk yine inşaallah Cenâb-ı Hakk’ın dilediği kadar konuşalım.

İkinci mürşid-i kâmilin misali bunun ne lüzumu var diyenlere.

Önde bunu Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme Cebrail aleyhisselam vasıta oldu. Ondan beri Peygamberimiz bunu dört çarı yâri güzin efendilerimizede kendiside aynı tarif etti. Bizzat karşılarına alıp Cebrail Aleyhisselamın kendine tarifi gibi.

Niçin Cebrail aleyhisselam Allah'ın Habibinin kafasını koltuğunun altına alıp sıktı? Cenâb-ı Hak kendi okutsa okutamaz mıydı? Niçin ikra diye sıktı okuttu O'nu?

Birinci, Cebrail aleyhisselam delil oldu Allah’la Peygamberimizin arasına.  Ondan beriye gelince her zamanda; peygamberimiz Sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki, benden sonra peygamber gelmeyecek kıyamete kadar fakat ümmetimin içinde

   عُلَمٰٓاءِ اُمَّت۪ي كَـاَنْبِيٰٓاءِ بَن۪ى اِسْرٰٓائِيل

 Yani “ümmetimin içinde öyle ulemalar kıyamete kadar tükenmeyecek ben-i israil Peygamberleri gibidir.”[6]

اَلشَّيْخُ ف۪ي أَهْلِه۪ كَالنَّبِيِّ ف۪ي أُمَّتِه۪

“şeyh kendine tabi olanların içinde peygamberin kendi ümmeti içinde olduğu gibidir”[7]

Şeyh denince kardaşım başka bir yanlış anlamamalı. Bizzat Allah’a yönelmiş, buluğa ermiş maneviyatta bir zat ile beraber yola yürümek, bilmediklerini ondan öğrenmek.

Misali; seni zahir anan, cesat kısmını doğunca niçin seni seyiplemiyor? Biraz buluğa ulaşıncaya kadar muhakkak bir cesat anasının elinden çıkıyorsun her türlü temizlik, her türlü halın değil mi?

Fakat zahir anasının elinden buluğa ulaştık amma maneviyatta kalb âleminde pisliklerden daha kurtulamadık. Nefs-i emmare bendinin içindeyiz.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri:

اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوٓءِ

“Nefs-i emmarenizden ayrılın beri olun. Bütün sizi kötülüğe sevk eden nefs-i emmarenizdir”[8] diyor.

Nefs-i emmare neyin nesi diyeceğiz?

Nefs-i emmare bütün hepiciğimizde mevcut. Her kimin vücut âleminde hükümdar olan nefsin heva arzuları geçip icra ettiriyorsa nefis o adama; o adam nefs-i emmarenin hükmünün altında.

Nefs-i emmarenin hükmünde yaşayan bir şahıs diyor Eşrefoğlu Rumi hazretleri, ya kâfir, ya münafık, ya fasık diyor.

Yani nefs-i emmare, ayrılın ondan bütün sizi kötülüğe sevk eden nefs-i emmareniz diyor Cenâb-ı Hak değil mi?

Nefs-i emmareyle yoldaş olurda ayrılmazsan diyor, ya seni kâfirliğe alır gider gide gide. Ya fasıklıktan çıkamazsın, ya münafıklıktan. Böylesi bir düşman, mikrop yoldaştan ayrılın, beri olun diyor nefs-i emmarenizden.

Nasıl ayrılacağız?

Muhakkak daha bizden bir kâmile ihtiyaç var başından geçmiş. Nasıl ki zahirde bir ana lazımsa aynen maneviyatta buluğa ulaşmış bir mürşide de ihtiyaç var.

Buna kalben bağlılığın ne lüzumu var diyeceğiz mürşide değil mi? Bu hata diyenler var.

Birinci Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri sure-i Ali İmran'da olsa gerek son ayeti:

  يَا اَ يُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَ صَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّـقُواللّٰه لَعَلَّكـُمْ تُـفْلِهُونَ  

“Ey Allah’a iman eden kimseler, siz mademki iman ettinizse Allah'tan korkup sabırlı olmanız lazım. İbadet ve taat benim emrettiklerime soğukta sıcakta ibadet zahmetlerine sabırlı olmanız lazım. Sabırdan sonra rabıtayı söylüyor. Kâfirlerle düşmanlarla karşılaştığınız zaman askerler ve kumandanlarınız biri birinize bağlı olsun. İntifak nifak düşmesin. İrtibatlı olun bağlı olun ki karşıyı yenesiniz.”[9]

Şimdi zahir harbte kumandanlara bağlı olmayı emrediyor.

Geldik şimdi batın harbine. Batın harbi var mı?

Var.

Büyük bir harpten gelirken Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki:

   رَجَعْنَا مِنْ جِهَادِ الْأَصْغَارِ إِلَى الْجِهَادِ الْأَكْبَرِ

“Döndük şimdi biz küçük harpten büyük muharebeye.”[10]

Demişler ya Resulallah, daha bundan büyük muharebe var mı, hangisi?

Bundan daha büyük muharebe kendi evimizde şeytanımızla nefsimizle yaptığımız mücadele harbi bundan daha büyüktür diyor.

Nedir?

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri diyor ki, ben sizin suretinize bakmam. Benim nazargahım olan sizin kalbiniz.

Allah'ın nazargahı olan mühim olan bir kalb evini, şeytanın, nefsin fena, mel'anet adamlarını sokmamak lazım oraya. Kalb kapısında nöbetçi durup cihad, mücadele ile uğraşıp Hakk'tan başka kalbe gelenleri def etmeğe çalışmak, mücadelenin en büyüğü burasıdır. Bu harbin, mücadelenin dıştan daha büyük harp dediği Allah'ın nazargahı olan bir kalbi Allah'ın hoşlanmadığı mel'anet nefsin, şeytanın fena avanelerini, o fikirlerini kalbe sokmamak.

Asıl büyük mücadele burasıdır.

İkinci Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri hadis-i şerifinde buyuruyor ki Kenzü’l-İrfan kitabında:

   اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا

“Mü’min, mü’min için duvar gibidir, birbirinden kuvvet alır.”[11]

Bir mü’min, yek diğer bir mü’min karındaşına hüsn-ü zan ile rabıta-ı şerif yapsa düşmüş olduğu sıkıntı maddi manevi olsun mahsun olur muhafaza olur ondan kurtulur[12]

Hüsn-ü zanda hata yok sevap var. Su-i zanda hata var.

Kime hüsn-ü zan olunur?

Hüsn-ü zan ettiğin bir mü’min, şer’i şerif dairesinin içinden çıkmıyorsa kavli, fiili, halı şer’i şerif dairesinin içinde hareketi mevcutsa bu adamlara muhabbet yapılır, kalben de bunlardan istimdat beklenir. Bunun haricinde ise onun şeyhı şeytandır şeriatın haricine çıkmışsa.

İkinci hadis-i şerifte:

اَلْمُؤْمِنُ يَاْلِفُ وَلَاخَيْرَ ف۪يمَنْ لَا يَأْلِفُ وَلَا يُؤْلَفُ

“Bu gibi olan böyle şer’i şerif dairesinde yürüyen kavli, fiili, özü, sözü temiz olup sadık kulların cemaatinden kesilmiş olanlar, kalben onlardan da sevgi rabıta bağını koparmış olanlarda hayır yoktur”[13]  diyor.

Bunu peygamberimiz söylüyor açıktan biz niye öyleyse O'nun söylediğini söylemiyelim. Demek ki ne anlaşılıyor? Şimdi muhakkak ne kadar bilsek bilmediğimizi öğrenmek için bizden daha ilerdeki ustaya, bir kâmile ihtiyaç var.

Zahiren cesedimiz büluğa erdide maneviyatta daha biz kurtulamadık nefs-i emmarenin şahmetinden. Onun kış fırtınalarından yaz mevsimine çıkamadık.

Nefs-i emmarenin hükmünde yaşayan kimsenin misali şimdiki bulunduğumuz bu ocak ayı, şubat ayının misaline benzer. Tam güvenemezsin canını, malını, namusunu.

Nefs-i emmeresini ibadet ve taat, zikrullahla cihad mücahede ile çalışır emmareden levvame makamına geçerse o zaman misalde hata olmaz, mart ayına ulaşmış gibi olur. Mart ayında bazı kış gelir bazı yaz gelir.

Levvame ehli olup ulaştımıydı hatasını fark etmeye başlar. Nefsinin hatalarını, ayıplarını anlamaya başlar. Nadimlik, pişmanlıkla ağlamaya başlar. Nefsini levmetmek; levvamenin manası levm ediyor, nefsini kınıyor yani. Ey zalim nefis! Sen O Rabbıma karşı utanmadan bana şu hareketleri, şunları yaptıran sensin diye nefsini kınar, levm eder.

Gözü ağlamaya başlarsa gözünün yaşı yüzünden gelir, ağzına inerse tuzluca olur biraz soğuk olur. Bilki Levvame makamına geçti emmareden. Daha cihad ve gayretiyle sıdkı sadakatle çalışır Allah’ın inayeti, evliyanın himmetiyle çalışırsa levvameden mülhime makamına geçer.

Mülhime makamına geçmesi; nisan, mayıs ayları gibi. Mülhime; ilham demek yani mülhime makamında ilham kapısı açılır. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinden ilham açılır. Daha ordan sa’ı gayretiyle cihad mücahade uğraşırsa Allah'ın inayeti, kendinin sıdkı sadakat gayretiyle mutmainneye geçer.

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

“Bilmiş olun ki Allah'ın zikri kalblerinizi mutmainneye ulaştırır”[14]  diyor.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki zikrullah hakkında:

   مَنْ  كَثَرَ ذِكْرَ اللّٰهِ فَقَدْ بَرِئَ مِنَ النِّفَاقِ

“Her kim Allah'ın zikrini, zikretmesini çoğaltırsa münafıklıktan kurtulur beri olur”[15]  diyor.

Tekrar yine misaline gelelim. Misalle anlaşılırsa inşaallah Cenâb-ı Hak hatalı konuşturmasın, kendi münasip şekilde konuştursun. Misalde hata olmaz. Misalde, anlaşılması için.

Nefs-i emmeredeki yaşayan kimse, dedik ya; münafıklığa gider, ya fasıklıktan çıkamaz, ya kâfirliğe gider. İçimizde nitekim gidenleri görüyoruz önleri boş bulunursa değil mi?

Onlar Müslüman değil miydi? Anası, babası Müslüman değil miydi? Gide gide nereye gitti?

Gâvurluğa gidiyor.

Nefs-i emmaredeki yaşayan kimse diyor Rusya'da yaşayan Müslümana benzer. Ne zaman ibadet, taat, imanla ihlaslı amele çalışır ve Hakk'a yönelmiş olan bir sadık kulların tarikatına takılırsa, halis muhlis olaraktan ibadet, amel-i saliha başlarsa levvameye geçer dedik.

Levvameye geçmesi Rusya'dan İslam memleketine ayak basmış gibi olur, sevinir.

Daha çalışır sa’ı gayretiyle mülhimeye geçerse dedik o zaman Medine-i Münevvere'ye varmış gibi olur. Batın hacı.

Medine-i Münevvereye varmış gibi olur; Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerinin mübarek manevi kokularını hissetmeye başlar. Esrarı sırlar açılmaya başlar.

Daha daha çalışırsa zahir haccın gidip Beytullahı gözüyle görüp tavaf eder, muradına erer, kalbi mutmain olur. Mülhime makamından ibadet ve taat ile zikrullahla beraber namazla beraber sadıkların katarında beraber yürürse çalışa çalışa Allah'da emek yemez mutaminneye ulaşır diyor.

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

“Bilmiş olun ki Allah’ın zikri kalpleri mutmainneye ulaştırır.”[16]  

Mutmainne tepe noktası. Oraya kadar çok zahmet, meşakkatler, ordan öte razıyye, marziyye, safiyye halları var. 

Mutmainneye ulaştımıydı tamamen kalbi mutmain olur; bütün dünya halkı gelseler de ona Allah yoktur, bunlar hep safsata şu bu deseler, dünya halkı söylese kimse onu kandıramaz. Çünkü kendi vücudunda Allah'ın varlığını, birliğini, esrar ve sırlarını hissetmeye başladı. İlham-ı rabbaniler geldi.

Radyo düğmesini açıp radyo kullanan adam kimin sözüne bakar. Televizyonu açıp gözüyle gören kimin sözüne bakar. Kalbi mutmain oldu.

Televizyon radyo bilmeyen kullanmayan adama söylesen söylesen zan içinden çıkamaz, zanda kalır. Yakîne ulaşamaz.

 

YAKîN NEDİR

Yakîn nedir?

Yakîn hakkında Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

تـَعَلَّمُوا الْيَق۪ينَ  كَمَا تَعَلَّمُ الْقُرْآنَ حَتّٰى تَعْرِفُوهُ فَاِنّ۪ى اَتَعَلَّمُهُ

تـَعَلَّمُوا الْيَق۪ينَ

“Yakîn ilmini talim edin öğrenin.

كَمَا تَعَلَّمُ الْقُرْآنَ

“Kur’an ilmini nasıl talim edip çalışıyorsanız yakîn ilmine de çalışınız diyor Peygamberimiz. Hatta arif-i billah olasınız. Hah, o zaman mutmain olursunuz ki arif-i billah olursunuz. Ben de daha çalışıyorum”[17] diyor.

Niçin öyleyse kardaşım tarikat yolu hatalı olsun? Peygamberimiz bu kadar çalışmış.

İkinci tarikatın delillerine gelelim inşallah, bu yönden açılıyor. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri inşaallah münasipli, hayırlı, rızalı konuştursun cümlemizi.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

مَنْ حَافَظَ سُنَّت۪ى اَكْرَمَهُ اللّٰهُ تَعَالٰى بِاَرْبَعِ خِصَالٍ

“Her kim benim sünnetimi ihya edip zayetmeyip muhafaza edip kendisi tutar çalışırsa Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri o kimseye dört hassa verecek diyor.

اَلْمُحَبَّةُ ف۪ى قُلُوبِ الْبَرَرَةِ وَالْهَيْبَةُ ف۪ى قُلُوبِ الْفَجَرَةِ وَالسَّعَةِ فِى الرِّزْقِ وَالثِّقَةِ فِى الدّ۪ينِ

“Her kim benim sünnetimi ihya edip muhafaza eder canı gibi esirgeyip çalışır böyle zayetmezse Cenâb-ı Hak bu dört hassayı verecek.

Birinci hassa o ki, Müslümanların içinde kalbleri temiz olan ebrar taifelerinin kalblerine o kimsenin sevgisini koyar diyor. O'dur sevdiren.

اَلْمُحَبَّةُ ف۪ى قُلُوبِ الْبَرَرَةِ

Müslümanların içinde sofu ebrar taifelerinin temiz kalbli olan kimselerin kalbine hakkıyla sünneti tutan kimsenin sevgisini koyar.

İkinci:

وَالْهَيْبَةُ ف۪ى قُلُوبِ الْفَجَرَةِ

Fıskı fücur sahibi olan kimselerin kalbine sünneti tutan kimsenin diyor heybetini koyar Cenâb-ı Hak. Ondan bir heybet alırlar sakınırlar.

Üçüncü:

وَالسَّعَةِ فِى الرِّزْقِ

O kimseye sonunda bol rızk kapısı açar Cenâb-ı Hak, vus’at verir rızkına bolluk verir. Hesap edip ummadığı yerden Cenâb-ı Hak diler, rızk kapıları açar.

Nitekim açmış; İmam-ı Azam Efendimizi biliyorsunuz. İlk Küfe'ye geldiğinde bir gecekondu damı zor yaptı.  Dine çalışıp, dine hizmet ettiği için sünnete çalışıp hizmet ettiği için sonunda altın eğerli, sırmalı meşlahlara bürünür, gittiği yerde üç yüz dört yüz ulema atının üzengisine koşarlardı.

Bu saltanat neden?

Dine çalışanlar böyle olmuş sonunda.

Biz gelelim gene öbür şeye. Dördüncüsüne

وَالثِّقَةِ فِى الدّ۪ينِ

Yani hakkıyla benim sünnetime gücünün yettiği kadar ihlaslı niyet ile amel-i salihle çalışan kimseler sonunda onlar diyor bir metin, bir kuvvetli kaya gibi din sahibi olur.” [18] Yani vesikalı bir din sahibi olur.

Bunu söyleyince mademki bu sünneti tutmakta bu kadar faziletler meydana çıktı değil mi, hazreti İmam-ı Ali kerremallahu vechehu hazretleri tarafından soruluyor.

Ya Resulallah, senin sünnetinde bu kadar fazilet var, nedir sünnetlerin?

Sünnet çok fakat şimdi burada mühim olanlarını sıralamış, yoksa sünnet çok.

    اَلشَّر۪يعَةُ اَقْوَال۪ى وَالطَّر۪يقَةُ اَفْعَال۪ى وَالْحَق۪يقَةُ حَال۪ى وَالْمَعْرِفَةُ سَرّ۪ى وَذِكْرُ اللّٰهِ اَن۪يس۪ى وَالصَّوْمُ حُجَّت۪ى وَقُرَّةُ عَيْن۪ى فِي الصَّلَاةِ

Bak nasıl sıraladı. Hocaefendi işte Allah'a şükür hepsini anlıyor.

Sünnetleri neymiş?

Birinci şeriat: Şeriat ne demek? “Şeriat dediğim kavlimden, ağzımdan size konuşmuş olduğum kelamlar; emir ve nehiylerim, tutun tutmayın diye size konuştuğum kelamlar benim şeriatimdir.”[19]  Şimdi şeriati anladık değil mi? İnşaallah.

 وَالطَّر۪يقَةُ اَفْعَال۪ى

Tarikat neyin nesiymiş diyenlere büyük cevap. “Tarikat diyor benim fiilimdir.

Sen tarikatı kötülüyorsun, tarikatı inkâr ediyorsun. Senin Peygamberiyin fiili tarikat. Tarikat, sünnettir daha Türkçesi anlamak isteyenler. Peygamberimiz benim fiilim, ben sizin önünüz sıra yaptım, tarikat benim fiilim diyor.

Nafile namazlar kılmamış mı?

Kılmış. Gece teheccüd kılmamış mı, zikrullah yapmamış mı?

Meş'ari'l-Haram, o, Müzdelife'nin yanında hususi orda zikrullah edecek yer var. İşte Peygamberimiz zikrullah yaptı.

Üçüncü neydi?

Tarikat benim fiilimdir. Ben sizin önünüz sıra yaptığım tarikat benim fiilimdir. Yanlış anlamamalı. “Hakikat halı benim halımdır.

Hakikat halı nedir? Hakikat halı; her şeyin hakikatını anlamak. Bazı kere Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin anlattığı kadar herkes anlar. Hakikat halı benim halımdır. “Marifet sırrımdır”[20]  Marifetin manası anlamak.

 

Savm, salat, haccı, zekât

Sanma zahid bunlarla işin tamam.

İnsan-ı kâmil olmağa lazım olan irfan imiş.

 

İrfan mektebinde yetişip eğer o irfana ulaştın ise o anlayış var ise tamam.

 

Savm, salat, haccı, zekât günah-ı kebairi eridir.

Fakat darb-ı zikrullah olmazsa kalbiyin pası silinmez.

 

Bunlarınla beraber de sen cehri zikrullahı da beraber koşmazsan kalbiyin kalb eviyin pası silinmez.

Bu neyin nesi diyeceğiz bu zikrullah?

Haşa inkâr mı edeceğiz, haşa.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri;

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ

“Yemin ederim ki o kimse kurtuldu, felah oldu.”[21]  

Kim ya Rabbi bu kurtulan?

مَنْ تَزَكّٰىۙ

“Nefsini terbiye edenler. Nefsini tezkiye edip akıllandıranlar. Kalbini tasfiye edenler kurtuldu” diyor.

Ha, biz diyeceğiz şimdi burda ya Rabbi sen diyorsun ki nefsini terbiye, tezkiye edenler, kalbini tasfiye edenler kurtuldu diyorsun. Nasıl biz nefsimizi terbiye, tezkiye edeceğiz, nasıl kalbimizi tasfiye edeceğiz, düzelteceğiz?

  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ

Bak namazı ayrı söylüyor, zikrullahı ayrı söylüyor. “Rabbısının ismini zikretmek, namazı kılmakla”[22] ikisini beraber koşarsa, madem Peygamberimiz bunlara devam etmiş. Her kim namazla zikrullahı beraber koşarsa kalbi nurlanır, Peygamberimizin fiilini tutmuş olup izinden gitmiş olur.

Bir kimse zikrullaha diyor İmam Malik hazretleri namaza devam etse kulak assada zikrullaha kulak asmasa o kimse fasıklıktan kurtulamaz diyor.

Fasıklığın manası burada ibadet yapar, orda kabahat yapar. Nefsinin zaptı kadiri olamaz. Zikrullah kalbi nurlandırdı mıydı kalbte kötülük yaşayamaz.

   اِنَّ النُّورَ اِذَا دَخَلَ الْقَلْبَ فَانْفَسِخَ فَانْشَرَحَ

“Ne zaman Kur’an'ın, namazın, zikrullahın nuru dilinden kalbine duhul eder inerse kimin kalbine inerse

فَانْفَسِخَ

Oradaki nefsani, şeytani, dünyevi, yığıntı hevai arzularını def eder ordan diyor siler süpürür. Nurun indiği yerde kötülük türemez.

فَانْشَرَحَ

“Kalbini Hakk’tan geçeye (tarafa) açar”[23] diyor.

   اِنَّ النُّورَ اِذَا دَخَلَ الْقَلْبَ فَانْفَسِخَ فَانْشَرَحَ

Haa… Şimdi zikrullah meselesinde işte hutbenin sonunda hoca efendilerimiz birçoğu okuyorlar.

اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَآءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ   

Yani “namaz sizi fuhşiyetten çeker tenhaya çeker namaza durduğunuz zaman. Fakat

وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ

“Zikrullah ibadetlerin daha ekberi büyüğüdür”[24] diyor.

Namaz, durduğumuz zaman kalbin sağa sola, dünyaya, şuraya buraya dagıntıları hiç olmazsa toparlanıp günde beş defa, bir elbise oraya buraya kirleniyor ütüsü bozuluyor günde beş defa ütülemek gibi oluyor. Tam böyle edep erkânıyla huzur ile kılınırsa onun kalbi düzelir zikrullahıda beraber koştun muydu; madem o da ibadetlerin ekberidir diyor, kalbinede nur iniyor, kalbine nur indimiydi kalb selamete çıkıyor.

    يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

“Sizin yevm-i mahşere geldiğiniz zamanda malınızdan, evladınızdan size bir zerre kadar yardım fayda yoktur.

   اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

Mademki dünyada Allah'a imanla beraber, amel-i salihle beraber, Allah korkusuyla kalbinizi temizleyip selamete çıkardınızsa bir selim kalb ile geldinizse size onun faydası var[25]  diyor.

Selim kalbte kardaşım bak bize hem namazı haber veriyor Cenâb-ı Hak, hem zikrullahı.

Her kim de diyor zikrullaha çalışsa da namaza kıymet vermese kulak asmasa o kimsede zındık olur.

Biraz sahtekârlar var. Allah şerlerinden ümmet-i Muhammedi korusun. Efendim diyor biz kemale erdik, biz ehl-i Hakk'ız biz ehli tarıkız, biz çalışı çalışı Hakk'a vasıl olduk.

Ee!

Artık ibadetin ne gereği kaldı? Hak, Hakk’a mı ibadet etsin?

Firavnla beraber haşrolacak.  Sen Resulullah’tan haşa yüksek mi oluyorsun? Ölünceye kadar namazınızı tergemeyin diyor Cenâb-ı Hak, Peygamberimiz.

Böyle zındıklarda var. Dış kısmı tarikat, arkası zındıklık Allah muhafaza etsin.

Onun için diyor ki:

 

Her mürşide gönül verme yolunu sarpa uğratır.

 

Kendi nefsinin emmaresinin kış fırtınasında, senide kışa tutuşturur onunla yoldaş olursan. Kendi sarptan, Kur’an-ı Kerim'in Kur’an-ı ahkâmın, Resulullahın gösterdiği asfalt yola indirememiş kendi nefsini, kalbini. Nefs-i emmarenin sarplarında geziyor. Peşlerine takılanlarda felakete gider.

Niçin bu kadar yalvarmışlar eskiki evliyalar Allah'tan korkaraktan?

   اَللَّهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَاَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ  

Allahım sen bize haklıyı haklı göster nurluyu nurlu göster gösterip anlattığın gibi onlara da tabi olmayı nasip eyle diyor. Sen bize taklitçi batıl olanları batıl göster nursuz olanları nursuz göster onlardan da kaçınıp içtinap etmemizi nasip eyle diyor. Böyle dua yapmışlar. Demek ki böyle bir taklitçiler var, birde hakiki olanlar var.

Nasıl zahirde bir piyasaya bir mal kıymet değerinde satılıyor, güzel silah çıkıyor. Bir takım bizim içimizdeki arkadaşlar bak ki onun aynen benzerini yapıyor değil mi? Fakat çok silah kullanmayan biçare saf akıllılar hemen düşüyorlar. Arkasından anlıyor amma nice zaman kayboluyor.

Bunun gibi; sözüne emniyet yapılacak adamın, itibar yapılacak adamın nesine bakacağız?

Birinci, onun kavli-konuşması, fiili-hareketleri, yemesi, içmesi, oturması, yatması, kalkması şer’i şerife uygun mu, şeriata uygun mu?

Uygunsa tamam.

Şer’i şerife uygun değil ise isterse dehri olsa da onun peşine takılma.

 

Şeriattır cümle işlerin başı

Şeriatsız tarikat şeytanın işi

 

Tarikat ehlinde olmazsa şeriat

Onun şeyhı şeytandır mutlak

 

Sen tarikat bahçesini çalış, etrafının surunu da kaldır at, sen ordan mahsul bekle. Senin ananı ağlatır şeytan.

Allah yolunun köpeği şeytandır. Her kim Allah yoluna yönelirse şeytan ateşlenir. Bir zengin beyin kapısındaki köpek gibi haşa misalde hata olmasın. Zengin beyin kapısına öteden baktı ki adam doğrulttu geliyor. Binaya geldikçe havlaması, çabalaması fazlalaşır köpeğin.

Her kim Allah tarafına yöneltti istikametini, kalbini düzeltip, çalışmaya başladı; ibadet zikrullahla beraber, şeytan ateşlendi. Çünkü öbürleri kendinin avaneleri var, kendinin evliyaları var. Onları zaten bir ıslıkla yayıyor. Sürüye katılmayıp kaçanların önüne deynek atar.     

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ  وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوٓا اَوْلِيَآؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِۜ

“Her kim Allah’a dürüst iman edip imanla beraber ihlaslı amel yapar, Allah onun velisi olur. O kimse zulmetin içindeyse Allah onu çeker nura sokar. Cehennemlik olmuş ise onu ordan çeker cennetlik yapar.”[26]

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوٓا  

Şu inkâr eden müşrik kâfirler dinsizler var ki

اَوْلِيَآؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ

Onlar şeytanını evliyasıdır” diyor. Bak şeytanın iki ayaklı yetiştirdiği adamlar var. Onlarda nuru kazanmışken inkâr edip, itiraz edip kâfirlik, müşriklik, münafıklık yaptı mıydı şeytanda onları nurun içinden çeker zulmete sokar”[27]  yürü bakalım.

Demek ki burada şimdi kulun elinde irade-i cüz’iye var. İrade-i külliye Allah'ın elinde.

Biz irade-i cüz’iyemizi şer’i şerif, kanun-i ilahi üzere kalben, fiilen kullanmaya kulluk vazifemize devam edeceğiz. Amma olmazsa takdire öyle havale edeceğiz.

Biraz önce mürşid-i kâmilden konuştuk yine ona gelelim inşaallah.

 

MÜFETTİŞLER TARAFINDAN SORULAN SORULARA CEVAP

Bizim eve, köye müfettiş gelmişti; üç müfettiş, ikide öğretmen, bir maksatla gelmişler. Allah niyetlerimizi, ıhvan kardaşlarımıza, din kardaşlarımızın ayıbını açanlardan yapmasın. Sitredenlerden onları maddi, manevi hasedi, kini, buğuzu atıp onları maddi, manevi esirgemelerine çalışanlardan etsin.

اَلْخَلْقُ كُلُّهُمْ عَيَالُ اللّٰهِ 

“Halkın hepisi diyor Allah'ın ayalıdır. Yaratılan halkın hepsi Allah'ın ayalıdır.

                اَفْضَلُهُمْ

“Onların içinde en kıymetli, Allah indinde afdal olanı kimdir?

يَنْفَعُ لِعَيَا لِه۪

Öbür kullarına kimin böyle doğru yolu gösterip onları doğruya çekiyorsa Allah indinde o yüksektir.”[28]  

Bir cemaate, bir ıhvan kardaşına, bir hocayı bir hacıyı bir mesela hafızı giderken hasidlik, müfsidlik nefsin, şeytanın yanlış hedeflere yönelttiği fikirle giderse o kimse diyor Allah muhafaza etsin onu düşüreyim, şaşırtayım, bir imtihana çekeyim, şunu rezil edeyim…

اَلْمُمْتَحِنُ مَلْعُونٌ

O kimse mel’undur diyor. Allah settaruluyub sen niçin onu açıyorsun.

Allah muhafaza etsin.

Geldik şimdi o müfettişlerin meselesine. Geldiler hoş beşten sonra ne maksatla gelikler bakalım belli olacak.

Biri dedi hocam dedi kalbine bir şey gelmesin imtihan niyeti yok. Kalbimizde takıntı var, müşkil hallolması için dedi konuşacağız, soracağız.

Dedim Cenâb-ı Hakk'ın bildirmesiyle olur. O bildirirse olur. Bildirmezse ezber ettiğin kelamın birini döndüremezsin, dilini depredemezsin.

Dedi ki hocam dedi birinci sorum şu dedi bir tanesi. Adamın birisi hacca (mürşid-i kâmilden konuştu ya gene bu mevzudan açılacak.)

Adamın birisi hacca gidecekmiş Beyazıd-ı Bestami hazretlerine de itimadı, hüsn-ü zannı var. Onun yanına gelmiş dedi. (Onlarda çok tarih kitapları okuyuklar.)

Evet dedim.

Şeyhım ben hacca gitmek istiyorum. Sizden müsaade ve danışmaya geldim deyince Beyazıd-ı Bestami hazretleri demiş ki dedi, sen hacca gitmek mi istiyorsun?

Evet.

Sen hacca gitmek istiyorsan hacc-ı ekber yapman lazım demiş diyor, büyük hac yapman lazım.

Demiş, nasıl büyük hac yapayım?

Sen demiş diyor, şu benim etrafımı Allah için yedi defa tavaf et. Hacc-ı ekber burası demiş diyor.

Bu nasıl oluyor diyor. Allah'ın emrettiği bir Beytullah dururken kendi bir adam olurken kendinin etrafı diyor büyük hac oluyor, bu nasıl iş?

Şimdi bunlara nasıl anlatacaksın. Ancak Allah anlattırırsa anlatırsın değil mi? İnşaallahu Teâlâ.

Dedim, şimdi bu meseleyi açmak için madem dedim hacca şuraya buraya imanınız var inşaallah. Bildiğim kadar, Allah bilmediklerimizi affetsin. Allah için bildiğim kadar anlatayım.

Şimdi dedim hac meselesinden açtın. Bu nasıl hacdan yüksek oluyor? Birinci Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerinin hadisi şerifine gelelim. O hadis-i şerifinde buyuruyor ki;

   اَلْمُؤْمِنُ اَفْضَلُ مِنَ الْـكَعْبَةِ

“Hakkıyla bir Mü’min-i kâmil diyor Peygamberimiz, Kâbe’den afdaldır”[29] diyor.

Kâbe, İbrahim Halilullahın yapısı. Mü’min-i kâmilin kalbi Celilullahın yapısı.

Biraz önce dedik ki asıl büyük harp; Allah'ın o nazargahı olan kalbe sahip olmak. Her an, her saat, her dakika kalb kapısında mücadele yapıp bağlı olduğun mürşidden de cephane beklemiş gibi yardımda gelir. Mücadele yapıp Allah'ın nazargahı olan kalb evine sahip olmak dedik. 

İkinci dedim hadis-i kudsi, Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri hadis-i kudsisinde buyuruyor ki;

   مَا وَسَعَن۪ي أَرْض۪ي وَلَاسَمٰٓائ۪ي وَلَا عَرْش۪ي وَلَا كُرْس۪ي إِلَّا قَلْبُ الْمُؤْمِنِ

“Bana yerlerim, göklerim, arş, kürs, levhi kalem geniş gelmedi. İlla mü’min kulumun kalbi geniş geldi.[30]  

Şimdi gene bak mü’minin dedim afdal olduğu yine ikinci delil. Bana ancak mü’min kulumun kalbi geniş geldi.

Üçüncü delil;

  أَنَا سِرُّ اْلاِنْسَانِ وَسِرّ۪ى سِرَّهُ

Yani, “insanlardan zuhur eden sır benim sırrımdır”[31] diyor. Ceryan-i ilahi gelen zatlar var.

Üçüncüye dedim gelince şimdi ayet-i kerimeyle bildiğim kadar ordan anlatayım dedim. inşaallahu Teâlâ

Peygamberimiz buyuruyor ki sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri;

   اَلْقُرْآنُ ظَاهِرًا وَ بَاطِنًا حَتّٰى سَبْعَةِ اَبْطِن

“Kur’an-ı Kerimi'n zahiri var, Kur’an-ı Kerim'in batını var, batınının batını var. Yedi batna kadar Kur’an-ı Kerim'in batnı var”[32]  diyor.

Şimdi dedim biz Kur’an-ı Kerim'in hem zahiri hem batını olduğuna bu hadis delildir. Vettini suresinde:

    وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِ وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ  

Burasını dedim şimdi zahiri müfessir efendilerimiz, girişebildikleri kadar tefsir yapmışlar. Arkadan daha manalarını ehline bırakmışlar dedim. Bunun zahir tefsirinde ne diyor:

وَالتّ۪ينِ

“İncire yemin ederim.”

وَالزَّيْتُونِ

“Zeytine yemin ederim.”

  وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ

Musa aleyhisselamın çıktığı “tur dağına yemin ederim.”

    وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ  

“Emin olan Kâbe’ye Beytullah'a yemin ederim” diyor zahiri. Birde batınına gelelim dedim şimdi bunun. Mademki batın manası var ya.

İşte maneviyatta buluğa ulaşanlar onlarda ayrı mana vermişler. Onlar diyorlar ki:

وَالتّ۪ينِ

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri dünyayı incir ağacına misal veriyor. Nasıl incir ağacının kökü tez gelir geçer, yaprağını döker, hükümsüz olur. Meyvasını da fazla yapar ama çabuk çürür.

Dünyayı incire misal veriyor. Dünya incire benzer diyor hakiki manasında.

وَالزَّيْتُونِ

Ahret, maneviyat, zeytin ağacına benzer diyor. Zeytinde gıda çok; yağ var, ağacı sağlam, kökü geçmez, kışlı yazlı yaprağını dökmez.

Maneviyatı zeytine misal veriyor.

Sen diyeceksin ki bu misalle yalınız ben tatmin olmam diyeceksin. Arkasından dedim ki Kur’an-ı Kerim'in başka bir surede;

مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ  يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪يٓءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ

Bunun manasında “o zeytin ağacı diyor öyle bir mübarek zeytin ağacı ki”[33]  

Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak haber veriyor. O zeytin ağacı

مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ

“Öyle bir mübarek ağaç ki ne şarkta ne garbde.  

Zahir bu manasıyla kalacak olursak o diyor ki o zeytin ağacı ne şarkta var ne garbde. Bu bizim bildiğimiz zahir zeytin hem şarkta var, hem garbde var.

يُض۪يٓءُ

“O ziya verir. O zeytin ağacı diyor ziya verir ateş dokunmadan ziya verir.”

Bu zeytin ağacını nerde bulacağız öyleyse dedim ne şarktaymış ne garbdaymış. Bu zeytin ağacı gene Peygamberimizin Cenâb-ı Hakk'ın nazargahı olan mü’min-i kâmil işte. Zeytin ağacının şeceri onlardır.

Kalbleri temiz olanları ateşlerler. Nasıl ki sen bir kuru, temiz bir şey buldun da yaktığın gibi kalbleri temiz olanlara ateş verir onlar diyor.

وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ  

Zahirde diyor ki Musa Aleyhisselamın tur dağına yemin ediyor. Yok, tur-u sinin; sinin, Arapça diş. Dişler sahibi olan mü’minin, insanın kafasına yemin ederim diyor. Dişler sahibi olan tur, yüksek burası. İnsanın kafasına, insanın kafasında ne cevahirler çıkıyor meydana.

وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ

Emin olan Mü’min-i kâmilin kalbine yemin ederim.

 

İkincisi aldı bu sefer şimdi.

Dedik ki mü'min-i kâmilin Kâbe’den afdal olduğu meydana çıktı. Ayet-i kerimelerle hadis-i şeriflerle değil mi? Böylesi bir sadık kullar olursa. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, Kur'an-ı Kerim’inde buyuruyor ki:

        يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

         “Allah'a iman ettim diyen kimseler, Allah'a iman ettinizse Allah'tan korkun.” İmanla Allah'tan korktuktan sonra onunla da bırakmıyor.

        وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

         “sadık kullarımın mahiyetinde olun. Sadık kullarımın mahiyetinden ayrılmayın”[34] emr-i ilahidir.

         İkincisi de takdir mukadder hakkında sordu. Sizi biraz uykusuz koyuyoruz amma fakat ki Allah rızalı konuşup dinlendirsin. Her zaman bir araya gelemiyoruz. Belki bir hisse alınır. Gücümüzün yettiği kadar burada oturan kardaşlarımız, hepsi dinin verescisidir. Herkes gücü miktarı din binasına yardımcı olsun; her biri bir memleketten, her biri bir köyden, vilayetten.

Allah cümlemizi dini yıkıcı olanlardan yapmasın. Gücünün miktarı yapıcı olanlardan etsin.

         İkinci müfettişin sorusu da takdir mukadderden sordu. Burasıda mühim nokta. Takdir mukadder bozulur mu? Bozulmaz mı? Ezel-i ervahta levh-i mahfuza yazılan bozulur mu bozulmaz mı?

Dedim ki, takdir mukadder bozulur mu bozulmaz mı? Takdir mukadderin bozulup bozulmama hakkında birinci hadis-i şeriften başlayalım inşaallah.

         Peygamberimiz sallallahu Teâla aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki, yapılan dua takdiri diyor tebdil eder.[35]

          İkinci hadis-i şerif;

        كُلُّ مَوْلُودٌ يُولَدُ عَلٰى فِطْرَةِ الْإِسْلٰامِ

         “bütün anadan doğanlar, küllü deyince bütün demek yani bütün anadan doğanların hepsi fıtratı'l-İslam üzerine doğar.”[36] Sonradan kendisi münkir, münafık, kâfir olur irade-i cüz’iyesine karşı.

         İkinci dedim takdir mukadder değişilir mi değişilmez mi? Ayet-i kerimeye gelelim inşaallahu Teâla.

        يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشٰٓاءُ وَيُثْبِتُ ۚوَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ

         Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri buyuruyor ki, sizin levh-i mahfuz dediğiniz takdir mukadder levh-i mahfuz dediğiniz “kitap Allah'ın indinde

        يَمْحُوا اللّٰهُ

         “oradan dilediğini siler”

        وَيُثْبِتُ ۚ

         “dilediğini sabit kılar.”[37] Karşısında haşa müşterek mi var? Niçin sen bunu sildin, niçin bunu geri yaptın diyecek kimse mi var?

İkinci ayete gelelim dedim, takdir mukadder bozulur mu bozulmaz mı? Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri yeryüzündeki olan sevgili kullarını meleklere medh ve sena ederken

        وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلٰى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا      خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

         “Rahman'ın yeryüzünde öyle kulları var ki, öyle hitap ediyor meleklere, Rahman’ın yeryüzünde öyle kulları var ki onlar gönül enginliği ile هَوْنًا gönül enginliği ile halkın arasında adlu adalet ile gezerler, adlu adaletle, fakat

        وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

          işte biraz önce konuştuğumuz nefsinin şeytanının bendinden çıkamayan cahil olanlar, her şeyin hakikatine varmayanlar cesaretli olurlar. Atarlar onların aleyhinde kötü kötü hitapta bulunurlar. Su-i zanda bulunurlar.”

        قَالُوا سَلَامًا

         buluştukları zaman o benim kullarım, o sevgili kullarım sultan kullarım ne derler; yahu aramızda ne var kardaşım? Yahu aramızda bir geçmeyecek davamız yok, ne var aramızda kalu selame aramız selametlik derler.”[38] Onların alametini söylüyor arkasından,

        وَالَّذ۪ينَ يَب۪يتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا

         Benim yeryüzündeki medh ve sena ettiğim kulların alametleri nedir? “Gecelerini tamamen yatıp uyumazlar, benim rızam için gecelerinin bir kısmını kıyamla, namazla, ibadetle geçirirler.”[39] Daha biraz kısasına gelelim cehennemden onlar sakınıp Cenâb-ı Hakk’a sığındıklarını söyler. Beriye gelelim şimdi,

                 وَالَّذ۪ينَ اِذَآ اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا

         Onların daha alametleri bu ki, “onlar cimri olmazlar, bahıl olmazlar, kendilere verdiğim servetten, maldan Allah yoluna infak ederler, esirgemezler. Fakat büsbütün kendilerini de silkip çıplakta kalmazlar. İkisinin arasında müsavi olurlar.”[40] Arkasından buyuruyor ki;

        وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ ۚ

          “Allah'tan başkasına da Allah deyin tapmazlar.”

        وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ

          “bi gayri yere katil de yapmazlar” o benim sultan kullarım

        وَلَا يَزْنُونَ ۚ

         “zina da yapmazlar.”[41]

Haa! Şimdi bu sultan kullarının meth ve sena ettiği kullarının alametlerini beyan etti buraya kadar değil mi? Arkasından buyuruyor ki;

        وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًا

         “her kim bu söylenen üç büyük kebair günahı işler yaparsa; Allah'tan başkasına Allah deyin taparsa, bi gayri yere katil de yaparsa, zina da yaparsa bunun üçü büyük kebair günah.

        وَمَنْ يَفْعَلْ

         “kim bu ef'alı işlerse”

        وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًا

         “esame cehennemine korum onun yeri karargâhı esame cennemidir.

            يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ

         “esame cehenneminde günden güne onun azap şiddeti değişilir her gün bir çeşit azap görür.”[42]

         Esame cehenneminde kaldılar. Arkasına bak sen ayetin.

         Şimdi bu üç büyük kebair günahı yapanların cezası esame cehennemine kondu, günden güne azap şiddetleri değişikli değişikli artmaya başladı değil mi? Arkasından ne buyuruyor? Dinliyor şimdi müfettişler, değişilip değişilmeyeceklerine dikkat et dedim.

            اِلَّا مَنْ تَابَ

         “ille ki bu kul tövbe ederse”          

        اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

          “illa ki bu kul katil etmiş, Hakk’tan başkasına tapmış, zina etmiş, bunların sonunda sıdkı hulus ile imanla tövbe eder, amel-i salihde yapar boynunu bana büker nadim pişman olur tövbe istiğfar eder, imanla amel-i saliha devam ederse

        يُبَدِّلُ اللّٰهُ

          “Allah tebdil eder.” Dinle dedim bak, Allah şimdi tebdil ediyor mu etmiyor mu? Bu adam cehenneme girdi layık olduydu.

        يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ

         “Allah tebdil eder. Onun biriktirdiği yığdığı günah, af olunduktan sonra yığıntı günahlarını da sevaba tebdil eder.”[43]

        وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

        “Allah bu kadar merhametli kullarına” [44]

         Sen bide dinsizlik yap, imansızlık yap, şeytanın, nefsin havasına uy, ee! Takdir mukadder böyleymiş!

Kör ol. Allah sana el ayak vermedi mi?

         Dünyana gelince nasıl sen her dereye giriyorsun ticaretin için. İrade-i cüzziyeni niye kullanmıyorsun?

Şimdi misale gelelim dedim müfettişe.

Sizi çok yoruyoruz amma maksat kardaşım yani Allah sizdende razı olsun. Cemaatimizden de razı olsun Allah. Yaşınız genç, ilminizi mübarek etsin. Dinimize, vatanımıza yarayışlı bir din sahibi etsin sizi Cenâb-ı Hak.

       اَلْعُلَمٰٓاءُ سِرَاجُ أُمَّت۪ي      

           “ümmetimin içindeki ihlaslı ülamalar ümmetimin ışığıdır”[45] diyor.

Bir memleketin ışığı sönerse Allah muhafaza etsin bütün karanlıkta kalır.

         Şimdi misalle anlatacağız bu sefer kendine daha tatmin olması için dedim ki şimdi zamanımızda olanlarla misal verirsek iyi anlaşılır. En çok zamanımızda vesait çok değil mi? Makine; şimdi makina dedim fabrikada yapılıyor, çatılıyor bütün parçaları aksamları montajlanıyor, karoser filan yapılıyor, tamamen ikmal olunduktan sonra en sonra bir şoförun eline direksiyon veriliyor, teslim olunuyor. Şoföre trafik kuralları da anlaştırılıyor. Asfalt yolları da tarif olunuyor, hatta asfalt yolun üstünde virajları da tarif yapmışlar. Sür bakalım diyor artı bu makinayı çalıştır bakalım.

         Şimdi bu adam makinasını, ya sarhoşluk, ya yanında bir namusa tecavüz sebebiyle, ya uykuyla, kendi iradesinin noksanlık tarafıyla makinayı çarptı veyahut ta devirdi. Bu suçu dedim şimdi fabrikaya mı vermemiz lazım? Şoföre mi vermemiz lazım?

         Şoförün hakkı dedi.

         Öyleyse bizim yaratılışımızı düşünelim dedim müfettiş bey?

         Niyazi hazretleri buyuruyor ki dedim:

        

Nerden gelir yolun senin? Ya nereye varır menzilin senin?

         Nerden gelip nereye gittiğini anlamayanlar hayvan imiş diyor.

         Müfettiş bey dedim, şimdi biz geliş yolumuzu ve yaratılışımızı şöyle bir kafadan geçirelim, bir muhasebeye çekelim kendimizi; biz neredeydik bundan elli sene evvel, altmış sene evvel bizi arayan, ismimizi, cismimizi nerde bulurdu? Biz neredeydik? 

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـًٔا مَذْكُورًا

         Sizin üzerinize böyle bir zaman gelmedi mi isminiz cisminiz bu dünyada yok iken nereydiniz siz?[46] Hel ete suresinde haber veriyor.

         Ana rahmine baba belinden inen bir damla nutfeden Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri onu pıhtılaştırıyor, kan halinde pıhtılaştırıp kandan sonra böyle et halına, etten sonra kemikleştirip dört ay on gün filan zarfında bu uzvu ananın arka bel kemiğinde çocuğun göbek bağı yapışık vaziyette.

Aynen karpuzun tiyekte nasıl yapışmış vaziyette ise çocukta böyle yeniden olurken ananın arka bel kemiğinde yapışılı orda göbek bağı. Nasıl karpuz tiyekten gün be gün gıda alıp kendiliğinden kemale geliyor. Göz önünde içine bir hissedilen bir sokulan bir şey yok. Allah'ın sırrı esrarı işte Allah'ın birliğine delildir.

        

         Cümle eşyadan zuhur eden kemal,

         Hep senindir ey Hüda-i zü'l-Celal

 

         İşte Yunus Emre hazretlerinin bahsettiği:

         “Bir çiğ deriye büründüm, Yunus oldum göründüm” diyor.

         Arkasından çok derin manalar var.

         Geldik şimdi biz yine oraya meselemize. Neredeydik meselemiz? Dört ay on gün zarfında böyle bu kafes ikmalı tamam olunca; ciğer, böbrek, göz, kulak, kafa, endamların kafes kısmı tamam yapılınca ezel-i ervahta peygamberimizin ruhundan halk olunan ruhun bir tanesini Cenâb-ı Hak melekler vasıtasıyla gelip o kafesin içine giriyor.

         Ruh girince derler ki, ana, iki canlı oldu.

Bu zamana kadar içinde bir patırtı oynantı bir şey yoktu. Ruh geldi kafes patırdamaya başladı, ana oldu iki canlı.

         Karpuzun tiyekte yetişip kemal bulunca karpuzun bağı, tiyeğin bedeninde bağlı olan yeri var ya orda kıvrışımlı bir ince bir tel gibi bir şey olur.  Yeterse bakarsın ki ora kuramaya başlar. Bilki karpuz yetmiştir.

         Ana karnında da çocuğun artık dünyaya gelmek zamanı kemal buldu, bütün her şey buradaki göbek bağı buruşmaya başlar. Bel kemiğine yapışan göbek bağı onun buruştuğu gibi buruşur. Ananın uzvundan gelen kan gıdası gelmez olur çocuğa. Kandan gıda alıyordu göbekten. Kan gıdası gelmez olunca çocuk başlar bu sefer tepişmeye.

Cenâb-ı Hakk'ın yardımı, ananın çabalaması, çocuğun tepişmesi bakarsın ki dünya yüzüne geldik dedim şimdi buraya.

         Geldik amma el var, tutma gücü yok. Göz var, görme gücü yok. Dil var, söyleme gücü yok. Ayak var, yürüme gücü yok.

         Yetişti ananın elinde, biraz önce konuştuğumuz gibi on sekiz yaşından tutuyor Cenâb-ı Hak. İnsanların bir kısmı on sekiz de buluğa ulaşanlar olduğu için en son defteri on sekiz de.

         On sekiz yaşına gelince şimdi artı bunun vücudu fabrikadan çıkan makina gibi aksamları tamamen yerini buldu. On sekiz yaşında zekâsı, idraki, anlayışı, gücü kuvveti, endam yerini buldu.

                اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ

         Sür bakalım şimdi sen vücut makinasını kullan artı bundan sonra deftere tabisin. اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ  yola yardım ederiz. Vücut makinasının içindeki ömür sermayesini, depoya konan ömür sermayesini veren benim.

         Direksiyon; iradiye-i cüz’ iyeyi senin eline veriyor.

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ

         Sür bakalım.

        اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

       “küfür yoluna sürersen onun mahsulünü alırsın rızam olmayaraktan, küfür yoluna. Şükür yoluna sürersen vücut makinanı rızam var orda gene sana yardım eden benim.”[47]

         Allah dilemeden bir şey olmaz, kulda dilettirmek var, layık olma var.

Ceza hâkimi bir suç yapmadan sana ceza veriyor mu? Ne zaman bir hadise çıkarıyorsun, suç yapıyorsun, yaptığın hadise, çıkarttığın hadise hâkimin sana ceza vermesine o sebep oluyor değil mi?

         Allahu Teâlâ hazretleri, o kadar böyle olmuşken o zaman yarın yevm-i mahşere vardığı zaman bu kul demez mi ya Rabbi sen adalet sahibisin, Senin kullarında adalet görürdük, biz suç yapmayınca ceza vermiyorlardı, Sen bütün ahkamü'l-Hâkiminsin; hâkimlerin hâkimi sensin. Niçin sen benim ruhumu yarattığında daha dünyaya çıkmadan, direksiyonu kullanmadan, bir suçüstünde olmadan beni niçin cehennemlik yazıyorsun da bunu cennetlik yazıyorsun demez mi?

        مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ      

         “sizin durup dururken azap çekmenizden Allah'ın ne menfaati vardır.”[48]

            لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ 

         “Allah'a iftira etmeyin.”[49]

        مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ     

         “durup dururken azap çekmenizde Allah'a bir fayda var mı?”[50] Allah'a iftira etmeyin.

        وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

         “biz insanları hiç bir şey için halketmedik. Sa’yı gayretini hangi yöne kullandı ise noksansız olarak onun karşılığını bulacak.”[51]

         Zamanımız çok geçiyor burada bitince biride namazdan sordu.

Öteki de dedi ki namazın beş vakit olduğuna imanımız var. Fakat Kur'an-ı Kerim'de bir ayet var mı ki akşam, yatsı, sabah, öğle, ikindi denilen böyle bir teker teker bunları içine alacak ayet var mı?

         Sure-i Rum'da on yedinci on sekizinci ayette:

        فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ

         Bu ayet-i kerimenin tefsirinde bütün beş vakit namazları ayrı ayrı söylüyor. Hatta namazların arkasında Rabbınızı tesbih etmesini haber veriyor.

         Öyle bir karşılaşmamız oldu.

Yani, mevzumuz gayemiz, hep toparlama yine bir araya gelsin inşaallah. Bütün dinleyenlerimiz, bütün konuşmalarımızın içinde inşallah Allah'ımızın rızasına uygun olaraktan konuştursun cümlemizi. Allah’ımızın rızasına uygun, ümmet-i Muhammed’e madden manen menfaati olacak kardaşlarımızın emsalini çok etsin.

         Herkes kendi bulunduğu mevkilerde; bu çok olursa bir ağacın gölgesinde bir adam barınır. Yeter ki bunların içinde ihlaslı olsun. Gerekse tarikat ehli olsun, gerekse şeriat olsun.

         Şeriat, tarikat ikisi bir; şeriat-ı Muhammediye, tarikat-ı Muhammediye.

Şeriat, dış yüzü, tarikat iç yüzü. Şeriat ağacın, kemiğin dış kabuğuna benzer, tarikat ağacın iç kemiğine benzer. O onu himaye eder, muhafaza eder, o onu himaye eder.

         Ağacın dış kabuğunu soyarsan kemiğini kurutur, kemiği giderse kabuk muhafaza olmaz.

         Şeriatla tarikat böyledir. İkiside peygamberimizin fiilidir. İkisiyle beraber yürüyenler peygamberimizin sünnetini tutmuş olur ve O'nun yolunda yürümüş olur.

         Peygamberimiz nafile ibadetler yapmış dedik. Peygamberimiz buyuruyor ki;

اِنْ صَلَّيْتَ الضُّحٰى رَكْعَتَيْنِ لَمْ تُكْتَبْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ

bir kimse günde en aşağısı iki rekât kuşluk namazı kılarsa (nafile sünnet işte, peygamberimiz kılmış beş vakitten başka) o kimse gafillerden yazılmaz”[52] diyor.

Akşam namazından sonra bir kimse diyor Kenzü'l-İrfan’da, altı rekât evvabin kılarsa peygamberimiz kendisi kılmış,

مَنْ صَلّٰى سِتَّ رَكْعَاتٍ بَعْدَ الْمَغْرِبِ قَبْلَ اَنْ يـَتَكَلَّمَ غُفِرَ لَهُ بِهَا ذُنُوبُ خَمْس۪ينَ سَنَةً

“her kim akşam namazından sonra bir dünya kelamı konuşmadan altı rekât evvabin kılarsa; ikide bir ikide bir altı rekât elli senelik günah-ı sağairini affeder”[53] diyor. Günahlarından uzak eder, Rabbısına kendini yakın eder diyor.

                   Gece teheccüd namazı; peygamberimiz kılmış, geçirmemiş teheccüdü. Dörtten aşağıda kılmamış, on ikiden yukarıda kılmamış.

                رَكْعَتَانِ ف۪ي جَوْفِ اللَّيْلِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا ف۪يهَا

                   en aşağı gece kalkıp iki rekât bir rıza-i Hak için nafile namaz kılmak dünyanın malı senin olmaktan dünyaya malik olmaktan daha yeg-hayırlıdır”[54] diyor.

                  

                   ALLAH’IN MEMNUN OLACAĞI FİİLLER

                   Gece namazı; gece namazı hakkında Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri peygamberimize mi'racta emretti; “ya Muhammed, benim kullarıma emreyle, beni memnun etsinler bir kaç şeyler ile.

                   Bak, nede memnuniyeti olacağını söylüyor. Demek ki maksat, O'nu razı etmek, değil mi kardaşım? O'nu memnun etmek değil mi? O'nun gönlünü kazanmak değil mi?

                   Sözüm ona misalde hata olmaz. Bir aptal, ağanın karşısına geliyor, bir zengin bey, ondan bir şey koparacak yani. O koparmak için çeşitli oyunlar yapıyor. Yani onun gönlünü kazanıp ta o ihsanı almak için.

                   Kulda, Allah'ın gönlünü kazansında nasıl kazanırsa kazansın.

                   Diyor ki; “ya Muhammed, kullarıma emreyle beni menmun etsinler bir kaç şeyle.

                   Birinci neyle ya Rabbi?

                               اِطْعَامُ الطَّعَامِ وَل۪ينَ الْكَلٰامِ وَالصَّلٰاةُ بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ

         Birinci;benim kullarıma sırf benim rızamı tahsil etmek için hasbeten lillah yedirsin. Bu adam şöyledir, bu adam böyledir maksadını bırakaraktan. Madem bunda benim memnuniyetim var, gücünün miktarı benim kullarıma hasbeten lillah yemek yedirsin.

İkinci;

            وَل۪ينَ الْكَلٰامِ

         Benim kullarıma hasitliği, müfsitliği, kıskançlığı terk edip onların maddiyetini, maneviyatını muhafazaya çalışıp; bir ana, baba merhameti; evlatlarını nasıl esirger, güzel kelamlarla onları doğruya sevk ederse benim kullarıma böyle veline’l-kelam; onun gibi konuşsunlar. Güzel kelamla idare etsinler konuşsunlar.

         Üçüncü;

                وَالصَّلٰاةُ بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ

              Gece herkes uyurken kendisi kalksın benim için namaz kılsın.”[55]

         Çünkü gece namazında riya karışmaz kolay kolay. Bir tek bir ayalı olur çok çok, o da ya uykuda olur ya da uyanır yani. Fakat açıkta ibadetlerde riya karışma imkânı çok. Bu yüzden peygamberimiz buyuruyor ki; “riya ile yapılan amel; halk gördüsüne, beğenilmesine, desinlere yapılan ameller, muhafazasız yanan çıraya benzer” diyor. Nasıl yanıpta rüzgâr söndürürse hükmüde o kadar olur. Riyalı ameli ben kabul etmem diyor.

         Arkasından Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri yine buyuruyor; “ya Muhammed, kullarıma emreyle beni menmun etsinler daima nadimlik pişmanlıkla beni menmun etsinler.” Mühim noktaya geldi bak şimdi.

         Bir adam kardaşım niye nadim olur?

Bir yüksek babası mı var, yüksekte hocası mı var, yüksek amirimi var, ona karşı bir edepsizlik yapar, bir küstahlık yapar vazifesinde, mahçup olur, nadimlik içine düşer.

         Biz ise ne kadar bilsek bilmediğimiz çok. Ne kadar yapıyoruz desek yıktığımız çok, hatalarımız çok. Ne kadar bir adamın ilmi yüksek olsa ne kadar bilgin olsa onunla beraber korku ağırlığıda beraber olacak. Çünkü Kuddusi hazretleri öyle diyor:

        

         Veli olmaz kişi taşlanmayınca,

         Dünya endişesi gönlünden boşlanmayınca

         İbadet çokluğuna itibar yoktur

         Kulundan Halık'ı hoşlanmayınca

         Onun gibi daima ne kadar yapsak bir dilimizin konuşmasının karşılığını yapamayız biz gece gündüz çalışsak O'nun verdiği ihsanlara.

         “Beni diyor menmun etsinler daima nadimlik pişmanlıkla.” Daima nefsini, şeytanı büyük düşman bilerekten, onlardan emin olmayaraktan, benim nazargahım olan kalbine ve zahirine batınına sahip olsun. Az gevşekliğe gelmez.

         Allah muhafaza etsin Cenâb-ı Hak cümlemizi.

         İkincisi ya Muhammed, birde “mazlumun diyor bedduasından hazar eyle.”

         Mazlum ki; kolu, dalı yok derler yani kimi kimsesi yok. Dayanacak karşına bir karşılık verecek gücü kuvveti yok. Ezsen eziyon sövsen sövüyon. Böyle olan bir mazlum diyor kâfirde olsa duasını red etmem ya Muhammed. Mazlumların duasından hazer eyle.

         Üçüncü ya Muhammed diyor, “tebcilden hazar eyle, tekbir tebcilden hazar eyle” yani halk seni saygı gösterdiği zaman sevgi ve sana hizmet yaptıkları zaman buna bir tekebbürlük büyüklenmekten çok sakın tebcilden.

         Dördüncü “emribi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker eyle” benim emrimi kullarıma söyle emreyle nehyimi de söyle. Namazı vaktinde eda eyle. Zira din bunlarla tamamdır.”[56]

مَا الدّ۪ينُ 

         “Din nedir” ya Resulallah demişler sahabeler, din nedir? Buyurmuş ki;

  اَلدّ۪ينُ حُسْنُ الْخُلْق

         “din, hüsnü hulk. Hüsnü hulk nedir? Güzel ahlak.”[57]

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ

         “Her kim nefsini terbiye, tezkiye eder; güzel ahlaka sahip olursa kurtuldu”[58] diyor ya.

         Onun için din temeli, kimin ahlakı güzel, kimin amelinde riyası yok, kimin ilminde amelinde riyası yok, kibiri yok, ucubu yok, hasedi yok, gazabı yok onun maneviyatı olgunlaşır.

         Kimin amelinde, niyetinde, kibir kokusu, riya kokusu, Müslüman aynı emsallarına hasedlik kokusu, benlik, gazap, şehvet, dünya sevgisi, hırs tamah bunların hangi bir kokusu varsa o yapılan ameller piyasada satılmaz, makbule geçmez.

         Hal pazarına götüreceğin malı; sebzeciysen, meyvacıysan bahçeyin sebzeyin içinde aynı oldumuydu bu adamın malına ne kadar âlem zem etse o adamın için bir şey yok. Fakat bazısının yüzü düzgün altında karışıklı böyle bu gibi fikirlerle yapılan ameller mahşer yerinde carıslık, fırtına onun başına döner, Allah muhafaza etsin.

         Gücümüzün yettiği miktarda Cenâb-ı Hak ihlasla kendine çalışanlardan etsin. Nefsin, şeytanın hilalarını bize anlatsın. Onların havai arzu fikirlerini içimizde eğleştirmesin. Muhabbetini, aşkını gönlümüze indirsin. Gönlümüzü Cenâb-ı Hak, kendi hidayeti ile temize çıkarsın ki gönlümüz selamete çıksın.

         Onun için derler ki bir mü'minin kalbine girmek;

                إِنَّ اللّٰهَ يَنْظُرُ إِلٰى قُلُوبِ أَوْلِيٰٓائِه۪ فَمَنْ وَجَدَهُ وَرَحِمَهُ

         “Allahu Teâlâ hazretleri evlayasının kalbine nazar eder bakar. Onun kalbinde kimi bulursa ona rahmet eder.”

Bunlar kıyamete kadar tükenmeyecek. Ümmet-i Muhammed’e hüsn-ü zan yapanlardan etsin. Su-i zanda bulundurmasın. Buyuruyor ki:

       رَحِمَ اللّٰهُ عَلٰى خُلَفٰٓائ۪ي

         “Allah'ım benim halifelerime rahmet et” merhamet et yardım et.

Kim halifelerin ya Resulallah?

                يُحْيُونَ سُنَّت۪ي وَ يُعَلِّمُونَهَا النَّاسَ

        “kendisi benim sünnetimi ihya eder tutar. Nasa da hasbeten lillah öğretir. Benim halifelerim bunlardır.”[59] Kendisi benim sünnetimi ihya eder tutar. Hasbeten lillah Allah rızası için halka da öğretir.

        رَحِمَ اللّٰهُ عَلٰى خُلَفٰٓائ۪ي

         “Allah'ım halifelerime rahmet et.” Kim halifelerin?

                مَنْ عَرَفَ زَمَانَهُ وَحَالَهُ وَ اسْتِقَامَتْ طَر۪يقَتَهُ

         “kendi bulunduğu zamandan haberdar olanlar, kendi halından haberdar olanlar, tutmuş olduğu Hak yolundan tarikat yolundan istikametinden sapmayıp ayrılmayanlar.”[60] Kendi zamanından haberdar olmakta lazım geliyor.

                مَنِ اسْتَوٰى يَوْمًا فَهُوَ مَغْبُونٌ

         “her kimin iki günü bir birine benzerse o kimse mağbundur (zarardadır)[61] diyor.

         Kendi zamanından haberdar olmayan kimse mağbundur diyor.

Bugün dış devletlerde, kendi devletimizin içinde dinin kökünü kazımaya çalışanlar kim? Dini yapmaya çalışanlar kim?

Her yere sokulmuş bunlardan haberdar olmak lazım. 

         Onlarla beraber kendi halımızdan biraz önce konuştuğumuz gibi en büyük harp, en büyük bize düşman olan nefis ile şeytan, bunların bütün hücumu, kalb motorunu imha etmek, bunların bütün düşmanlığı imanı baltalamak.

         Dışın düşmanlığının en büyüğü, fırsat bulursa cesedini parçalar. Manevi hınzır, Allah muhafaza etsin maneviyatta o ayrı, fırsat bulursa imanını parçalar.

Allah fırsat vermesin Cenâb-ı Hak.

         İki ayaklı canavarlardan da kaçın diyor. İki ayaklı bid'at ehli canavarlardan sakının, canavarlardan sakındığınız gibi.

         Bid'at ehli, onlardan sakınmamız lazım.

اَهْلُ الْبِدَعِ كِلَابٌ اَهْلُ النَّارِ

“Onlar cehennemin köpekleridir”[62] diyor peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri.

         Bize şimdi kısadan toparlayalım inşaallah Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri şu cemaatimize, bunun dışındaki olan bütün İslam âleminin içinde kemal sahibi kardaşlarımızı, yoldaşlarımızı çok yapsın Cenâb-ı Hak. Dinimize, vatanımıza hasbeten lillah yardımcı etsin Cenâb-ı Hak onları tüketmesin içimizden.

         Şimdi hem tarikat, hem şeriat, mümkün mertebe anlayabildiğimiz kadar anladık; yani tarikat ne imiş? Nafile namazları da inkâr edenlere cevaplar verildi ki imdad-ı Müslümin kitabının 247 sahifelerinde belki on satır yarım sayfa, nafile hakkında hadis-i şerif var.

         Yarın mahşer gününde diyor Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, kulundan en evvel beş vakit namazdan soracak diyor. Hadisin Türkçe meali. “Melaike-i kirama emredecek ki; bu kulumun kıldığı farz namazda eksiği varsa nafilesine bakın. Nafile namazını bulursanız farzın eksiğini nafile ile ikmal edin diyecek. Tekrar meleaike-i kirama emredecek diyor bu kulumun farz orucuna bakın. Farzda hiç noksan orucu var mı? Nafile orucu var ise nafile orucu ile farzının eksiğini ikmal edin. Zekât borcuna bakın. Zekâtta noksanı var ise sadakasına bakınız. Sadakasıyla zekâtının eksiğini ikmal edin diyecek diyor. Bu ise Allah'ın kullarının üzerine bir lütfu, bir şefkatı, bir merhamet, ihsan-ı ilayesidir”[63] diyor.

Mümkün mertebe hem beş vaktimizi kılmalı, mademki bu nafilelerde bu kadar fazilet var.

         Hadis-i kudsi de:

        وَمَا تَقَرَّبُ إِلَيَّ عَبْد۪ي بِشَيْئٍ اَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُهُ وَمَا يَذَالُ عَبْد۪ي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتّٰى أُحِبُّهُ

         “kulum bana yakın olamaz kendine farz kıldığım amellerde bana yakın olduğu gibi. Kulum benden ayrı olmaz bana yakın olur nafilelere çalıştıkça.

         İşte bu tarikat, nafile sünnettir. O kul benden ayrı olmaz bana yakın olur ben ona yakın olurum nafilelere devam ettikçe حَتّٰى أُحِبُّهُ  arkasından ne dedi, sevgi geldi.

         Beş vakit namazla hac, zekât, oruçta yapmazsan cehennem hazır diyor. Mecbur vazife; hükümetin yirmi ay askerliği gibi, yapmazsan ceza hazır. Bunda korku var.

         Nafile ibadetlerde, gönüllü, nefis ile şeytanın istirahatını bozaraktan, harp, mücadele yaparaktan nafileye çalışmakta sevgi başlıyor. حَتّٰى أُحِبُّهُ kulumu severim.[64]

        فَإِذَا اَحْبَبْتُهُ  كُنْتُ لَهُ سَمْعَهُ الَّذ۪ى يَسْمَعُ بِه۪

            “onu sevdimmiydi o zaman onun işiten kulağı ben olurum benimle işitir.” Hazreti Ömer radıyallahu anhu hazretleri Medine-i Münevvere’de hutbeden, ya Sâriye el cebelü cebel Hindistan'daki Sariye'ye Medine'den çığırıp duyurduğu gibi.

                وَبَصَرَهُ الَّذ۪ى يُبْصِرُ بِه۪

              “onun gören gözü ben olurum.”

            وَيَدَهُ الَّت۪ى يَبْطِشُ بِهَا

           “onun tutan eli ben olurum benim kuvvetim ile tutar.”[65]

         Hazreti İmamı Ali keremallahu vechehu, kardaşım Hayber'in kal'asını çelik polat; o kadar büyük kapıyı bir elle alıp arkadan hendeğin üstüne köprü yapması, bu bilek, et kuvveti mi bu? Bu safi polat olsa gene tahammül etmez.

        أَنَا سِرُّ الْإِنْسَانِ سِرّ۪ي سِرَّهُ

         İşte o zaman esrarı, sırrı Allah'ın sırrıdır o. “insanlardan zuhur eden sır benim sırrımdır”[66] diyor. 

Hep biz cemaatimizi meşgul etmeyelim, kardaşlarımızın hep niyetimiz, gücümüzün miktarı Hakkı batılı anlamak, anlatmak.

         Tarikatçıların içinde de sahtekâr olanlar var. Hakkıyla ehl-i tarık, başımızda yeri var. Ayağının altını öpsen az hakkıyla ehl-i tarık. Fakat sahtekâr olanlarında, zındıklarında şerrinden ümmet-i Muhammedi korusun Cenâb-ı Hak.

Bunlarda çok. Birde bunların misalini inşaallah konuşayım da bitirmiş olalım inşaallah.

          Bizim evde oturuyordum bir gün. Bir şeyh geldi dediler. Öte tarafa vardım, oturuyorlar. İki kişi, birde şoför kendileri taksi getirmiş. Oturduk neyse hoşbeşten sonra başında bir sarık, sakal filanda yok. Oturuyorlar, bir yoldaşı var, birde şoför. Üçü hoşbeşten sonra oturduk biraz neyse, konuşmaya başladı. Kendileri, ecdatları evlad-ı Resulden seyyid olduklarından, babalarının tekkeleri, ecdatlarının işte tekkeleri olduklarından bahsetti biraz.

Bu yönlerden biraz konuşunca bana dedi ki sen seyyidmisin dedi.

         O zaman konuşmaya mecbur olduk. Dedim ki; seyyid ne demek? Ve seyyid kimlerdir? Bana lütfen bunu anlat dedim.

Durdu…

         Ben dedim inşaallah Allah'ın bildirdiği kadar, gücümün yettiği kadar sana anlatayım dedim seyyid kim?

         Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerine sordular; ya Resulallah, biz sana salavat-ı şerife getiriyoruz; (Allahümme sali ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed) senin üzerine getiriyoruz. Bu senin âlin kimdir? Bu alinde beraber katılıyor.

                كُلُّ تَقِىٍّ آلِ مُحَمَّدٍ

           “dünya yüzünde nerde takva ehli varsa benim âlimdir.”[67] Dünya yüzünde nerde takva ehli varsa benim âlimdir diyor.

         Takva; Allah korkusu ve şüpheliden sakınmaktır.

         Birde vera' var. Takvadan vera' daha ileri oluyor. Vera'; şüphelilerin en ufağından sakıncalı olmak; kalben, fiilen, her halında. Belli olanlar belli, birde şüpheli olanlar var. Vera'; şüphelidende sakındırır ki takvadan daha ileri oluyor.

         Onun için peygamberimiz buyuruyor ki;

         إِنْتَهَى الْإِيمَانُ إِلَى الْوَرَعِ

         “iman ancak vera'da hitam bulur”[68] diyor. İman ancak vera'da hitam bulur.

         Ne zaman ıssızlarda ve kalabalıklarda şüphelilerden kendini sakınıyor mu? Onun imanı kuvvet bulmuş.

         Sakınmıyor; yemesinde, konuşmasında şüpheli şeylerden, bil ki imanı daha zayıf.

         Hamile olan kadın sakınmaz mı kardaşım? İnerken, koşarken, yük atarken boş olan kadın sakınır mı? Zay edecek bir şey yok. Misali bunun gibi yani.

         “Ancak iman vera'da hitam bulur. İmanın en yükseğide vera'dır.”[69] Diyor.

         Vera’ neydi? Hep şüphelilerden hakkıyla sakınmak; kalbine gelenden bile sakıncalı olur.

         Seyyid şimdi dedim kim?

         Dünya yüzünde nerde ehl-i takva varsa vera' sahibi varsa peygamberimizin ali evladıdır maneviyatta. Ancak yalnız kendinin sülbünden gelenler O'nun âli olsunda o birleri çalışmayla buna kavuşamazsa yazık olmaz mı?

         Tekrar Salman-ı Faris hazretleri dedim aslında İran'lı ateşe tapan bir şahıstı. Ateşe taptığı halda nice zahmetlerle ruhbanlara hizmet ederekten son sonununda peygamberimize kavuştu. Onun zahir ve batın edep, erkân, mayası ile mayalandığı için ehl-i beytten kayıt oldu Salman-ı Farisi.

         Nerde kaldı şimdi seyidlik dedim, kim seyid?

         Ürdün kralı Hüseyin, evlad-ı Resulden gelme. Fatma isminde bir bacısını İngiliz gâvuruna verdi. Kendide İngilizle evlendi. Seyyid mi oldu şimdi bu dedim O'nun yolunda gitmeyince.

         Biraz konuştu, sonra ben bilmiyorum kendinin durumunu, sıkışmış; bana dedi sigara kulanın mı sen? Dedi.

         Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

اَلصُّمْتُ زَيْنٌ لِلْعَالِمِ وَسَتْرٌ لِلْجَاهِلِ

         “Sükût durmak âlimin ziynetini artırır. Sükût durmak âlimin ziynetini artırır, daha güzelleştirir. Fakat cahilinde ayıbını kapatır”[70] diyor. Sükût durursa cahilinde ayıbını kapatır sükût durmak, âliminde ziynetini artırır.

         Dedim bu sefer, yahu şeyhlık falan köylerde geziliyor, halk bütün senin arkana düşüyor.

         Halkta, nasıl anlatacaksın? Allah anlatsın.

         Yahu dedim dün Osmaniye'de miydik konuştuğumuzda bizim orda dedim kabalcılık olur; bağ, bahçe, kabala alırlar. Sizin burda kabala alma var mı dedim.

         Var dediler.

         Şimdi bir bağ, bahçe, kabala almaya gelen bir adam, ticaret yapmak için bahçeyi, bağı bizzat gözüyle kontrolden geçirmeden onun bunun sözüyle alaseviye para veripte kabaladan bağı görmeden alan bu adam dedim akılsız.

         Bunun gibi; bağı görecek, bahçeyi gezecek, piyasaya yarar mı? Satlığa yarar mı? Vardığı yerde kendinin yüzünü utandırmayacak mı? Zenkli mi, zenksiz mi? Bunu gezmeden, bakmadan nerde bir şeyh ismi var, hababam tamam. Saf akıllı olanlar Allah muhafaza etsin yapışıyorlar.

         Yahu, bir şeyhım diyen adam, sigara içerse kerahatle keramet bir ağızda beraber dirlik eder mi? Sen dedim bu kadar böyle yapıyorsun Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerine ne cevap vereceksin?

        كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟

         “yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez”[71] demiyor mu?

         Bu israf değil mi? Bu neyin nesi? Senin karnını mı doyuruyor? Sana bir güç mü veriyor? Yoksa başka maddiyatını maneviyatını ikmal mi ediyor? Nesi var bunun, hangi bir hüneri var, bana göster dedim nesi var?

         وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يرًا اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُوٓا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ

         “Mallarınızı israf yerlere harç etmeyin. Mallarını israf yere harç edenler şeytanın karındaşlarıdır”[72] demiyor mu? Cenâb-ı Hak.

        

         ŞEYHIMIZ BİLAL BABA HAZRETLERİNİN İKİ MENKIBESİ

         Bizim şeyh efendi vardı, Allah rahmet etsin cümle geçmişlerimize. Allah hakikileriyle konuştursun Cenâb-ı Hak.

         Yani bunu anlatmakta ki maksadım, isme aldanmamalı. Bizzat ağacın, bağın meyvesini tadıp, rengi var mı, yok mu, tadı nasıl, tatmak lazım yahu. Ada aldanmamalı; kavline, fiiline, şeriatına bakmalı.

         Rahmetlik bizim şeyhk efendi Allah rahmet etsin cümle geçmişlerimize; Bunu, on sene Giresun'a sürgüne gönderdiler hükümet, Giresun'a.

         Siz Ordu'lu musunuz? Antep'li Bilal Efendi derlerdi. 1936'da gitti l947'de geldi, Giresun'da kaldı on sene. Ebedi gitti de sonradan on sene sonra gelmiş oldu. İki sene İstanbul'a sürgün ettiler. Bir sene Antep mapusunda (hapishanesinde) yattı. 52 sefer mahkemede tevkif kesildi bu zatın.

         Fakat doğrunun yardımcısı Allah olduğu için Cenâb-ı Hak dimdik korudu elhamdülillah.

         Çok da gelirler o Giresun'dan arkadaşlar bizim Antep'e daha hala; Giresun'un içinden, İstanbul'da olanlar, neyse O'nun mevzusuna gelelim; “Ben ora sürgüne gittim diyor Giresun'a. Birde bu şarktan diyor gelmiş Diyarbakır'dan mı daha öteden mi bir şeyh.  Oda sürgüne gelmiş. Bu 1936 seneleri sırasında 1936-1940 aralarında. Şimdi ben sigara kullanmam sigarayı da sevmem, hakkında da diyor konuşurum aklımın yettiği kadar çünkü:

                اِنَّ ف۪ى جَهَنَّمَ رَحًي تـَطْحَنُ عُلَمٰٓاءَ السُّوٓءِ

         “Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri diyor cehennemde bir değirmen halk etmiş o değirmenin mütemadiyen vazifesi kötü ulemaların kafasını öğütecek.”[73]

         Ulema halkın içinde bir numunedir; cahiller, bilmeyenler numuneyi kimden alacak?

Ulemalardan alacak. Bir şeyh, serbest sigara içerse memleketin cahili rakı içmez mi?

         Kim sebep oldu?

         Ben kullanmam, o da serbest kullanırmış diyor cesaretle herkese serbest yol verir. Herkes bunun ikisinin arasında diyor şaşmış; birisi serbest içiyor, yol veriyor, biri vermiyor. Bunun ikisininde ismi şeyh.

         İsme aldanmamalı dedik ya. İsim insanı yanıltır kardaşım.

         Okşayacaksın, lezzetine bakacaksın, yoklayacaksın.

         Elin uşağı diyor, bir gün haberim yok beni diyor davet ettiler bir eve, o şeyhıda diyor davet etmişler. Kalabalık, yemek yendi diyor haberim yok baktım o da orda diyor.

         Yemek yenir yenmez gencin birisi hemen diyor kalktı hemen çabucak bir sigara diyor sundu. Sunmasıyla kibriti de çalması beraber oldu diyor. Ağzına tuttu böyle şeyha.

         Şeyh, şimdi diyor sigara orda içmese diyecekler ki yahu sen her yerde içiyorsun burada niye kullan mıyorsun?

         O zaman sigarayı ağzına aldı diyor böyle; ağzında sigara içiyor, içtiği yerde de diyor besmelesiz sigarayla ayet okumaya başladı diyor.

         Bak sen!

Dedi ki diyor, كُلُوا وَاشْرَبُوا Allah diyor ki, yiyiniz içiniz. Bizde işte böyle yiyoruz içiyoruz dedi diyor.

Dedim ki diyor, ayetin arkasını niçin oku muyorsun?

        وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟

         “israf etmeyiniz Allah israf edenleri sevmez”[74] demiyor mu?

         Kendinin okuduğu ayetle Cenâb-ı Hak kendini bağladı diyor.

Böyledir kardaşım.

         Yine o zatın bir misalini verelim; söz sözü açıyor, Antep'te, Giresun'a sürgüne gitmeden evvel diyor; nelerle karşılaşılıyor bakın siz, nelerle! Antep'te, Giresun'a gitmedim daha orda oturuyorum bir mahallede. Biri geldi diyor namazdan çıkınca hoca efendi dedi seni şeyh camisinden davet ediyorlar bu akşama ora yatsından sonra gelmen lazımmış dedi diyor.

         Şeyh camisi denilen bir cami var, şehrin böyle doğu tarafında.

         Yatsıyı kıldım diyor tek başımayım. Davet oldu, icabet diye gittim bir şeyden haberim yok. Tam mahalleyi de iyi bilmiyorum, (aslen kendi İslahiye'nin köyünden Antep'te oturuyordu.) Gittiğim yerlerde işaret yapıyorum diyor uzak olduğundan. Vara vara vardım ki onların orda diyor bir tekke gibi bir şey tertip yapmışlar. Ora birikip toplantı yerleriymiş diyor. On beş yirmiye yakın diyor adamlar, yaşlı, gır gır sakallı, birazları sakalları var birazda böyle yaşlı adamlar. Hep böyle eller döşte kıyamdalar. Birde üst başta diyor bir adam oturuyor, boğazında kravat, ağzında sigara, ayakta ayağın üstünde, yanında birde kedi oturuyor. Beni de algettiler (götürdüler) karşısına oturtturdular diyor.

         Şimdi burada tarikattan, şeriattan biraz konuşmaya başlayınca onlar diyor, ben dedim ki diyor; bir mürid, evvela çalışır, şeyhın halıyla, edebiyle ona kavuşur, şeyhta fani olur. Ondan sonra Resulullahın halı, edebiyle ona ulaşır, onda fani olur. Ondan sonra Allah'ta fani olur Hakk'ta fani olur.

         Sen birden bire temizlemeden çocuğun üstünü başını düzeltmeden bir makama gönderebiliyor musun?

Böyle kademe sırasıyla bunu böyle söyleyince diyor o da onların şeyhıymış diyor.

         Ooo bire hoca efendi sende, sen minarenin dışından âlemine yol arıyorsun dedi diyor.

         Ben bir gün şeyhımın yanında oturuyordum dedi diyor. Şeyhım Muhammed’i görsem dedim diyor.

         Peygamberimizde demiyor diyor.

         Şeyhım, Muhammed’i görsem dedim diyor.

Muhammed'imi görmek istiyorsun sen? Dedi diyor.

Evet, dedim diyor.

Yum gözünü bakalım dedi diyor.

Gözümü yumdum, Muhammed karşıma geldi diyor.

         Kendi de daha öyle oturuyor diyor.

Ondan beri dedi diyor, ne zaman arzu edersem, gözümü yumduğum zaman karşıma gelir dedi diyor.

         Onlarda daha böyle duruyorlar, ben tek başımayım, yalnızım orda diyor. Şimdi dedim diyor yine gözünü yum, yine şimdi karşında duruyor mu? Hele bak dedim diyor.

         Evet, dedi diyor.

         Ulan kâfir herif dedim diyor. Dinsiz, kâfir herif, O Muhammed senin kapıyın azabı, çobanı Muhammed mi ulan kâfir herif? Dedim diyor. Ayak ayağın üstünde, elinde sigara, edebini bir tarafa devirmişsin, kedi yanında, senin O Muhammed kapıyın çobanı Muhammed mi karşında ulan? Dedim diyor. Ben billahi O Muhammed'i görsem, karşısında eririm böyle dedim diyor.

         Bu sefer dilimi ötekilere döndüm diyor; sizde hiç kafa yok mu? Dedim. Bir Avrupa'nın zındığı gelip içinize sizin dininizi, peygamberinizi istihza ediyor haberiniz yok dedim diyor.

Sonra dedi ki diyor; hoca efendi, ne yapalım dedi diyor, kedinin başını sıvıyor bizde bu sigarayı içiyoruz dedi diyor.

         Bakın zındığa dedim diyor. Ben sigarasına söylemiyorum. Sigara, Allah'la senin arandaki bir halın, ben ona karışmıyorum. Sizin peygamberinizi istihza ediyor, alay ediyor alay! Dininizi, peygamberinizi eğlenceye, istihza ediyor ondan haberiniz yok. Böyle bir zındığın peşine takılıyorsunuz dedim diyor.

         Konuşurken konuşurken adamların diyor bir kaç tanesi imanlı, baktım ağlamaya başladılar diyor.

         O gece diyor geldim eve yattım. Billahi diyor Hazreti Fatma validemizi rüyamda gördüm; beni böyle kucakladı, aynen çocuk emzirmiş gibi emzirdi diyor.

         O, dini müdafaa ettiği için işte.

Böyle dinsizler içimize sokulmuş bak, dışı tarikatçı. Namazı bırakanlar var.

Bir zaman gelir ki diyor peygamberimiz yalancı deccallar zuhur eder hadis-i şerifte. Yüz kısımlarına, dış kısımlarına bakarsan tam dinin yapıcısı, tamircisi bilirsin kendileri hakikate gelince dinin asıl yıkıcısı onlardır.

Allah muhafaza etsin Cenâb-ı Hak cümlemizi.

Âmin.

Euzü billahimineşşeytanirraciym Bismillahirrahmanirrahıym. Elhamdülillahi Rabbi'l-Âlemine vessalatü vesselamu ala Rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ya Erhame'r-Rahımin, ya Rabbena O sevgili Habibin Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hürmeti hakkı içun. Esma-i sıfatın hürmeti hakkı içun. Azameti Kibriyan hakkı için ya Rabbi. Vahdaniyyetin Ferdaniyyetin hakkı için ya Rabbi. Kudreti kemalın hakkı için ya Rabbi.

Ya Rabbena, din-i İslam'a nusrat ver. Ehl-i imana kuvvet ver. Ümmet-i Muhammed'e selamet ver. İslam ordularını galib ve muzaffer eyle. Din düşmanlarımızı Kahhar isminle kahreyleyip helaki hezm eyle. Dertlilerimize deva ver ya Rabbi. Hastalarımıza şifa ver ya Rabbi. Borçlularımızın borcunu eda etmek nasip eyle ya Rabbi.

Ya Rabbena, vatanımızı, dinimizi, namusumuzu, iman ve itikadlarımızı Habibiyin hakkı için sonlarımıza kadar cümlemizi sen himayenle muhafaza et ya Rabbi. Bu cemaatimizi, bunun haricinde olan bütün evlad, ezvac, bütün akraba, ahbab, ıhvan din kardeşlerimizin cümlemize birlikte bizlere sen yardım, hidayet eyle ya Rabbi. Bizleri gafletten uyandırıp ikaz, irşad olmuş kullarından eyle. Kalbleri mutmain olmuş kullarından eyle. Bu zalim nefsimizin, şeytanın heva ığvalarına uymaktan bizleri muhafaza eyle. Rızan olmayan taraflara meyledip kaymaktan muhafaza eyle. Bir anda olsa ya Rabbi, bizleri bu zalim nefsimizin heva arzularına, bizleri bize bırakma ya Rabbi.

Sen yardım hidayetini üzerlerimizden kaldırma. Rızan olmayan taraflara bizleri daldırma ya Rabbi. Din-i mubinimizi güneş gibi parlat. Bütün ıhvan din kardeşlerimizi, cümlemize ya Rabbi, rızalı amelden, rızalı ilim, irfandan, rızalı kemaldan ayırma ya Rabbi. Dışta ki olan vatanımıza, dinimize, iman ve itikadlarımıza engel mani olmak kastinde olan mülhid, münafık, sahtekârların şerrinden muhafaza eyle.

Bizleri senin razı memnun olduğun, kemal sahibi, ilim irfan sahibi olan dostlarınla buluştur. Onlarınla biliştir. O dostlarıyın rızalı konuştuğu gibi konuştur. Onların hidayetinle rızan olmayan engellerden savuştukları gibi savuştur. Onların senin yardımınla ya Rabbi, dostluğuna layık olup ihlasa kavuştukları gibi kavuştur. Ehl-i imana, ıhvana kalbinden kin, küdret, adavet, buğuz, riya, hased bu gibi ahlak-ı zemimeleri gönlünden atıp onların maddi manevi yardımına koşanlardan et ya Rabbi.

Merhametli, şefkatli olup ümmet-i Muhammed'e madden manen yardımı olan kullarından eyle. Onlarınla biliştir ya Rabbi. İçimizdeki sahtekârların şerrinden muhafaza eyle ya Rabbi. Razı memnun olduğun ilm-i hikmetini, esrar ve sırrından,  aşkından bizlerede ihsan eyle ya Rabbi.

Kalblerimizi kelime-i tevhidin nuruyla nurlandırıp münevver eyle. Bizlere aşkını ver ya Rabbi. Şevkını ver ver ya Rabbi. Muhabbetini ver ya Rabbi. Habinden ayırma. Nefsimizi islah eyleyip bizleri sana yakîn olan kullarından eyle.

 


[1]İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii. 7.s.422/18534.

[2]Ali İmran Suresi 3/29

[3] İmamı Gazali, ihya-i ulumi’d-Din c.4.s.176-351 (Kahire). İmam Münavi Feyzu’l-Kadir c.5.s.510 (Mısır) Ğaraibü’l-Kur’an ve Reğaibü’l-Furkan, c.1.s.235 (Beyrut).

[4]Kaf Suresi 50/16

[5] Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.1.s.125 (Kahire). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.196/4550 (Beyrut). 

[6] Münavi Feyzü’l-Kadir c.4.s.384(Mısır).

[7] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.216/14. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.373/3666 (Beyrut). 

[8] Yusuf Suresi, 12/53

[9] Al-i İmran 3/200.

[10]Gunyetü't-Talibin c.1.s.155 (Osmanlıca baskı)-c.1.s.143 (Beyrut). Suyuti, ed-Dürerü'l-Mensure s.125/245. Hatibi Bağdadi, Tarihi Bağdadi c.13.s.523/7345 (Beyrut). Camiu's-Sağir c.4.s.511/6017.

[11] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 136/880, Tirmizi, Birr, (1928), Heysemi Mecmau’z-zevâid, 8/87, Beyhaki Sünenül Kübra, 6/94.

[12] Kenzü’l-İrfan fi Ehadisi'n-Nebiyyi'r-Rahman 1001 Hadis, s. 136/880 (Osmanlıca baskı), Tirmizi, Birr, (1928), Heysemi Mecmau’z-zevâid, 8/87, Beyhaki, Sünenü’l-Kübra, 6/94.

[13] Kenzü’l-İrfan fi Ehadisi'n-Nebiyyi'r-Rahman 1001 Hadis, s. 81/492.

[14] Raad suresi 13/28

[15]Taberani, el-Mu’cemu’l-Evsat, c.7.s. 86/6931. Deylemi, el-Firdevsü bi Me’suri’l Hıtab, c.3.s.564/5768 (Beyrut). Camiu's-Sağir Muhtasarı c.3.s.338

[16] Raad suresi 13/28

[17] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.6.s.95 (Beyrut). Ramuze’l-Eadis c.1.s.254/1

 

[18] Ruhu’l-Beyan tefsiri c.3.s.343,  Mecmau’l-Adab s.36 (Osmanlıca baskı)

[19] Mecmuatü’l-Cevahir, El Cemiu’l-Usul ve Şerh ve Tercüme-i Delâil-i Abdulkadir Geylani s.174

[20] Mecmuatü’l-Cevahir, El Cemiu’l-Usul ve Şerh ve Tercüme-i Delâil-i Abdulkadir Geylani s.174

[21]Âlâ Suresi 87/14

[22]Âlâ Suresi 87/14

[23]Münavi, Feyzü’l-Kadir c.1.s.186 (Mısır). İmamı Celaleddin Suyuti, Dürrü’l-Mensür c.12.s.647 (Kahire), Hulasatu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an c.13.s.39 (Osmanlıca baskı).

[24]Ankebut 29/45

[25]Şuara suresi 26/88-89

[26] Bakara suresi 2/257

[27] Bakara suresi 2/257

[28]Tabarani, el-Mu’cemü’l-Kebir c.10.s.86/10033 (Musul). Ebu Ya’la, Müsned c.6.s.65/3315 (Dımışk). Müsnedü’ş-Şehab c.2.s.255/1306 (Beyrut). Beyhaki, Şuabu’l-İman c.6.s.42/7444 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.2.s.201/2995 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c.10.s.276 (Beyrut). Ramuze’l-Ehadis c.1.s.205/10. Müsneü'l-Haris, c.2.s.852/911 (Medine-i Münevvere). Müsnedü'l-Bezzar, c.13.s.332/6947 (Medine-i Münevvere). Müsnedü'ş-Şehab c.2.s.255/1306 (Beyrut).

[29]İhya-i Ulumi’d-Din c.4.s.146 (Kahire). Ramuze’l Ehadis, c.2.s. 348/a (Değişik lafızla)

[30]Tefsirü’l-Geylani c.1.s.117 (Beyrut). İhya-i Ulumi’d-Din c.3.s.14 (Kahire). Ahmed İbni Receb el-Hanbali, Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem s.398 (Beyrut). Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.174/4446 (Beyrut).

[31] Ruhu'l-Beyan Tefsiri c.3.s.8.(Beyrut), Cevahirü’l-Kur’an.12

[32]Tefsirü’l-Geylâni c.4.s.157 (Beyrut).

[33] Nur suresi 24/35

[34]Tevbe suresi 9/119

[35] Ruhu’l-Beyan Tefsiri c.4.s.387. Kenzü’l-İrfan fi Ehadisi’n-Nebiyyi’r-Rahman s.61/344 (Osmanlıca Baskı).

[36]Münavi, Feyzü'l-Kadir c.6.s.135 (Mısır)

[37]Ra'd Suresi 13/39

[38]Furkan suresi 25/63

[39]Furkan suresi 25/64

[40]Furkan suresi 25/67

[41]Furkan suresi 25/68

[42]Furkan suresi 25/69

[43]Furkan suresi 25/70

[44]Furkan suresi 25/69

[45]Kenzü'l-İrfan fi Ehadisi Nebiyyi'r-Rahman s.34/188 (Osmanlıca baskı)

[46] İnsan Suresi 76/1

[47] İnsan Suresi 76/3

[48]Nisa suresi 4/147

[49]Taha suresi 20/61

[50]Nisa suresi 4/147

[51]Necm suresi 53/39

[52] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.149/3, Süneni Beyhakiyyü’l-Kübra c.3.s.48/4685 (Mekke)

[53] Kenzü’l-İrfan fi ehadisi’n-Nebiyyi’r-Rahman s.15/70.

[54]Gunyetü't-Talibin c.2.s.111 (Osmanlıca baskı)-c.2.s.344 (Beyrut). Levamiu'l-Ukul şerhu Ramuze'l-Ehadis c.3.s.318. Müzekki'n-Nüfus s.332.

[55]Sünen-i Tirmizi, c.5.s.368/3235 (Beyrut). Tabarani, el-Mu'cemü'l-Kebir c.20.s.141/290 (Musul)

[56]Mearici'n-Nübüvve s.352 (Osmanlıca baskı)

[57]İmamı Gazali, İhya-i ulumi'd-Din c.3.s.43 (Mısır).

[58]Ala suresi 87/14

[59]Ramuze'l-Ehadis c.1.s.291/1. İmamı Suyuti, Cem'u'l-Cevamii c.5.s.153/14513.

[60]Ramuze'l-Ehadis c.1.s.290/11

[61]Beyhaki, Kitabu'z-Zühdü'l-Kebir c.2.s.367/987 (Beyrut). Ebu Nuaym, Hilyetü'l-Evliya c.8.s.35 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me'suri'l-Hıtab c.3.s.611 (Beyrut).

[62] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.155/4

[63] İmdadu’l-Müslimin s.248 (Osmanlıca baskı).

[64]Buhari, Rikak 38. İbni Mace, Fiten 16. Ahmed ibni Hanbel, Müsned 6/256. Camiu's-Sağir muhtasarı, c.1.s.469/1003 (2:240/1753). İbni Hıbban, Sahih, c.2.s.59/347 (Beyrut).

[65]Buhari, Rikak 38. İbni Mace, Fiten 16. Ahmed ibni Hanbel, Müsned 6/256. Camiu's-Sağir muhtasarı, c.1.s.469/1003 (2:240/1753). İbni Hıbban, Sahih, c.2.s.59/347 (Beyrut).

[66]Ruhu'l-Beyan Tefsiri, c.3.s.8 (Beyrut). Cevahiru'l-Kur'an s.12

[67]Beyhaki, Sünenü'l-Kübra c.2.s.152/2693 (Mekke). Heysemi, Mecmau'z-Zevaid c.10.s.269 Beyrut). Tabarani, el-Mu'cemü'l-Evsat c.3.s.338/3332 (Kahire). Deylemi, el-Firdevsü bi Me'su'ri'l-Hıtab c.1.s.418/1692 (Beyrut).

[68]Darakutni, Sünen, Ebu Nuaym, Hilyetü'l-Evliya c.9.s.249 (Beyrut). Beyhaki, Kitabu'z-Zühdü'l-Kebir c.2.s.311/826 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me'süri'l-Hıtab c.1.s.417/1691 (Beyrut).

[69]Darakutni, Sünen, Ebu Nuaym, Hilyetü'l-Evliya c.9.s.249 (Beyrut). Beyhaki, Kitabu'z-Zühdü'l-Kebir c.2.s.311/826 (Beyrut). Deylemi, el-Firdevsü bi Me'süri'l-Hıtab c.1.s.417/1691 (Beyrut).

[70]Kenzü'l-İrfan fi Ehadisi Nebiyyi'r-Rahman s.91/569 (Osmanlıca baskı)

[71] Araf suresi 7/31

[72]İsra suresi 17/27

[73] İbni Adi el-Kamil, c. 3, s. 427 (Beyrut). Ramuze'l-Ehadis c.1.s.126/1

[74] Araf suresi 7/31

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>