canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HACI MUSTAFA GÜNEŞ EFENDİ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİ 21 ( YAKUB VE YUSUF ALEYHİMÜSSELAM) - (BAHRU'L-VEFA)

HACI MUSTAFA GÜNEŞ EFENDİ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİ 21

21. Sohbet: YAKUB VE YUSUF ALEYHİMÜSSELAM

Hacı Mustafa Güneş Efendi Hazretlerinin Sohbeti:

(Adana)

Şimdi burada Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri müsaade ederse inşaallah kardaşımızın bir tanesinin söylediği; biz hakkıyla adam olamadık, biz hakkıyla mürid, ıhvan olamadık mevzusundan açılmış olacak.

Yakup aleyhisselamla Yusuf aleyhisselamın kıssası hatırıma düştü söyleyince. İnşaallah Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri müsaade ederse rızalı olaraktan konuşmamızı nasip müyesser etsin.

Şimdi Yakup aleyhisselam birde İys vardı. Bunun her ikiside İshak aleyhisselamdan dünyaya geldiler. İshak aleyhisselamın babası İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam. İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam aslen baba yurdu ecdadının yurdu bugünkü şimdi İsraillilerin elindeki olan Filistin.

Ecdatları ne sebeple geldilerse Urfa’ya gelmişler. Urfa’da İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam doğup Peygamberliğini ilan ettikten sonra yaşayamaz oldu orda. Yalnız amcası Vezir vardı, onun kızı Sariye isminde bekar kız, o iman etti ancak. İbrahim Halil Peygamber aleyhisselama bu kadar ateşe atılıp, bu kadar işkenceler olup Cenâb-ı Hak onu kurtarınca Sariye imana geldi. 

O kadar erkekler vardı imana gelmedi. Bir rivayete karşı üç erkek imana geldi İbrahim Halil Peygamber aleyhisselama. O Sariye validemizle kendine iman edenlerle birlikte Urfa’dan çıkıyorlar, Mısır’a kadar geliyorlar. Ecdadının yurduna gidecekler. Mısır’a gelince orda yol üzerine adamlar koymuş Mısır Kralı gelen geçenden Pac alıyorlar. Bunuda indiriyorlar ki, sandığın içinden Sariye validemiz çıkıyor öyle bekar kızki hiç görülmemiş.

Dünya yüzünde en güzel yüz, Sariye idi. Ondan güzel o zamanda hiç kimse yoktu. O Sariye validemizden güzellik, İshak aleyhisselama intikal ediyor. İshak aleyhisselamdan Yakup aleyhisselama, Yakup aleyhisselamdan Yusuf aleyhisselama intikal edip onda karar kılıyor.

Şimdi Mısır Kralı bunları götürüp İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamı, Sariye validemizi bir araya getiriyor İbrahim Halil Peygamber aleyhisselama diyorki, bu senin neyin olur diyor.

İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam, bacımdır diyor. Çünkü Âdem babamızdan hep zürriyetler bir olduğundan orayı hatırına getiriyor. Şimdi ben buna diyor kızım desem bunu bana ver diyecek. Kadınım dese beni öldürecek, bacım dedi.

Öyleyse diyor bunu bana ver.

Kendisi bilir diyor.

İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamı zindana götüttürüyor, zindana attırıyor. Sariye validemizi kendi kral odasına gönderiyor. Kralın odasında Sariye validemiz. Kral, akşam olupta Sariye validemizin odasına gelmezden evvel İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamın içine bir ateş düşüyor.

Ya Rabbi diyor, senin rızan ve din için bu kadar zahmetlere katlandım hiç birinden şikâyetim yok. Ateşe atıldım, zindanlarda yattım, hiçbir şikâyetim yok. Yalınız ya Rabbi, beni diyor namusla terbiye etme. Ben dayanamıyorum buna diyor.

Sariye validemiz göz önünden gitti ya.

O zaman Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri onun duasını makbul edip gözünü açıyor, basiretini açıyor İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamın. Zindanda oturduğu yerde Sariye validemizle Kralın macerasını ordan görüyor. Hem görüyor hem işitiyor.

Kral, Sariye validemizin üzerine yürüyüp böyle yaklaşınca Sariye validemiz diyorki dur, gelme ordan beri.

Der demez ona manen bir hal oluyorki olduğu yerde bütün kendini ceryan tutmuş gibi titriyor böyle. Bakıyorki imha olacak, geri çekiliyor.

Bir müddet sonra yine geri aklı yerine gelince yine yürüyor. Çünkü güzel Sariye validemiz, kendide zaten kafir.

Hülasa böyle üç sefer hücum edince üçüncüde bakıyorki artık imha olacak aman diyor beni affet diyor. Beni affet bana dua et ben iyi olayım. Ben öleceğim diyor Kral.

Sariye validemiz diyor ki sen affolunman için o hapisteki adamı çıkartman lazım diyor.

O diyor kimdir diyor.

O hem benim kocamdır, hem Allah’ın Peygamberidir. Ondan başka Hiçbir kuşun bile eli bana dokanmamış.

O zaman Kral diyor ağlayaraktan gitti, (İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamda bunu gözüyle böyle vakıf olduki kalbinde bir şüphe kalmasın) getirip çıkarıp elbise giydirdi yıkattırdı üç gün misafir etti kendi Müslüman oldu.

Kral dediki benim dedi burda malım çok. Ne sebepten dedi siz tek başınıza böyle birkaç kabileyle uzak yere gidiyorsunuz?

Söyledi İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam. Öyleyse elhamdulillah şimdi biz Müslüman olduk. Benim malım senin malın dedi. Burda mal istersen çok, para istersen çok, ev istersen çok, burda kal.

Yok dedi İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam. Ben Urfa’dan azmettiğimde ecdadımın yurdu olan Filistin nahiyesine azmettim burada eğleşmem, oraya kadar gideceğim.

Baktıki imkânı yok, biraz kendine ağır, pahalı mal hediye düzdü. Öyleyse dedi bu, Sariye benim ahret bacım oldu ahret bacılığım oldu. Kendisini çağırttı, bütün elinin altında kaç yüz tane cariye vardı Kralın elinin altında. Ya Sariye, sen benim bacım oldun, beni affet. Bunların içinden bir tanesini sana vereceğim sana ölünceye kadar hizmetini yapsın. Hangisini istersen onu al diyor.

O üç dörtyüz cariyenin içinde en güzel kemal sahibide Hacer validemizdi. Hacer isminde bir cariye. Sariye validemiz onu beğeniyor. Hacer validemizi alıyorlar oradan doğru çekip Filistin’e oraya iniyorlar.

Filistin’e oraya inince köy yok, bir şey yok orda bir su eşiyor yarıyor oraya bir ev tertibat ediyor hülasa orda yerleşip kalıyor İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam.

İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam yerleşip kalınca Sariye validemiz nikahlı kadını, ondan çocuk olmuyor. Doksan yaşamış çocuğu olmadı. Sariye validemizden bir müddet çocuk olmayınca diyor ki ya Halil, dünyaya diyor hiçbir zürriyetin gelmedi. Hacerin üstüne bir nikâh at, belki bir zürriyetin gelir.

Kendi gönlüyle rızasıyla nikâh attırınca şimdi o da çocuğa kalıp İsmail peygamber aleyhisselam dünyaya gelince Sariye validemizden bu sefer bir hasidlik uyanıyor içine.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin bir hikmeti var.

Aşşağı yukarı har gür har gür, imkânı yok. İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam bir gün dağa oduna gidince geliyorki Sariye validemiz duruyor Hacer validemizde ağlıyor.

Sebebini soruyor.

Sariye validemiz yıkmış Hacer validemizi ayıp olmasın ud yerinden bir parça kesiyor. İkrah olunsun diye.

İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamda hemen Sariye validemizi yıkıyor, kısasa kısas o ne kadar kestiyse onun hayasından o da Sariye validemizden kesiyor İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam Hacer validemize kestiriyor.

Derhal Cebrail aleyhisselam iniyor diyor ki ya Halil, Allahu Teâlâ hazretlerinin emr-i ilahi, sende kendi kendini diyor keseceksin.

İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamda kendi kendini sünnet yapıyor.

Sünnet yapmanın hikmetlerinden birisi ordanda geliyor işte bize. Arabistanda birçok yerde kadınlarında sünnet oldukları orayı takip ediyorlar.

Hülasa şimdi münakaşa büyüyor. Sariye validemiz diyorki bunu benim gözümün önünden gidereceksin hiç imkanı yok.

Cebrail aleyhisselamda geliyor diyor ki ya Halil, sen Allah’ın takdirine razı ol. Sariye’nin dediği gibi bunu gözlerinin önünden götür. Deveye bindir, deven diyor nereye ıkarsa oraya indir.

Hacer validemiz devenin üstünde çocuk kucağında haydi bakalım Filistin’den Mekke canibine çekiyor.

Maksat, zahirde bunlar sebep olacak. Nuh aleyhisselamın tufanında Beytullah yıkılmış bellisiz olmuş, ora bulunacak.

İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam şimdiki Mekke’nin olduğu yere kadar gidiyor böyle çok uzak Filistin’le oranın arası. Beytullahın olduğu yere deve varınca orda ıhıyor.

Oraya indiriyor Hacer validemizi, İsmail aleyhisselamı. Kendisi deveyi çekip sizi diyor Allah’a emanet ettim.

Mekke’nin olduğu yer çukur, yukarı gediğe çıkınca bir sefer arkaya dönüp bakıyor ondan sonra diyor ki, sizi Allah’a ısmarladım.

Hacer validemiz bir müddet orda kalınca su yok, yiyecek yok, merak, keder çok. Çocuk belekte İsmail aleyhisselam, güneşte. Kendisi diyor fistanını çıkarıp bir gölgelik, ottan, dikenden bir şeyler yaptı. Sıcağın harareti kendinin yüreğini böyle diyor geçirdi; susuz. Çocuğu oraya yatırdı. Şimdiki o Beytullah’ın işte doğu tarafında Safa ile Merve denilen iki tepe var. Safa'ya çıkıyor her taraflara su bakıyor, bir şey yok. Ordan iniyor öteki Merve tepesine koşuyor, acele yapıyor koş koş o koştuğu yerleri yeşil boyamışlar şimdi orada. O tepeye çıkıyor orda da yok.

Sıkışıyor diyor ki, çocuğa bir zarar gelmesin. Yine İsmail aleyhisselamın yanına geliyor ki belekten ayağı çıkmış, ökçesini devşindiği (topuğunu vurduğu) yerden bir su çıkmış. Hemen kumla etrafını biriktiriyor su biraz daha taşıyor. Biraz daha kumu dışardan biriktiriyor ki su taşmasın. Çünkü çok su arıyor.

Su yine taşınca Zem Zem dedi. Yani İbrani diliymiş o. Dur dur demek manası. Onda diyor Zem Zem; dur dur demeseydi diyor o su diyor nehir halında kıyamete kadar tükenmez akardı böyle diyor.

Şimdi burası böyle, Hacer validemiz orda kalıyor. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bir müddet şimdi o sudan içince hem susuzluğu gidiyor hem açlığı kanıyor.

Mısır tarafına diyor Şam tarafından bir kervan gidiyor, o da bir büyük kabile. Susamışlar onlarda, su aramaya böyle yolun kenarına çıktılar orda bir karaltı var. Kervanbaşı diyor geldi baktıki bir çocuk belekte, birde kadın oturuyor, ıssız. Birde su çıkmış, sudan içiyor, Allah’a şükrediyor soruyor kadına, kadın buna anlatınca geliyor kervana diyor ki; bizim gayemiz dünyada yiyip içmek değil mi? Burda diyor açıktan bir keramet var kadınla çocukta. Gelin buraya konalım burayı şeneldelim diyor. Evvela bu kadınla çocuğa bir bina teşkil edelim.

O kabile kervanın ismide aklımda yoktur onlar geliyorlar ilk Mekke’nin diyor Hacer validemizle İsmail aleyhisselama bir bina teşkil ettiler hurma ağaçlarından, ordan burdan getirdiler onlar kurdular diyor Mekke’nin temelini. Sonradan da o kervanbaşı kızını veriyor İsmail aleyhisselama. Hülasa şimdi burası böyle kalsın biz geri mevzumuza gelelim.

Şimdi burda Sariye validemizin yanından Hacer validemiz gitti. Kimse kalmadı, kendisi kaldı. Yaşı doksan oldu diyor, yüz on mu yüzyirmi mi İbrahim Halil Peygamber aleyhisselam yaşına geldi. Tabi bu arada birkaç sefer onları yoklamaya geldi gitti. Bu sefer Cenâb-ı Hak teala hazretleri Cebrail aleyhisselamı gönderdi. Git Sariye’ye, Halilime müjde eyle. Kendilere bir oğlan zürriyeti vereceğim Peygamber olacak.

Cebrail aleyhisselam geldi bu müjdeyi verince Sariye validemiz diyor ki;

وَاَنَا عَجُوزٌ

“ben diyor aciz ihtiyar bir kari oldum. İbrahimde diyor

وَهٰذَا بَعْل۪ى شَيْخًا

Yani, oda diyor çok ihtiyar bir şeyhktır. Nasıl bizden çocuk olacak.”[1]

Cebrail aleyhisselam diyor ki Rabbınız için kolay diyor. Doksan yaşından sonra Sariye validemizden İshak aleyhisselam dünyaya geliyor. O da peygamber oluyor. Yine aynı o Filistin’de.

Fakat İshak aleyhisselamın gözleri âmâ oldu. İshak aleyhisselamdanda Yakup aleyhisselamla İys, ikiz olaraktan doğdular. İshak aleyhisselam İbrahim Halil Peygamber aleyhisselamdan dünyaya geliyor. Yakup aleyhisselamla İys, iki kardeş ikiz olaraktan doğdular. İs, biraz cesatlı (iri) oldu; güçlü, kuvvetli, ava giderdi böyle pehlivan gibi. Yakup aleyhisselamda halim micaz biraz, beyaz benizli. Öteki çatık kaşlı, böyle döşleride kıllıymış, çok cesatlı (iri). Fakat İshak aleyhisselam İys'i, severmiş. Anasıda Yakup aleyhisselamı severmiş o micaz olduğu için.

Sonunda Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Cebrail aleyhisselamı gönderiyor ki, ya İshak, oğluyun birisine Peygamberlik vereceğim. Hangisine dua edersen onu peygamber yapacağım. Bunuda çocukların anaları duyuyor, çocukların haberi yok.

Şimdi İshak aleyhisselam çağırıyor İys'i, seviyorya diyor ki oğlum, git bana bir geyik avla getir, pişirde sana bir dua yapacağım, Peygamber olacaksın.

Bu vaziyette o av'a gidince İys, anası Yakup aleyhisselama diyor ki vaziyet böyle baban dua yapacak sen aşşağıya in bir semiz diyor koyun keste hemen çabucak getirde ondan evvel duayı sana yapsın.

Yakup aleyhisselam iniyor, bir semiz koyun kesip pişirip baba getirdim diyor. Döşünü filanda elini çalıyor ki, buralarada keçi kılı filan uydurmuşlarki, elini kaldırıp dua bittikten sonra İys geliyor dağdan geyik avlayıp. Diyor ki, baba getirdim aha istediğin geyiği.

Oğlum diyor ben sensin diye dua yaptım. Bunun imkânı kalmadı, yalınız diyor nasip onunmuş sen müteessir olma. Sanada hayırlı dua edeyim bütün dünya yüzünde ne kadar çok izzetli, şerefli, vakarlı yüksek zatlar senin zürriyetinden gelsin.

Yok, diyor ben bunu herhalde öldürürüm diyor İys. Kin içinde adavet şimdi buna büyüdüyor.

Yakup aleyhisselam şimdi görükemiyor buna. Daima anasıyla babasının kuytusunda gizleniyor. Onların yanında olup sair yerlerde ona ıssız yerde görükemiyor. Bu adavet buğuz büyüyünce İshak aleyhisselamda vefat edince o zaman anası diyor ki Yakup aleyhisselama, oğlum, bu sana herhalde iyi demeyecek. Başına bir musibet açma. Şam’da dayın var diyor, oraya git. Onun diyor malı çok, işi çok, kızı çok. Evinde çalış diyor kızının birinide al, bakalım Cenâb-ı Hak ne tebdil edecek diyor. Yoksa seni burda durdurmaz bu diyor.

Yakup aleyhisselam babasıda gidince korkusundan İys'in korkusundan gece çıkıyor evden. Gece çıkıp Şam tarafına ora çok uzak, gündüzleri yatıyor kimse görmesin diye geceleri gidiyor.

İnsanlarla karşılaşırsa nereye gidiyorsun diyorlar.

Diyor ki, kardaşımın korkusundan Allah’a gidiyorum Allah’a kaçıyorum.

O zaman lisanlarınca İsrail koydular. İsrail demekte; gece giden demektir. İsrail, ordan geliyor Yakup aleyhisselamdan.

Hülasa şimdi oraya Şam'a geliyor dayılarının yanında kalıyor. Dayısının iki tanede kızı varmış. Bir müddet kalınca koyunlarını yayıyor.

Dayısına diyor ki, dayı diyor vaziyet böyle böyle oldu, bende burda senin diyor malın çok, davarın çok, burada çobanlık yapayım kızın birini bana Allah’ın emriyle ver diyor. Anamda böyle söyledi.

Hangisini istiyorsun diyor. Kızın biri büyük biri küçük. Küçüğün ismi Rahileymiş Rahile.

Rahile’yi diyor küççüğü diyor istiyor.

Peki, yedi sene diyor bana diyor çobanlık yapacaksın, çalışacaksın. Yedi sene sonra diyor kızı sana veririm.

Yakup aleyhisselam yedi sene çobanlık yapıyor dayısının evinde, koyun yayıyor. Yedi sene bitince vaadin üzerine tertibatlarını yapıp nikâhlarını yapıp eve kızı gönderince bakıyor ki sabahleyn gönderdiği büyük kız.

Geri geliyor dayı diyor sen vaadettin bana küçük Rahile’yi gönderecektin.

Öyle amma diyor bizim burda usul büyük kız dururkan küçüğün gitmesi ayıptır diyor. Herhalde onuda diyor madem almak istiyorsan yedi sene diyor yine çobanlık yap, yedi sene sonra onuda vereyim.

Yedi sene daha çobanlık yapıyor orda oldu ondört sene, Rahile’yide alıyor.

Şimdi bunlar bu vaziyetteyken Yusuf aleyhisselam Rahile’den dünyaya geliyor küçük kızdan.

Yakup aleyhisselam bir müddet geçince ondört sene çobanlık edip yedi sene mi ne kadar kalıyor, ondan sonra geri kendi memleketine gelmeğe azmediyor.

Babası öldü, anam ne oldu acaba diye o memlekete gene geri vatanına gelince kendine ne kadar koyun sürüsü verdiyse dayısı hep ikiz doğurdu. Bilmiyorum kaçbin tane koyunla çobanlarla kendinin akrabası, bendeleri, evlatları yola düştüler.

Peygamberliği ilan oldu. İys'de daima av'a gidermiş. O gün için gene av'a çıkmışlar. Dağda gelirken onlar bakıyor ki ovanın yüzünde koyun, at, deve kalabalık bir ordu halında gelen var. Bunlarda onları görüyorlar. Birkaç atlıyla çıkarmış daim adamlarıyla.

Yakup aleyhisselamın aklına geliyor; bu çok av'a müptela, kardaşı ya. Herhalde gene bu İys olsa gerek. Yine diyor belki bunun içinden adavet kini gitmemiş olur. Bu diyor şayet gelir size burdan sorarsa bu kim nereye azmediyor ve bu mal kimin derse siz deyin ki; bu, İys'in kölesi varmış Yakup, yine geri kardaşına geliyor. Günahını istiğfar ettirmek için geri kardaşına geliyor deyin diyor. Kendisi saklanıyor kalabalığın içine.

Onlar gelip soruyor bunlar kimindir?

O diyor aynı söylediği gibi diyorlarki bu diyorlar İys'in bir kölesi varmış Yakup o da geri günahını istiğfar ettirmek için kardaşı İys'e gidiyoruz, bunlarda hep kendinin.

O zaman ağlıyor İys, diyor ki; haşa ki diyor Yakup İys'in kölesi olsun. İys, O’nun kölesidir diyor. Ben yaptığım bütün hatalarıma pişman oldum. O günden beri ateşim içimden çıkmıyor. O diyor peygamberdir, nasıl diyor İys'in kölesi olsun.

Artık bakıyor ki içinde bir şey kalmamış. Açığa çıkınca ikisi birbirine gelip kucaklaşıp orda sarılıyorlar her ikisinin adamları gelip o Filistin’de birleştikten sonra bir müddet geçip peygamberliğini tebliğ etmeye başlayınca Yakup aleyhisselam, İys, diyor ki; kardaşım, şimdi burda ikiciğimiz bir arada olmak münasip olmayacak. Sen peygambersin, sen peygamberliğine devam et benim burdan gitmem lazım gelir diyor.

Yakup aleyhisselam diyor ki; yok diyor, eğer gidilmesi lazım gelirse ben gideyim sen burda yerinde kal.

Yok, sen peygambersin.

İys, ordan göç ediyor. Kendinin adamları, ayalı evladı zürriyetleri bütün bendeleri taa Rum'a geliyor buraya. Büyük oğlunun ismi Rum’du bütün Rumeli ondan töredi diyor. İys'in evlatlarından. Bütün ne kadar padişah sülalesi geldiyse onlardan geldi; İys'in sülalesinden geldi, dua yaptı ya.

Şimdi Yakub aleyhisselamın on tane oğlu oldu bir anadan, büyük kızdandı, dayısının büyük kızından. Yusuf aleyhisselamla Bünyamin dayısının küçük kızı Rahil’eden olduydu.

Onlar yetim kaldı, öldü o kadın. Öteki teyzesinin yanında yetim kaldılar bunlar onun için Yusuf aleyhisselamı çok severdi. On kardaş birleştiler sözümüz buraya geldiydi.

Dediler ki; babamız bunu çok seviyor, biz bu kadar hep genç, kuvvetli pehlivanız bize itibar yapmıyor. Bunu ne yapalım ne yapalım derken öldürek bunun yüzünden kurtulak diyorlar. En büyük kardaşlarının ismi Yahude idi. Yahude.

O dedi ki; öldürmek münasip değil. Hem büyük günah yaparız, hem azaba layık oluruz. Allah bize gazap eder. Bunu dediler babamızın elinden bir oyunla götürek dışarı yabanda ya bir kervana kervancıya satarız, ya bir iş ederiz. Babamızıda gene geri birşeylerle bahane eder kurtuluruz. Geride sonra günahlarımıza tövbe ederiz. Allah bizi affeder babamızda bizi affeder.

Bunu münasip gördüler öldürmektense.

Babalarına geldiler, baba dediler Yusuf'u yanından ayırmıyorsun, hiçbir tarafa gitmiyor, gam kasefetin içinde, bir dışarı teferrüce çıkmıyor, bunu bize ver bizimle beraber koyunların, kuzuların yanına gitsin, biraz ferahlansın dediler.

Yok, dedi. Korkuyorum Yusuf'u size vermeye.

Niye korkuyosun dediler biz on tane genciz.

Dediki korkuyorum ki siz buna bir mekir hile düşünürsünüz. Bunu, bir hile düşünür kanlı gömleğini getirirsiniz öldü diye dedi.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Cebrail aleyhisselamı gönderdiğinde Yakub aleyhisselam dedi ki; niçin Cenâb-ı Hak Yusuf’u benden ayırdı?

Cebrail aleyhisselam dedi ki, sen kendi elinle ayırttın.

Niye?

Evlatların senden onu dedi oğulların yanında götürmeye gidecekleri gün sen dedin ki ağzından; korkuyorum bir hile yapar, kanlı gömleğini getirirsiniz öldü diye korkuyorum dedin dedi.

Ağızdan çıkan diyor söz fal gibi.

Dikkat edin hayırlı konuşun her hususta.

Sen dedinki biz adam olamıyoruz biz ıhvan olamadık diyenlere, böyle konuşmayın dedim dedin.

Burası doğru. İnsan diyor zannını iyiye tutmalı. Kötü zanda beklememeli. Ağızdan ne çıkarsa diyor isabet eder. Birincisi bak Yakub aleyhisselamın ağzından çıktığı gibi oldu.

Götürdüler oraya varınca, Yusuf aleyhisselamda rüya görmüştü. Bu kadar hasidliğin kıskançlığında birçoğu burdan uyandı. Fakat bu kitabı yazan musannifi diyor ki; size ricam bu ki, onlara adavet, buğuz etmeyin. Onlarda peygamber evladı, onlar geri düzeldiler.

Her şeyde bir hikmet var; Yusuf aleyhisselam peygamber olacak, O, iptila çekecek. Buğuz etmeyin öteki kardaşlarına diyor. Önünden böyle konuşuyor.

Yusuf aleyhisselam rü’ya gördüydü. Rü’yasını geldi babasına söyledi Yakub aleyhisselama. Onbir yıldız gördüm dedi. Ay, güneş onbir yıldız geldi bana secde etti baba dedi.

Yakub aleyhisselam dedi ki; oğlum, bu rü’yanı aman kimseye söyleme. Bu onbir kardaşın sana tabi olacak, sen peygamber olacaksın.

Bunu Yusuf aleyhisselam söylemediysede yine Yakup aleyhisselamın ağzızdan ağızdan ağızdan kardaşları duyduydu.

Onun için diyor sen ağzından böyle konuştun. Senin konuştuğun gibi oldu.

Siz bir laf konuşurken ağzınızda o lafı güzel tertipleyin. İyi tarafını konuşun. Konuşulacak kötü olsa bile kötü konuşmayın ki kötü çıkmasın. İyi konuşun iyi çıksın. Zanda, bu lisanda fal gibidir diyor. Yakup aleyhisselamın böyle dediği gibi oldu.

Yusuf aleyhisselamıda kardaşları götürüp kendisini öldürmeyip yedi yaşındaydı kuyuya attıklarında. Yusuf aleyhisselamı gömleğini soydular kuyuya indirirken Yusuf aleyhisselam dedi ki, ben bu suyun içinde nasıl olacağım? Üzerimin elbisesini soymasanız dedi.

Önündende kesiyor ki, bunun kardaşlarına buğuz edip günahkâr olmayın. Herşeyde bir hikmet var, O peygamber olacak, bela çekecek sebeple.

Kardaşları dediler ki; onbir yıldızla ay, güneş sana secde ettiydi onlar seni kuyuda muhafaza etsin dediler.

Yusuf aleyhisselam baktı ki olmuyor; indirdiler kuyunun içine, kuyunun ortasında diyor bir yüksek taş vardı. Taşın üstünde dineldi (ayaküstü dikildi) mübarek.

Onlar gittiler kardaşları dağdan diyor bir canavar vurdular Yusuf aleyhisselamın üzerinden çıkan gömleği kana belediler, getirdiler babalarına; aha dediler baba biz sana ne kadarda böyle dedik amma kendisini kuzuların yanında bıraktıydık biz uzak yere suya gittiydik geldikki kendini kurt parçalamış.

Onun için diyor sen böyle dedin öyle oldu; onlar sana kanlı gömleğini hile ettiler getirdiler.

Konuşurken çok dikkatli konuşun diyor.

Netice Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri başka bir kervan vasıtasıyla geçerken oraya geliyor bir tanesi su almak niyetiyle kovayı aşağı sallandırıyor bakıyor ki Yusuf aleyhisselam bir kova geldi, yapışıyor.

Yukarıdaki adam çekemiyor. Ne kadar şey yapıyorsa güç kâfi gelmiyor. Öteden bir arkadaş daha çağırıyor yoldaş ikisi birlikte yapışınca kendi aşağıdan yapışıyor alıp yukarıya çıkarıyorlar. Bakıyorlar ki öyle bir güzel şahıs ki genç, dünya yüzünde kendi gibi güzel yok. Bunlar soruyorlar, kendide olduğu gibi söylüyor.

Beraber götürüyorlar bunu Mısır’a, pazarda köle diye satıyorlar. Mısır Azizin hanımı Zeliha’ydı. Çocuğu hiç yok. Dinde ar olmaz erkeklikte yokmuş Kralda. O satın alıyor Yusuf aleyhisselamı. Yusuf aleyhisselam yedi sene mi altı sene mi orda hizmetçilik yapıyor.

Zeliha ona çok musallat oluyor, döşeğine çağırıyor, bilmem ne yapıyor, çok carıslıktan sonra bir gizli oda vardı oraya mecbur ediyor kendini. Oda içeriden içeri, Yusuf aleyhisselamı götürüyor. Kapının dışında da vezirle Kral oturuyor. En netice içeriye varınca kapılarıda sürüyor (kilitliyor) böyle.

Diyor ki, şimdi nereye gidersin bakalım. Bu zamana kadar diyor şey yaptım bana muti olmadın. Bir ıssız odada da bir erkek bir kadın olunca diyor evliyada olsa peygamberde olsalar şeytan yol buluyor kaçması lazım. Birisi kaçması lazım ordan.

Tenha, anca kendi kadınıyla beraber olabilir, şeriat, kanun-i ilahi böyle. Orda şimdi tenha kalıpta Zaliha’da buna çok zor edince Yusuf aleyhisselamın meyli zor güç biraz döner gibi olup tam niyetini çevirince baktı ki diyor pencereden dövüldü böyle. Pencereyi döven baktı ki babası.

Babası Kenan’da, Yusuf diye ağlayı ağlayı gözleri âmâ olmuş. Burası maneviyete delildir yani.

Fakat babası kanaat gelmiyor Yusuf aleyhisselamın öldüğüne. Çünkü diyor bana melekü'l-mevt geldi sordum Yusuf’un ruhunu kabzettin mi etmedin mi?

Etmedim dedi.

Netice şimdi Yusuf aleyhisselam bu babasının cama vurduğunu görünce bir ateş, bir ağlamak kendi kendini böyle kömlekçek vaziyette kapıya vurup kapının sürgüsü açılıyor. Dışarı Zeliha arkasından koşuyor. En son kapıdan çıkarkan Zeliha arka etekten yapışıyor Yusuf aleyhisselama. O da gücünen dışarı fırlayınca eteğin parçası Zeliha’nın elinde kalıyor. Kendi parça kopmuş dışarı çıkıyorki Kralla Vezir oturuyorlar kapının ağzında.

Bu ne hal böyle?

Yusuf aleyhisselam söylüyor.

O da diyor ki benim namusuma zorla tecavüz etmek istedi.

O diyor ki yok.

Beşikte yatar bir sabi çocuk vardı diyor o lisana geldi. Çocuk diyor ki, gömleği kontrol yapın. Eğer gömlek diyor Yusuf’un önünden kopmuşusa Zeliha haklıdır, doğrudur diyor. Gömlek Yusuf’un arkasından kopmuşusa Zeliha yalandır, Yusuf doğrudur diyor.

Gömleğe bakıyorlar ki, gömlek arkadan kopmuş. Ne kadarda olsa diyorlar ki meşvere yapıp Vezirle şimdi biz bunu ne yapsak Yusuf doğru amma halk bizi kınar, rüsvay oluruz. Göz önünden bu Yusuf diyorlar zindana gitsin birkaç ay halk bunu unutuncaya kadar, ondan sonra geri çıkarırız.

Yusuf aleyhisselamı zindana atıyorlar haklı olduğu halde kalıyor Yusuf aleyhisselam. Yedi sene zindanda yatıyor. Yedi sene sonra yanında iki tane adam var onlarda mahpus zindanda. Birisi Kralın şaraptarı biride aşçısı.

Onlar rü’ya görüyorlar rü’yalarını Yusuf aleyhisselama tabir ettiriyorlar. Çok güzel rü’ya yoyarmış (tabir edermiş).

Birisi diyor ki ben üzüm sıktım şarap yaptım dağıttım. Biride diyorki ben başımda diyor böyle ekmek yaptım başımda ekmek götürürken diyor kuşlar havadan geldiler ekmeği aldılar gittiler.

Yusuf aleyhisselam ses vermiyor bunların rü’yasına. Çünkü kemal sahibi olanlar diyor rü’yayı yoyarken kötü bir rü’ya olursa sükût geçerler üstüne basmasınlar diye.

Bu ne kadar sükût geçti, araya başka laf karıştırdıysa bunlar zor ettiler. O zaman mecbur kaldı baktıki vazgeçmiyor. Dediki şaraptara, sen yine azizin yanına kıymetli şaraptarlık yapacaksın, şeref bulursun.

Sende dedi asılacaksın. Asarlar cesedini beyninide havadaki kuşlar gelip beynini yiyecekler dedi.

Dediler ki biz rü’ya görmedik seni tecrübe için yalandan söyledik. O dedi tasdike geçti isterseniz yalan olsun isterse olmasın. Ağzınızdan çıktıya o huzura geçti karara geçti aynı öyle oldu.

Yusuf aleyhisselamda zindana girmezden evvel Mısır halkının en büyük avam kadınları kınadılar Zeliha’yı. Bir kapısındaki köleye gönül indirmiş döşeğini açmış, çiğnetmiş… Yayıldı Mısır’ın içine.

Bu sefer Zeliha, o beş tane yüksek beylerin ayal takımlarını çağırttı kadınları eve. Yusuf aleyhisselamıda giydirdi kuşandırdı gizledi odaya. O hanımlar yemek kalkıpta meydana diyor turunç geldi her kadının eline bir turunç (portakal) birde diyor keskin bıçak verdi.

Şimdi kadınlara dediki diyor turunçlarınızı kesin dikkat edin, turunçlarınızı kesin. Ellerine bıçak alıp turunçları keserken Yusuf aleyhisselamı diyor çağırdı.

Yusuf aleyhisselam nasıl birden bire bunların yanına gelince böyle şavkı düşerdi. Yusuf aleyhisselamın bunlar cemalına bakınca diyor turuncuda herşeyide unuttular. Gözlerini ayırt edemediler ellerini doğradılar. Yusuf aleyhisselama diyor o beş kadında meyil etti.

Zeliha dedi ki ben bunu seviyorum. Bunu ben kendim teklif ediyorum döşeğime gelmedi. Fakat benim dedi teklifimi kabul etmezse ben bunu zindana attırırım dedi bu beş kadına.

Onlarda dediler ki ya Yusuf, böylenin teklifini niye kabul etmiyorsun. Neyi noksan bunun teklifini kabul et.

Yusuf aleyhisselam dedi ki; ya Rabbi, eğer sen bana hidayetin ulaşmazsa ben sana karşı en zalimlerden olurum. Bunların teklifini beni mecbur ediyorlar sıkıştım. Sen bana hidayet eyle.

Onlara dedi ki sizin bu teklifinizi kabul etmekten zindanda yatmak bana bundan daha yektir dedi.

Yusuf aleyhisselamda tekrar zindanda Cebrail aleyhisselam gelip sorunca beni diyor niçin zindana bıraktı Cenâb-ı Hak?

Sen kendi ifadenle bırakıldın dedi Cebrail aleyhisselam.

Niye?

Sizin bu teklifinizi kabul etmektense zindanda yatmak bana daha iyidir demedin mi?

Ağzınızdan çıkan kelama dikkat edin diyor. Hep bu burdan yayıldıydı.

Mevzumuzun başlangıç yeri; bu, Kur'an-ı Kerim’de bahsolunuyor. Dört yerde böyle ağızdan çıkan sözler dedikleri gibi oldu.

Bu husustada diyor siz bir kelam konuşurkan ağzınızdan onu çıkmadan gayet tertipleyip, düzenleyip öyle bırakın dışarıya.

Ne yönde bırakırsanız dediğiniz gibi olur.

Cenâb-ı Hakk’a karşı zannınızda kötü zan beklemeyin. İyi zan bekleyin, iyi umun, iyi konuşun, iyi olsun.

Rü’ya yoyarken bile diyor, rü’ya yoyduran adam her kimse ki olsa cahil adama rü’yanızı yoydurmayın. Kötüye yoyar onu yoyduğu gibi çıkar. Kamil adam olursa iyiye yoyar, onun yoyduğu gibi çıkar.

Yusuf aleyhisselam netice o yanından şaraptarla öteki ahçı çıkarken şaraptara diyor ki, bu kadar bir arada arkadaşlığımız var, sen nasıl olsa diyor bu azizin yanına gene geri aziz hürmetli olacaksın beni hatırlat diyor azizin yanına varınca.

Az müddet yatsın diye attılar zindana, dokuz sene unutululdu. Cenâb-ı Hak unutturdu.

Bu sefer şaraptara beni hatırlat dedi Yusuf aleyhisselam. Oraya varınca Cenâb-ı Hak gene unutturdu.

Tekrar çok zaman geçtikten sonra şaraptar durduğu o Mısır Aziz Sultanı rü’ya gördü. Rü’yasını ordaki müneccimlerin hepsini çağırdı, hiçbir tanesi rü’yasını yoyamadı. Netice aciz kaldılar dedilerki bu rüya bir asılsız gereksiz bir rü’ya itibar yoktur. Çör çöpe benzer dediler. Fakat kanaat gelmedi amma müteessir oldu.

Şaraptarın hatırına düştü dedi ki; ey azizim, ben zindandayken bir samimi zindan arkadaşım vardı hapis içinde çok nam kazanmıştı. Güzel rü’ya tabir ederdi ki şöyle adam böyle adam methetti.

Dedi ki, git öyleyse bu rü’ayı ona tabir ettir.

Şaraptar geldi dedi ki, ya Yusuf, hem seni unuttum özür dilerim hemde dedi bizim aziz böyle böyle rü’ya görmüş bunu yoyamadılar bunun tabiri için geldim.

Rü’yanın tabirini yoydu Yusuf aleyhisselam.

Mısır Sultanı diyor ki; benim rü’yamda nehirden yedi tane diyor semiz sığır çıktı. Arkasından yedi tane de diyor zayıf sığır çıktı. Arkadan çıkan zayıf yedi sığır evvelki yedi semiz sığırı yedi mahvetti. Tekrar diyor yedi tane diyor yeşil yaş buğday başağı çıktı. Arkasından yedi tanede diyor kuru buğday başağı çıktı. Kuru olan başak, yaşları imha etti giderdi.

Bunu hiç biri yoyamadı Yusuf aleyhisselam bunu yoydu.

Gene geri gelip Krala söyleyince o şaraptar, dedi ki Mısır sultanı; git, kendini alda gel dedi.

Şaraptar müjdeyle geldi, ya Yusuf, müjde sana dedi. Seni sultan istiyor artık çıkacaksın.

Yusuf aleyhisselam bildi ki Cenâb-ı Hak artık şimdi çıkmasına müsaade etti. Bu sebeple çıkacağını anladı. Hiç acele yapmadı diyor. Gel çık dedi diyor çıkmadı. Zindan kapısından bile deprenmedi, eskiki iskifini hiç bozmadı. Dedi ki diyor, ben zindandan çıkmam.

Niye? Kral gönderdi.

Diyor ki, sen git Kral'a de ki, ben bu zindana ne sebepten atıldım? İlk zindana atılma sebebim de Zeliha ile Mısır beylerinin beş kadın varlardı. Benim zindana niçin atıldığı mı Mısır’ın o ayal-kadınlarından Kral sorsun ondan sonra çıkayım dedi.

Çünkü birden böyle böyleye çıksa benim diyor ismim o defterde yazılı. Ne suçla atılmış, Zeliha’yla bir namus mesele töhmetine atıldığı yakışmaz diyor. Benim haklı olduğumu beş kadın diyor şahitlik yapsın, onlar duydular; Zeliha, ben bunu seviyorum dedi. Bana yakın olmuyor döşeğime dedi. Benim sözüme gelmezse zindana attırırım dediği, onlar şahit.

Onlar duysun haklı olduğumu diye hiç diyor çıkmadı. O beş kadından bunlar ifadesini, şahitliğini alıncaya kadar çıkmadı.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri diyor ki; Allah rahmet etsin kardaşım Yusuf’a diyor. Karındaşım Yusuf’a Allah diyor rahmet etsin. Ne kadar sabrı bol diyor. Ben olsam diyor Kralın adam gönderdiğinde kapıya giderdim diyor kendi gitmedi diyor. Yusuf aleyhisselam çok sabırlıymış.

Netice şimdi Yusuf aleyhisselam o sebeple gene geri çıkıyor. Gelince bu sefer bu rü’yanın tabiride yedi sene diyor bolluk olacak. Yedi sene sonrada kıtlık olacak.

Ne tedbir yapalım diyor.

Yedi sene bol ekin ektir. Gelen ekinleri diyor ambar yaptır. Ambarın başına beni koy buğdayların. Yedi sene ben idare ederim. Yedi sene sonra kıtlık zamanında bunları yeriz. Buğdayları diyor başağıyla sapıyla beraber koy.

Onda bir maksat var; herhalde buğday bozulmasın, bitlenmesin diye herhalde bir şey var ki başağıyla koy diyor.

Ondan sonra bu şekilde tertibatları kendi ne dediyse öyle yaptırdı. Bütün Mısır sultanının hazinedarının anahtarını kendine verdi. Para, zahra ambarlarının anahtarını kendine veriyor.

Yedi sene bolluk oldu, bunlar yığdılar buğdayları, ambarları sapıyla böyle. Dışarının haberi yok. Yedi sene bolluktan sonra yedi sene kıtlık var. Birinci sene diyor gökten bir damla rahmet inmedi. İkinci sene, üçüncü sene… Yedi sene öyle kıtlık oldu ki Mısır'ın haricinde hiç kimsede buğday kalmadı.

Ne kadar zenginler, lordlar, eşyalarını, mallarını, paralarını getirdiler Mısır hazinesine teslim ettiler, buğday aldılar.

Bütün dünyaya böyle yayıldı.

Yusuf aleyhisselam baktı ki buğday böyle halka yetmeyecek; Çünkü zenginler geliyor malını, eşyasını veriyor bir sürü buğday alıyor.

Bir kanun kurdu; her şahsa bir yükten fazla verilmiyor. Böyle böyle idare ederken geldik Filistin’e. Kendinin on kardaşları varya kuyuya atanlar babaları Yakup aleyhisselamda gözleri beyaz oldu ağlayaraktan öyle, O’da duruyor. Kendinin küçük karındaşı Bünyamin’de babasının yanına kendi Mısır’da.

Onlarda bunalınca duyuldu; Mısır’da dediler, Mısır sultanının bir hazinedarı varmış, bütün ambarlar anahtarı eline verilmiş, hem çok doğru, emin bir adammış, hem de kendisi Müslüman, İbrahim aleyhisselamın dini şeriati üzere yürüyormuş diye duyulunca Yakup aleyhisselam oğullarını çağırıyor; açlıktanda bunaldılar. Oğlum dedi, böyle böyle bir haber var. Siz gidin. Kendide dedi İbrahim aleyhisselam, ecdadınızın şeriatinde yürüyormuş. Onuda söyleyin belki size daha şefkat eder, buğdayı bol verir.

On kardaşı gönderdi. Mısır’a geldiler. Dedi ki hepiciğiniz bir kapıdan girmeyin. Söz göz isabet etmesin. On kardaşsınız, ayrı ayrı kapılardan girin Mısır’ın içine diyor Yakub aleyhisselam.

O şekilde geldiler, Yusuf aleyhisselam sarayına gelince Yusuf aleyhisselam bunları tanıdı. Fakat kendini bildirmedi bunlara.

Bunlara on yük buğday ölçtürdü. Buğday ölçen adamlara dedi ki bunların paralarını kendilere göstermeden geri yüklerinin içine koyun.

Fakat bunlara dedi ki, siz nerden geldiniz, nerelisiniz?

Dediler ki, biz Filistin’den geldik. Babamız peygamberdir fakat gözleri âmâdır.

Niye?

Bir oğlu vardı işte böyle böyle onu kurt yedi, onun firakıyla ağlamaktan gözleri kör oldu.

Dedi peki başka kardaşınız var mı?

Var dediler.

Bünyamin ölü mü, sağ mı onu sormak istiyor.

Şimdi dediler ondan sonra babamız Yusuf’un küçüğü vardı, onu onun yerine tuttu kimseye teslim etmez, onu sever bırakmaz.

Dedi ki, o küçük kardaşınızıda getirebilirseniz size dedi gelecekte yine buğday veririm hemde fazla veririm dedi.

Yusuf aleyhisselam paralarınıda kendilerine göstermeden çuvallarının içine geri gizlettirdi. Bunlar Filistin’e geldiler babalarına methettiler; çok merhametli adam, şefkatli, hepimizi sevdi.

Çuvalları açtılarki parada çuvalın içinde.

Tekrar dediler baba bize müsaade et. Fakat kardaşımızı istedi. Onu götürmezsek bize buğday vermeyecek. Ne kadarda cömert bir adammış ki dediler paramızı geri göndermiş.

Yakup aleyhisselam dedi ki; belki sizi denemek için olur siz peygamber evladıyız dediniz. Bakalım bunlar buna itikab edecek mi, etmeyecek mi? Deneme olur parasını geri götürün dedi. Fakat ben Bünyamin’i veremem size dedi. Belki buna gene bir şey yaparsınız.

Yok dediler. Biz on kişi sana yemin edek ki, bunu sana diri getiririz dediler Bünyamin’i.

Bünyamin’ide beraber aldılar Mısıra geldiler. Yusuf aleyhisselam baktı ki Bünyamin’de geldi. Bunlarda geldi. Bunları ayrı ayrı her birisine dedi ki adamlarına ayrı odalar dedi hazır edin. Bunlar uzak yerden geldiler, bunlar yüksek zattır, peygamber evladıdır. Hepsi bir arada sıkıntılı olmasın. İkişer ikişer dedi odaya gönderin çift çift. İkişer ikişer odalara taksim edince Bünyamin tek kaldı.

Bünyamin bu sefer hem korktu, hem ağlayası geldi. O zaman baktı ki korkuyor kardaşlarından ayrı kalınca, dediki korkma dedi.

Neden dedi sen müteessir oluyorsun, senin kardaşın yok mu dedi.

Yok.

Ne oldu?

Bir kardaşım vardı böyle böyle dedi kurt parçaladı.

O zaman dedi ki, sen korkma öyleyse dedi. Sende benimle kardaş ol. Biz seninle bir odada yiyelim dedi.

Bünyamin’i teselli etti, Bünyamin baktı daha korkunca o zaman kendisini bildirdi. O zaman sarıştılar birbirlerine öyle ağlaştılar. Babasından sordu.

Bünyamin dedi ki babamın ağlamaktan gözleri dedi ağardı.

Dedi ki sen müteessir olma. Ben bir tedbir yapacağım, seni burda alıkoyacağım.

Bunların yüklerini ölçtürünce altından bir tas vardı, altından tası Bünyamin’in çuvalının içine saklattırdı Yusuf aleyhisselam.

Yükler yüklenipte yola çıkınca bir şayia olduki altın tas kayboldu. Arayın bunları bakalım.

Araştırdılar, on kardaşın yükünde çıkmadı. Bünyamin’in yükünün içinden çıktı. O günün şeriatinde de bir adam birisinin evinden bir şey çalsa çalanıda tutsa o onun kölesi olur elinin altında, şeriatte (kanunda) böyle diyor.

Bünyamin’i aldı, vermem ben bunu dedi.

Dediler biz bunu babamızdan zorla aldık. Ne kadar yalvardılar ne kadar şey yaptılarsa yok, dedi.

Büyük kardaşları dediki Yahude denilen, ben kalayım bunun yerinde dedi.

Olmaz dedi, suçlunun yerine ben suçsuz bir adamı nasıl bırakabilirim? Olamaz.

Bu sefer baktılarki Yusuf aleyhisselam vermeyecek, güçle zorladılar. Bu Yakup aleyhisselamın büyük oğlu Yahude öyle bir güçlü kuvvetliydiki bir sefer haykırsa diyor duyan hepsi fevt olurmuş. Öyle bir öfke gazaba geldiği zaman diyor vücudundaki olan kıllar elbisenin içinde yırtar dışarı çıkardı.

O zaman o Yahude dedi ki diyor benim gazabım geldi bak mesul olmayım. Bir bağırırsam Mısır’da kimse kalmaz.

Yusuf aleyhisselam diyor baktı ki hakikatende gazabı geldi. Bu kıllarda elbiseyi yarmış dışarı çıkmış. Bildiki bağırsa helak olacak.

O zaman Yusuf aleyhisselamın bir oğlan çocuğu vardı Zeliha’dan. Kaç yaşlarında ufak daha, onu çağırdı, gel dedi. Onu farketti, dedi ki gitte şunun arkasını sığa dedi. Kendine bildirmeden, kuluncunu böyle sığa dedi.

Yusuf aleyhisselamın ufak sabi çocuğu gitti onun arkasından böyle kuluncunu sığayınca hafifledi, geçti. Ne kadar bağırayım dese sesi çıkmaz oldu tüyleri, imkânı yok.

O zaman Yahude dedi ki vallahi billahi ben Allah’a yemin ederim ki benim öfkemi hiç teskin edecek kimse yoktur. İlla bu sarayda Yakup evlatlarından bir evlat var. Yoksa hiç kimse imkânı yok benim gazabımı sindirmenin. Yemin ederim ki bu anda Yakub evlatlarından bir evlat var, çocuk var.

Netice Yusuf aleyhisselam, bu halde olunca bunlar tekrar harbe çıktılar dışarıya. Baktılar ki harb ile kimse bunlara baş gelemiyor. Yusuf aleyhisselam tek başına gitti, bunları ayrı ayrı tuttu, istediği şekilde bağladı. Ondan sonra bunları getirdi mahkemeye.

Dedi ki doğru söyleyin bakalım siz nasıl oldu? Babanız peygamber. Siz dedi bu Bünyamin’in kardaşını nasıl ettiniz?

Onlar baktılar, dediler ki sen Yusuf’musun yoksa?

Doğru konuşun dedi.

Doğru konuşunca o zaman dedi sizlerin hepiciğinizi affettim. Allah size rahmet etsin dedi. Ben hiç onun üstünde duracak değilim. Allah size rahmet etsin.

Ondan sonra bir müjdeci gönderdiler babaları Yakup aleyhisselama. Yakup aleyhisselama gönderirken dediki benim gömleğimi de götürün babama.

Yusuf aleyhisselamın diyor gömleği oradan çıkmadan kokusu geldi diyor Yakup aleyhisselama. O gömleği diyor gelipte böyle gözüne çalınca mübarek gözü açıldı.

Yakup aleyhisselam, ordaki olan bütün aşiretiyle kabilesiyle beraber çıktılar Mısır’a geldiler.

Yusuf aleyhisselam karşıladı babasını elini öpüp kucaklaştılar. Yakub aleyhisselama dediler ki kardaşları, bizi kardaşımız affetti baba. Sen Allah’a dua et, Allah’ta bizi affetsin, bir sefer uyduk.

Yakub aleyhisselam dedi ki, hele şimdi dua sırası değil, daha yeni buluştuk. Duanın bir sırası var dedi. Hele beni bana bırakın.

Yakub aleyhisselamda gece namazını çok kılarmış. Duanın ekserisini seher zamanı dua edermiş.

O zaman dua etti diyor onlarıda Cenâb-ı Hak affetti.

 


[1] Hud Suresi 11/72

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>