canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Resulullah'a İtaat - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

RESULULLAH’A İTAAT

 

İşte hırs ve tamaı bütün ümmetin iki dünyanın saadet ve refahına kavuşmaları ve Allah’ın sevgisine ve rızasına kavuşma-larıdır. İşte anı alemlere rahmet olup, böyle bir rahmet denizine gark olan insanlar üzerine şefkati, merhameti, esirgemesi bol olup, insanları ikaz ve irşad ve uyarıcı olduğunu Cenab-ı Hak haber ve-riyor ve ona itaat edip, uymayı da emir buyuruyor. Anı kendine ka-vuşmak için kapı kılmıştır. Peygamber Efendimize ve hadis-i şerif-lerine ve sünnetlerine kıymet vermeyip, siz, bize ayetten söyleyin, hadisi, sünneti bırakın; bize ayetlerden haber verin, diyenler türemişler. Bunlar bu konuda yukarıdaki ayetlerde yazılmıştı. Yine tekrarında fayda vardır, inşaallahu Teala.

  Al-i İmran suresi, 31. Ayet:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

Yani, ey Habibim, sen irşad, ikaz etmek istediğin kimselere de ki, eğer siz, Allahu Teala’ya muhabbet ve sevmek istiyorsanız bana uyun, ittiba edin ki, Allahu Teala’da size muhabbet edip sizi sevsin, buyuruyor. Eğer siz, Allah’a muhabbet iddianızda sadık-sanız, emrine itaat edin ki ve nehyinden sakınmanızla beraber ba-na da uyun, tabi olun ki, Allahu Teala’da sizi sevip, muhabbet etsin ve günahlarınızı mağfiret etsin.

İşte bunların cümlesinin esası ise, Allah’ın Resulüne ittiba ve onun sünnetini ihya etmek olduğunu Cenab-ı Hak bu ayette beyan buyurmuştur. Cenab-ı Hak Teala, kendine muhabbet etmeyi ancak çaresini Resulüne uyup, tabi olmakla hasıl olacağını beyandan sonra, kendine ve Resulüne itaat etmenin vacip olup, itaattan i’raz etmenin küfür olduğunu beyan buyurmuştur.

Al-i İmran suresi, 32. Ayet:

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

Yani, ey Habibim, sana ittiba etmeyenlere sen de ki, siz Allah’a ve Resulü’ne iman ve emirlerine itaat etmekle ve nehyle-rinden çok sakınıp, içtinap etmek suretiyle, itaat edin. Zira itaat etmeniz vaciptir. Eğer siz itaattan yüz döndürür iseniz, Allah’ın azabına müstahak olursunuz.

İşte Allah’ın cemii ahkamını kullarına tebliğ eden Resulullah’a ümmetin ona uyup, itaat etmesi vaciptir. Cenab-ı Hak, Resulüne itaat etmeyi, kendine itaat etmekte müsavi kılmıştır.

Beyzavi’nin ve Ebussuud Efendinin beyanlarına göre Resul-i Ekrem Efendimize itaat etmemek ve itaattan i’raz etmek küfr oldu-ğuna bu ayet dalalet eder.

Enbiya suresi, 107. Ayet:

وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

Yani, ey Habibim, Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. Alemleri irşad etmekle alemlere rahmet olmak için gön-derdik. İşte onun rahmetinden istifade etmek isteyenler, O‘nun a-lemlere rahmet olduğunu tasdikle, O’nun rahmetinden ve O’nun feyzinden de istifade etmişler ve istifade etmeyenler de O’nun şeriatını inkar ve sünnetini terk ettiklerinden, O’nun rahmetinden ve feyz ve irfanından mahrum olmuşlardır. O’nun sözlerine ve O’nun sünnetlerine ve O’nun her türlü haline ve ahlakına, edebine uyanlara ne saadetler, ne ikramlar, ne müjdeler vardır.

Hadis-i şerifinde:

يَا عَلِىُّ اَنَا وَاَنْتَ اَبـُو هٰذِهِ الْاُمَّةِ

Yani, “ya Ali, sen ve ben bu ümmete babayız”[1], buyu-ruyorlar. Öyle ise dikkat edelim, O’nun hiçbir sözü boşuna değildir, haşa boş değildir, hüccettir, senetlidir. Ya Ali, sen ve ben bu üm-mete babayız dediğini acaba anladın mı? Hazret-i Ali kerremallahu vechehu hakkında yine bir hadis-i şerifinde:

 اَنَا مَد۪ينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِىُّ بْنُ اَب۪ى طَالِبٍ بَابُها

Yani, “Ben ilmin şehriyim, İmam-ı Ali kerremallahu vechehu ilmin kapısıdır.”[2] İşte bu hadis-i şerife göre, cümle kapılar kapandığı zaman, yalnız Ali’nin kapısı açıktır, kapanmaz dediği budur.

يَا عَلِىُّ اَنَا وَاَنْتَ اَبـُو هٰذِهِ الْاُمَّةِ

Yani, “Ben ve sen bu ümmete babayız”[3], dedi. Bundan murat evlad-ı maneviyedir. Tarikat-ı Aliyye ile Hakk’a gidenler ma-nevi Ali’den Resulullah’a vasıl, O’ndan Allah’adır.

مَنْ فَارَقَ عَلِيًّا فَقَدْ فَارَقَن۪ى مَنْ فَارَقْن۪ى فَقَدْ فَارَقَ اللّٰهْ

Yani “Ali’yi fark eden Beni fark etti, Beni fark eden Allah’ı fark etti”[4], buyuruyor.

İşte gerideki ayetler yazılmış idi ki, Al-i İmran suresi, 31 ve 32. Ayetlere dikkatle bakınız, hadis-i şeriflere bakınız. Bunları söy-leyip, haber verenler, birisi alemleri halk edip, yaradan Rabbül-alemindir. Alemlerin Rabbi olan Allahu Teala ve Tekaddes Hazret-lerinin sözleridir, birisi de Cenab-ı Hakk’ın nurundan yaratılıp, a-lemlere rahmet için gönderilen sevgili Peygamberimiz Muham-medenil Mustafa sallallahu Teala aleyhi ve sellemin sözleridir. Öyle ise kardeşler, bacılar! Bunlar bizleri tekrar tekrar uyarıp haber verip bildiriyorlar. Nefsinize ve nefsinizin hevesine, arzularına uy-mayınız ve düşmanınız olan şeytana tabi olmayınız. Tez, çabuk ge-çici dünyaya ve dünyanın içindeki endişe hayallerine aldanmayın. Bunlar sizleri benden uzaklaştırmasın ve beni bunlar size unuttur-masın. Bunlara teslim olmayın. Bunların sözlerine katiyyen inanıp uymayınız. Bunların hep vaadleri yalandır. Bunların tuzaklarına düşmeyiniz. Ancak sizleri halk eden Rabbimizin emirlerine itaat edin ve O’nun Resulünün sözlerine itaat edin. Nehy, yasak kıldıkla-rından dikkatle sakınınız. Çünkü Allah’ın, Resulünün sözleri, vaad-leri haktır, sadıktır. Ayet: (Nisa suresi,122)

وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ

Allah’ın vaadi haktır.

Öyle ise kardeşler, ciddi, sımsıkı Allah’a ve O’nun Resulüne sarılıp onlara uyalım. Allah’ımıza sadık kul olalım. Rızasını bulup, rızasında kaim kalalım ve O’nun Resulüne ve O’nun şeriatına, sün-netine hakkı ile uyup, ona manen evlat olalım. Kardeşler, O’na manen evlat olmayı mı arzu eder, istersin, yoksa şeytana, nefse esir köle mi olmak istersiniz? Nefsin, şeytanın fesad ve heva arzularına uyup, tabi olanların iki dünyaları rezillik, rüsvaylıktır, horluktur, rezalet ve melametliktir. Allah’a ve Resulüne ve Resu-lünün halifelerine uyanların iki dünyanın servet, saadetine ve sonu bitmeyen nimetlere ve devletlere ve Cenab-ı Hakk’ın cennet ve sevgisine, dostluğuna, cemaline kavuşmaklıktır.

Düşünelim kardeşler, din yolunda sadık yoldaşlar. Yine hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki;

اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ وَاِنْ لَمْ يَعْمَلْ عَمَلَهُ

Yani, “İnsan kimleri sever, kimlerin sevgisini kalbinde taşır sever ise, o kimse onlardandır. Onların yaptığı amel kadar amel yapmasa da o kimse onlardandır,”[5] buyuruyor. Kişi sevdiği ile beraberdir. Nitekim Emirül mü’minin Hazret-i Ali kerremallahu vechehu hazretlerine hitaben gelir:

يَا عَلِىُّ اَنَا وَاَنْتَ اَبـُو هٰذِهِ الْاُمَّةِ

Yani, “Ya Ali, sen ve Ben bu ümmete babayız”[6], buyuruluyor. İşte Hazret-i Ali babalığa dahil olunca, Hazreti Fatıma radiyallahu anha dahi Ümmül mü’minindir. Bu hadis-i şerife göre, Hazret-i Fatıma validemiz de mü’minlere manevi anne olmaya da-hil olur. Öyle ise, onun maneviyatından yardımını umar, bizleri İmam-ı Ali kerremallahu vecheye ve ondan Resul-i Ekrem Efen-dimize manen kavuşmada Hazret-i Fatıma validemizin şefkat ve yardımını umar, bekleriz, inşaallah. Bizleri mahzun ve müteessir etmez, inşaallah, boş çevirmez. Çünkü O, mü’minlerin annesidir. Çok çok sevgilimiz Habibullah olan bütün alemlere rahmet olan Peygamber Efendimizin çok sevgilisidir. Mü’minlerin manevi anne-sidir.

İşte Peygamber Efendimize Hazret-i İmam-ı Ali kerremallahu vecheye ve Hazret-i Fatıma tüz Zehra validemize manevi evlat olmak isteyenler, her hususta itikadı, ameli, ibadeti, edebi, hayası ve takvası yönünde zahiri ve batını onlara uymak ve onlara sevgi ile muhabbet ile manen bunları Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretlerine manen dostluk, sevgi ve rızasına kavuşmak için bu zatları birer kapı ve nerdüban bilip, yüce Rabbimize kavuşmayı, bu kapılara baş vurup, bu kapıları bekleyeceğiz. Bu kapıları bulmak için de bu kapıların adamını bulmak lazımdır. Bu kapının adamları da sevgili Peygamber Efendimiz halifelerinden birini bulup, onun edebi, erkanı ile, onun verdiği perhizlere dikkatle onun verdiği evrad, ezkar derslerine dikkatle çalışıp, onun vasıtası ile de pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimizin vasıtası ile Allah’ın izni ile layık olunca, Allah’ın emri ile bu çalışan kimseyi Pir Abdülkadir Geylani Efendimizin vasıtası ile manen Resulullah’ın huzuruna götürülür, bizzat Peygamber Efendimiz huzura gelen mahvü fenaya dalan kimseyi kontrolden sonra evliya-i kümmelin mi kalacaktır veya mürşid-i kamilin midir, layığına göre tayin eder.

Bu konu geride yazılmıştı. Baba evlatlık idi, şimdi bakınız, nasıl Peygamber Efendimize manevi evlat nasıl olur, hadis-i şerifle ispat olunsun. İnşaallahu Teala. Hadis-i Şerifte:

كُلُّ حَسَبٍ وَنَسَبٍ يَنْقَطِعُ اِلاَّ حَسَب۪ى وَنَسَب۪ى

Yani, “Benim haseb neseb evladım bitmeyecek, arkası kesilmeyecektir.”[7] Yani, neseb evladı hakiki takvadır. Bir hadis-i şerifte:

كُلُّ تَقِىٍّ آلِ مُحَمَّدٍ

Yani, “Dünya yüzünde her neredeki ehl-i takva vardır, hepsi manen Benim evladımdır.”[8] O kimsenin manen bana kavuşması hasıl olur. Gerek ortada zahirden benimle bir akrabalığı isterse olsun, gerekse olmasın. Takva ehli olanların cümlesi manevi evladımdır, buyuruyor. Nitekim hadiste gelir:

سَلْمَانُ مِنَّا اَهْلِ الْـبَيْتِ

Yani Selman Farisi radiyallahu Teala anh, aslında Farisi iken, zahirini ve batınını temize çıkarıp, nefsini terbiye edip, kontrol altına alıp, terbiyesine hakim olunca, ehl-i beytten addolundu, manevi evlat oldu.[9]

İşte hem şeriat, hem de tarikatla ihlaslı çalışıp, sünnet-i Resulullah’a uyup, zahir ve batın, yani kavlinde, fiilinde ve kalbinde şüphelilerden sakınıp, doğru istikamette devam olup, çalışan takva sahibi olanların cümlesi Resulullah’a manevi evlat olduğuna layık oluyor, inşaallahu Teala.

Hayatta yaşayan din kardeşler, Peygamber Efendimiz buyu-ruyor ki, ey dünyada yaşayanlar, ebedi ahiret aleminde yaşayacak komşularınızı dünyada iken kendiniz seçip tayin ediniz, buyuruyor. Şimdi iradenizde serbestsiniz. Bakalım kimleri sevip, seçeceksiniz ve kimlere uyacaksınız. Allah’ın sevdiği dostlarını sevip, onlara uyup, onları mı seçeceksiniz, yoksa ibadetten, itikattan, haya, edepten kopmuş şeytanın maskarası, nefsin esiri, kölesi olan cahil ve gafillere mi uyup seçeceksiniz.

 


[1] Ramuzu’t-Tevhid, Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadir Geylani (Osmanlıca Baskı).

[2] Kenzu’l İrfan 1001 Hadis, s. 24/28.

[3] Ramuzu’t-Tevhid, Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadir Geylani (Osmanlıca Baskı).

[4] Taberani, el-mucemil Kebir, c. 12, s. 423/13559 (Musul).

[5] Sahihi Müslim, c.4, s. 2602, (Beyrut)

[6] Ramuzu’t-Tevhid, Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadir Geylani (Osmanlıca Baskı).

[7] Ramuzu’t-Tevhid, Süneni Beyhakil Kübra (Mekke), c. 7, s. 64/3172, Taberanî, el-Mucemi’l Kebir, c. 3, s. 44/2633, Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadiri Geylani.

[8] Süneni Beyhakil Kübra, c. 2, s. 152/2693 (Mekke).

[9] Rumuzu’t-Tevhid, Taberani, el-Hakim,Heysemi, c. 11, s. 251 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>