canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HACI MUSTAFA GÜNEŞ EFENDİ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİ 30 (BESMELE-İ ŞERİF) - (BAHRU'L-VEFA)

HACI MUSTAFA GÜNEŞ EFENDİ HAZRETLERİNİN SOHBETLERİ 30

30. Sohbet: BESMELE-İ ŞERİF

 

Hacı Mustafa Güneş Efendi Hazretlerinin Sohbeti:

(Osmaniye)

Bu günkü mevzumuz inşaallah Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri eman verir, müsaade ederse besmele-i şeriften yemek başında biraz bahsolunduydu, ordan başlayalım inşaallah.

Allahu Teâlâ hazretleri cemaatimize uygun, hayırlı, münasipli, ihlaslı konuşulmasını ve ihlaslı amelde bulunulmasını cümlemize nasip müyesser etsin.

Besmele-i şerif; Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

مَا اجْتَمِعَ قَوْمٌ ثُمَّ تَفَرَّقُوا عَنْ غَيْرِ ذِكْرِ اللّٰهِ وَصَلٰاةٍ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اِلَّا قَامُوا عَنْ اَنْتَنِ مِنْ ج۪يفَةٍ

“bir cemaat bir yere toplanıp otursalar benim üzerime salavat-ı şerife getirmeden dağılırlarsa onların maneviyatlarında cife kokar”[1] diyor.

Mümkün mertebe salavat-ı şerifeyi unutturmasın Cenâb-ı Hak.

İkinci yaptığımız dualarımızın evvelinde besmele-i şerif ve salavat-ı şerife şart olması lazım geliyor. Yapılan duaların içinde besmele olmazsa, salavat-ı şerifede bulunmazsa o dua müstecap olmaz diyor Peygamberimiz.

Yapılan dualar, besmele-i şerif ve salavat-ı şerife mümkün ise bilenlerde Esmaü'l-Hüsna var 99 Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin güzel isimlerinden. Bilenler, o duanın içinde o esmalardan da bir veya bir kaç tane bildiği kadar bulundurursa daha afdaldır diyor.

Çünkü Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bana güzel isimlerimle dua yapın diyor.

Bana güzel isimlerimle dua edin dediğine karşı bizim hiç olmazsa bildiklerimizden besmele-i şerif, salavat-ı şerif bunun dışında bilenler Esmaü'l-Hüsnalardan da içinde bulundursun. Bilmeyenler hiç olmazsa besmele-i şerif ile salavat-ı şerifeyi unutturmasın Cenâb-ı Hak.

Her işte besmele-i şerif olmazsa şeytan beraber karışır diyor. Besmele-i şerif olmazsa işin arkası kısır olur, akim olur, kesik olur, arkası üremez, türemez diyor.

Besmele-i şerif ile başlanan bir işin arkası kısır olmaz, üreyici olur, türeyici olur, bereketli olur diyor Peygamberimiz.

Bir kadın; ekseriyetle kadınların vazifesi ayrı, erkeklerin vazifesi ayrı; sabahleyin herkes yatağından kalkınca düşen vazifeleri ayrılıyor.

Erkek evden dışarı çıkıp her hangi bir yönden, maddiyat yönünde, helal kazanç isteyerekten, abdestini alıp, namazını kılıp, kapısını açıp dışarı çıkarken, euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. Ya Allah, bismillahirrahmanirrahim tevekkeltü alellah diye sağ eliyle kapıyı açar, sağ ayağını da dışarıya atarsa; Peygamberimiz diyor ki, kapının ağzında bir şeytan, bir melaike bekler. Bu şekilde euzu besmele ile sağ elle kapı açılır, sağ ayak dışarı atılır, sağdaki melaike o kimsenin eline bir bayrak verir diyor. O adamın gündüz işleri hayırlı ve güzel işlerle güzel insanlarla işleri rast gelir.

Eğer sabahleyin abdest yok, namaz yok, güneş doğana kadar yatmış. Her kim abdestsiz, namazsız güneş doğana kadar böyle keyfi olaraktan yatarsa o kimse parmağını kulağına soksun koklasın, şeytanın idrar kokusunu kulağında bulur diyor Peygamberimiz.

Çünkü şeytanın keyfi gelir artık.

Bununla beraber kapıyı açarkende euzu besmelesiz olaraktan solla açar, solla dışarı çıkarsa soldaki şeytan eline bir bayrak verir; bütün gününü akşama kadar sıkıntılı geçirir. Kötü işlerle, kötü insanlarla karşılaşır.

Akşam evine dönüp geleceği zamanda yine şeytan peşine düşer; bu adam bakalım eve nasıl girecek.

Dış kapısından içeri girerken euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim diyerekten sağ eli ile kapıyı iter, sağ ayağını içeriye atarsa şeytan diyor Peygamberimiz elini böyle silker diyor. Bu evde uğraşacak bize kimse kalmadı der, mel'un me’yus olaraktan gamla geri döner gider diyor.

Eğer dıştan kapıya gelirken euzu besmele çekmeden sol ayak ile içeri girerse şeytanda beraber girer diyor.

Evin içinde ayağı ile çoluk çocuğu ile karısı kocasıyla çevresiyle hiç meydanda bir sıkıntı yokken bütün sıkıntı, bütün meşakatli zehir zemberek çıkarır evin içinde diyor.

Mümkün mertebe buna karşı euzu besmele-i şerife dikkat olunması lazım. 

Erkekler sabahleyin kalkınca ya Rabbi, bize hayırlı rızk kapısını sen açıver diyerek sanaatkar mı, ameliye mi, her neyse yalan karıştırmayaraktan, kalbi Hakk'tan gafil olmayaraktan, huzur-u kalb ile Allah'ını unutmayaraktan çalışırsa, bu kimsenin dünya işlerine çalıştıkları da ibadetten sayılır diyor Peygamberimiz.

Abdestli, namazlı olarak helal yönden rızk kapılarını Cenâb-ı Hakk'tan isteyerek çalıştığı müddetle kalbi Hakk'tan gafil olmayaraktan, ölümünü unutmayaraktan, mümkün mertebe dilini kelime-i tevhidten kesmeyerektende çalışırsa bu kimsenin dünya işlerine çalıştıkları da ibadetten sayılır diyor.

Evdeki olan kadınlarımıza düşen vazifeler; kadınlar mademki kocaları dışarı soğukta, sıcakta bir rızk kapısı aramaya çıktılar. Kocalarımız gittiler diye kendileri namuslarını muhafaza ederekten, bu sefer namaza, abdeste bunlar daha sıkı sarılaraktan, evdeki çocuklarını gereksiz kelamlardan güzel kelam konuşmaya alıştıraraktan, euzu besmeleyi onlara öğreterekten din, iman, aşkını kalbine aşılamaya çalışaraktan; ana çok engel, ananın çok çocuklarla beraber kalması daha çok oluyor. Anaya daha çok vazife düşüyor çocuk hususunda.

Yemek hususlarına gelince bir kadın, eğer abdestli, namazlı olaraktan yemek suyunu, çay suyunu, euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim ile beraber başlangıçlarında başlar, yemek ve sair işlerinin arasında kalbi Hakk'tan gafil olmayaraktan, kalbi Allah'tan gafil olmayaraktan euzu besmele, salavat-ı şerife, la ilahe illallah zikri ile kazanını, çayını pişirirse bu kelimelerin aşkını, muhabbetinide kalbine düşürürse bu şekilde kalbi gafil olmayaraktan onun yaptığı yemek, çay, her ne olursa olsun hem bereketli, hem lezzetli, hem feyzli, hemde aşklı olur, hem de artar.

Kadında abdest yok, namaz yok, elini yüzünü yıkamak yok, euzu besmele yoktur. Onun kocası bi çare ne yapsın. Çuvallarla doldursa bereket olmaz ki, şeytan da beraber iştirak eder.

Şeytan nasıl iştirak eder?

Euzu besmele yok, abdest yok, namaz yok, tahret yok. Bir şeytanın geçecek yolağını basırmadın ki şeytan geçmesin. Açık, şeytan için kaçtane kapı varsa açık, niçin girmesin?

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri o kadar Allahu Teâlâ hazretlerinin Habibi olmuşken; bütün insanlarda şeytan mevcut taksimat yapılmış içte ve dışta. Yalnız Peygamberimize sordular ki seninde şeytanın var mı ya Rasulallah? Bizim her şahıs üzerinde musallat olan şeytan var. Senin de böyle sana musallat olan şeytan var mı ya Resulallah dediler.

Evet dedi. Benimde şeytanım var. Fakat bana musallat olan şeytan Müslüman oldu dedi.

Yalnız Peygamber Efendimize musallat olan şeytan Müslüman olmuş. Onun haricindekiler hepsi gece gündüz insanoğlunun peşinde devamlı.

Allah’ımıza sığındık ümmet-i Muhammedi, cümlemizi muhafaza buyursun.

İşte Peygamberimizin cemaatinde sofra açıldı yemek sofrası. Yemek sofrası açılınca daha yemeğe başlamadan dışarıdan bir erkek koşaraktan kapıyı yitti, içeri girer girmez sofraya elini sundu hemen yemeğe. Euzu besmele falan yok.

Peygamberimiz derhal bileğine yapıştı yemek yedirmedi.

O vaziyette iken arkadan bir kadın koştu geldi. Arkadan nasıl kendini bir insan kovalarda onun gibi hızla geldi o sofraya elini çabucak sundu. Onunda bileğine yapıştı, yedirmedi. Euzu besmele yok. 

Dediler ya Rasulallah, bu nasıl bir acayip iş oldu? Bunlar böyle dışarıdan geldiler sen bileklerini tuttun.

Dedi, beni halk eden Rabbime yemin ederim ki bunların bileklerine yapıştığımda şeytanında bileği beraber elime geldi diyor.

Bunlar; besmele yok, besmele bilmiyorlar, konuşmuyorlar. Şeytan bu sofradan yemek istedi. Biz burada euzu besmele çekiyoruz yanaşamadı. Bunların kalbine girdi bunları havale etti. Bunların eli ile beraber gelip bunların yemesini vasıta etti kendilerine. Bileklerine yapıştığım zaman şeytanında bileği elime beraber geçti diyor.

Buna karşı ne yapmak lazım erkek ve kadınlar?

En kolay olan euzu besmeleyi unutmamak lazım.

Kalbimizi Allah'tan gafil olmayaraktan, her halimizi Allah beni göreduruyor, ben her ne kadar ya Rabbi seni göremiyorsam sen beni göreduruyorsun diye kalb Allah'tan gafil olmayaraktan, ibadet ve taatlerimizde, yemeklerimizde, çalışmalarımızda kalblerimizi Rabbim kendinden gafil etmesin. Dilimizi, kalbimizi zikrinden, fikrinden ayırmasın Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri.

Euzubillahimineşşeytanirracim: euzu; sığındım manasına, sığınmak, az çok biliyorsunuz ki bir adam daralır, bir silahlı, güçlü bir adamın önünden kaçar, bir sığınacak yer arar. Bir sığınacak adam buldumuydu sana sığındım der.

Euzunün manası sığınmak. Muhafaza olan bir yere sığınmak.

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim; sığındım ya Rabbi; Rahman, Rahim olan büyük Allah'ıma. O'nun huzurundan, dergâhından sürülmüş, tart olunmuş recm olunmuş mel'un şeytanın şerrinden, Âdem babamızdan beri Âdemevlatlarına düşmanlığını yapan mel'un şeytanın şerrinden sana sığındım ya Rabbi.

Euzubesmelenin manası budur kardaşım.

Bismillahirrahmanirrahim.

Bir kimse euzubillahimineşşeytanirracim hem diliyle hem huzur-u kalb ile derse bütün kötülük kapıları o kimsenin üzerine kapanır diyor Peygamberimiz.

Bismillahirrahmanirrahim, hem diliyle hem huzur-u kalb ile bunuda söylerse bütün rahmet-i ilahi, fuyuzat-i ilahi, aşk-ı ilahi, rahmet-i ilahi, iyilikler o kimsenin üzerine açılır diyor.

بِسْـــــمِ اللّٰهِ Bismillah ب Be harfi, س sin, م mim üç harften ibaret oluyor.

ب Be; Huve'l-Berrurrahim. O, ب be harfi Halık'tır, Beri’dir.

 Yani, ancak sığınacak bir metin kal'adir. Arştan taa yedi kat yerin altı tahte’s-seraya kadar bütün mahlûkatının muhafaza, berii’dir Cenâb-ı Hak.

س Sin; arş-ı aladan yedi kat yerin altına kadar bütün yaratılmış mahlukatın semiidir. Onların sedasını ve kalbinden geçen zamirlerini duyucu, işiticidir, semiidir.

م Mim; bütün arş-ı aladan yedi kat yerin altına kadar bütün halkolan mahlukatın hepsinin mükerremidir Cenâb-ı Hak. Mecididir, Mükerremidir.

Böyle besmele-i şerif. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bize bunun özetini, ihlasını nasip müyesser etsin.

Her kim besmele-i şerif ile devam ederse besmele-i şerifi diliyle devam ederse dünya nimetlerine gark olur zaman zaman. Kalbiyle besmele-i şerife devam ederse ahret nimetlerine nail olur diyor.

Hem diliyle hem kalbiyle hem besmele-i şerifin mane-i esrar ve sırlarını sırlarıyla beraber devam ederse Rabbisine kavuşur, mevlasına ulaşır o kimse diyor.

Peygamberimiz Sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem Hazretleri bir kimsenin amel defterinde halisen muhlisen sekizyüz besmele-i şerif bulunsa o kimsenin cennete girmesine ben kefilim diyor.

İşte çekmek isteyenler bizim dersimizin içinde, çekmek isteyenler serbest, sekizyüz besmele-i şerifimiz var götürmek isteyenler, çekebilirim diyenler çekerler.

Sekizyüz besmeleyi çekmek isteyenlerde sekizyüz besmele-i şerifin 133 adette salavat-ı şerife hakkı var. Bunu çekmek isteyenler çekenler 133 te Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed veyahutta Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed bundan 133 tane çekmesi lazım.

Besmele-i şerifenin faziletleri böyledir. Mümkün mertebe bunu unutmamamız lazım.

İkinci; dünkü başlamış olduğumuz mevzuların ön tarafı aklımıza geldi. Yine ordan başlayalım.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri münasip şekilde cemaatimize münasip, rızasına uygun olacak şekilde kendisi ilm-i hikmetinden, muhabbetinden ilim, irfanından ihsan buyursun Habibinin hürmetine. Dünkü başladığımız konu, baş tarafı hadis-i şerif ile başlamıştık.

Peygamberimiz Sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem Hazretleri buyuruyor ki:

يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا بَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا

يَسِّرُوا  “her işte kolaylık gösterin.

وَلَا تُعَسِّرُوا zorluğa çekmeyin.[2]   Her hususta.

Erkekler evin içinde ev reisi; kadınına, elinin altındaki evlatlarına gücünün yetmediğini konuşmamalı, gücünün yetmediği vazifeyi vermemeli, gücünün yetmediğini yüklememeli. Her işte kolaylık gösterin gücünün yettiğini.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ

Yani “hiçbir kuluma ben gücünün yetmediği bir yükü yüklemem.

اِلَّا وُسْعَهَاۜ

Gücünün yettiği bir yükü yüklerim.[3]

Bu hususlarda, her hususta daima zorluğa çekmemeli.

بَشِّرُوا وَلٰاتُنَفِّرُوا

Hadis-i şerifte siz Allah'ın devamlı olaraktan azabını, gazabını, cehennemini bahsediyorsunuz ama niçin Allah'ın rahmetinden, cennetinden, mükâfatlarından bahsetmiyorsunuz. Devamlı olaraktan bu yönden Allah'ın kullarını sıkıştırıpta nefrette ettirmeyin. Biraz da onlara müjdeci olun. Beşaret,

بَشِّرُوا

“Müjde verin.

وَلٰاتُنَفِّرُوا

Nefret ettirmeyin[4] diyor.

 

Allah Tevbekar Olanları Sever

Burada hem Allahu Teâlâ hazretlerine karşı çok korku lazım. Birde ne kadar günahkâr olsa bir kimse günahları affeden Rabbimiz var.

O, tövbekârları ve tahir olanları seviyorum diyor. Tövbekârları ve temiz olanları seveceğini bize haber veriyor, umutsuzluğa düşmemek lazım.

Peygamberimizin huzuruna geldiler kâfirlerden bir sınıf olarak dediler ki; ya Muhammed, senin bizi dinine davet ettiğin Rabb’ine haber ver. Biz zina yaptık dediler. Katil yaptık, Allah'tan başka putlara da tanrı diye taptık.

Sen dediler bizi dinine davet ettiğin Rabbine haber ver. Eğer bizi bunlar ile kabul olma imkânı varsa biz dinine döneceğiz. Biz zina yaptık cehalet devrinde, puta taptık, katil yaptık gayri yere. Eğer bunların affolunma, silinme imkânı yoksa biz ne yapalım dediler.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayet-i kerime ile Cebrail aleyhisselamı indirdi. Ayet-i kerimenin baş tarafından başlayalım inşaallah Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri izin verirse. Ayet-i kerimenin baş tarafı:

تَبَارَكَ الَّذ۪ى جَعَلَ ف۪ى السَّمَآءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُن۪يرًا  وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا

Burada Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri,

تَبَارَكَ الَّذ۪ى

“O Allahu Teâlâ hazretleri öyle bir tebarektir. Tebarekin manası mübarek demek, güzel manasına. O Allahu Teâlâ hazretleri öyle bir tebarek, öyle bir mübarek ki

تَبَارَكَ الَّذ۪ى جَعَلَ ف۪ى السَّمَآءِ بُرُوجًا

Bu yeryüzünün üstünde çatılan amutsuz, civatasız, semayı durduran mübarek Allah'tır. Siz, deli, mecnun değilseniz, akıl sahibiyseniz tefekkür edip bakmanız lazım değil mi? Bu sema yedi burç olaraktan böyle halk eden Halık, O mübarek değil mi?”[5]

Bir seneyi oniki ay'a ayırıp her ayda bir mevsim teşkile getiren O mübarek Allah değil mi?

Bir seneyi oniki ay'a ayırıp, her ayda bir mevsim getirip, her mevsimde bir meyvalar zuhura getiren tebarek, mübarek Allah değil mi?

Üzerinizde semayı böyle size kurup yeryüzünü sizin için döşeyip, sular, sebzeler, meyvalar, ormanlar, insanların menfaatleri için halk eden tebarek, mübarek Allah değil mi?

Semanın alt tabakasına, birinci tavan tabakasına, yıldızları ziynetleyip, ay'ı ziynetleyip, güneşi dördüncü semaya bunlarla nurlandırıp bu tavanı; yeryüzünü ışıtmak için bu teşkilatı kuran mübarek, tebarek Allah değil mi?

Bu kadar yeryüzünde sizin için nimetler halk edip, erkeklerini kadınlarına helal, kadınlarını erkeklerine helal, buna benzer nimetler, size sayısız vücut nimetleri veren O mübarek Allah değil mi?

Bu kadar nimetleri insanoğlu görüp yedikleri halde nankörlük yapıyorlar diyor.

Allah nankör olanlardan etmesin.

Siz bunları düşünüp akıl sahibi iseniz bu nimetleri düşünüp tefekkür edip, şükür etmeniz lazım.

تَبَارَكَ الَّذ۪ى جَعَلَ ف۪ى السَّمَآءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُن۪يرًا  وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا

İnsanoğlu için güneş, ay, biri birinden ziya alıp; ay güneşten ziya alıp herkes devrinde devam ediyor kurulduğu günden beri, tamire ihtiyaç yok, laçka yok, vazifelerinde tehir etme yok. İnsanoğlu için gece gündüz bunlar çalışmakta. Gündüzlerde güneşi sizin üzerinize getirip ziyalandırıp, nurlandırıp maişetlerinizde çalışmak için, yeryüzünde sizin menfaatiniz için bütün ekinler, meyveler, sebzeler yetişip kemale getiriyor güneş, hayat veriyor.

Düşünmeniz lazım, şükretmeniz lazım.

Gündüz maişetinize çalışıp akşama kadar yoruldunuz, istirahat lazım.

Güneş batıp arkadan gecenin karanlığını getirip geceyi sükûnetle sizin istirahatinizi temin eden, bu işi ayarlayan mübarek Rabbiniz değil mi? Buna şükretmeniz lazım değil mi?

Fakat şükreden kulların olduğunu haber veriyor. Kulların hepsi isyancı değil; itaat eden kullarının olduğunu haber veriyor ayet-i kerimenin arkasında.

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلٰى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

İşte halkettiğim kullarımın içinde, yeryüzünde o mübarek, tebarek, Allahu Teâlâ hazretlerine iman edip; imanla beraber Allah'a ihlaslı itaat edip, şükreden kulları haber veriyor. Yeryüzünde melaikelere Cenâb-ı Hak iftiharla konuşuyor melaikelere.

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلٰى الْاَرْضِ هَوْنًا

Böyle mübarek olan Rahman'ın yeryüzünde öyle kulları var ki diyor melaikelere.

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلٰى الْاَرْضِ هَوْنًا

Onlar yeryüzünde adlu adaletle, gönül enginliği ile gezerler dolaşırlar. Adlu adaletle.”[6]

وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

Fakat Rahman'ın sevgili, sultan kullarının aleyhinde münafıklar, kâfirler, cahiller, cesaretle kötü kötü gıybette, bühtanda bulunurlar. Bu benim sultan kullarım kendilerinin aleyhinde kötü kötü hitapta bulunan cahiller ile karşılaştıkları zaman intikam davası olmaz. Derler ki;

قَالُوا سَلَامًا

Aramızda yahu ne var aramızda; aramız sakin, selametlik.

قَالُوا سَلَامًا

Selamen derler. İşte yeryüzünde Rahman'ın sevgili kullarının alameti, birisi bu ki; kendilerine kemlik yapan, kötülük yapan, haklarında gıybet, iftira yapanlar; cahiller yapar. Bunlar ile buluştuğu zaman, bunlardan intikam hırsı olmaz; intikam hırsını atarak قَالُوا سَلَامًا aramızda selametlik var, bir şey yoktur derler.

Bu Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin bu kadar nimetlerini anlayıp şükreden, meth ve sena ettiği kulların ikinci alameti nedir?

İkinci alameti; O Rahman'ın bu kadar sayısız nimetlerine şükürde bulunan sevgili kulların ikinci alametleri;

وَالَّذ۪ينَ يَب۪يتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا

Onlar gecelerini istirahat diye geceler kendilerine verilmiş amma bu gece ihtirahatlerinin bir kısmını Rablerinin rızasını tahsil etmek için kalkarlar kıyamla, secdeyle zikirle geçirirler[7] diyor.

وَالَّذ۪ينَ يَب۪يتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا

O sevgili kullarımın ikinci alameti; akşamdan yatıpta sabaha kadar böyle uykuya harcetmezler zamanlarını. Kifayet miktarı uyku, biraz yattımıydı kalkar, herkes yatağında yatarken Rabbisinin rızasını tahsil etmek için kalkarlar, abdestle, namazla, zikirle, kıyamla geçirirler diyor. Feda ederler, nefislerine şeytanlarına cebir kullanırlar; istirahatlerinin bir kısmını bu yolda harcarlar diyor.

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًاۗ

Onların alametleri o ki; cehennemin azabından Allah'a sığınırlar. Cehennemin nasıl bir azap karargâhı, azap yeri olduğunu onlar bildiklerinden Allah'a sığınırlar.

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًاۗ اِنَّهَا سَآءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

Onlar cehennemin nasıl bir kötü karargâh, kötü bir azap yeri olduğunu bildiklerinden Rabbılarına sığınırlar.[8]

Onların daha dördüncü alameti nedir ya Rabbi?

وَالَّذ۪ينَ اِذَآ اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin sayısız nimetlerine şükürde, zikirde, fikirde, bulunan kullarının alametlerinin biride o ki;bunlar pinti, nakis, bakıl, cimri olmazlar; cömert olurlar. Allah yolunda her ne bir yer gelse esirgemezler; cömert olurlar. Fakat büsbütünde varlarını, yoklarını, sıyırıpta gayet çıplakda kalmazlar. Müsavi olurlar.”[9]

وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ

Bunlar Allah'tan başkasına Allah diye tapmazlar.

وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ

Bunlar bi gayri yere katil de yapmazlar

وَلَا يَزْنُونَۚ

Zina da yapmazlar.”[10]

Bu kadar mübarek, tebarek olan büyük Allah’ımızın sayısız madden, manen nimetlerini bilip şükür eden kullar, bu büyük üç kebair günahta da bulunmazlar.

Büyük kebair günah; birisi zina, birisi Allah'tan başkasına Allah diye tapmak, biride suçsuz bi gayri yere katil etmek. Büyük kebair günah.

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ

Her kim bu üç büyük günahı yaparsa; zina, katil gayri yere, birde Hakk'tan başkasına Allah diye taparsa bu günahların karşılık cezası olaraktan bunların cezası esame cehennemi; ebedi olarak esame cehenneminde kalıp günden güne her gün azap şiddetleri de kat be kat değişeceğini haber verdi Cenâb-ı Hak.

Şimdi mevzumuz; kâfirlerden geldilerdi sohbetin baş tarafında; ya Muhammed, sen bizi dinine davet ettiğin Rabbine haber ver. Biz zinada bulunduk cahillik devrinde, bi gayri yere katil yaptık, Allah'tan başkasına putlara da tanrı diye de taptık.

Eğer senin Rabbinin bunları affetme imkânı varsa biz iman edeceğiz. Bunların affolunma imkânı yoksa biz bunları yaptık dediler.

Ayet-i kerime nüzulü burada indi.

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

Bu büyük kebair günahı işleyenler, mademki bunlar iman edecekler; bunlar, Allah'a iman ederlerse, imanla beraber ihlaslı-amel-i salih de yaparlarsa, imanla beraber tövbe edip bir daha böyle günah yapmamaya tövbe ederler, iman ederler, tövbe ederler, imanla, tövbeyle beraber ihlaslı amelde de bulunurlarsa

يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ

Allahu Teâlâ hazretleri bunların bu ağır dağlar kadar yığılı olan günahlarını tebdil eder diyor.

Neye tebdil eder?

سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ

Bunların bu dağlar kadar şiddetli ağır günahlarını affı mağfiret ettikten sonra sevaba tebdil eder diyor. Dağlar kadar yığılı günahları sevaba tebdil eder diyor.

وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

Zira O Allah, kullarına Rahimdir; merhametlidir, şefkatlidir.[11]

Kul kendine yeter ki Rabbim diye boynunu içten dıştan cidden büksün, yalvarsın boynunu büksün.

Nasıl ki bir evlat babasına asi oluyor; babası kırılıyor, kızıyor, gazaba geliyor. Evlatta biraz akıl varsa geliyor bir müddet sonra özür diliyor. Büyüğünden özür diliyor.

Ben bir hata yaptım beni affet.

Affetme niyeti de yoksa onun boynunu büküp, nadimlik ile pişmanlık ile gelipte huzurunda boynunu bükünce şefkat var, merhamet var, acıyıveriyor vazgeçiyor davasından.

Bütün merhametlilerin daha en merhametlisi Rabbimizdir. Ondan şefkatli, ondan merhametli kimse bulunmaz kardaşım.

Siz eğer en merhametli, en şefkatli, en cömert, en sehavet bir kimse ararsanız benden sekhavet-benden cömert, benden merhametli, benden şefkatli kimse bulamazsınız.

Siz eğer bir zengin kimse ararsanız benden zengin kimse bulamazsınız.

Siz eğer bir kuvvetli dayanacak, güvenecek, inanacak, saklanacak, böyle bir sağlam, kuvvetli, güçlü kimse ararsanız benden kuvvetli, benden güçlü kimse de bulamazsınız.

Böyle haber veriyor kardaşım.

Buna karşı, bu kadar ayet-i kerimelere karşı dünkü mevzumuz yine buraya temas etmiştik, yine oraya gelelim inşaallah.

Bu ana kadar kadın ve erkek cahiliyet devrinde yaşadık; beşeriyet var, nefis var, şeytan var, günah yığınlarını yığdık. Bunun çaresi yok mu?

Her işin çaresi bir yivi (yöntemi) var. Çaresiz bir şey halk etmemiş Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri.

Ne zaman kul iman eder, imanla beraber tövbe istiğfar eder, amel-i salih eder, affı mağfirete uğrar.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

اَلتَّآئِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

“Her kim tövbe istiğfar ederse bir daha yapmamak sureti ile tövbe ederse o kimse affı mağfiret olur hiç günah yapmayan kimse gibi olur”[12] diyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayet-i kerimesi ile haber verdi. İkinci ayet-i kerimede: Nahl Suresi; 16/97

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ

“Her kim kadın ve erkekten iman ile beraber amel-i salihte bulunursa, amel-i salih, kısaca anlayacağımız şöyledir; Yapılan amel sırf büyük böyle bir Rabbımızın rızasını tahsil etmek maksadı ile çalışmak. Halka beğendirmek, halka iyi dedirtmek, şöyle böyle dedirmek gayesini atıp, iç kalbimizde niyetimize bakan Rabbimizin rızasını kazanmak niyeti ile çalışmaya ihlaslı derler kardaşım.

Sesini, savtını, soyunu, boyunu halka göstermek gayesi ile çalışan ibadetler, poyraz çalgını harmana benzer, riya ile yapılan ameller.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki;

صَدَاُ الْقُلُوبُ كَصَدَاِ الْحَد۪يدِ اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ جِلٰٓاءُ الْقُلُوبِ

İşte cehalet devrinden bu ana kadar biriktirmiş olduğunuz günah bantları yığıldı. Cehalet devrinden bu ana kadar biriktirmiş olduğunuz günah, azap bantları doldu yığıldı. Bundan sonra bir daha yapmamak niyeti ile istiğfar;

أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظ۪يمَ

Estağfirullahe'l-azıym, esteğfirullahe'l-azıym, esteğfirullahe'l-azıyme devam eder, boynunu büker, tenhalarda gözden yaşları indirirse aynen teybin silme, kırmızı düğmesine basıpta bandı silmesine benzer.

Günah bantları silinmeye başlar boynunu Rabbine büktümüydü, amel-i salihede başladımıydı.

Bu ana kadar biriktirmiş olduğun günah bantları silindi. Bundan sora acaba ya Rabbi, vücut teybimde ne kadar, kaç metre bantım kaldı belli değil, bilemiyorum sana malum ya Rabbi. Bundan sonra geri kalan kalb teybimdeki bantlarımı senin rızalı zikrinle, fikrinle, rızalı ibadetinle, aşkınla, şavkınla doldurmayı bana nasip et ya Rabbi.

Bu sefer abdestle namazla, ibadetle, euzubesmele ile salavat-ı şerifelerle başlar, bunun dışında da kelime-i tevhidi çoğaltırsa bantlar değişilmeye başlar bu defa.

Cehalet devrinde şaşmayan olmaz. Akıl nimeti, zekâ nimeti, onun karşılığında imanla hak, hakikati anladıktan sonra büyük sayısız nimetler veren Rabbimize karşı boynunu büküp ben ya Rabbi iman ettim, bu ana kadar yığmış olduğum günah bantlarıma tövbe ediyorum. Ya Rabbi, bunları sen Habibinin hakkı için siliver, diye iman ile beraber istiğfara da devam ederse kalbteki biriktirmiş olduğu cehalet devrinden bu ana kadar gönül teybindeki bantlar, günah bantları silinmeye başlar inşaallahu Teâlâ.

Bu sefer bundan sonra Azrail aleyhisselam karşılaştığı zaman, bizi dünya devri bitip ahret devrine yolcu olacağımız zamanlarda, dünya âleminden gözümüzü yumup ahrete gözümüz kapandığı zamanda, kefene sarılıp mezarın çukuruna indiğimiz zamanda. Mezarımızda İsrafil aeyhisselamın surundan sonra bütün insan, mahlûkatın hepsi mahşere toplanıp Mahkeme-i Kübra; bizzat Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretlerinin bütün kullarını mahkeme ettiği günde, bütün Enbiya, Evliyaların huzurunda o günde amel bantlarında neler bulunması lazım geliyor, bu ana kadar tövbe ettik silindi. Bundan sonra acaba gideceğimiz ahret memleketinde bizi idare edecek, bize harçlık olacak hangi harçlık lazım, bunu Cenâb-ı Hak bize haber veriyor kardaşım.

İşte bu saymış olduğumuz mühim yerlerde ancak bizi kurtaracak olan birinci; Allah'a iman. İkinci; o iman ile beraber halis niyet ile amel-i salih. Üçüncü; bununla beraber bu ana kadar kötü bantlar ile meşguloldun bundan sonra bantları değiştirmen lazım, teybin başka şekil ötmesi lazım.

Bu ana kadar evinde şarkılar, televizyonlar, oyunlar, şakırtılarla geçti. Bundan sonra abdestle namazla istiğfarla salavat-ı şerifelerle kelime-i tevhidlerle gönül teybinde bantların ötmeye başlarsa işte bu ayet-i kerimenin tecelliyeti sende zuhur eder.

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ

“Her kim iman ile beraber halis niyetle bu şekilde amel ve hayır işler ile meşgulolur; zikrullaha, fikrullaha, amel-i salihe devam ederse o kimse değişilir, ölmez bir hayata kavuşur. Güzel hayat-ı tayyibeye kavuşur.”[13]

Bu kimsenin bu sefer artık mahsulü değişir, meyvesi değişir. Bu adamın vücut şeceri bir ağaca benziyordu; bu ana kadar bu ağaçtan zakkum, zehir meyveler zuhur ediyordu. Bundan sonra bakarsın ki adamın gözü,  sözü, özü, her işi değişildi. Aşı değişilmeye başlar, aşı değiştiği zaman meyveside beraber değişmeye başlar.

 

Bu aşk bir güneşe benzer

Aşk olmayan gönüller taşa benzer

Taş olan gönüllerde ne biter

Ne kadar da mülayim konuşsa sözleri yine savaşa benzer.

 

Burada değişilmesi lazım geldi.

Cenâb-ı Hak cümlemizi değiştirsin.

İşte nasıl ki ağaçlar aşıdan değişildiği gibi insanlarda değişilecek kabiliyet var.

Bir fuhşiyat tarafına, zehir tarafına, birde tatlı tarafına aşılanması var.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerinin bu hadislerine karşı Allah cümlemizin gönül aşımızı, zahirimizi, batınımızı, amel-i salih, ihlaslı aşısına çalışanlardan etsin. Gönüllerdeki olan ömür bantlarımızı bundan sonra son nefesimizin bitimine kadar ihlaslı amel ile kelime-i tevhid ile dolduranlardan etsin Cenâb-ı Hak.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayet-i kerimesinde buyuruyor ki;

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Ey Allah'a inandım iman ettim diyen kimseler, madem Allah'ın varlığına iman edip inandınız ise Allah'tan sizin korkmanız lazım. Allah'a iman ile korktuktan sonra

وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

Kullarımın içinde fasıklardan ayrılıp sadıklar ile beraber olun ki onların aşısına yapışasınız, onların aşısı size sirayet etsin. Fasıklardan ayrılın sadıklar ile beraber olun”[14] diyor.

Peygamberimiz Sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem Hazretleri ne buyuruyor.

مَجَالِسُ الْعَلَمٰٓاءِ تَز۪يدُ الْعِلْمَ

“Siz fasıklardan ayrılır, ikrah eder, sadıkların cemaatine koşar sadıklar ile ülfet, muhabbet kurarsanız din babında ilminiz, bilginiz artar diyor.

مَجَالِسُ الْحُكَمٰٓاءِ يُحْيِى الْقَلْبَ

Bu âlim meclislerinin içinde hukema meclisinde meşayıkh sınıfında olan kimselerin cemaatine gider gelirseniz ölü kalbiniz dirilir”[15] diyor ölü kalbiniz.

Kalbler ölü olur mu diyeceğiz.

Üç şey kalbi öldürür diyor. Birincisi cehalet, ikincisi riya, üçüncüsü de zikrullahtan gafil olup zikrullahı terk etmek.

Bu üç şey kalbi öldürür diyor. Cehalet, riya, birde zikrullahı terk etmek kalbi öldürür.

Kalb ölünce dışındaki bunun kılık, kıyafetinin kıymet değeri yok Allah indinde. Kendi hemen dış kısmını süslesin, şeytan içini pisler.

Kendi zannediyor ki dışımı süsledim; şeytanın pislediğinden haberi yok. Birde ağzına sigarayı alır yanlayn çevirir. Birde kendine fors verir. Şeytanın maneviyatına, bataklık, mikrop, necis sürttüğünden haberi yoktur. Dış kısmını süslüyor içini pisliyor.

 Allah muhafaza etsin Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri.

İşte Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretlerinin hadis-i şerifinde:

 مِثْلُ الْجَل۪يسِ الصَّالِحِ وَالْجَل۪يسِ السُّوءِ كَمِثْلِ صَاحِبِ الْمِسْكِ وَك۪يرِ الْحَدَّادِ لٰا يَعْدَمُكَ مِنْ صَاحِبِ الْمِسْكِ إِمَّا تَشْتَر۪يهِ أَوْ تَجِدُ ر۪يحَهُ وَك۪يرُ الْحَدَّادِ يُحْرِقُ بَدَنَكَ أَوْ ثَوْبَكَ أَوْ تَجِدُ مِنْهُ ر۪يحًا خَب۪يثَةً

Yani Salih süleha olan sadıkların meclisi neye benzer? Salih süleha özü, sözü doğru olan sadıkların meclisi mis kokucu dükkânına benzer. Mis kokucu dükkânında çok oturan inen kalkan muhakkak ona siner diyor.

Fasıkların, mikropların, dışı süslü, içi püslü bunun cemaatide neye benzer? Buda demirci dükkânında oturana benzer. Demirci dükkânına oturan kimsenin, çıngılar gelir, tozlar gelir üzerine”[16] diyor.

Onların cemaatinde bulunduğun müddetçe sana günah toplamana yardım yaparlar onlar günah biriktirmeye yardım yaparlar. O gibi cemeatlerden ayrılıp, işin bittikten sonra kaçmak lazım.

Kaçın iki ayaklı bid'at canavarından dört ayaklı yırtıcı canavardan kaçtığınız gibi diyor. Zira sizi dört ayaklı canavar yakalarsa cesedinizi parçalar; imanınıza bir şey olmaz. İki ayaklı adam canavarı sizi yakalarsa kalbteki iman motorunuzu parçalar.

İman motoru gittikten sonra makinenin sen tekerine, karöserine, kaportasına hemen yağlı boyayı cilayı sür. Kaç kuruşun kaldı senin motor gittikten sonra. Yatak yaktı, motor gitti, öldü motor, kalb öldü. Allah o şekile getirmesin.

Madem âlim ulema meclislerinde bu kadar mükâfatlar var bir hadis-i şerif daha var inşaallah onu da söyleyelim.

Peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki yine bir hadis-i şerifinde:

وَحَضَرُ مَجْلِسِ ذِكْرٍ اَفْضَلُ مِنْ صَلَاةِ اَلْفِ رَكْعَةٍ وَحَضَرُ مَجْلِسِ عِلْمٍ اَفْضَلُ مِنْ شُهُودِ اَلْفِ جَنَازَةٍ

Böyle Allah rızası için baktın ki senin Allah'ını zikreden bir cemaat buldun; ne diyor bunlar? Dünya konuşmuyorlar, senin Rabbinin ismini zikrediyorlar, niye duruyorsun sen bundan, sende o zikrullah meclisine giriş diyor Peygamberimiz.

“Her kim böyle zikrullah meclisine girişir iştirak ederse bin rekât nafile namaz kılmaktan daha afdal hayırlıdır diyor. “Her kim dinini, diyanetini, Allah'ını daha iyi tanımak için, imanını daha iyi kuvvetlendirmek için sadıkların âlimlerin cemeatine iştirak eder en aşağı bir saat otursa yetmiş senelik nafile ibadetten hayırlıdır diyor. Bin tane cenaze namazının merasiminde bulunmaktan daha hayırlıdır”[17]  diyor. Bin tane hasta hatırını sormaktan daha hayırlıdır diyor.

Bundan önce yetmiş tane günah toplayıcı cemaate girmiş çıkmış; böyle zikrullah meclislerine iştirak etmek, sadıkların cemaatinde Allah rızası için iştirak edip oturması bir saat; ondan önce yetmiş tane günah toplayıcı cemaatlerinin hepisinin kefaretine sayılır diyor affa uğrar.[18]

Sahabeler dediler ya Rasulallah, zikrullah meclisine iştirak etmek, ilim meclisine iştirak etmek Kur'an okumaktan daha afdal mı ya Rasulallah?

İlim olmadan okunan Kur'an'ın insana faydası olur mu dedi.

İşte okumuş olanlarımızın tahsili var, ilmi var, şiddetli Kur'an var, kendisine bak ki riya da var, hased de var, iftihar da var, hırs demah ta var, kibir gurur da var.

Bunun hepsi bir kazanda kaynar mı?

Sen bahçene sebze ekiyorsunda yabani otu niçin çapalamıyorsun? Yabani ota, pamuğa niçin ilaç sıkmıyorsun? Boğmaz mı senin öteki muhsulünü?

Bu gibi ilimde; âlim, ulemalarda kibir, hased, riya, iftihar, hırs, demah olursa o kimsenin maneviyatında gelişme terakki olmaz. Dilinde şakırdama olur kendinde bir değişiklik hal olmaz. Sözüde tesirli olmaz.

إِذَا مَرَرْ تُمْ بِرِيَاضِ الْجَنَّةِ فَارْتَعُوا

Buyuruyor ki; “siz ne zaman cennet bahçelerinden bir bahçeye uğradığınız zaman meyvelerinden yemeden gitmeyiniz.

قَالَ مَا رِيَاضُ الْجَنَّةِ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

Nerde bulalım biz bu dünyada cennet bahçelerini ya Rasulallah dediler.

حَلَقَ الذِّكْرِ

İşte cennet bahçeleri halakayı zikir zikrullah halkası”[19]  buyurdu. Allah'ı zikreden bir halka bulduğunuz zaman sizde onun meyvesinden yemeden gitmeyiniz diye buyuruyor. Zikrullahı bu kadar tavsiye buyuruyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayet-i kerimesinde buyuruyor ki;

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًاۙ

“Ey Allah'a iman eden kimseler Allah'ı çok zikredin.

وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلًا

Sabah ve akşamda Allah'ı tesbih edin.”[20]

İkinci ayet-i kerimede:

فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ

“O Allaha zikredin dinelirken otururken yatarken Allah'a zikredin.[21]

Namaz için günde beş sefer vakit var; zikrullah için vakit muayen yoktur. Her an yatarken, otururken, hatta abdestsiz olsan bile Allaha zikretmeye müsaade var her yerde. Allah bizi halisen muhlisen zikrinden ayırmasın gardaşım.

İkinci ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri öyle buyuruyor;

Bakara Suresi 2/164,

اِعْلَمُوٓا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Bu ayeti kerimede Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri Bütün insanları zikrullaha davet buyuruyor.

Nasıl ki diyor yeryüzünde otlar, ürünler kuruyup böyle ölmüş olduğu halde otlar çürüyüp ölmüş olduğu halde; tekrar gökten rahmet yağmur sebebi ile yerde ölü olan otlar hayat bulup yeşillenip, çatallaşıp herkes cinsinde çiçekler açıp meyvelere sahip olduğu gibi; rahmet sebebi ile yağmura, rahmete benzeyen zikrullah sebebi ile kalbleri dünya fikri ile nefsani, şehvani, şeytani, havai arzu ile kalbi kasafet ile dolu olan ölü olan kalbler dünya kasafet sebebi ile ölmüş olan kalblerin ancak dirilmesi hayat bulması zikrullah ile hayat bulur.

Her kim zikrullaha devam ederse rahmet sebebi ile otların dirilip filizlenip, çatallaşıp, yeşillenip meyve topladığı gibi zikrullaha halisen muhlisen zikrullaha çalışan kimselerde kasafet sebebi ile ölü kalbleri dirilir zikrullahın meyvelerini de toplar o kimse diyor. Zikrullahın çeşitli meyvelerinide toplamaya başlar. İşte değişilir orada diyor.

O zaman değişiliyor işte.

Kasafet sebebi ile ölü kalblerin dirileceği zikrullaha çalışmak lazım zikrullaha.

Yazzık olsun birçok Kur'an okuyanlarımız, bu kadar Kur'an-ı kerimde zikrullah ayetleri var da namaz da zikir hepsi bunun içinde deyip te zikrullaha basmayanlara yazıklar olsun.

Namazı ayrı haber verir Cenâb-ı Hak, zikrullahı ayrı haber verir. Burada şurası ayet meydana çıkarır namazı, zikrullahı. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayet-i kerimede buyuruyor ki;

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ

Yemin ederim ki, قَدْ ‘kad' Allah'ın yemini. “Yemin ederim ki o kimse iflah oldu.

Neden iflah oldu?

Vücut makinesi arızalı, kalb motoru arızalı, hastalık var kalbte, ölü kalb. Bunlar iflah oldu.

Kim ya Rabbi iflah olan, Emmare hastalıklarından kurtulup sıhhat bulan kim ya Rabbi?

مَنْ تَزَكّٰىۙ

Nefsini tanıyıp nefis hayvanını yular başına geçirip zaptına kadir olanlar. Nefis hayvanını ibadetin altına sevk edip akıllandıran kimseler. Nefsini terbiye eden kimseler kurtuldu[22] diyor.

Nefis hayvanının yularını sıyırıp, nerede şehvani yeşilliklere koşan değil. Nerede şehvani, haram yeşilliklerinden gözünü yuman Allah korkusundan, Allah'a günde beş sefer senet borcu olan namazını ifa eden kimseler kurtuldu.

Nefis hayvanını haram yeşilliklerden yular vurup zaptı kadirine kadir olan kimseler kurtuldu.

Nefis hayvanını terbiye edip akıllandıran kimseler kurtuldu.

Biz diyeceğiz ya Rabbi, nefis hayvanı nasıl terbiye olur, neyle akıllanır, kalbimiz ne ile selamete çıkar ya Rabbi?

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ

İyi dinle bak, namazı, zikri nasıl ayırd ediyor.

Nefis ancak neyle terbiye olur, neyle akıllanır? Bizim kalbimizde neyle düzelir tasfiye olur bize haber veriyor.

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ

 “Rabbinin ismini çok zikretmekle birde namaz kılmakla”[23]

Bak zikri ayrı, namazı ayrı haber verdi. İkisini beraber yürüyenler ikisine beraber çalışanlar, nefsini akıllandırır, kalbini selamete çıkarır Allah'ın izniyle.

Cenâb-ı Hak cümlemize bunu nasip müyesser etsin. Euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi rabbilalemine vesselatu vesselamu ala Resulina Muhammedin ve ala alihi vesahbihi ecmain.

Ya Rabbi Habibin Muhammed Mustafa Sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hürmetine din-i İslam'a nusrat ver ya Rabbi. Ehl-i imana kuvvet ver ya Rabbi. Ümmet-i Muhammed'e selamet ver ya Rabbi. İslam ordularını galip ve muzaffer eyle ya Rabbi. Din düşmanlarımızı Kahhar isminle kahreyleyip helaki hezmeyle ya Rabbi.

Ya Rabbi dertlilerimize deva ver, hastalarımıza şifa ver, borçlularımızın borçlarını eda etmek nasip eyle. Bu cemaatimizi bunun haricinde olan bütün evlat ezvaclarımızı bütün İslam âlemini iki dünyada aziz eyle. Bütün İslam âlemini, vatanımızı her türlü iç dış muzularından muhafaza eyle.

Bu zalım nefsimizin, şeytanın ve yardımcılarının şerlerinden sonlarımıza kadar cümlemizi muhafaza eyle.

Cümlemize rızalı zikrini, fikrini, aşkını, rızalı iman itikadı bizlere ihsan eyle ya Rabbi. Habibiyin hakkı için bizleri affımağfiretinle affeyle. Son nefesimize kadar cümlemizi rızalı iman itikaddan, rızalı amel ve kemaldan, rızalı zikrinden, fikrinden ayırma.

Son nefeslerimizde cümlemizi ya Rabbi affımağfiretinle affeyleyip, kâmil imanımızla göçenlerden eyle ya Rabbi.

Sübhane Rabbike Rabbi'l-izzeti amma yasıfune ve selamun ale'l-Mürseliyn vel hamdü lillahi Rabbi'l-Âlemine bi hürmeti'l-Fatiha.

 


[1] İmamı Suyuti Cem’u’l-Cevamii, 7.s.422/18534.

[2] Sahih-i Buhari c.5.s.2269/5772 (Beyrut), Nesai, Sünenü'l-Kübra c.3.s.449/5890 (Beyrut), Ramuze'l-Ehadis c.2. s.510/6.

[3] Bakara Suresi 2/286

[4] Sahih-i Buhari c.5.s.2269/5772 (Beyrut), Nesai, Sünenü'l-Kübra c.3.s.449/5890 (Beyrut), Ramuze'l-Ehadis c.2. s.510/6.

[5] Furkan Suresi, 25/61

[6] Furkan Suresi, 25/63

[7] Furkan Suresi 25/64

[8] Furkan Suresi, 25/65

[9] Furkan Suresi, 25/67

[10] Furkan Suresi, 25/68

[11] Furkan Suresi, 25/70

[12] Kenzü’l-İrfan fi Ehadisin'-Nebiyyi'r-Rahman, 1001 Hadis, s. 103/653.

[13] Nahl Suresi, 16/97

[14] Tevbe Suresi 9/119

[15] Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.1.s.125 (Kahire). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.196/4550 (Beyrut). 

[16] Sahihi Buhari c.2.s.741/1995 (Beyrut). Sahihi Müslim c.4.s.2026/2628 (Beyrut). Süneni Beyhakiyyu-l-Kübra c.6. s.26/10909 (Mekke), Müsnedi Ebi Ya’la c.13. s.293/7307 (Dımışk). İmamı Celaleddin es-Suyuti Fethu’l-Kebir c.3.s. 120 hadis no. 11006

[17] İthafu’s-Sade c.1.s.244 (Beyrut)

[18] İthafu’s-Sade c.1.s.244 (Beyrut)

[19] Ramuze’l-Ehadis c.s.64/1. Tirmizi, Sünen c.5.s.532/3510 (Beyrut). İmamı Ahmed ibni Hanbel, Müsned c.3.s.150/12545 (Mısır). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.1.s.268/1044 (Beyrut).

[20] Ahzab suresi 33/41-42

[21] Nisa Suresi 4/103

[22]Ala Suresi 87/15

[23]Ala Suresi 87/15

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>