canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Resulullah'ın Şefkati - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

RESULULLAH’IN ŞEFKATİ

 

Yine Resulullah Efendimizin ümmeti üzerine şefkati, evvelki Musa Aleyhisselam’ın ümmetinin üzerine farz olan elli vakit namaz, hem gece ve gündüzde elli vakit idi. Daha başka ağır vazifeleri var idi. İşte bu gibi birçok ağır vazifeler, O’nun duası hürmetine, bu ümmetten indirilmiştir. Ol ki Musa aleyhisselam, kavmine elli vakit namaz farz olması ve necaset isabet eden elbisenin, isabet eden mahallinin kesilmesi ve nisyanen işledikleri hatalarının cezası olarak helal taamın bazısının haram olması ve dünyada ukubetlerinin acele olarak cezası, bir kısmının hınzır ve maymun sıfatlarına dönmüşlerdi. İşte Peygamber Efendimizin hürmetine, bu ümmet üzerinden, bu gibi ağır teklifleri kaldırmıştır.

Bakara suresi 284. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا فِيٓ اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُۜ

 

Göklerde ve yerde mevcut olan mahlukatın cümlesi Allah’ındır ve eğer nefsinizde olan düşüncelerinizi izhar eder veya saklarsanız, Allahu Teala onların hepsini bilir. Onların her biriyle sizi muhasebe eder. Zira hepsini bilir. Ayetin devamı:

 

فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَآءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

 

Allahu Teala dilediği kimseyi mağfiret eden ve istediğini muazzeb ve azab eder. Zira Allah (c.c.) her şeye kadirdir. Ezelen ve ebeden kudretinden hiçbir şey hariç olmaz.

Bu ayet itaat eden kimseler hakkında, lütf-u ilahiyi vaadin ve asiler hakkında, gazab-ı vaadin nihayetidir. Çünkü her şeyi ve bilhassa kullarının gizli ve aşikar amellerini bilip, her şeye kadir olunca, itaat edenlere nimetini, cennetini vereceğini ve asi olanlara azap edeceğini beyan etmiştir. Bu beyanına karşı herkesin Allah’ın gazabından korkması lazımdır. Çünkü Allah’ın nimeti ve ihsanına hiçbir kimse bedel olmaz ve azabına, gazabına da hiç kimse bedel olmaz ve karşı koyamaz.

Vacib Teala, bu ayetteki gizli ve aşikar her amel üzerine mu-hasebe edeceğini beyan etti. Kalbe gelen fenalığı kabul etmeyip, hem de o kalbe gelen fenalığı kalpten atar ve atmaya çalışır ise, mesul olmaz. Ama kalbine gelen fenalığı kabul edip kararlaştırarak, onun vücut bulmasına sa’y ve gayret ederse, bundan mesul olur. Cenab-ı Hak, kullarına kendisine iman eden ve Resullerine, Kitaplarına ve Meleklerine inanıp, iman etmeyi, dua etmeyi talim buyuruyor. Ayetin devamı:

 

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِۜ

 

Resul-i Muazzam, Rabbisinden kendisine inzal olunan Kur’an’a iman etti ve mü’minlerin küllisi Allah’a ve meleklerine ve kitaplarına ve bilumum resullerine iman ettiler.

 

لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ۠

 

Yani, biz Allah’ın resullerinden her birini o birinden fark ettirmeyiz ve cümlesine iman ederiz.

 

وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

 

Ve Resul-i kiramın bize getirmiş oldukları ahkamın cümlesini işittik ve itaat ettik. Ey bizim Rabbimiz, günahlarımızı mağfiret etmeni isteriz ve ancak ahirette senin huzurundur varılacak yer, dediler.

Tefsir-i Hazin’de beyan olunduğu vechile, ayetin sebeb-i nüzulü bundan evvelki ayette, gizli ve açık, yani gizli ve aşikar cümle yapılan amellerin cümlesi muhasebe olunacağı beyan olununca, ashab-ı Resulullah telaşa düşüp, huzur-u risalete gelerek dediler ki; Ya Resulullah, namaz, oruç ve sair ibadet kudretimiz tahtindedir. Bunları edaya çalışırız. Lakin kalbimize hutur eden şeyden muhasebe olununca, biz onun def’ine muktedir değiliz. İşimiz müşküldir, demeleri üzerine, Resulullah, sizden evvel ehl-i kitap:

 

سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا

 

Dediler. Siz de öyle demek mi istersiniz, belki:

 

سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا

 

Deyin, buyurdu. Ve ashab-ı kiram da bu emre imtisalen bunu okuyunca, bu ayetin nazil olduğu mervidir.

Cenab-ı Hak Teala, mü’minlerin mağfiret talep ettiklerini beyandan sonra kabulünü iş’ar etmek üzere:

 

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ

 

Buyuruyor. Allahu Teala, hiçbir nefse gücünün yetmediğini teklif etmez, Allah kudreti miktarı teklif eder. Zira kudretin yetmediğini teklif etmez.

 

لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ

 

Her nefsin kesbettiği hayratın sevabı, o nefsin menfaatinedir ve iktisap ettiği günah ve cinayet ve kabahatin azabı dahi o nefsin mazarratınadır. Şerri kesbetmek, nefsin arzusu ve lüzumundan ziyade şevk ve muhabbet ile olduğundan, ziyade manaya delalet eden iktisap kelimesi gelmiştir. Ama hayır, alelekser nefsin arzu-suyla olmadığına işaret için asıl manaya dalalet eden, kesabet kelimesi varit olmuştur.

 

رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ اِنْ نَسِينَآ اَوْ اَخْطَاْنَاۚ

 

Ey Rabbimiz, biz nisyan ve günah ve hata ederek ve kusur edersek, o kusurumuzla, Sen bizi muaheze etme. Bizi cezalandırma, demekle mü’minler tazarru ve niyazda bulunurlar. Vacib Teala, mü’minlerin ikinci dualarını beyan etmek üzere:

 

رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ

 

Ey bizim Rabbimiz, bizden evvel gelen geçen ümmetlerin üzerine ağır teklifler yüklettiğin gibi, bizim üzerimize de ağır yükler yükletme, demekle mü’minler tazarru ve niyazda bulunurlar. Fahr-i Razi’nin beyanı vechile, evvel geçenlerle murad Yahudilerdir.

Çünkü Yahudilere elli vakit namaz farz olması ve necaset isabet eden elbisenin, isabet eden mahallinin kesilmesi ve günah ve nisyan işledikleri hatalarının cezası olarak, helal taamın bazısının haram olması ve dünyada ukubetlerinin tacil olunması gibi ağır teklifler vaki olmuştu.

Bizim Peygamberimiz hürmetine, O’nun ümmetinden bu gibi ağır yükleri Cenab-ı Hak kaldırıp, hafifletmiştir. İşte Ümmet-i Muhammed üzerine bu gibi tekliflerin tahmil olunmamasıyla, duayı Cenab-ı Hakk’ın talimiyle ümmetin ekserisi, bu duaya devam ettiklerinden, Cenab-ı Hak, bu ümmete bu gibi ağır teklifleri tahmil etmemiştir. Ve bu duaya devamın lüzumuna şu ayet dalalet eder:

 

 

رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۚ

 

Ey Rabbimiz, bizim takatimiz olmayan şeyi bize tahmil etme, yükleme.

 

وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

 

Ya Rabbena, bizim kusurlarımızı affet ve bizim hatalarımızı sitirle ve bize lütuf ve merhamet et. Zira, Sen bizim Mevla’mız ve yardımcımızsın. Ya Rabbi, bize kavm-i kafirin üzerine nusret ver.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>